 <urlset xmlns="http://www.sitemaps.org/schemas/sitemap/0.9" xmlns:video="http://www.google.com/schemas/sitemap-video/1.1"><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Kimler-Boy-Uzatma-Adayi-Olabilir--85.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/kimler-boy-uzatma-adayi-olabilir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011081712103722812.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Kimler Boy Uzatma Adayı Olabilir?</video:title>
<video:description>Doğuştan itibaren kemik hastalığı olduğu bilinen yani ergenlikte 1.30un altında olacağı yani cücelik tabir edeceğimiz teşhisle tabir ettiğimiz tüm hastalar cerrahi boy uzatma işlemlerine aday hastalardır. Bunun haricinde büyüme hormonu eksikliği olan ve büyüme hormonu tedavisine cevap vermeyen veya ergenliğe gelmiş büyüme hormonunun artık etki etmeyeceği hastalar ya da büyüme hormonunun ergenlik çağına kadar kullanıldığı ama buna rağmen boyunun 1.40 ise 1.40ın altında veya 150 cm.nin altında kalan hastalar boy uzatma cerrahisi için iyi bir adaydır. Bu hastaların kemik yapıları öncelikle incelenir ve uygunsa üç değişik teknik şu anda kullandığımız en sık kullandığımız teknik birçok teknik var ama en sık onları kullanıyoruz. Bir tanesi standart ilizarov yöntemi 1970li yıllardan beri tarif edilen bilinen en eski teknik. 2.si çivi üzerinden uzatma yöntemi kemiklerin iliğine kemik boşluğuna çivi yerleştirerek uzatıyoruz. 3sü de motorlu çivilerle uzatmak. Bu üç yöntemle hastaya en uygun olanı hastaya izah edilerek uygulanır ve ortalama her seansta 8 ile 10 cm kadar bir boy uzatma elde edilebilir. Dolayısıyla 2 seansta yani birer gün arayla yapılan 2 seansta boy uzatma tedavisinde hem dizlerin üstünde yani uyluk kemiğinden hem de dizlerin altından yani kaval kemiğinden 8 ila 10 cm yani toplamda 20 cm.ye kadar 1020 cm.ye kadar bir boy ilavesi sağlanabilir.</video:description>
<video:view_count>1387</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Tup-Bebek-Tedavisinin-Riskleri-Nelerdir--93.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tup-bebek-tadavisinin-riskleri-nelerdir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011082314073423414.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Tüp Bebek Tedavisinin Riskleri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Tüp bebek tedavisinde özellikle kadınlarda yumurta sayısını artırmak için bir takım iğne şeklinde bir takım hormonlar kullanmaktayız. Bu hormonlar yaklaşık 33 yıldan beri kullanılmakta olan ilaçlar ve şu ana kadar saptanmış herhangi bir bilinen yan etkileri yok bu ilaçların. Uzun vadeli olarak yani 33 yılda 33 yıl önce kullanılan hastalarda bu gün çıkan herhangi bir kanser en çok korkulan olaydır en çok sorulan sorudur öyle bir şey saptanmamış. Kullanıldıkları süre içinde yani kısa süreli olarak ateş basmaları kilo artışı ödem gibi bir takım hassasiyet ya da iğne yerinde kızarıklık iğne yerinde kan oturması ekimoz dediğimiz olaylar ya da iğne yerinde kaşıntı hafif böyle ateş gibi bir takım etkiler görülebilir. Ama bunlar kısa süreli etkilerdir ve tedaviyle beraber zaten sona ererler. Hiçbir şekilde devamlılığı yoktur bu etkilerin. Bu ilaçları bu gün çok güvenle kullanıyoruz. Artı burada belirtmemiz gereken başka bir şey daha var günümüzde hep hasta dozlu tedavilerden bahsediliyor 15 yıl önce kullandığımız dozlar artık neredeyse tarih oldu. Yarı yarıya belki daha fazla azaldı. Niye burada artık hep tıbbın gittiği nokta o zaten tedavilerin bireyselleştirilmesi. Burada da hastaya göre doz seçiyoruz ve kullanabildiğimiz en az doz ilacı kullanıyoruz. Böylece verdiğimiz bu yan etkileri de kısa süreli yan etkileri de en aza indirmeye çalışıyoruz. Ama tekrar belirtmem gerekirse kullanılan tüp bebek ilaçlarının hasta üzerinde kalıcı hiçbir zararlı etkisi günümüzde saptanmamıştır.</video:description>
<video:view_count>708</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Goz-Tembelliginde-Tedavi-Kesin-Sonuc-Verir-mi--89.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/goz-tembelliginde-tedavi-kesin-sonuc-verirmi.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011081810475022910.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Göz Tembelliğinde Tedavi Kesin Sonuç Verir mi?</video:title>
<video:description>Göz tembelliği tedavisi ilk 7 yaş içinde sonuçları çok iyidir. Yani %100 olmasa bile %90larda sonuç verir. Kapamalarla erken yakalandığında ve çabuk müdahale edildiğinde eğer ailede sizinle birlikte aynı şekilde hareket ederse çocuğuna güzel gözlüğünü taktırırsa kapamalarını düzenli yaparsa ve çalışma programına uyarsa tedavinin başarı oranı çok yüksektir. Ama 7 yaşından sonra yaptığımız tedavilerde başarı oranımız yine yüksektir ama %100e ulaştıramayabiliriz. Artışımız %25-30larda kalabilir. Görme artışımız. Peki, tekrarlar mı? Acaba tedavi ettikten sonra biz. Bazen tedavi sonrası gerilemeler yaşanabilir ama eğer takiplerimiz uygun ve uygun aralıklarla uygun sıklıklardaysa zaten doktoru hemen bunu fark edip bir miktar daha tedavinin tekrarını tedavinin devamına karar verebilir. Çıktığı yere yani ulaştığı seviyeye mutlaka ki yeniden gelir.</video:description>
<video:view_count>1424</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Bir-Gozumun-Numarasinin-Yuksek-Olmasi-Goz-Tembelligi-Belirtisi-midir--90.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/bir-gozumun-numarasinin-yuksek-olmasi-goz-tembelligi-belirtisimi.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011081810501822910.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Bir Gözümün Numarasının Yüksek Olması Göz Tembelliği Belirtisi midir?</video:title>
<video:description>Göz tembelliğinin zaten en sık nedeni göz numaralarının farklı olması. Bazen çok nadir olarak her iki göz de tembellik olabilir. Bunlar çok yüksek numaralar da meydana gelir her iki göz de çok yüksek numaradır ve çocuk eğer uygun zaman da gözlük takmadıysa her iki gözünde de daha düşük görmeler olabilir. Ama daha çok bizim gördüğümüz bir gözünün diğerine göre daha yüksek olduğu durumlar. Ki bunlar oldukça sık görülür bir gözü 1 numaraysa diğeri 3 numaraysa arada 1,5 ve üzerinde bir fark var ise yüksek olan tarafta tembellik riski çok yüksektir. Yani tembellik olur. Bir de tabiî ki tek taraflı kaymalar şaşılıklar diğer ikincil neden göz tembelliğine neden olan. Eğer fark edilmezse uygun kapama yapılmazsa tek taraflı kayan göz devre dışı bırakılır. Beyin ondan gelecek imajı kabul etmez düz bakan gözden gelen imajı kabul eder. O zaman öbür göz de devre dışı kalmaya bağlı ağır tembellikler meydana gelir. Yine çok düşük açılı kaymalarda da kayma fark edilmeden yani fark edilmeyecek düzeyde düşük açılı kaymalarda da göz tembellikleri oluşabilir. Bir göz kapağı rahatsızlıkları bunları biraz daha az görüyoruz ama tek tarafı eğer görmesini engelleyecek derece de düşükse çocuğun ve ya bebeğin göz kapağında işte hemanjion dediğimiz bir takım damar oluşumları var ise ve ya kapak düşüklüğü var ise hiçbir şey problem olmadan görmesini engelliyorsa bu da o tarafta kullanılmamaya bağlı dediğimiz tür de göz tembelliğine neden olur. Bunun çok kısa süre de hemen düzeltilip tembellik oluşturmadan tedavi edilmesi gerekli. Bu çok önemlidir.</video:description>
<video:view_count>1064</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Norovizyon-Tedavisinin-Avantajlari-Nelerdir--91.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/norovizyon-tedavisinin-avantajlari-nelerdir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011081810534422910.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Nörovizyon Tedavisinin Avantajları Nelerdir?</video:title>
<video:description>Nörovizyon tedavisi 9 ile 55 yaş arasında ki tek taraflı göz tembelliği olanlarda ve ya çift taraflı göz tembelliği olanlarda kullanılabilen bir tedavi yöntemi. Avantajı kişinin kendi evinde bunu uygulayabiliyor olması. Hastaneye gelmeden tedavi seanslarını kendi evinde bilgisayarında internetiyle birlikte uyguluyor olabilir. Ve herkese özel kendine özel dersler internetten indirerek kendisi evinde uygular ve biz ayda bir kişinin görme artışını ve kontrast duyarlılık artışını ölçerek tedaviye verdiği cevabı sisteme girerek sistemden ona yeni derslerin gelmesine ve onun gözüne uygun derslerin oluşturulmasına katkıda bulunuruz. Bu sistem %100 mü? %100 değil bu sistemde genel olarak %90a yakın hastada başarı sağlarız artış olur ama bu artışlar ortalama %25 ile 30 düzeyindedir. Bazı hastalarımızda %30un üzerinde de %50lerde 60larda artış kaydedebiliriz. Ama genel ortalama %25 30 düzeyindedir. Kişinin derslerini çok uygun konsantre olarak ve hiç aksatmadan haftanın 3 günü yapması gerekli. 4 ay gibi bir uzun süresi var bu nedenle çok küçük yaş grubunda sıkıcı olabilir. O nedenle 9 yaşın üzerinde ki çocuklarda uyguluyoruz ve onları ders programına kaydediyoruz.</video:description>
<video:view_count>2289</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Panik-Atak-Nasil-Tedavi-Edilir--257.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/isin-baral-kulaksizoglu/panik-atak/panik-atak-nasil-tedavi-edilir-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110711540427911.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Panik Atak Nasıl Tedavi Edilir?</video:title>
<video:description>Panik Atak hastalığının, ya da Panik bozukluğunun tedavisinde ilk basamak tedavi bilgilendirme ve eğitimdir. Çünkü kişi çok korkar, ben niye böyle bir şey yaşıyorum. Başıma niye böyle bir şey geldi, ne geliyor, bana ne oluyor? Bunun nasıl bir hastalık olduğunu, ne şartlarda geldiğini, kişiye neler yapıp neler yapamayacağı konusunda bilgilendirmeler yapılması bence çok önemli bir tedavi aşamasıdır. Çünkü kişiler bilince korkuları azalır. Korkuları azalınca da panik bozukluğuyla başa çıkma kapasiteleri artar. Mesela nefes teknikleri; atak sırasında hızlı hızlı nefes almak atağı tetikler. Halbuki burnumuzdan nefes alıp ağzımızdan yavaşça üflercesine uzun nefes verirsek veya bir kesekağıdının içine ağzımızı burnumuzu yerleştirerek üflercesine burnumuzdan nefes alıp ağzımızdan uzunca verirsek, bunun bir atak olduğunu geçeceğini kendimize telkin edersek çok da çabuk atak geçebilir. Ama bütün bu tekniklerle geçmiyorsa önümüzde iki yol var. Birincisi terapi özellikle koglitif davranışçı terapi dediğimiz kaygı bozukluklarında çok işe yarayan bir terapi yöntemi var. 8-10 seanslık yapılandırılmış, başı ve sonu belli olan tedavi şekli bu. Uygun bir şekilde yapıldığında panik bozukluk tedavisinde en az ilaç kadar etkili ve sonuçları da gayet uzun süreli gayet iyi. Diğer seçenek de ilaç kullanmak. İlaçlar iki türlüdür. Bir atağın kendisi olur olmaz atağı hemen geçirmek üzere kullandığımız ilaçlar. Diğeri de bu hastalığın kendisini geçirmek üzere kullandığımız, altı ay ile bir yıl boyunca sürekli kullanılan ilaçlar. Yani şöyle düşünün bir Aspirin gibi birde antibiyotik gibi. Bir ateşiniz olduğunda aldığınız, bir de hastalığı tedavi etmek için aldığınız ilaçlar. Atak olduğunda aldığınız, atağı hemen geçirmek için aldığınız ilaçlar var, birde bu hastalığı geçirmek üzere uzun süreli aldığınız ilaçlar var.</video:description>
<video:view_count>763</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Tup-Bebek-Tedavisi-Ne-Kadar-Surer--95.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tup-bebek-tedavisi-ne-kadar-surer.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011082314365823414.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Tüp Bebek Tedavisi Ne Kadar Sürer?</video:title>
<video:description>Tüp bebek tedavisi çok uzun süren bir tedavi şekli değildir. Belki tüp bebek kararı alabilmek ya da tüp bebeğe kadar gelen o tetkik aşaması daha uzun sürebilir. Tüp bebek tedavisi yumurta sayısını artırmak ve daha kaliteli yumurta almak için uyguladığımız bir iğne tedavisini içeriri. Bazen buna hapta katılabilir. Genelde adetin 2. günü başlanır bu tedaviye ve yaklaşık 10 gün kadar sürer bu iğnelerin kullanımı. İğnelerin hepsi hasta dostu iğnelerdir aynen insülin iğneleri gibi son derece incedir ve hastanın kendi kendine uygulaması için planlanmıştır. Rahatlıkla öğretilebilir hastaya. Ve hasta kendisi yapar iğnelerini 10 günde yaklaşık yumurtalar istediğimiz büyüklüğe ulaşırlar. Bu ulaşmadan 2 gün sonra yumurta toplanır. Yumurta toplamadan 3 ile 5 gün sonrada transfer yapılır. Yani totalde baktığınızda en fazla 17 gün içinde tüp bebek tedavisi sonlanır. Yani tüp bebek tedavisin süresi bu kadardır. Eğer başarısızlık söz konusuysa yani embriyoyu içeri koyduktan 12 gün sonrada gebelik kanda gebelik hormonu bakılarak gebelik olup olmadığı anlaşılır. Eğer gebelik yoksa 1,5-2 ay ya da maksimum 3 ay ara vererek defalarca tüp bebeği denemek mümkün olabilir. Bazı spesifik hastalarda tüp bebek tedavisi biraz daha uzun sürebilir. Çünkü bu hastalarda mesela endometriozis dediğimiz hastalığı olan grupta tüp bebek tedavisine bir önceki adet siklusu sırasında başlamak gerekebilir. O zaman da tedavimiz biraz da 17 gün yerine 25 günlere kadar uzayabilir. Bu kadar uzun süre hastanın kendine iğne yapması gerekebilir.</video:description>
<video:view_count>735</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Tup-Bebek-Tedavisi-Goreceklere-Hangi-Testler-Yapilir--96.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tup-bebek-tedavisi-goreceklere-hangi-testler-yapilir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011082314413623414.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Tüp Bebek Tedavisi Göreceklere Hangi Testler Yapılır?</video:title>
<video:description>1 yıl içinde düzenli cinsel ilişkiye rağmen çocuk sahibi olmayan çiftlerin mutlaka yaşları ne olursa olsun doktora başvurmaları yararlıdır. Çünkü kısırlık süresi uzadıkça tedavide de şanslar azalmaktadır. Bunu biliyoruz ve özellikle kadın yaşının çok çok önemli olduğunu biliyoruz. Çift ilk geldiğinde çocuğum olmuyor diye gelen bir çiftte ilk yapılacak şey erkeğin muayenesidir. Erkeğin sperm değerlerinin kontrol edilmesi lazım. Yeterli sayıda yeterli hareket kapasitesine sahip ve yeterli yapısal özelliklere düzgün yapısal özelliklere sahip sperm olup olmadığına bakılır. Daha sonra eğer burası sağlamsa kadına dönülür ve kadında yumurtlama olup olmadığı saptanır. Bunu hem ultrasonografik yöntemlerle hem de kanda bakılacak bir takım hormonlarla saptamamız mümkündür. Artı rahim filmi çekip tüplerin yani kordon denen yapıların açık olup olmadığına ve işlev görüp görmediğine bakmak zorundayız. Çünkü eğer kordonlar çalışmıyorsa kordonlarda bir problem var ise yumurtayla sperm karşılaşamayacak ve gebelik oluşamayacaktır. Yine rahim filmiyle beraber rahim içinde bir takım yapısal anormallikler olup olmadığını da göreceğiz. Bundan sonraki aşamada bu tetkikler bazel aşı tetkiklerdir. Daha sonra tedaviye alınacak çiftlere bir takım kalıcı mikrobik hastalıklar açısından testler yapılır. Bunlar hepatit b, hepatit c, hib gibi AİDS testi gibi bir takım testler yapılır bunlarda çocuğa bulaşma olasılıklarını azaltma açısındandır.</video:description>
<video:view_count>668</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Tup-Bebek-Tedavisi-Hangi-Hastalara-Uygulanir--97.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tup-bebek-tedavisi-hangi-hastalara-uygulanir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011082314452023414.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Tüp Bebek Tedavisi Hangi Hastalara Uygulanır?</video:title>
<video:description>1 yıl düzenli cinsel ilişkiye rağmen çocuğu olmayan çiftlerin mutlaka bir kadın doğumcuya ya da üreme sağlığıyla ilgilenen bir merkeze başvurmaları sonucunda yapılan tetkiklerle bu çifte hangi tedavinin uygulanacağına karar verilir. Ne yazık ki kısırlık tedavisinde 2 çeşit tedavimiz var. Bir tanesi aşılama diğeri tüp bebek. Eğer kordonlarda kalıcı bir hasar varsa ya da erkek faktörü yani erkek spermlerinde sayıca yetersizlik hareket yetersizliği ya da morfolojik dediğimiz yapısal bozukluklar söz konusuysa bu hastalar direk tüp bebeğe alınır. Aşılama tedavisi bütün dünya da ki genel kavram 3 kez denenmesi ama 3 kez denenmeye rağmen hala gebelik oluşmadıysa bu hastaları da tüp bebeğe almakta yarar vardır diye düşünülür. Tüp bebek tedavisi tabiî ki aşılamaya göre çok daha zahmetle çok daha uzun süren bir tedavi şeklidir. Ama şu ana kadar 33 yıldan beri uygulanmaktadır ve şu ana kadar hiçbir kalıcı hasar bıraktığı saptanmamış bir tedavi şeklidir. Rahatlıkla çiftin mali gücü yettiği sürece defalarca uygulanabilir. Yumurta olduğu sürece kadında ve erkeğinde spermleri yeterli olduğu sürece defalarca uygulanabilir tedavi.</video:description>
<video:view_count>631</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Tup-Bebek-Tedavisi-Nasil-Yapilir--98.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tup-bebek-tedavisi-nasil-yapilir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011082314503323414.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Tüp Bebek Tedavisi Nasıl Yapılır?</video:title>
<video:description>Tüp bebek tedavisi kısır çiftlerin çocuğu olmayan çiftlerin tedavisinde kullanılan son noktadır. Kısırlık nedir? Son 1 yıl içinde düzenli cinsel ilişkiye rağmen gebe kalamayan hastalarda biz bir kısırlık problemi olduğunu düşünürüz. Bir takım tetkikler yaparız. Ama bu tetkiklerin sonunda ne yazık ki burada ilaç verip de eve git tamam bu ilacı kullan düzeleceksin ve çocuğun olacak deme şansımız yok. Elimizde bu çifti çocuk sahibi yapabilmek için sadece 2 seçenek var bir tanesi aşılama diğeri de tüp bebek. Tüp bebeği nasıl uyguluyoruz? Tüp bebek yapmaya karar verdiğimiz çiftlerde gerekli kan tetkikleri ve bir takım mikrobiyolojik testler bittikten sonra özel ilaçlarla önce kadında ki yumurta sayısını artırmaya çalışıyoruz. Kadınlar normalde her ay bir tane yumurta üretirler ama tüp bebeğe girebilmemiz için biz elimizde hiç olmazsa 5 civarında ya da 5in biraz üzerinde yumurta olmasını isteriz. Önce bir takım ilaçlarla bu yumurta sayısını çoğaltmaya çalışıyoruz. Bu tedavi süresi de yaklaşık 10 gün sürer. Yumurtalarımız yeterli büyüklüğe ulaştığı zaman özel bir yöntemle genelde hafif bir sedasyon altında ya da hafif bir anestezi altında özel bir yöntemle ultrason eşliğinde yumurtaları dışarı alıyoruz. Bu arada da erkekten sperm alıyoruz. Daha sonra laboratuar ortamında olgun döllenmeye hazır yumurtalar seçiliyor ve morfolojik olarak yani yapısal olarak sağlıklı olduğunu düşündüğümüz spermler seçiliyor. Ve her bir yumurtanın içine bir sperm konuluyor. Bu yönteme mikroenjeksiyon diyoruz. Aslında bu son gelinen noktadır tüp bebekte. Bir başka yöntemde eğer sperm sayılarınız yeterli ise yeterince sağlıklı sperm varsa elimizde bir kabın içinde özel bir siyerinde yumurtanın etrafına belli sayıda sperm bırakılarak sağlıklı bir spermin yumurtayı kendiliğinden döllemesinide bekleyebilirsiniz. Her 2 yöntemde tüp bebekte kullanılan yöntemlerdir. Daha sonra bu yumurtanın içine sperm konan ya da spermle döllenen yumurtanın laboratuar ortamında bekletilerek ve kontrolleri yapılarak belli aralıklarla döllenmesi ve bölünmeye başlanması beklenir. Belli bir aşamaya geldiğinde ki bu yumurta toplandıktan sonra ki 3. ya da 5. gündür oluşan embriyo özel bir yöntemle ultrason eşliğinde genelde rahim içine yerleştirilir ve ondan sonra da gebeliğin oluşup oluşmaması beklenir.</video:description>
<video:view_count>631</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Menopoza-Girildigi-Nasil-Anlasilir--100.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/menopoza-girildigi-nasil-anlasilir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011082315241223415.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Menopoza Girildiği Nasıl Anlaşılır?</video:title>
<video:description>Bir kadının menopoza girip girmediğini anlamak için 2 yöntem var. Bir tanesi son 1 yıldır hiç kanamasının olmamış olması. İkincisi de hormonel değerlere bakmak. Hormon değerleri olarak kadının temel hormonlarından olan östrojenin belli bir düzeyin altına inmesine ve yumurtalıklardan özellikle östrojen uyarılmasını sağlamak üzere beyinde ki bir bezden salgılanan bir başka hormonunda belli değerlerin üzerine çıkmasını baz alıyoruz. Bunun dışında menopozun getirdiği bir takım şikâyetler olan ateş basmaları terlemeler uyku düzensizlikleri gibi adet düzensizlikleri gibi şikâyetlerle de klinik olarak menopozdan şüphelenebiliriz ama bu hiçbir zaman için kesin tanı koyduracak bulgular değildir. Menopoz öncesi dönem önemlidir bizim için çünkü menopoz bildiğimiz gibi son görülen adetin adıdır. Tek bir noktadır. Menopoz öncesi dönemde eğer bu tip şikâyetler görülürse adet düzensizlikleri var ise sık kanamalar seyrek kanamalar düzensiz kanamalar gibi o zaman bu şikâyetlerine yönelik ve hormonel değerlerine ve de kadının tüm biyokimyası değerlendirildikten sonra özgeçmişi değerlendirildikten sonra eğer risk faktörleri yok ise hormonları yerine koyma eksiği yerine koyma tedavisiyle bu menopoz dönemini rahat geçirmesi sağlanabilir.</video:description>
<video:view_count>1327</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Erken-Menopozun-Nedenleri-Nelerdir--101.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/erken-menopozun-nedenleri-nelerdir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011082315262523415.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Erken Menopozun Nedenleri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Erken menopoz dediğimiz zaman önce tanımın ne olduğunu bilmemiz gerekiyor. Erken menopoz 35 yaşından önce bir kadının adetten kesilmesidir. Hiç adet görmemesidir. Erken menopozda 3 tane temel nedenden ya da 3 tane temel olaydan bahsetmek mümkün. Bir tanesi otoimmün hastalıklar dediğimiz kadının kendi bağışıklık sistemi ile ilgili hastalıklardır. Bir diğeri ameliyatlardır cerrahi olarak eğer yumurtalıkları çıkartılırsa kadının kadın menopoza girer. Bir diğeri kanser olgularıdır. Kanser nedeniyle radyoterapi gören hastalarda ve kemoterapi gören hastalarda overlerde fonksiyon kaybı söz konusudur. Bu da erken menopoza yol açabilir. Bunun dışında ailevi faktörler söz konusu olabilir. Ya da nedenini bilemediğimiz bir şekilde 35 yaşın altında kadınlar menopoza girebilirler. 35 yaşın altında menopoza girdiklerinde kadınlarda tabiî ki doğurganlık kaybedilir. Çünkü yumurtalıklarda hiç yumurta kalmamıştır.</video:description>
<video:view_count>664</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Erken-Menopoz-Tedavi-Edilebilir-mi--102.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/erken-menopoz-tedavi-edilebilir-mi.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011082315280623415.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Erken Menopoz Tedavi Edilebilir mi?</video:title>
<video:description>Erken menopoz 35 yaşın altında kadının adetlerinin kesilmesidir. Eğer erken menopoz otoimmün hastalılar yani bağışıklık sistemini ilgilendiren hastalıklar nedeniyle olmuşsa o zaman kendiliğinden de geri dönebilir belki biraz hormonel destekle de geri dönebilir. Ama bunun dışında ki nedenlerle oluşan erken menopoz da tedavi diye bir şey söz konusu değildir. Bu hastaların sadece menopozun getireceği ileri düzeyde ki hastalıklar işte kemik erimesinde ki artışlar kalp hastalıklarında ki artışlar gibi artışlardan korumak adına hormon yerine koyma tedavileri yapılabilir. Ama menopozun geri gelmesi diye bir şey söz konusu değildir. Menopozun tedavisi diye bu hastalar belli bir yaşa kadar her ay adet görebilirler ama dışarıdan verilecek desteklerle adet göreceklerdir. Ayrıca yumurtalıklarında da yumurta kalmadığı için bunların kendi yumurtalarıyla çocuk sahibi olmaları da söz konusu değildir. Aslında erken menopoz tedavi edilebilir mi diye soruyla karşılaştığımızda aynı soruyla menopoz tedavi edilebilir mi diye de karşılaşıyoruz. Ama menopozu az önce de belirttiğim gibi menopozun tedavisi yoktur. Kadına her ay adet gördürtebilirsiniz dışarıdan hormon vererek rahim içi dokusunu kalınlaştırıp sonra hormonu çekip o dokunun dökülmesini sağlayarak her ay kanamasını sağlayabilirsiniz. Ama bu menopoz tedavisi değildir. Menopozda ki hormon eksikliğinin getireceği kemik erimesi kalp hastalıklarında ki artışlar ya da bir takım başka yaşam kalitesinin bozulması gibi faktörleri biraz düzeltebilirsiniz. Ama menopozun tedavisi her hangi bir ilaçla ya da herhangi bir yöntemle mümkün değildir.</video:description>
<video:view_count>776</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Menopozun-Kadinlarda-Baslica-Etkileri-Nelerdir--103.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/menopuzun-kadinlarda-baslica-etkileri-nelerdir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011082315303023415.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Menopozun Kadınlarda Başlıca Etkileri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Menopoz kadının yaşam evrelerinden bir tanesidir. Menopoz aslında çok baktığınızda olayın temeline kadının doğurganlığının sona ermesidir. Tek kadının vücudunda ki olay budur. Doğurmayacaktır kadın artık süt vermeyecektir. Burada kadının menopoz olayına nasıl baktığı ya da bu konuda aldığı ailesel ya da kültürel eğitim çok önemlidir. Eğer kadının yetiştiriliş tarzında sadece doğurganlığa programlanmış bir kadınsa menopoz döneminde ki o klinik şikâyetlere ateş basmalara terlemelere uykusuzluklara sinirlilik hali asabi halinde ki değişkenlikler kişilik durumundaki değişiklikler çok daha ağır seyredecektir. Bazı kadınlar menopozu normal yani ne olduğunu bildikleri için menopozu çok daha hafif ve rahat geçirirler. Menopozun aslında kadınlarda etkileri hormonel eksikliklere bağlı olarak uzun vade de yaklaşık 5 yılda 10 yılda çıkan işte kalp damar hastalıklarında ki artışlar kemik erimeleri gibi bir takım kötü etkileri de var tabiî ki. Ama yapılan çalışmalar çok uzun yıllar yapılan çalışmalar göstermiştir ki sadece hormonları yerine koyarak bu hastalıklardan koruyamıyoruz kadını. Kadının mutlaka çok temel bir üçlü var ona dikkat etmesi gerekiyor. Bu da kilo kontrolü düzgün beslenme ve düzenli spor bunlara dikkat eden kadınlar bütün bunlardan korunacaklardır.</video:description>
<video:view_count>672</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Menopozda-Hormon-Tedavisi-Ne-Amacla-Yapilir--104.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/menopozda-hormon-tedavisi-ne-amacla-yapilir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011082315382523415.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Menopozda Hormon Tedavisi Ne Amaçla Yapılır?</video:title>
<video:description>Menopozda hormon tedavisini yapma nedenimiz kadının vücudunda eksilen hormonları yerine koymadır. Bu bir eksiği yerine koyma doldurma tedavisidir. Yapma nedenimiz ilk başladığı yıllarda kadının yaşam kalitesini artırmak ve yaşlılıkla beraber gelecek bir takım hastalıklardan kadını korumak amacıylaydı. Daha sonra yapılan çalışmalar bunun çok böyle olmadığını gösterince hormon tedavisinin günümüzde kullanılma şekli sadece kadının yaşam kalitesini artırmak adına kaldı diyebiliriz kısaca. Menopozda tedavi hormon tedavisinin özelliği birebir doktorun hastasını çok iyi tanıması risk faktörlerini çok iyi belirlemesi ve yapıldığı zaman artıları eksileri yapılmadığı zaman artıları eksileri çok net olarak kadının önüne koymasıdır. Bu hekimle kadının beraber karar vereceği bir tedavi şeklidir. Burada kardiyovasküler yani kalp damar hastalıklarından korumak kadını ya da gelebilecek kemik erimesinden korumanın tek yolu hormon replasyon tedavisi değildir. Bunun başka kontrol şekilleri ya da bunlardan korunmanın başka yolarlıda vardır. O nedenle bütün tedavilerin artıları eksileri kadının sahip olduğu risk faktörleri çerçevesinde doktorla beraber değerlendirilerek birebir karar verilmesidir. Yani bu tedavi tamamen bireyselleştirilmelidir kişiye özgü olmalıdır.</video:description>
<video:view_count>637</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Menopoz-Kemik-Erimesine-Neden-Olur-mu--105.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/menopoz-kemik-erimesine-neden-olurmu.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011082315411923415.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Menopoz Kemik Erimesine Neden Olur mu?</video:title>
<video:description>Evet menopoz kemik erimesine neden oluyor. Ve yurtdışında yapılan çalışmalarda da menopozdan sonra özellikle 10. yıldan sonra yani menopoz son adet diye söylüyoruz o son adetten 10 yıl sonra kemik erimesinde artışlar görüldüğü özellikle kemik kırıklarında bacak üst kemiğinde ve omurgada kırıklar olduğunu biliyoruz. Menopozun böyle bir etkisi ve menopoz için eğer hormon replasman tedavisi kullanırsak bunlara da engel olduğumuzu bir miktar azalttığımızı biliyoruz. Ama bu gün kemik erimesinden korunmanın tek yolunda hormon replasman tedavisi olmadığını elimizde daha farklı ajanlar olduğunu da biliyoruz. Ayrıca menopoza girmek üzere olan hanımlar doktorlara sık olarak kalsiyum kullanmak konusunda geliyorlar. Artık menopoza giriyorum kalsiyum kullanmaya başlayayım mı diye geliyorlar. Tıbbın bildiği bir şey var kemik yoğunluğu 20li yaşlarda yapılıyor onun için gençken alınan kalsiyumun yapılan kemik elde edilen kemik kütlesinin önemi çok büyük. Bunu sağlamamız gerekiyor ve kemik kütlesini korumanın bir 2. yolu da düzenli hareket etmek. Özellikle ağırlık kaldırma ya da yürümek gibi kemiği baskı altında bırakan kemiği ezen hareketler çok önemli. Bunlar yapıldığı zaman menopozla gelecek kemik erimesine engel olmak ya da belli bir düzeyde tutmak her zaman için mümkündür.</video:description>
<video:view_count>540</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Menopoza-Giren-Kadin-Ne-Yapmalidir--106.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/menopoza-giren-kadinlar-ne-yapmalidir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011082315423423415.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Menopoza Giren Kadın Ne Yapmalıdır?</video:title>
<video:description>Menopoz hepimizin bildiği gibi son görülen adetin adıdır. Ve bizim bahsetmemiz gereken aslında menopozdan önceki dönem menopozdan sonraki dönem ya da hepsini birden kaplayan bizim tıbben perimenopoz dediğimiz dönemdir. Şimdi menopoza girerken kadınlarımız bize doktorlara geliyorlar aslında onların çok daha önceden doktora gelmeye başlamaları lazım. Eğer sağlıklı bir menopoz dönemi istiyorsak kadını belki de 35li yaşlardan itibaren hayatın bu yeni dönemine hazırlamamız lazım hatta belki çok daha önceki yaşlardan beslenme düzenini düzenli sporunu kilosunu her şeyi kontrol etmemiz lazım. Örneğin çok basit bir şey söyleyeyim burada menopoza şişman giren kadınlarda meme kanseri riski menopozda kilo alan kadınlardan daha azdır. Yani bir kadın zayıf gelip de menopoz döneminde kilo alıyorsa meme kanserine yakalanma riski hep şişman olan bir kadından menopoza da şişman giren bir kadından daha fazladır riski. O nedenle ve de menopozda hem hormonel değişiklikler nedeniyle vücutta hem de metabolizmanın azalmasıyla beraber birde erkeklik hormonunun vücut tarafından daha çok gibi algılanmasından erkek tipi şişmanlama görülür. Yani kadınların bir anda bel çevrelerinde karınlarında bir simit oluşmaya başlar ki buda kalp hastalıkları açısından ciddi bir risk artışıdır. Bütün bunlara engel olabilmek için kadını çok daha erken yaşlarda yakalayıp onu bu döneme hazırlamamız lazımdır ama hiç bir zaman geç değildir. Nezaman olursa olsun kadınların mutlaka hekim kontrolünde olmaları 40 yaşından sonra yıllık düzenli mamografilerini ve meme ultrasonlarını, rahim ağzı testlerini rutin yaptırmaları pelvik muayeneyi yani jinekolojik muayeneyi mutlaka yılda bir kez yaptırmaları çok önemlidir. Kadın doğumcular hiç bir zaman için bu organlarla ilgilenmemeli kadınları bir bütün olarak görüp gerekirse tiroidlerine bakmaları, şeker durumlarını değerlendirmeleri genel sağlığını da kontrol etmek zorundadır çünkü kadının ilk hekimi kadın doğumcudur.</video:description>
<video:view_count>817</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cok-ilerlemis-Katarakt-Ameliyatin-Basarisini-Etkiler-mi--112.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/cok-ilerlemis-katarakt-ameliyatin-basarisini-etkiler-mi-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201109815042125015.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çok ilerlemiş Katarakt Ameliyatın Başarısını Etkiler mi?</video:title>
<video:description>İleri seviyedeki katarakt ameliyatın başarısını etkiler tabii. Katarakt göz bebeğinin hemen arkasında bulunan doğal göz merceğinin saydamlığının bozulması durumudur. Mercek düz bir camdan buzlu bir cam haline gelmiştir. Bu buzlanma bir köpük gibi bir buzlanma olabilir. Onu almak çok kolay bir ameliyattır. Bazen ise bu buzlanma bir taş parçası bir kaya parçası gibi bir buzlanma şekline gelir. O zaman o kataraktı temizlemek gerçekten çok zor olabilir. Tabiî ki katarakt mümkün olduğu kadar zamanında ameliyat edilmelidir. Çok ilerlemiş katarakta her zaman için risk yaratırlar. Yeni cerrahi teknikler açısından, eski zamanlarda katarakt ilerleye bildiği kadar ilerlesin ve biz öyle ameliyat edelim diye düşünülürdü. Çünkü katarakt ameliyatında komplikasyonlar çok yüksekti gözün kaybedilme ihtimali çok fazlaydı. Bunu için hasta gözünden ümidini kessin öyle ameliyat yapalım diye beklenirdi. Şimdi ise ameliyatın sonuçları son derece yüz güldürücü, komplikasyonlar son derece düşük. Onun için zamanında erken çok rahat çıkartılabilir haldeyken ameliyatın yapılması çok daha avantajlı olacaktır.</video:description>
<video:view_count>1000</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Katarakt-Ameliyati-Icin-Narkoz-Almam-Gerekiyor-mu--111.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/katarakt-ameliyati-icin-narkoz-almam-gerekiyor-mu-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201109815013925015.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Katarakt Ameliyatı İçin Narkoz Almam Gerekiyor mu?</video:title>
<video:description>Ameliyatlarda mutlaka anestezi yapıyoruz. Bunu genellikle %9095 hastamızda damla anestezisiyle yapıyoruz. Bazen çok durumu özel hastalarda lokal anestezi yapabiliyoruz. Yani küçük bazı iğneler yapıyoruz. Ama buda çok nadiren başımıza geliyor. Tabiî ki çocuklarda, ameliyattan çok korkanlarda, durumu özel gösterenlerde genel anesteziyle de bu ameliyatı yapabiliyoruz. Genel anestezi ile olan ameliyatlar normal ameliyatlarımızdan biraz daha doktor açısından huzurlu ameliyatlar oluyor. Çünkü hastanın gözünü oynatması, hastanın tedirgin olması gibi risklerimiz yok. Ama hasta açısından ise damla anestezisiyle olmak lokal anestezi altında ameliyat olmak son derece daha konforlu. Hemen ameliyattan sonra yürüye yürüye ayaklanıp evine dönebiliyor hastalarımız.</video:description>
<video:view_count>856</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Katarakt-Ameliyatindan-Sonra-Hastayi-Neler-Bekliyor--114.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/katarakt-ameliyatindan-sonra-hastayi-neler-bekliyor-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201109815350025015.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Katarakt Ameliyatından Sonra Hastayı Neler Bekliyor?</video:title>
<video:description>Katarakt ameliyatından sonra hastamız genellikle bir gün gözü kapalıdır. Ertesi gün görmeye başlar. Ve ameliyatının göze verdiği travmayla ilgili olarak ilk günden itibaren pırıl pırıl ya da birkaç gün sonra daha güzel görmeye başlayacaktır. Ameliyattan sonra bir 34 haftalık ilaç damla tedavimiz var. Bu damlalar bazı hastalarda bazen damlatırken yanmalarda sebep oluyor. Hastalar diyorlar ki acaba bu damlayı damlatmasak olur mu? Diye. Ama bu damlaların hastamıza mutlaka koruyucu etkileri var. Mutlaka damlatmaları gerekiyor. Ameliyat olmuş hastaların uzun vadeli şikâyetleri ise takılan lenslerin çıkan numara durumuna bağlı şeyler. Bazı mercek çeşitlerinde bazı lens çeşitlerinde geceleri ışıklanmalar çok fazlalaşabiliyor. Katarakt ameliyatı olmuş kişiler bir şekilde göz ameliyatı geçirmiş oluyorlar. Ve bu ameliyat geçirmiş olmak bazı gözlerde göz kuruluklarına sebep olabiliyor. Katarakt ameliyatında sonra gözyaşı tedavisine başladığınız hastaların sayısı bir hayli fazladır. Genellikle hasta tabii kötü görürken, iyi görür bir hale geliyor. Genellikle katarakt ameliyatı olan hastalar eğer görme merkezlerinde özel bir sorunlar sarı nokta hastalıkları yoksa çok daha keyifli bir süreçte hayatlarını devam ettiriyorlar.</video:description>
<video:view_count>1881</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Goz-Tembelligi-Nedir--86.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/goz-tembelligi-nedir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011081810301822910.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Göz Tembelliği Nedir?</video:title>
<video:description>Göz tembelliği bir gözümüzün diğerine göre en az %20 az görmesidir. Genelde tek taraflı olur ama iki taraflıda tabiî ki olabilir. Nedeni ne? İyi hiç birimiz görerek doğmuyoruz duyarak doğuyoruz ama görmeyi beynimiz öğrenir. Özellikle ilk 6 ay bebekler için çok ama çok değerli bir vakittir. Bu dönem de bebek ilk doğduğunda ancak silüet gibi bir şekiller görür. Annesini silüet şeklinde görür daha çok kokusundan annesini tanır. Büyüdükçe annesinin yüzünü seçmeye başlar. 2 aylıkken annesini seçmeye başlar. 3 aylıkken takip etmeye başlar ve gittikçe her 2 gözüyle birlikte bakmaya başlar. Eğer bu dönemde ilk 6 ayında 1 yaşında beyninin çok süratli bir şekilde görmeyi öğrendiği bu dönemde her 2 gözünde görme netliği eşit olmazsa net olan taraf baskın olur diğer taraf bulanık görmeyi öğrenir. Böylece diğer gözü görmeyi öğrenemez. Göz tembelliği bu bağlıdır. Neden olabilir? Bir kırma kusurları olabilir. Bebek bir gözüyle netleşiyordur bir gözüyle netleşemiyordur netleşemediği gözü tembel kalır. Ve ya tek taraflı kaymalar olabilir kaydırdığı gözünü beyin devre dışı bırakır öbür gözüyle bakmaya başlar ve ya görmesini engelleyecek katarakt göz kapağı düşüklüğü gibi problemler olabilir. Bu durumda da yine o göz kullanılmamaya bağlı tembel olarak kalır.</video:description>
<video:view_count>6997</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Boy-Uzattigi-Iddaa-Edilen-Ilaclar-Guvenli-midir--84.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/boy-uzattigi-iddia-edilen-ilaclar-guvenlimidir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011081712083522812.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Boy Uzattığı İddaa Edilen İlaçlar Güvenli midir?</video:title>
<video:description>Boy uzattığı iddia edilen ilaçlar güvenli midir? Deminki konuşmalarımızda bahsettiğim gibi boy kısalığı tıbbi bir olaydır. Ve buna tedavi amaçlı yaklaşımda ya hormonlar etkilidir ya vitaminler etkilidir. Dolayısıyla piyasa da benim de şahit olduğum birçok orijini bilinmeyen nereden kaynaklandığı bilinmeyen bazıları bitkisel kökenli olduğu iddia edilen ilaçlar vardır. Bunların bir kısmı muhtemelen vücut metabolizmasını hızlandırmaktadır. Spesifik olarak boy uzatmaya yönelik değil ama bazı vücut metabolizmasını hızlandırdığı için dolayısıyla da boy uzatma fonksiyonlarına da kısmen etkili olabilir. Ama altında tıbbi bir gerçek yoktur boy uzatıcı ilaçların. Bunların doktor kontrolü olmadan kullanılması bazen fayda yerine zarar getirebilmektedir. Çok dikkatli kullanılmasını öneririm. Hatta doktora danışmadan kullanılmasını ise hiç önermem.</video:description>
<video:view_count>1116</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Boy-Nasil-Uzar--80.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/boy-nasil-uzar.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011081711034422811.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Boy Nasıl Uzar?</video:title>
<video:description>Boy uzaması doğumla başlayan ergenlikle sona eren bir süreçtir. Biliyorsunuz vücudumuzda yassı ve uzun kemikler olmak üzere 2 çeşit kemik vardır. Boy uzaması uzun kemiklerin aktivasyonu ile ilgilidir. Uzun kemiklerin 2 ucunda yani 2 eklemin ucunda büyüme kıkırdakları vardır. Bu büyüme hatları ve ya büyüme kıkırdaklarında ki kıkırdak hücreler üreyerek artarak bir sütunlar halinde kolonlar oluşturur ve bunların üzerine çöken kalsiyum tuzlarıyla kemiğin boyuna uzaması tamamlanmış olur. Bu periyoda bakarsak bu periyot içinde boy uzaması 56 yaşlarında 1 kere bir de ergenlik öncesi yani kız çocuklarında 11-13 yaşları erkek çocuklarında ise 14-15 yaşları arasında olmak üzere hızlanır. Hatta halk arasında bu birden boy attı serpildi şeklinde tarif edilir. Bu normal hormonel bir süreçtir. Boy uzaması ergenlik karakterleri oluştuktan sonra büyüme kıkırdaklarının kapanmasıyla birlikte sona erer. Bu da kız çocuklarında 1617 erkek çocuklarında 1718 yaşlar civarındadır. Tabi bu kişiden kişiye de değişebilir. Bazı hormonlar bazı ilaçlar boy uzamasını negatif ve ya pozitif etkileyebilir. Seks hormonları yani östrojen ve testosteron büyüme kıkırdağının erken kapanmasına yol açarak boy kısalığına boyun kısa kalmasına yol açabilir. Buna karşılık büyüme hormonunun eksik olduğu durumlarda büyüme hormonu takviyesi boy uzamasını biraz olsun hızlandırabilir.</video:description>
<video:view_count>2085</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Goz-Tembelligi-Neden-Olur--87.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/goz-tembelligi-neden-olur.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011081810380322910.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Göz Tembelliği Neden Olur?</video:title>
<video:description>Göz tembelliği doğuştan olabileceği gibi ilk 1 yaşında olabileceği gibi bazen 1 yaşından sonrada ilk 7 yaş içinde tek taraflı kaymalar tek taraflı kırma bozukluğunun daha yüksek olması o gözde bulanık görmeye neden olacak bütün durumlar göz tembelliği yapabilir. İlla doğuştan olması gerekmiyor ama doğuştan olduğu dönemde ilk 1 yaş çok kritik bir dönem. Bu yaşta yakalanmaz ise daha ileride yapılacak olan tedaviler istenilen etkinliği veremeyebilir. Ama 1 yaşından sonra olan göz tembelliklerinde daha etkili daha iyi tedavi yapabiliyoruz yani kapamalarla, gözlükle. Ancak 1 yaş da dediğim gibi çok kritik bir dönem 1 yaşından sonrada olabilir 2 yaşından 3 yaşından sonrada oluşabilir. Ama ailenin en çok dikkat etmesi gereken bunun ilk 7 yaş içinde tespit edilip tedaviye götürülmesi.</video:description>
<video:view_count>1270</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Boy-Ne-Zaman-Kisa-Kabul-Edilir--81.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/boy-ne-zaman-kisa-kabul-edilir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011081711290622811.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Boy Ne Zaman Kısa Kabul Edilir?</video:title>
<video:description>Her toplumun belirli standartları vardır. Daha doğrusu büyüme çağından itibaren ergenliğe kadar toplum standartlarına göre bir büyüme eğrisi vardır. Bu büyüme eğrisi normal çocuk büyüme eğrisinin bir üst persantilleri dediğimiz üst standart değerleri bir de alt standart değerleri vardır. İşte bu büyüme eğrisinin alt standart değerleri 10. persantil diye tabir ettiğimiz alt standart sapmalarından da daha alttaki boylar boy kısalığı olarak hatta çok daha düşükleri ise cücelik olarak tarif edilebilir. Kabaca ülkemiz için çünkü bu bir İskandinav ırkıyla bir Türk ırkı arasında da fark var. Kabaca 160 cm. normal standart değer olarak kabul edilebilir. 120130 cm.lerin altı cücelik olarak isimlendirilmekte. 140 ile 160 arası ise kısa boylu olarak hatta konstitüsyonel boy kısalığı olarak tabir ettiğimiz gruba girmektedir.</video:description>
<video:view_count>1068</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Boy-Uzatma-Tedavisi-Nasildir--82.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/boy-uzatma-tedavisi-nasildir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011081711321122811.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Boy Uzatma Tedavisi Nasıldır?</video:title>
<video:description>Boy kısalığı öncelikle tespit edilmelidir. Eğer bir boy kısalığının tespitinde birkaç faktör vardır bu doğuştan konjenital dediğimiz bazı displazi kemik bozukluklarına bağlı olabilir ki bunların en başta geleni en sık rastladığımız akondroplazi ve ya hipokondroplazi denilen büyük kemiklerin uzama çekirdeklerinde ki yetersizlik neticesinde kol ve bacakların kısa kalması gövde baş ve leğen kemiğinin normal büyümeye devam etmesi çok sık toplumda gördüğümüz cücelik tipidir. Bazen metabolik hastalıklar ileri derecede raşitizm d vitamini eksikliği gibi bazı hastalıklarda metabolik hastalıklarda boy kısalığına neden olabilir. Bunlar haricinde bazı hormonel hastalıklarda boy kısalığına neden olabilir. Öncelikle bunu tespit etmek gerekir yani boy kısalığına neden olan sebep çıkmalıdır ortaya. Konjenital yani doğuştan bir kemik hastalığı mı ki bunlarda bir ilaç vererek tedavi etmek mümkün değildir. Tedavi tamamen cerrahidir. Yoksa bu bir metabolik hastalık mı o zaman bir ilaç tedavisiyle metabolik hastalığı düzeltmeliyiz. Yoksa bir 3. opsiyon olan hormonel bozukluk mu? İşte bu hormonel bozukluk varsa o zaman da hormon takviyesi yapılmalıdır. Tekrar başa dönersek kemik displazileri yani kemik hastalıklarına bağlı kısalıklarda cerrahi olarak boy uzatma yapılmalıdır. Demin örneğini verdiğim akondroplaziden yola çıkarsak akondroplazi hastalar genellikle 120130 cm.ler civarında nihaiyi sonuçlanan boyu yani ergenlikte 120130 cm.lere ulaşır boyları. Bu çocuklarda 34 yaşından itibaren başlayan boy uzatma cerrahi olarak boy uzatma seansları yapıyoruz. Bu ne demektir? Kemik düşük enerjili bir kırıkla ikiye ayrılır ve belirli cihazlarla günde 1mm. İki kırık uçları birbirinden uzaklaştırılır. İşte bu durumda arada yeni kemik dokusu oluşturur vücut. Bu boy uzatmasının cerrahi boy uzatmanın prensibidir. Çok sık uyguladığımız özellikle cüceler de ve konstitüsyonel boy kısalığı olan kişilerde uyguladığımız metot cerrahi boy uzatmadır. Onun haricinde deminde bahsettiğim gibi metabolik hastalıklar da vitamin d takviyeleri boy uzamasına ve vücutta eğrilikler oluşmamasını takip ederek tedaviyi sürdürüyoruz. Hormonel ilaç tedavisi ise hormonlara bağlı eksiklikler ise daha çok çocuk uzmanlarının özellikle hormon bölümüyle uğraşan çocuk endokrinologlarının uğraş alaınıdır.</video:description>
<video:view_count>1991</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Hormonlara-Bagli-Boy-Kisaligi-Nasil-Tedavi-Edilir--83.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/hormonlara-bagli-boy-kisaligi-nasil-tedavi-edilir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011081712044622812.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Hormonlara Bağlı Boy Kısalığı Nasıl Tedavi Edilir?</video:title>
<video:description>Hormonlara bağlı boy kısalığı nasıl tedavi edilmelidir? Hormonlara bağlı boy kısalıkları genellikle proporsiyonel kısalıklardır. Bu ne demektir? Kemik hastalıklarına kemik displazlarına bağlı boy kısalıklarında kol ve bacaklar kısa kalır, gövde ve baş büyümeye devam eder. Halbu ki hormon yetersizliği ki genel de bu büyüme hormonu growth hormonu eksikliğidir. Orantılı bir kısalık söz konusudur. Yani kol bacaklar ve gövdenin birbirine olan oranı bozulmamıştır ama toplamda boyu kısadır hastanın. Yapılan kan testlerinde büyüme hormonu düşük geliyorsa ve yapılan büyüme hormonu yüklemelerine vücut iyi cevap veriyorsa o zaman büyüme hormonu verilerek hasta ergenlik dönemi bitene kadar yani büyüme kıkırdakları kapanana kadar takip edilir. Büyüme kıkırdakları kapandığında şişinin boyu toplum standartlarının 10. persentilinin daha altındaysa yani 150 cmlerin de altındaysa ki biz buna konstitüsyonel boy kısalığı diyoruz. O zaman cerrahi boy uzatma devreye girer. Özetlersek eğer bir hormonel yetmezlik söz konusuysa ergenlik sona erene kadar yani büyüme kıkırdakları kapanana kadar hormonlarla tıbbi tedavi, büyüme kıkırdakları kapandıktan sonra ise cerrahi tedavilerle boy uzatma yapılabilir. Cerrahi tedavilerle boy uzatma ergenlik çağında birçok metot vardır. İlizarov yöntemi denilen yöntemle ki bu İlizarov isimli cerrah tarafından tarif edilen yöntemle yapılabildiği gibi çok gelişmiş motorlu çiviler denilen uzaktan kumandalı vücudun dışında olmayan vücudun içine nokta tarzında küçük kesilerden yerleştirilen çivilerle boy uzatmak mümkündür.</video:description>
<video:view_count>995</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Miyop-Hipermetrop-ve-Astigmattan-Kurtulmak-Mumkun-mudur--127.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/baha-toygar/miyop-hipermetrop-ve-astigmattan-kurtulmak-mumkun-mudur-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011091916004726116.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Miyop Hipermetrop ve Astigmattan Kurtulmak Mümkün müdür?</video:title>
<video:description>Miyop, hipermetrop ve astigmattan kurtulmak mümkündür. Bunun için öncelikle bir takım testler yapmak gerekiyor. Bu testler sonucu hastalar uygun çıkarsa öncelikle ilk tercihimiz lazer yöntemi. Yani ekzimer lazer dediğimiz cihazla son dönemlerde ilasik denilen yöntemle bu kusurlardan kurtulmak mümkün. Bu tip tedavileri gözün kornea tabakasına yapıyoruz. Yani bu kornea tabakasında öncelikle bir tabaka oluşturuyoruz. Flep diyoruz biz buna. Bir tabaka kaldırıyoruz. Ve bu tabaka kaldırma işlemini de bugün için artık lazerle yapıyoruz. Bıçak kullanmıyoruz. Lazeri yapıp o tabakayı yerine yatıştırıyoruz. Bu yöntemi halk arasında kartal görüşü denilen wavefront ve bu filmlerde güvenlikte kullanılan göz tanıma sistemiyle beraber kullandığımız zaman bu sistem dünya ki hemen hemen en ileri sistemdir. Ve bu ilasik yötemi diyoruz. İşte hastalar bununla eğer gözlerinin yapısı uygunsa numaralarının durumu uygunsa bu kusurlarından rahatlıkla kurtulabilirler. Özellikle astigmatta bu tür sorular geliyor yani astigmatta tedavi edilebilir mi diye çok rahatlıkla bu yöntemle tedavi edilebiliyor. Fakat eğer ki bu yönteme uygun olmazsa başka yöntemlerimizde var. Örneğin yüzeye yaptığımız lazerler var. PRK ve ya lasek dediğimiz yöntemler. Ve ya göz içerisine direk lens yerleştirebiliyoruz. Bu miyop astigmat, miyop hipermetrobu düzeltebiliyorduk. Çok yakın bir gelecekte yani birkaç hafta sonra artık hipermetrop astigmatları da bu yöntemle tedavi edebiliyoruz. Bunlarda olmadı göz içerisinde ki merceği alıp yerine mercek koyarak tedaviler yapılabiliyor. Yani artık bu tedavilerin çeşitlenmesi dolayısıyla bu hastaların diyebilirim ki %90-95ine faydalı olabiliyoruz. Eskiden bir tek elimizde lazer varken bu hastaların %40ı %50si lazere uygun olabiliyordu.</video:description>
<video:view_count>1582</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Ameliyat-Sirasinda-Takilan-Lens-Surekli-Gozde-mi-Kalir--116.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ameliyat-sirasinda-takilan-lens-surekli-gozdemi-kalir-06.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201109815510725015.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Ameliyat Sırasında Takılan Lens Sürekli Gözde mi Kalır?</video:title>
<video:description>Katarakt ameliyatından sonra gözün merceğinin görevini
yerine getirecek ve mümkünse hastamızı gözlük ihtiyacından da kurtarabilecek
şekilde yeni bir lens takmak zorundayız. Bu taktığımız lens hastamızın gözünde
ömür boyu kalacak. Bunun bir daha özel bir problemi olmadıysa çıkartılması
gerekmiyor. Bu mercekler bazen uzağı gösteren mercekler bazen uzağı ve yakını
gösteren mercekler şeklinde olabiliyor. Uzağı gösteren mercekler genellikle
kullandığımız mercekler. Bu mercekler uzağı göstermeye muktedirken eğer
mümkünse biz yakın gözlükle hastalarımız eğer uzakları iyi görüyorlarsa yakını
22,5 numaralık gözlükle görmek zorunda kalıyorlar hastalarımız. Multifokal
merceklerde ise bu yakını gözlüğü de kullanmadan hem uzağı hem yakını beraber
görme şansımız oluyor. Bu mercekleri bir daha çıkartmamız söz konusu değil.
Özellikle gözün merceği anatomik olarak her şeyi yerindeyse ömür boyu gözün
içinde duruyor. Bir istisna durumumuz var bu durum gözün merceğini
yerleştirdiğimiz yerdeki bağlar kopmaya başlarda zayıflamaya başlarsa mercek
yerinden kaymaya başlarsa o zaman bir gereklilik haline gelir o.Bu merceği
çıkartıp yerine yeni daha güvenli bir şekilde gözün içine monte edilmiş yeni
bir mercek yerleştiriyoruz.</video:description>
<video:view_count>1843</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Ameliyattan-Sonra-Gozun-Kapali-Olmasi-Gerekir-mi--117.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ameliyattan-sonra-gozun-kapali-olmasi-gerekli-midir-07.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201109815554625015.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Ameliyattan Sonra Gözün Kapalı Olması Gerekir mi?</video:title>
<video:description>Ameliyattan sonra en azından hasta evine gidene kadar gözünü kapalı tutmaya tercih ediyoruz. Ondan sonraki aşama doktorun tercihine bağlı. Bazı doktorlar eve gider gitmez gözü açtırıp saat başı damlalar damlattırıyorlar hastaların gözlerine ve gece yatarken kapanıyor göz. Ertesi sabahtan itibaren göz açık kalmaya devam ediyor. Bazı doktorlar ise ilk gün gözün hiç açılmamasını tercih ediyorlar. Ertesi sabah kendileri açıyorlar gözü. Gözü gördükten sonra, iyi olduğunu gördükten sonra tedavilerine başlayıp, tedavilerine gidiyorlar. Bu tamamen doktorun tercihi ve yaklaşımıyla ilgili bir durum. Ama genellikle eğer bir sıkıntı yoksa ertesi günden itibaren bir daha gözün kapanmasına gerek kalmıyor. Bir istisna edelim. Eğer hastamızın kesi yerleri sıvı sızdırıyorsa ve doktor bu enfeksiyondan şüpheleniyorsa o zaman Gözünün o sıvının sızmasının bitmesine kadar geçen sürede gözünü kapalı tutabilir. Çok nadir bir durumdur. Bir komplikasyon denilebilir buna ama genellikle göz ameliyattan sonra ancak bir gün kapanır.</video:description>
<video:view_count>907</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Katarakt-Ameliyati-Ne-Kadar-Surer--118.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/katarakt-ameliyati-ne-kadar-surer-08.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201109815572425015.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Katarakt Ameliyatı Ne Kadar Sürer?</video:title>
<video:description>Katarakt göz bebeğimizin arkasındaki doğal merceğimizin boşaltılarak yerine yeni bir merceğin yerleştirilmesi ameliyatıdır. Genellikle damla anestezisi altında yapılır. Damlayla gözü uyuşturduktan sonra tabii güzel bir serizasyon ortamı sağladıktan sonra gözün içine küçük tüneller açarak gireriz. Gözün içine girdikten sonra gözü şişirtecek viskoelastik madde veririz göze. Ondan sonra merceğin ön kabuğunu yuvarlak şekilde açmaya çalışırız. Yuvarlak bir şekilde açtıktan sonra gözün merceğine artık ulaşabilir durumdayız. Gözün merceğine ulaşabildiğimiz andan itibaren fakoemülsifikasyon dediğimiz bir cerrahi yöntemle merceği boşaltmaya başlarız. Bu yöntem ultrasonik özellikte fakoemülsifikasyon cihazı kullanarak yapıtımız bir ameliyat yöntemidir. Bu küçük deliklerden gene bu aletin fonunu gözün içine sokup gözün merceğinin parçalaya parçalaya öğüte öğüte küçük parçalar şeklinde alırız. Bu sırada en önemli şey göz şiş haldedir. Göz boşaltılmadan şişken ve iç normunda bir değişiklik olmadan bu merceği parçalar ve boşaltırız. Merceği boşalttıktan sonra merceğin lifleri kalmıştır. O liflerlide gene özel cihazlarımızla soya soya lifleride temizleriz. Ve gözün içinde saydam bir kabuk bırakmış oluruz. Merceğin kataraktın arka kabuğunu gözün içinde bırakmış oluruz ama bunu saydam şekilde bırakırız. İşte bu bıraktığımız merceğimizin içine de yeni bir mercek yerleştiririz. Yerleştirdiğimiz bu yeni mercek hem gözümüzün ihtiyacı olan kırma gücünü bize verir hem de eski merceğin yerinde durarak gözün içinde doğal bir anatomik bariyer oluşturur. Daha sonra yara dudaklarımızı ki bunlar küçük tünellerdi. Bu küçük tünellerimizi şişirerek gözü tekrar şiş halde tutacak şekilde gözün içine gerekirse bir antibiyotik enjekte ettikten sonra ameliyatımızı sonlandırırız. Ameliyatımız kataraktın tipinden tipine, cerrahın ustalığından ustalığına değişik sürelerde yapılabilir.56 dakikada yapılan katarakt ameliyatları vardır. Bazen bir saati uzayan 1,5 saati geçen katarakt ameliyatları olabilir. Bu merceğin doğal pozisyonda ki durumuyla ilgilidir. Eğer merceğin lifleri sallanıyorsa. Mercek kendisi düşmeye gözün içinde başlamışsa ameliyat son derece zor bir ameliyattır. Dediğim gibi 1 saati geçecek ameliyattır. Başımıza gelebilir. Ama normal de bugün modern cerrahi de 1015 dakika içinde genellikle ameliyatların %90-95inin bitirilebildiğinin söyleyebiliriz.</video:description>
<video:view_count>1918</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Katarakt-Ameliyatindan-Sonra-Gozde-Sikayet-Olur-mu--119.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/katarakt-ameliyatindan-sonra-gozde-sikayet-olurmu-09.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201109815592125015.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Katarakt Ameliyatından Sonra Gözde Şikayet Olur mu?</video:title>
<video:description>Katarak göz bebeğinin hemen arkasında bulunan doğal merceğimizin saydamlığının bozulması durumudur. Düz bir camdan bakmak yerine artık buzlu bir camdan bakmaya başlamış oluruz. Katarakt ameliyatıyla biz bir buzlanmış merceği boşaltırız ve içine yeni bir mercek yerleştiririz. Bu merceği boşaltmak için fakoemülsifikasyon yöntemi kullanırız. Bu ultrasonik bir cihazla merceği parçalayarak girdiğimiz bir yöntemdir. Kataraktın çekirdeği ne kadar sert ise ameliyatımız o kadar zor ve hasta travmatize olur. Onun için kataraktın mümkün olduğu kadar zamanında ve kıvamında ameliyat olmasında büyük fayda vardır. Eski zamanlarda katarakt iyice ilerlesin ve ameliyatı öyle yapalım diye bir görüş vardı. Çünkü eskiden katarakt ameliyatlarının çoğu komplikasyonla biterdi. Ve göz kaybı olurdu. Hâlbuki şimdiki zamanlarda yeni yöntemlerle bu komplikasyonlar son derece düşmüş durumdadır. Özellikle deneyimli cerrahlarda bu komplikasyonlar çok çok az seviyededir. Onun için gözden kaybedilecek bir şey beklemek yerine bir an önce gözü daha iyi görür hale getirmeye çalışmak bizim 1. prensibimizdir. Eğer katarakt görmeye zarar vermeye başladıysa ve hastamızın yaşamın kalitesini bozamaya başlıyorsa hiç düşünmeden katarakt hiç gelişmeden ilerlemeden daha doğrusu bu ameliyatı yapmakta fayda vardır. Katarakt sertleştikçe çünkü kataraktı çıkartabilmek gözün görevinden fazla travma vermemize ve gözün bir şekilde birazda zarar bırakmamıza sebep olmaktadır. Bizim tavsiyemiz zamanında çok ilerlemeden bu katarakt ameliyatının yapılmasıdır.</video:description>
<video:view_count>1545</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Keratokonus-Hastaligi-Nedir--120.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/keratokonus-hastaligi-nedir-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201109816451525016.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Keratokonus Hastalığı Nedir?</video:title>
<video:description>Keratokonus hastalığı gözümüzün önünde kornea olarak bildiğimiz saydam tabakanın öne doğru sivrileşip inceldiği bir hastalık. Bu saydam tabakanın bir özelliği var. Aslında bu gözümüzün duvarlarından biri ama bunun özelliği saydam olması nedeniyle ışınların gözümüze girdiği bir pencere. Keratokonus hastalığında problem bu pencerenin maalesef gözün içindeki basınçla öne doğru ve yer çekimiyle de hafif aşağıya doğru bir bakıma meme yapması bükülmesi eğilmesi dolayısıyla ışınlar kornea tabakasına geldiğinde olması gerektiği gibi artık kırılamıyor. Ve gözün içine istediğimiz büyüklükte düşemiyor. Korneanın öne doğru sivrileşmesi ve incelmesi sebebiyle bu sayede iyileşme düzgün bir şekil olmaması nedeniyle biz Keratokonus hastalığında artık görmeyi normal camlarla sağlayabiliyoruz. Biz görmemizi korneanın gözümüzün önündeki 3 mm.lik alanda en önemli olarak sağlıyoruz. Bu hastalık öne doğru korneanın sivrileşip aşağı doğru meme yaptığı bir hastalık bu elimde ki bu camı olması gerektiği gibi kıvrılıp maalesef bu şekilde bozuluyor. Biz hastamıza gözlük vererek miyop ve astigmatı maalesef bu hastalarda düzeltemiyoruz. Ve hastalığın en önemli birinci özelliği görmenin bozulması. Hastanın ikinci en önemli özelliği ise bir basınç dengesizliği söz konusu. Gözün içinde bir basınç var buna direnç yapan bir doku var bu dokunun direnç kapasitesinin bozulmasıyla yani kollojen yapısının bozulmasıyla karakterize problem. Bizim karşımıza devamlı süre gelen bir problem çıkıyor. Biz yaşlandıkça bu problem devam ediyor. Yani bu hastalığın en önemli özelliği ilerleyici olması. Aynı bir musluğa taktığımız balon gibi musluk açık olduğu müddetçe o balon giderek büyüyor. Biz musluğu kapatsak dahi yerçekiminin etkisiyle biliyorsunuz büyümeye devam ediyor. Bu hastalığın özelliklerinden birisi biraz önce saydığım gibi hastanın görmesinin bozulması ikinci önemli özellik ise maalesef hastalık zamanla ilerleyici bir hastalık. Ne zamana kadar? Bizim bildiklerimiz 35le 40 yaşları arası bu hastalığın durmaya meyilli olduğu.</video:description>
<video:view_count>869</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Keratokonus-Hastaligi-Kimlerde-Gorulur--121.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/keratokonus-hastaligi-kimlerde-gorulur-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201109816472025016.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Keratokonus Hastalığı Kimlerde Görülür?</video:title>
<video:description>Keratokunus hastalığı genetik bir hastalıktır. Aynı zamanda beraberinde alerjik nedenlerle gözümüzün ovalama, kaşıma gözün üzerine yatmak gibi travmayla bu hastalığın ilerlediğini biliyoruz. Genetik çaplı yapılan çeşitli araştırmalar var. Net olarak bulunmuş bir gen net olarak bulunmuş bir kromozom olmamakla birlikte çeşitli ilişkili hastalıklarla beraber kromozomlar üzerinde yapılan çalışmalar bu hastalığın genetik olduğunu bize gösteriyor. Öyle ki aynı ailede biz baba kardeşler anne ve kardeşleri karşımızda görebiliyoruz. Hastalığın Türkiye için en önemli özelliklerinden bir tanesi tabiî ki genetik olaması. Çünkü bu hastalık üzerinde yapılan çalışmalar göstermiş ki hastalık bir Akdeniz hastalığı özellikle ülkemizin Akdeniz bölgesi kıyılarında, Güneydoğu Anadolu bölgesinde Suriyede Irakta İranda ve İspanyanın güneyinde İtalyanın Gine güney sınırlarında bu hastalığın daha fazla görüldüğünü biliyoruz. Bu hastalığı yine maruz kılan diğer ülkeler Suudi Arabistan gibi sıcağın ve alerjinin çok olduğu ülkeler. Maalesef ülkemizde tozlu yapısıyla alerjik yapısıyla bu hastalığı çok yüksek oranda görüldüğü bir ülke. Normalde görülen 2 binde bir olarak bilinse de biz ülkemizde bu oranın daha yüksek olduğunu biliyoruz. </video:description>
<video:view_count>925</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Keratokonus-Hastaligi-Belirtileri-Nelerdir--122.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/keratokonus-hastaliginin-belirtileri-nelerdir-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201109816485625016.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Keratokonus Hastalığı Belirtileri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Eğer çocuğunuz gözünüzü kaşıyorsa alerjik problemleri varsa ergenlik dönemindeki Türkiyede bize başvuran çocukların birçok şu andaki mevsimler nedeniyle Nisan Mayıs aylarında en çok görülen alerjik konjonktivittir. Eğer çocuğunuz gözünü kaşıyorsa lütfen mutlaka tomografi çekilen bir merkeze göz tomografisini çektirterek takip ettirin. Çünkü yapılan araştırmalar bizim gördüklerimiz hastaların kaşıntıyla bu hastalığın ilerlediği ve hastaların genellikle bir yerinde alerjik kökeni olduğunu biz bu hastalarda görüyoruz. Eğer hastalığınızı bir zamanlar hastalığınızı görmeyi açıklayamıyorsak görmeyi %100e çıkartamıyorsak tembel diye nitelendirirdik. Oysa bu gün görüyoruz ki bizim tembel diye nitelendirdiğimiz birçok hastalık Keratokunus hastası. Eğer hasta çocuğunuza devamlı gözlük değiştiriyorsa yani devamlı astigmatlığı artıyorsa verilen gözlüklerden bir türlü memnun kalmıyorsa yani devamlı gözlükler değiştiriliyor ama gözlüklerden bir türlü memnun kalmıyor isek bu hastalık aklımıza getirilmelidir.</video:description>
<video:view_count>967</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Keratokonus-Hastaligi-Nasil-Teshis-Edilir--123.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/keratokonus-hastaligi-nasil-teshis-edilir-05.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201109816504125016.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Keratokonus Hastalığı Nasıl Teşhis Edilir?</video:title>
<video:description>Yaklaşık 20 sene önce. Keratokonus hastalığının teşhisi son derece zordu. Öyle ki kornea dokusu bozulması o kadar yüksek düzeyde olacaktı ki biz bunu düşürdüğümüz ışık refleksinin dayalımını görerek ya da daha basit manüel cihazlarla bu ışık demetlerinin dağılımını görerek ve keşismelerini fark ederek Keratokunus hastalığına teşhis koyuyorduk ama bu durumda ki olan hastalar son derece ileri düzeyde ki Keratokonus hastalarıydı. Ve biz bunu yaparken hastaların sadece 3 mm.lik alanlarını değerlendirebiliyorduk. Halbu ki biz bu gün biliyoruz ki hastanın korneasının altından başlayan Keratokonus hastalıkları var. Dolayısıyla bu gün tanıda ki en önemli bize yardımcı olabilecek yöntem topografik haritalar. Topografi ne demek? Bizim harita olarak değerlendirdiğimiz dağların yüksekliği göllerin derinliğini gösteren haritalar vardır. Bunların bir ölçüm olarak yapılanı göz için mümkün. Bu ya da göze gönderilen ışık demetinden alınan yansımayla gözün topografik haritası çıkıyor. Bu o kadar basit bir yöntem ki çocuğunuzun göz fotoğrafı çekilmesi kadar kolay. Dolayısıyla bu iğneyle yapılan bir tetkik değil. Son derece kolay bir tetkik bizim tarama aracı olarak kullandığımız tetkik ve sadece bu tetkik bile bize Keratokonus hastalığı hakkında bilgi verebilir. Bazı topografik cihazlar aynı zamanda topografik haritalarının da korneanın kalınlığını da bize verebilir. Ya da biz korneanın kalınlığını ultrasonla da ölçebiliriz. Bu hastalığın biraz önce de dediğimiz gibi iki önemli özelliği var kornea dokusu sivrileşiyor ve inceliyor. Biz sivrileşmeyi topografik haritayla incelmeyi de kornea kalınlığıyla ölçmemizle tespit edebiliriz. Bu bize tabiî ki bu hastalığın teşhisinde en önemli bulgulardan biri. Yine bu hastalığın teşhisinde ki diğer bulgulardan biri ise devam eden numaraların olması aile hikâyesinin olması yani hastanın hikayesi bu hastalığın teşhisinde son derece önemli.</video:description>
<video:view_count>982</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cross-Linking-Nasil-Bir-Tedavidir--124.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/cross-linking-nasil-bir-tedavidir-07.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201109816524725016.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Cross Linking Nasıl Bir Tedavidir?</video:title>
<video:description>Keratokonus hastalığının gündemde olmasının belkide en önemli sebebi bundan 7 sene öncesine kadar çözümünü bulamadığımız bir hastalığı artık durdurabilmemizin mümkün olması. Bu yöntemin adı cross linking. Profesör  yaptığı çalışmalar sonucunda Zürihten çıkarak devam etmiş ve yaklaşık 7 8 sene önce sonuçlanan bu çalışmalar insan üzerinde denenmeye başlamış. Ve görülmüş ki kornea dokusuna damlatılan 30 dakika damlatılan b2 vitamini daha sonra 30 dakika önce ultraviyole ile etkileşmesi sonucu kornea dokusunun sertleşmesi güçlenmesi mümkün. Bu şekilde bizim bu hastalığı durdurmamız hatta yapılan çalışmalar gösterdi ki bu önümüzde geçirdiğimiz 7 yıl boyunca biz bu hastalığı sadece durmakla kalmadık kornea dokusu biraz da düzeldi. Hastalarımızın görmelerinin düzeldiğini gördük. Ama unutmayalım ki cross linkingin dokusu o ameliyatı bizim hastalığı durdurmak için yaptığımız bir ameliyat. Hastaların görmesini artırmak için yaptığımız bir ameliyat değil. Dolayısıyla biz hastamıza cross linking önerirken şu iki konu çok önemli. Birincisi bu hastalar görmesi azalan hastalar olabilir görmesini artırmak lazım. İkincisi bu hastalık ilerliyor olabilir bu yüzden cross linking yapmak lazım. Bu gün cross linkingin tek amacı hastalığı durdurmak. Dolayısıyla eğer hastalık ilerleyen türde değil ise cross linking yapmamıza da gerek yok. Bu çok önemli bir konu. Çünkü eğer hasta bize geldiğinde bu gün en son Keratokonus toplantılarında verilen sonuç şunu gösteriyor. 25 yaşın altındaysa hasta biz artık keratokonustan da eminsek bu hastalığı ilerlemesini kanıtlamadan cross linking yapabiliriz. Çünkü belirtilen ölçülerde yapıldığı taktirde sterilizasyona önem verildiği taktirde şimdiye kadar karşılaştığımız hastalığın tedavisiyle ciddi bir komplikasyon yok. Dolayısıyla 25 yaşın altında yapılması bu hastalığın erken durdurulması açısından çok çok önemli. Eğer hasta 25 yaşın üzerinde bize başvurduysa ilk gelişiyse biz hastanın topografilerini çekip ikinci kez çağırıyoruz. Hastanın yaşına göre eğer gençse 3 ay aralarla yaşı biraz daha ilerideyse 6 ay aralarla çağırıyoruz. Ve topografileri arasında bir fark var mı yok mu bunu değerlendirmeye çalışıyoruz. Eğer ilerliyor ise hastamıza cross linking yapıyoruz ilerlemiyorsa cross linking tedavisi yapmanın bir anlamı yok. Yaklaşık yarım saat damla damlatıp yarım saat ultraviyolenin uygulandığı 1 saat uygulanan bir tedavi şekli. Tedavinin en kötü dediğimiz problemli özelliği belki bir ağrı olması ama bu gün yapılan yöntemler de artık bizim cross linking yapmamıza izin verecek daha kısa sürecek yöntemlerde üzerinde çalışmalar sürmekte. Ve bu da hastanın ağrı oranını azaltacaktır.</video:description>
<video:view_count>1495</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Katarakt-Ameliyati-Olduktan-Sonra-Katarakt-Tekrar-Buyuyerek-Gormeyi-Bozar-mi--126.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/katarakt-ameliyati-olduktan-sonra-05.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011091411540825611.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Katarakt Ameliyatı Olduktan Sonra Katarakt Tekrar Büyüyerek Görmeyi Bozar mı?</video:title>
<video:description>Katarakt ameliyatı gözbebeğimizin hemen arkasında ki doğal merceğimizin boşaltılıp içine yeni bir mercek yerleştirilmesi ameliyatıdır. Bu mercek bir kere saydamlığını yitirir. Biz bunu bir kere boşaltırız bir kere mercek takarız. Bir daha katarakt gelişmez. İkincil katarakt dediğimiz durum bu gözün içinde bıraktığımız merceğin arka kabuğunun zamanla saydamlaşması durumudur. Bu durumda hastamızın görmesi azalır. Ve bize gelir ne oldu bana diye bizde gözün içinde bir kabuk bırakmıştık bu bıraktığımız kabuk yavaş yavaş saydamlığını yitirmiş biz bunu artık lazerle açalım ki tekrar iyi göresiniz. İkincil katarakt dediğimiz bu durum işte böyle bir lazer tedavisiyle tekrardan açılan bir durumdur. Ve bir daha böyle bir şey gelmez yani bir daha katarakt gelmez ama bir ikincil katarakt durumumuz vardır. İkincil katarakt durumumuzu da çözdükten sonra bir daha 3 katarakt 5 katarakt olmaz.</video:description>
<video:view_count>1061</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Yakin-Gorme-Sorununu-Cozmek-Mumkun-mudur--128.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/baha-toygar/yakin-gorme-sorununu-cozmek-mumkun-mudur-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011091916032326116.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Yakın Görme Sorununu Çözmek Mümkün müdür?</video:title>
<video:description>Yakın görme sorununu çözmek artık mümkün. Geçmişte başarılı olamadığımız konulardan bir tanesiydi. Aslında yakın görme problemini nasıl çözdüğümüzden önce yakın görme niye başımıza dert oluyor 40lı 45li yaşlardan sonra bundan bahsetmek lazım. Gözümüzün içerisinde bir lens var. Bu lensi hepimiz biliyoruz aslında. İleriki yaşlarda bu lens şeffaflığını kaybettiği zaman katarakt hastalığına yakalanmış oluyoruz. İşte bu lensin çok önemli bir görevi var. Şekline değiştirerek yakını görmemizi sağlıyor yani bu lens doğduğumuz an da elastik bir yapıya sahip. Ve dolayısıyla yakına baktığımız zaman istemsiz olarak şeklini değiştiriyor ve biz yakını görebilir hale geliyoruz. Uzağa baktığımızda da eski şeklini alıyor ve doğduğumuz andan itibaren de sertleşmeye başlıyor bu lens. 40lı 45li yaşlarda artık sertleşti ve o sertleştiği noktada artık biz yakını görememeye başlıyoruz çok uzağa götürüyoruz. Daha ileri ki yaşlara kadar da 60lı yaşlara kadar da bu sertleşme devam ediyor o yüzden 40lı yaşlarda yakın gözlük alan birisi birkaç sene sonra o numaraları yükseltmek zorunda kalıyor. Birkaç sene sonra tekrar yükseltiyor. Bu problem demek ki lensten kaynaklandığına göre bu problemi lenste düzeltmek gerekiyor. Çünkü lazerle göz önünde yapılan tedaviler de genellikle uzak görme bozuluyor. Halbu ki biz bu gözün içerisinde ki lensi alıp yerine multifokal lens kullandığımız takdirde bu lensi taktıktan sonra biz bu hastanın numarasını bir takım ölçüm biçim işlemleriyle tespit ediyoruz. O zaman hastalar uzağı yakını orta ve mesafeyi gözlüksüz görebilir hale geliyorlar. Bu yapılan ameliyat katarakt ameliyatının bir benzeri olduğu için hastalar da bir daha katarakta gelişmiyor. Bir daha numara ilerlemesi de söz konusu olmuyor. Herhangi bir numara kalırsa bunu lazerle rötuşlama imkânına da sahibiz. Artı artık bu lensler de sadece uzak yakın orta mesafeyi değil artık astigmatı da düzeltebiliyoruz.</video:description>
<video:view_count>772</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Herkes-Yakin-Gorme-Ameliyati-Olabilir-mi--129.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/baha-toygar/herkes-yakin-gorme-ameliyati-olabilir-mi-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011091916055526116.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Herkes Yakın Görme Ameliyatı Olabilir mi?</video:title>
<video:description>Elbette herkes yakın görme ameliyatı olamaz. Yani bir bütün yaptığımız ameliyatlardan önce özellikle numara düzeltilen ameliyatlar da çok ayrıntılı testler yapıyoruz. Bu testlerde hastanın gözünün bu lazer tedavisine ve ya göz içi mercek tedavisine uygun olması lazımdır. Burada sadece hastanın gözünün dış yapısı ve yahut da başka faktörler belirlemiyor çok farklı şeyler var. Örneğin o hastanın potansiyel görme keskinliği dediğimiz ne demek bu yani bir ameliyatı yaptık o hastanın o ameliyat sonrası görme düzeyini önceden kestirebiliyorsak yani bu hasta biz ameliyat yaptıktan sonra düşük görecekse bu hastalara bu tip tedavileri yapmamak lazım. Kimler olabilir? Mesela şeker hastalığına bağlı gözün arkasında ileri derecede kanaması olan hastalar ve ya görme sinirinde bozukluk olan hastalar göz tansiyonuna bağlı olarak ileri derece de harabiyet gelişmiş kişilere bu ameliyatları yapmıyoruz. Ama hastanın görme düzeyi iyi olacaksa zaten önceden biliyorsak bunu ve gözünün yapısı da uygunsa ki özellikle korneanın yapısı kornea da şekil bozukluklarının olmaması lazım bu hastalara yakın görme tedavileri yapılabilir. Burada sadece yakını düzeltmiyoruz bu çok önemli bir şey. Göz içi mercek değişikliği yapıldığında hastanın başka kırma kusuru varsa yani uzakta hipermetropsa miyopsa ve ya astigmatsa bunları da düzeltebiliyoruz. Dolayısıyla bu tür faktörlere dikkat etmek lazımdır. Genellikle 40-45 yaşın üzerindeki hastalara bunu uyguluyoruz. Aynı zaman da kataraktı olan hastalara hazır katarakt ameliyatı olurken de bu tip bir multifokal göz içi lensi koyarsak onlarda da bu kırma kusuru ortadan kalkmış oluyor.</video:description>
<video:view_count>1090</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Sari-Nokta-Hastaligi-Nedir-Belirtileri-Nelerdir--130.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/husnu-guzel/sari-nokta-hastaligi-nedir-belirtileri-nelerdir-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011091917142726117.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Sarı Nokta Hastalığı Nedir Belirtileri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Sarı nokta hastalığı ya da yaşa bağlı makula dejenerasyonu genellikle 55 yaşından sonra ortaya çıkan aşağı yukarı her 2 seksi yani kadın ve erkeği eşit olarak etkileyen gözün en keskin görmeye sahip olduğu bölgede ki bir takım değişiklikler sonunda görmenin etkilenmesine biz sarı nokta hastalığı diyoruz. Genellikle başlangıçta hiçbir belirti vermeyebilir ve muayene esnasında biz bunu tespit edebiliriz. Daha sonra da hastayı yönlendiririz. Ancak hastalık belirli bir dereceye geldiği zaman görmede azalma gözün önünde bir takım karanlık bölgelerin ortaya çıkması ya da cisimlerde çarpık görme ya da çizgilerde kırılma şeklinde şikâyetlerle bize hasta gelmektedir. Sarı nokta hastalığının 2 önemli tipi vardır. Bunlardan bir tanesi kuru tip. Diğeri de ıslak ya da yaş tip. Kuru tipte gözün arka bölgesinde bir takım sarı renkli madde birikimleri ortaya çıkmaktadır. Daha sonra bunlar görme hücrelerinin beslenmesini bozarak bir takım kurumuş alanlar ortaya çıkarabilmektedir. Ancak bazı hastalarda ise olmaması gerekin bir damar varlığı geliştiğinde biz buna yaş tip diyoruz. Burada ani görme kayıpları ortaya çıkabilmektedir. Bunun sebebi de ani ortaya çıkan bir kanama ya da sıvı sızıntısı görme hücrelerinin düzenini bozmakta ve çarpık görmeye yol açabilmektedir.</video:description>
<video:view_count>785</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Sari-Nokta-Hastaliginin-Tedavisi-Nasil-Olur--131.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/husnu-guzel/sari-nokta-hastaliginin-tedavisi-nasil-olur-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011091917253626117.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Sarı Nokta Hastalığının Tedavisi Nasıl Olur?</video:title>
<video:description>Sarı nokta hastalığının tedavisine baktığımızda bu hastalığın maalesef esasında tedavisi yok. Yaptığımız işlemler daha çok mevcut görme durumunu korumak ya da bu görme seviyesini uzun bir dönemde sabit tutabilmektir. Biraz önce hastalığın tiplerinden bahsettiğimizde kuru tip yaş tip olarak bahsetmiştik. Kuru tipte tedavi sadece gözlem ve bir takım vitaminleri içeren tabletlerin kullanılması. Bu vitaminler A vitamini, E vitamini, C vitamini bazı mineraller çinko, selenyum ve lutein içeren tabletler kullanıldığında hastalığın ilerlemesinde bir yavaşlama göze çarpmakta ve biz bunu hastalarımıza uygulamaktayız. Esas bizim uğraştığımız tedavi etmeye çalıştığımız kısım hastalığın yaş tipidir. Yani yeni damarların oluştuğu tipinde biz bazı ilaçları göz içerisine vererek mevcut oluşmuş olan damarların kurutulmasına aktivasyonunun engellenmesine çalışmaktayız. Bu ilaçları başlangıçta ilk 3 ay içerisinde her ay göz içerisine iğne ile zerk tarzında vermekteyiz. Daha sonra aylık kontroller yaparak hastalığın tekrarladığı durumlarda bu ilaçları kullanmaktayız. Bunun dışında bir başka tedavi yöntemi de foto dinamik tedavi dediğimiz bir soğuk lazer uygulaması ancak bu gün için sınırlı sayıda hastalara uygulamaktayız. Özel bir ilaç damar yoluyla verilmekte daha sonra da kısa süreyle yani 83 saniye gibi kısa bir süreyle gözün sarı nokta bölgesine lazer ışını uygulanmakta ve yine amaç burada ki oluşmuş olan damarları kurutmak. Bunun da yine tekrarlanabilir olduğundan bahsetmekte yarar var. Son olarak da bu tedaviler uygulandıktan sonra hastalık ilerleyemeye devam ederse son gelebileceği nokta orada bir kurumuş sahanın oluşmasıdır. Buna bağlı görme azalması olacaktır. Bu hastalarda da özel dürbün gözlük dediğimiz teleskopik gözlüklerle daha iyi görmeye yönelik bir durum oluşturulabilmektedir.</video:description>
<video:view_count>1053</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Sari-Nokta-Hastaligi-Kimlerde-Gorulur--132.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/husnu-guzel/sari-nokta-hastaligi-kimlerde-gorulur-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011092009422626209.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Sarı Nokta Hastalığı Kimlerde Görülür?</video:title>
<video:description>Sarı nokta hastalığı yaşa bağlı bir olay olduğu için genellikle 55 yaşından sonra ortaya çıkmakta yaş ilerledikçe görülme sıklığı artmaktadır. Hani 60 yaşından sonra her 10 kişiden 1inde görülürken 75 yaşından sonra bu oran %30lara ulaşmaktadır. Özellikle beyaz ırkta daha sık görülmekte. Kuzey bölgelerde sarışınlarda biraz daha fazla olmaktadır. Zencilerde ise son derece nadir.</video:description>
<video:view_count>747</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Obezite-Sari-Nokta-Hastaligina-Yol-Acar-mi--133.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/husnu-guzel/obezite-sari-nokta-hastaligina-yol-acar-mi-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011092009441726209.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Obezite Sarı Nokta Hastalığına Yol Açar mı?</video:title>
<video:description>Bu hastalığın ortaya çıkmasında bir takım risk faktörleri var. Bunlardan birincisi tabii ki beslenme alışkanlıkları. Yani özellikle de hareketsiz bir yaşam beraberinde yağlı yiyeceklerin yenilmesi özellikle doymuş yağ asitlerini içeren yağların alınması kırmızı et bu hastalığın oluşmasında önemli bir faktör olarak karşımıza çıkmakta. Tabii ki bu bahsettiğim olaylar şişmanlık dediğimiz olaya da yol açacağı için yani şişmanlık bir risk faktörü olarak karşımıza çıkmaktadır. Ama bunun yanında bu hastalığın ortaya çıkmasında en önemli risk faktörlerinden bir tanesi sigara kullanımıdır. Sigara içenlerde bu hastalık daha kötü seyretmekte ve daha fazla görülmektedir. Sigara kullanımının 2 önemli riski var birincisi tabii ki bu hastalığın seyrini kötü etkilemekte oluşumunu hızlandırmakta ikincisi de bu hastalara ilaç özellikle vitamin tedavisi düzenlerken sigarayı bırakmaları söz konusu değilse bırakamıyorlarsa o zaman A vitamininden yoksun vitaminler vermek lazım. A vitamini vermemek lazım çünkü A vitamini hastalarda yani sigara kullanımıyla birlikte alındığında akciğer kanseri riskini arttırmaktadır. Bunun dışında risk faktörü olarak sayabileceğimiz hipertansiyon ve kalp hastalıkları da önemli bir yer tutmakta. Bir başka önemli risk faktörü de maalesef birçok hastalıkta olduğu gibi kalıtım yani irsiyette bu hastalıkta %15 kadar etkili olmaktadır.</video:description>
<video:view_count>465</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Sari-Nokta-Hastaligi-Tedavi-Edilmezse-Korluge-Neden-Olur-mu--134.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/husnu-guzel/sari-nokta-hastaligi-tedavi-edilmezse-korluge-neden-olur-mu-05.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011092009464926209.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Sarı Nokta Hastalığı Tedavi Edilmezse Körlüğe Neden Olur mu?</video:title>
<video:description>Sarı nokta hastalığı tedavi edilmezse ya da tedavi edilmesine rağmen ilerlemeye devam ederse hiçbir zaman tam bir körlük oluşturmamaktadır. Yani hastanın en azından kendi yaşamını sürdürebilir bir görmeye sahip olması beklenir. Bu görme kaybolmaz. Ancak tabii ki sarı nokta hastalığı tedavi edilmediği ya da ilerlemeye devam ettiği takdirde ciddi görme kayıpları olacaktır. Tabi bu görme kayıpları kişinin sosyal yaşamını çok etkileyecektir. Okuma belki imkânsız hale gelecek, televizyon çok yakından seyredilir hale gelecek ve tabi aktif bir kişi birçok işini yapamaz araba kullanamaz hale gelecektir. Ama hiçbir zaman körlük söz konusu değildir.</video:description>
<video:view_count>989</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Diyabetik-Retinopati-Hastaligi-Nedir--Teshisi-Nasil-Yapilir--135.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/mahmut-ozturk/diyabetik-retinopati-hastaligi-nedir-teshisi-nasil-yapilir-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011092009541726209.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Diyabetik Retinopati Hastalığı Nedir? Teşhisi Nasıl Yapılır?</video:title>
<video:description>Dünyada ki körlük nedenlerinin başında gelen hastalıklardan bir tanesi de diyabet ve diyabetin komplikasyonları bir damar hastalığı olması nedeniyle en fazla göz de görülüyor. Göz de ki komplikasyonlar göz de retinada kanamalar görme noktasında ödem dediğimiz sıvı kaçışları retinanın üzerinde yeni damar oluşumları ve yeni zar oluşumlarıyla retinanın yerinden kalkıp dekolman dediğimiz retinayla altındaki dokunun irtibatını kesen bir takım patolojilere sebep oluyor. Bunlar aslında tedavisi çok kolay zamanında müracaat edilirse ve iyi takip edilirse hasta ve şekeri de iyi kontrol altında tutulursa zamanında tedaviyle insanların körlükten kurtulma şansı çok yüksek. Ama kontrolsüz bir diyabet varsa hastada ve takibi iyi değilse tedavisi eksik yapılmışsa sonuçta çok ciddi problemlerle karşı karşıya kalınıyor ve bizler için retina cerrahları için son derece zor ama o kadar da sofistik aletlerin gerektiği o kadar da tecrübeli insanların gerektiği büyük ameliyatlara sebep oluyor. Sonuçta insanları tabii körlükten kurtarabiliyoruz. İnsanları kör olmaktan kurtarabiliyoruz ama çok uğraşıyoruz. Bu hem hastaya hem doktora hem de devlete çok büyük yük getiriyor. Onun için en önemli şey hastanın kendisinin diyabetini kontrol altına alması ve retina doktoruyla mutlaka belirli aralıklarla görüşüp hastalığının seyrini ona göre yönlendirmesi gerekiyor.</video:description>
<video:view_count>554</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Diyabetli-Hastalar-Ne-Siklikta-Muayene-Olmalidirlar--136.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/mahmut-ozturk/diyabetli-hastalar-ne-kadar-siklikta-muayene-olmalidirlar-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011092009562526209.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Diyabetli Hastalar Ne Sıklıkta Muayene Olmalıdırlar?</video:title>
<video:description>Eğer göz hekimleri açısında soruyorsanız diyabetin 2 türü var biliyorsunuz 1 adolesan çağ dediğimiz gençlik çağı hatta çocuklukta hatta doğuşta ortaya çıkan jüvenil diyabet dediğimiz bir diyabet şekli var. Bir de geç tip yaşlı insanlarda gördüğümüz 50 yaşından sonra gördüğümüz diyabet şekli var. Şimdi jüvenil tip diyabette hastalık çok hızla ilerliyor. Adolesan tip diyabette hastalık biraz daha yavaş ilerliyor. Jüvelin tip diyabette ilk 10 sene eğer iyi bir kontrol yapılırsa gerek diyabet açısından gerek dâhiliye doktoru gerek göz doktoru açısından iyi bir takip yapılırsa çok büyük bir problem görmüyoruz. 10 seneden sonra sorunlar başlıyor. Çünkü diyabet demek damar içerisinden su akması gerekirken petrol akıyor bu petrol aktığı zaman damarın cidarını gittikçe bozuyor ve o damarın cidarı gittikçe inceliyor ve bir süre sonra o dışarıya kanama ve ya sıvı akımıyla ortaya çıkıyor. Hatta bazı damarların tıkanmasıyla da o beslediği bölgeyi besleyemez hale geliyor. Bu beslenmeyen yerlerden de yeni damarlar oluşuyor. Erişkin tip diyabette problemler 15 seneden sonra başlıyor. 15 seneden sonra ve ya 10 seneden sonra bu iş mutlaka olacak mı diye bir soru sorarsanız bu tamamen hastalığın seyriyle alakalı olan bir şey. Eğer kişi diyabetini iyi kontrol altına alırsa 10 senede değil 15 senede 20 senede 25 senede de problem çıkmayabilir. Tamamen kontrolle alakalı olan bir şeydir. Ama şu bir gerçek bir diyabet hastası ister jüvenil olsun ister adolesan tip diyabet hastası olsun ilk başta senede bir mutlaka bir retina doktoru tarafından muayene edilmesi gerekiyor. Yani göz bebeğinin genişletilip retinasının iyice taranması gerekiyor. Retina da problemler başlamışsa şayet bunların evreleri var hafif tip orta tip ve ciddi tip diye hafif tipte bir retina problemleri başladıysa takip süresi 6 aya düşüyor. Ciddi tipte başlamışsa zaten orada tedavi başlıyor artık. Yani hastayı daha sık görüyoruz ve tedaviye başlıyoruz lazer ameliyat neyse ona göre takip ediyoruz.</video:description>
<video:view_count>899</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Goz-Dibi-Muayenesi-Nedir--Nasil-Yapilir--137.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/mahmut-ozturk/goz-dibi-muayenesi-nedir-nasil-yapilir-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011092009591326209.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Göz Dibi Muayenesi Nedir? Nasıl Yapılır?</video:title>
<video:description>Göz dibi muayenesi gözün rutin muayenelerinden bir tanesidir. Yani siz hiçbir göz dibi retinayla ilgili probleminiz olmasa bile bir göz doktoruna gözlük almaya gidiyor olsanız bile göz doktoru mutlaka sizin göz bebeğinizi damlayla genişletip retinanıza bakmak durumunda. Bu gözün rutin muayenelerinin bir parçasıdır. Nasıl sizin göz tansiyonunuza bakılmak zorunda gözlük numaranıza bakılmak zorunda ise retina muayenesine bakılmak zorundadır. Bunun için göz bebeğini genişletiyoruz ondan sonra biyomikroskop dediğimiz cihazla gözün arkasını görebildiğimiz bir takım mercekler kullanıyoruz. İşte 90 diyoptri 78 diyoptri. Başımıza taktığımız bir cihazla gözün arkasını çıplak olarak görebiliyoruz. Yani orada ki damar yapısını orada ki problemleri direk olarak 34 büyütmeyle çok net bir şekilde her tarafını görebiliyoruz. Bunun dışında tabii eğer bir problem gelişmişse bir damar hastalığı ve ya bir diyabetle ilgili problem gelişmişse bu sefer bizim yardımcı elemanlarımız var. Yardımcı muayene yöntemlerimiz var. Bunlar bir tanesi göz arkası tomografisi dediğimiz gözün retina tabaksının kalınlığını ve yapısını ölçtüğümüz bir cihazımız var. OCT diyoruz optik koherens tomografi. Yine ayrıca anjiyografi yapıyoruz. Yani damardan ilaç verip o ilacın retina tabakasında ki damarlara gidip orada ki damar yapısını gözlemlediğimiz anjiyografi dediğimiz bir cihazımız var. Bunlar bizim yardımcı dediğimiz tanı amaçlı kullandığımız teknikler ama asıl olan bizim çıplak gözle biyomikroskopta gözün arkasını kontakt ve ya non kontakt lenslerle görebildiğimiz muayene yöntemidir.</video:description>
<video:view_count>3919</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Goz-Ici-Kanamalarinda-Kac-Defa-Lazer-Olmak-Gerekir--138.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/mahmut-ozturk/goz-ici-kanamalarinda-kac-defa-lazer-olmak-gerekir-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011092010230226210.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Göz İçi Kanamalarında Kaç Defa Lazer Olmak Gerekir?</video:title>
<video:description> Nedene bağlıdır tabii. Göz içi kanamaları dediğimiz zaman eğer diyabetten bahsediyorsak şayet diyabetin lazerle tedavisinde 2 tane ana hedef var. Bunlardan 1 tanesi görme noktası dediğimiz makula bölgesinde ki oluşan kalınlığı ödemi gidermek için sadece o bölgeye ve tek seans yaptığımız bir yöntem. Ama asıl peripheral retinada kanamalar ve bir takım ciddi problemler varsa oranın lazerlenmesi de oranında adına panretinal bütün retinanın lazerlenmesi adını veriyoruz. Bunu da genellikle 3 seansta bitiriyoruz. Yani 3 seans bir göze, 3 seans bir göze 6 seansta göz arkasının lazerini bitirtiyoruz. Tabii halk arasında yanlış bilinen bir şey var. Lazer oldum gözüm daha kötü oldu lafını çok duyarız. Bu doğru değil. Lazerin görmeyle pek ilgisi yok. Eğer doğru yapıldıysa. Gidip görme noktasını yakmadıysanız ki bu artık kimse yapmaz herhalde retina doktorları hiçbir zaman yapmaz. Lazerin görmeyle hiç ilgisi yok görmeyi ne azaltır ne de çoğaltır. Lazer oluşacak olan problemlerin oluşma hızını yavaşlatıyor. Durdurmuyor da neden çünkü hadisi göz hastalığı değil. Hadisi bir sistemik hastalık bir diyabet hastalığından bahsediyoruz bütün vücutta ki damarları tutan bir hastalıktan bahsediyoruz. Hastalık kontrol altında değilse siz ne yaparsanız yapın sonuçta başınıza ne gelecekse gelecek. Sadece lazerle oluşacak olan olayın oluşma hızını yavaşlatıyoruz. Hadise devam ettiği sürece asıl bu işle mücadele edecek kişi hastanın kendisidir.Nedene bağlıdır tabii. Göz içi kanamaları dediğimiz zaman eğer diyabetten bahsediyorsak şayet diyabetin lazerle tedavisinde 2 tane ana hedef var. Bunlardan 1 tanesi görme noktası dediğimiz makula bölgesinde ki oluşan kalınlığı ödemi gidermek için sadece o bölgeye ve tek seans yaptığımız bir yöntem. Ama asıl peripheral retinada kanamalar ve bir takım ciddi problemler varsa oranın lazerlenmesi de oranında adına panretinal bütün retinanın lazerlenmesi adını veriyoruz. Bunu da genellikle 3 seansta bitiriyoruz. Yani 3 seans bir göze, 3 seans bir göze 6 seansta göz arkasının lazerini bitirtiyoruz. Tabii halk arasında yanlış bilinen bir şey var. Lazer oldum gözüm daha kötü oldu lafını çok duyarız. Bu doğru değil. Lazerin görmeyle pek ilgisi yok. Eğer doğru yapıldıysa. Gidip görme noktasını yakmadıysanız ki bu artık kimse yapmaz herhalde retina doktorları hiçbir zaman yapmaz. Lazerin görmeyle hiç ilgisi yok görmeyi ne azaltır ne de çoğaltır. Lazer oluşacak olan problemlerin oluşma hızını yavaşlatıyor. Durdurmuyor da neden çünkü hadisi göz hastalığı değil. Hadisi bir sistemik hastalık bir diyabet hastalığından bahsediyoruz bütün vücutta ki damarları tutan bir hastalıktan bahsediyoruz. Hastalık kontrol altında değilse siz ne yaparsanız yapın sonuçta başınıza ne gelecekse gelecek. Sadece lazerle oluşacak olan olayın oluşma hızını yavaşlatıyoruz. Hadise devam ettiği sürece asıl bu işle mücadele edecek kişi hastanın kendisidir.</video:description>
<video:view_count>2271</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Diyabetik-Retinopati-Icin-Ilac-Tedavisi-ya-da-Rejim-Uygulanabilir-mi--139.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/mahmut-ozturk/ilac-tedavisi-ya-da-rejim-uygulanabilir-mi-05.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011092010251026210.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Diyabetik Retinopati İçin İlaç Tedavisi ya da Rejim Uygulanabilir mi?</video:title>
<video:description>Bu göz hekimlerinin işi değil ama tabii diyabetin tedavisi ilaçla oluyor. Bir süre sonra ilaç yetmediği zaman insüline geçiliyor biliyorsunuz. Ama bu göz hekiminin işi değil. Yani diyabet hastalığının tedavisi diyabetologlar tarafından yani dâhiliyenin bir branşı olan endokrin bölümüyle uğraşan dâhiliye uzmanlarınca yapılıyor. Bizim göz de oluşacak komplikasyonları önlemeye yönelik bir tıbbi tedavimiz söz konusu değil. Bizim yaptığımız tedavi eğer problem gelişirse o kanama odaklarını göz arkası lazeriyle yakmak ve oluşacak olan kanamayı oluşacak olan retina üzerinde ki zarların oluşma riskini azaltmak hatta ortadan kaldırmak için lazer tedavisi yapıyoruz. Bizim diyabet hastalarında retina da ki patolojileri ortadan kaldıracak ve ya azaltacak bir tedavimiz söz konusu değil.</video:description>
<video:view_count>881</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Retina-Hastaliklari-Nelerdir--140.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/umut-guner/retina-hastaliklari-nelerdir-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011092010281026210.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Retina Hastalıkları Nelerdir?</video:title>
<video:description>Retina gözümüzün görmeyi sağlayan sinir tabakasını içeren dokusudur. Bu nedenle birçok diğer göz problemine göre çok daha acil tanı ve tedavi alması gerekendir. Retina hastalıkları içerisinde en önemli bu Türkiye de ve tüm Dünya da çok sık görülen şeker hastalığı ve sarı nokta hastalığıdır. Şeker hastalığının ve sarı nokta hastalığının dışında daha az görülen travmatik ya da kendiliğinden gelişen bu retina yırtığı sonucunda gelişen retina dekolmanıdır. Birçok retina hastalığı var edinsel ve ya kalıtımsal olsun ama sonuçta retina hastalıklarının bu gün en çok görülen 3 tanesi özellikle ülkemizde şeker hastalığı retina dekolmanı ve sarı nokta hastalığıdır. Şeker hastalığı özellikle ülkemizde de çok sık görüldüğü için ister tip 1 ister tip 2 diyabet olsun çok üzerinde durulması gereken ve çok dikkatli tedavi edilmesi gereken bir hastalık çünkü şeker hastalığının bir süre sonra erken tanı ve tedavisi yapılmazsa maalesef tedavisinde çok fazla yol alamıyoruz ve maalesef hastanın ciddi ve kalıcı görme kaybı oluyor. Şeker hastalığının tedavisinde bu gün erken safhada göz içi kanamaları için yapılan argon lazer tedavisi daha ileri dönemde özellikle görme merkezini tutan problemler yarattığında göz içi steril enjeksiyonları yapmaktayız. Çok ileri safhalarda tanı almış ve çok ağır görme kaybı yaratmış şeker hastalığında ise açık cerrahi olarak açıklayabileceğimiz cerrahi bir yöntem kullanılmakta ki bu hastanın çok ağır görme kaybı olduğu anlamına gelir. Özellikle şeker hastalığı için en önemli olay erken tanı ve tedavidir. Sarı nokta hastalığı ise günümüzde diyabet ve katarakttan sonra yine çok sıklıkla görülen bir hastalıktır. Genellikle 60 yaş ve üzeri erkek ve kadınları eşit oranda etkileyen bir hastalıktır. Asimetrikte olsa her 2 gözümüzü etkileyen bir hastalık. Birçok çeşidi olmasına rağmen kabaca halk arasında bilinen tabiriyle kuru tip ve yaş tip olmak üzere 2 tipi vardır. Kuru tip sarı nokta hastalığı göreceli daha az görme kaybı yapan ve tedavisi biraz daha kolay olan bir formudur ve her 10 hastamızın 9unda görülmektedir. %10unda yani 10 hastamızın 1inde görülen tipi ise yaş tip sarı nokta hastalığıdır. Yaş tip sarı nokta hastalığının tedavisi ve görme kaybı yapması biraz daha sıklıkta olmaktadır kuru tipe göre ve tedavisinde bu gün çok sıklıkla uygulanan göz içi enjeksiyonlarını yapmaktayız. Hastalığın en önemli ayırıcı tanısı kuru tip ve yaş tipi yapabilmek çünkü her 2sinin tedavisi birbirinden oldukça farklıdır.</video:description>
<video:view_count>1303</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Retina-Hastaliklarinin-Tedavisinde-Kullanilan-Yontemler-Nelerdir--141.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/umut-guner/retina-hastaliklarinin-tedavisinde-kullanilan-yontemler-nelerdir-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011092010291026210.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Retina Hastalıklarının Tedavisinde Kullanılan Yöntemler Nelerdir?</video:title>
<video:description>Retina hastalıklarının tedavisinde günümüz de cerrahi ve cerrahi dışı olmak üzere 2 farklı yöntem kullanmaktayız. Cerrahi dışı yöntem olarak özellikle diyabet ve hipertansiyona bağlı kanamlar da göz içi kanamalarında argon lazer tedavisi dediğimiz bir yöntem uygulamaktayız. Bu yöntem de gözümüze yerleştirdiğimiz bir mercekle retinayı odaklamakta ağrısız ve çok kısa sürelerde bir argon lazer tedavisi uygulamaktayız. Burada amaç sebebi ne olursa olsun ister şeker hastalığı ister tansiyona bağlı kanama olsun bu kanama alanlarına argon lazer ışığını düşürerek buradaki kanama alanlarını yakarak gözümüze ve retinamıza daha fazla zarar vermesini engellemektir. Bunun dışında yine tıbbi bir yöntem olan bu argon lazer tedavisin kullanıldığı ve çok çok önemli olan yer ise retina yırtıklarıdır. Retina yırtıklarının erken tanı ve tedavisinde bu argon lazer şu an da bildiğimiz tek yöntemdir. Retina yırtığı olan bir bireyde saat ya da günler içerisinde ağır ve kalıcı görme kaybı yapabilecek retina dekolmanına ilerlemeden hemen önce hastaya tanı konulursa argon lazer tedavisiyle retina yırtığı kalıcı ve tekrarlamayacak şekilde tedavi edilebilir.</video:description>
<video:view_count>1079</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Retina-Dekolmani-Nedir--Nasil-Tedavi-Edilir--142.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/umut-guner/retina-dekolmani-nedir-nasil-tedavi-edilir-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011092010301426210.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Retina Dekolmanı Nedir? Nasıl Tedavi Edilir?</video:title>
<video:description>Retina dekolmanı kendi içinde 2 ana gruba ayrılabilecek ciddi görme kaybı sebebidir. Retina dekolmanı dediğimizde bugün şeker hastalığına bağlı traksiyonlar yani şeker hastalığının yapmış olduğu göz içi bantlarının retinayı çekiştirerek yapmış olduğu ve daha ciddi formda olan daha ciddi tedavi gerektiren traksiyonlar retina dekolmanı 1. çeşidimiz. 2. çeşidimiz ise göreceli daha az sıklıkta görülen retina yırtığına bağlı gelişen retina dekolmanıdır. Şeker hastalığına bağlı gelişen yani şeker hastalığının gözümüzün içinde yapmış olduğu bantların çekiştirme etkisine bağlı traksiyonlara bağlı gelişen retina dekolmanında hastalığın uzun süreli etkilerinden dolayı retina dekolmanını tedavi etseniz bile şeker hastalığının yapmış olduğu etkilerden dolayı bir miktar görme kaybı kalacaktır. Şeker hastalığının yaratmış olduğu bu traksiyonlar retina dekolmanının tedavisi erken dönemde yapılan bir tektomi cerrahisidir. Günümüz de 2 farklı tektomi cerrahisi uygulanmakta dikişli ve dikişsiz olarak. Biz kliniğimizde genellikle dikişsiz yöntemi tercih ediyoruz ama hastanın durumuna göre mecburen dikişli yöntem de yapılabilir. Ve tektomi cerrahisinde amaç gözümüze 3 ya da 4 kanal açarak gözümüzün içine girip dekolmana yol açan bantları temizleyerek bunun dışında retinayı yatıştırarak varolan kanama ve şeker hastalığının yaratmış olduğu diğer etkenleri ortadan kaldırarak çoğu zaman gözümüzün içine mecburen silikon koyarak yatıştırma etkisini uzatmak için ve belirli miktar lazer yaparak ameliyata son veriyoruz. Genellikle 3 ile 6 ay sonra hastamızın durumuna göre silikonu daha küçük bir cerrahi müdahale ile gözümüzün dışına alıyoruz. 3 ile 6 aylık süre zarfında ek lazer tedavileri ya da ek şeker tedavileri hasta alabiliyor. Ancak yırtık retina dekolmanına göre tedavisi biraz daha uzun ve biraz daha az sonuç vermektedir açık konuşmak gerekirse diyabete bağlı olan retina dekolmanlarında. Diğer çeşidimiz ise retina yırtığına bağlı gelişen ve daha az görülen retina dekolmanlarıdır. Burada acil tanı ve tedavinin etkisi biraz daha fazla çünkü retina yırtığına bağlı gelişen retina dekolmanları eğer görme merkezimiz denilen makula tutmadan tanı alırsa bir tektomi cerrahisine gerek olmaksızın sadece geniş çaplı ve poliklinik ortamında yapılan bir argon lazer tedavisiyle hastalığın ilerlemesi engellenerek açık cerrahi dediğimiz bir tektomi cerrahisine gerek duyulmadan poliklinik şartlarında hastanın tedavisi sağlanır. Ancak hastalarımızın bazıları geç dönemde yani görme merkezi tutularak bize geldikleri için görme sadece ve sadece 1-2 m. Ve ya ışık açısına düştüğünde geldiklerinde buna tabii ki argon lazer tedavisi etki etmeyecektir. Yine biraz önce bahsettiğimiz açık cerrahi olarak nitelendirdiğimiz dikişli ya da dikişsiz hastanın durumuna göre planlanan bir tektomi cerrahisi yapılacaktır. Tektomi cerrahisinde de amaç yine 3 ya da 4 kanalla göz içerisine girilerek dikişli ya da dikişsiz fark etmez yırtığa bağlı ayrılmış olan retina tabakasının yerine yatıştırılması yırtığın etrafına ayrıntılı bir lazer tedavisi yapılması. Ve yine şeker hastalığında olduğu gibi tekrardan retinanın üzerine katlanmaması tekrardan dekole olmaması için içeriye silikon verilerek ameliyata son verilmesidir. Şeker hastalığına bağlılığından biraz daha farklı olarak 6 ile 8 ay sonra hastanın durumuna göre yine küçük bir cerrahi müdahale ile silikon göz dışına alınmakta ve tüm retina dekolmanlarında cerrahi sonrasında nihai görme 2. cerrahiden yani silikon gözden alındıktan sonra nihai görme çıkmaktadır. Çünkü gözümüzün içinde silikon var iken yaklaşık 4 ile 6 derecelik bir hipermetrobu ortaya çıkmaktadır. Hastamız bu bekleme süre zarfında uyarılarak bir miktar bulanık göreceği %10 bulanık göreceği ve nihai görmeye ancak 2. cerrahi müdahaleden sonra yani silikon alındıktan sonra ulaşacağına hastamıza ifade ediyoruz.</video:description>
<video:view_count>2035</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Diyabetik-Retinopati-Nedir--Tedavisi-Nasil-Olur--161.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/umut-guner/diyabetik-retinopati-nedir-tedavisi-nasil-olur-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011092710225226910.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Diyabetik Retinopati Nedir? Tedavisi Nasıl Olur?</video:title>
<video:description>Diyabet yani şeker hastalığı hem ülkemizde hem de Dünya da katarakttan sonra bilinen en sık görme kaybı sebeplerinden bir tanesidir. İster genç hastalarda görülen ve insülin bağımlı tip 1, bir diyabet olsun ister daha ileri yaşlarda 5055 yaş ve üzerinde insülinden bağımsız tip olarak karşımıza çıkan tip 2 olsun diyabet hastalığı uygun tanı ve tedavi yapılmazsa hastada mutlak bir ağır görme kaybıyla sonuçlanacak bir hastalıktır. Diyabet hastalığının gözde ki etkileri retina ve lens üzerine yani katarakt üzerine olmaktadır. Katarakt cerrahisi tabi ki 1 kere yapılan ve doğru yapıldığı zaman %100 başarıyla sonuçlanan bir tedavisidir ancak diyabetin retina üzerine olan etkileri maalesef katarakt kadar serin ve rahat tedavi edilen boyutlarda değil. Başlangıç safhasında ister tip 1 ister tip 2 olsun retinada gözle görülen tetkiklerimiz örneğin anjiyoda örneğin retina tomografisinde olsun fark edilebilen küçük kanamalar ve küçük ödem odaklarıyla kendini gösterir. Başlangıç safhasında bu ödem ve kanama odakları yeterince tedavi edilemezse ki bu tedavi hastanın kan şekerinin daha sıkı düzenlenmesi ve biz göz hekimleri olarak da gerekli noktalara retinal argon lazer yapılmasıyla sınırlıdır. Bu tedaviler hasta ve hekim tarafından yapılmışsa çok hızlı bir şekilde retinanın kanama ve ödemi ilerleyerek görme merkezine ulaşır. Görme merkezine ulaşan retinanın ödem ve kanama ciddi görme kaybıyla sonuçlanır. Burada yapacağımız şey lazer değil görme merkezine ulaşan kanama ve ödem de göz içine yapılan enjeksiyonlardır. Göz içine yapılan enjeksiyonlar görme merkezimizi tutan kanama ve ödemin çekinmesini sağlamak amacıyla yapılmaktadır. O yüzden başlangıç safhasında hastamızın tanısı konduğun gerekli şartlarda retinanın dış katmanlarına lazer merkezi görme katmanlarına lazer yapamayacağımız için ise göz içi enjeksiyonları uyguluyoruz. Eğer hastamız bize çok geç safhada gelmişse veya şekeri çok düzensiz ilerliyorsa o zaman yapılacak şey maalesef açık cerrahi olarak nitelendirdiğimiz dikişli ya da dikişsiz yapılsın arka ve tektomi cerrahisidir. Arka ve tektomi cerrahisi de bugün şeker hastalığında 2 sebeple yapılmaktadır. Bunlardan 1 tanesi şeker hastalığına bağlı gelişen ağır göz içi kanamaları. Diğer sebebi ise retina hastalıklarının en önemlilerinden bir tanesi olan traksiyonel retina dekolmanı dediğimiz şeker hastalığının yapmış olduğu banda bağlı olarak gelişen retinanın yerinden ayrılması ve ağır görme kaybı yapmasıdır. Şeker hastalığının tüm sonuçlarında eğer gerekli tıbbi tedavi yapılmazsa poliklinik şartlarında hastanın ağır görme kaybı olacak ve açık cerrahi tektomi cerrahisine gidecektir. Ve tektomi cerrahisinde en başarılı cerrahiyle bile şeker hastalığında kan dolaşımı probleminin olduğu bir miktar görme kaybı kalır. Bu nedenle şeker hastalığının erken tanı ve tedavisi birçok hastalığa göre çok daha önemlidir. Ve erken dönemde yapılacak gerekli miktarda retinaya argon lazer tedavisi ve yine gerekli miktarlarda ve zamanlarda yapılacak görme merkezi için yapılması gereken göz içi enjeksiyonları hastanın açık cerrahiye ve kalıcı görme kaybına gitmesini engelleyecektir.</video:description>
<video:view_count>1190</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Akciger-Embolisinin-Belirtileri-Nelerdir--145.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/kamil-cerrahoglu/akciger-embolisi/akciger-embolisinin-belirtileri-nelerdir-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011092014503426214.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Akciğer Embolisinin Belirtileri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Hastaların embolide en çok dikkat edecekleri semptom olarak şunları sıralayabiliriz; ani gelişen nefes darlığı, derin inspiriumlar, nefes alırken sağ veya sol yan ağrısının olması, kramplar şeklinde seyreden kaburga ağrıları ve nefes açlığı dediğimiz nefes yetmemesi durumu embolinin en büyük semptomlarından bazılarıdır. Hasta bu şikayetleri hissettiğinde tabii ki emboliyi aklına getirmeli ve derhal bir doktora müracaat etmeli. Emboliyi düşünen doktorda hemen tedavisine başlamalı çünkü artık burada geçirilecek zaman yoktur. Tedavinin başarısı hastanın hayati ciddiyeti tamamen tedavinin erken başlamasına ve ya bu semptomların giderilmesiyle doğru orantılıdır.</video:description>
<video:view_count>1242</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Akciger-Embolisi-Tedavisi-Nasil-Yapilir--146.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/kamil-cerrahoglu/akciger-embolisi/akciger-embolisi-tedavisi-nasil-yapilir-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011092014515326214.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Akciğer Embolisi Tedavisi Nasıl Yapılır?</video:title>
<video:description>Akciğer embolisi tedavisi hiç vakit geçirilmemesi gereken derhal tedaviye başlanması gereken bir hastalık. Tamamen pıhtının eritilmesi ve ya pıhtının tedavi edilmesine yönelik bir tedavi olacaktır. Emboliye ön tansını koyan bir doktor hastayı derhal hospitalize etmeli bu hospitalizasyon sonrasında tetkiklerinin yaparak ön tanıdan kesin tanıya geçilmelidir. Ancak kesin tanıya geçilecek zaman kesinlikle tedaviyle geçilmelidir biz buna ampirik tedavi diyoruz. Yani henüz teşhis konulmamış ancak ön tanı var zaman kaybetmemek açısından muhakkak bir hepatizasyon dediğimiz kanın sulandırılması tedavisi ve ya pıhtının eritilmesi tedavisi dediğimizde streptokinaz tedavisi dediğimiz ilaçların kullanılmasıdır. Burada uygulanacak tedavi tetkikler devam ederken kesin tanıya giderken eğer emboli ön tanıda yer alıyorsa hemen streptokinazla pıhtının eritilmesi tedavisidir. Bununla birlikte de hepatizasyon tedavisinin devreye girmesi gerekir. Bu tedavi kesinlikle hastanelerde yapılabilir çünkü bu tedavi yapılırken hastada kanda bir INR düzeyi denilen kanın pıhtılaşma faktörü ve ya kanın sulanma derecesini ölçen bir faktörün her gün hatta günde 23 kez ölçülmesi gereklidir. Çünkü eğer hepatizasyon tedavisinde ve ya emboli tedavisinde doz kaçırılacak olursa ciddi kanamalar ortaya çıkabilir ve hasta emboliden kurtarılırken kanamadan kaybedilebilir. Dolayısıyla burada ki tedavi 10 günlük bir hastane tedavisidir. Bunun ilk 3 günü heparin uygulanarak yapılır. Diğer 7 günlük tedavi de heparinin 3. gününde başlanan ağızdan kanı sulandırıcı ilaçların kullanılmasıdır. Bu ilaçlarda tamamen günlük kan değerlerine bakılarak doz ayarlaması şeklinde yapılır. Bu kan değerlerine bakılarak 5 mg. 10 mg. Şeklinde ilaçlar hesaplanarak hastaya verilir ve yaklaşık 10. günün sonunda da hasta bu tedaviyi bitirmiş olarak hastaneden taburcu edilir.</video:description>
<video:view_count>1287</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Akciger-Embolisi-Gorulme-Olasiligi-Fazla-Olan-Kisiler-Kimlerdir--147.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/kamil-cerrahoglu/akciger-embolisi/akciger-embolisi-gorulme-olasiligi-fazla-olan-kisiler-kimlerdir-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011092014531126214.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Akciğer Embolisi Görülme Olasılığı Fazla Olan Kişiler Kimlerdir?</video:title>
<video:description>Akciğer embolisi tabi burada etiyolojisine bakmamız gerekiyor. Kimler akciğer embolisi olabilir? Pıhtılaşma riski olan hastalar kimlerdir? Bunları şöyle sıralayalım 1.si kalp rahatsızlığı olanlar yani akciğer fibrilasyonu olanlar ve kalbin kasılma problemi olan hastalar diğeri kalp kapakçığı hastalığı olanlar kalp kapakçığında sorun yaşayanlar ve varisleri olan hastalar artı damar yapısının bozulduğu alt ekzintelerde ayaklarımızda ki kan dolaşımının sekteye uğradığı hastalar da trombüs dediğimiz bu pıhtıların atılarak akciğere damarlara giderek o beslenen bölümü tıkaması sonucudur. Bunun dışında bazı ilaç kullananlar da emboli riski çok daha yüksektir. Özellikle bayanlarda böyle bir şikâyet olduğunda muhakkak doğum kontrol hapı kullanılıp kullanılmadığı sorulmalıdır. Çünkü bunlar da pıhtılaşmayı arttıran ve bu riski arttıran ilaçlardandır. Bunun dışında spor yapmayan az hareketli olan ve daha stabil yaşayan hastalarda bu riskler daha fazladır. Obez, kilolu hastalarda bu risk daha da artmaktadır.</video:description>
<video:view_count>768</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Akciger-Embolisinden-Korunmak-icin-Neler-Yapilmalidir--148.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/kamil-cerrahoglu/akciger-embolisi/akciger-embolisinden-korunmak-icin-neler-yapilmalidir-05.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011092014541226214.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Akciğer Embolisinden Korunmak için Neler Yapılmalıdır?</video:title>
<video:description>Akciğer embolisi sonuçta bir pıhtılaşma hastalığıdır. Muhakkak rutin check upların düzenli olarak yapılması gerekir. Burada kalp muayenesi varis muayenelerinin yapılması ve kullanılan ilaçların gözden geçirilmesi gereklidir. Spor yapmak, aktiviteyi arttırmak kasların kasılma gücünü arttırmak emboli oluşmasını engellemektedir. Tabii burada yan faktörleri de saymamız gerekir. Örneğin bir diyabet hastasında damar cidarı bozulduğu için kanın akışkanlığı bozulacağı için emboli riski fazladır. Sigara içen hastalarda damar endoteli dediğimiz damar iç yüzeyini döşeyen kaslarda ve mukozada bozulmalar olacağı için burada kan akışı yavaşlayacağından kanın pıhtılaşma oranı daha yükselecektir. Diyabetli hastalar koroner hastaları obez hastalar özellikle bu konuda kendilerini kontrol ettirmelidirler. Muhakkak ki zaman zaman da belki kan pıhtılaşma faktörlerine bakarak bu önlemler alınabilir.</video:description>
<video:view_count>829</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Aspirin-Akciger-Embolisine-Yakalanma-Riskini-Azaltir-mi--149.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/kamil-cerrahoglu/akciger-embolisi/aspirin-akciger-embolisine-yakalanma-riskini-azaltir-mi-06.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011092014551926214.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Aspirin Akciğer Embolisine Yakalanma Riskini Azaltır mı?</video:title>
<video:description>Akciğer embolisi bir pıhtılaşma hastalığı sonuçta kanın akışkanlığının arttırıldığı kanın damarlardan geçiş hızının arttırıldığı her durumda emboli riski azalır. Bunlar için profilaktik olarak kullanılabilecek ilaç tabii ki aspirindir. Kanı sulandıran diğer ilaçlar daha ziyade hastalık geliştikten sonra kullanılan ilaçlardır. Ama profilaktik olarak kullanılan yani koruyucu olarak kullanılacak ilaç muhakkak aspirin ve tabii şu an da başka preparatlar da var isim vermek belki uygun olmaz. Dolayısıyla bazı ilaçları kullanmak kanı sulandırmak açısından emboli riskini azaltır.</video:description>
<video:view_count>754</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Astim-Nasil-Teshis-Edilir--150.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/kamil-cerrahoglu/astim/astim_nasil_teshis_edilir_01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011092110200126310.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Astım Nasıl Teşhis Edilir?</video:title>
<video:description>Astım hastalığı toplumumuzda veya dünya popülasyonunda son yıllarda güncelliğini koruyan çok önem arz eden bir hastalık.Çünkü en büyük semptomu hastaların nefes darlığı hissetmesi. Ve öksürüklerle geceleri uyuyamaması en önemli semptomlarından.Hatta bazı hastalar astım hastalığında ki sıkıntıları şöyle ifade ederler, denizden çıkmış balığın nefes alamaması gibi bizde nefes alamıyoruz diye ifade ederler. Burada ki en önemli olay astımın teşhis edilmesidir. Teşhis edildiği takdirde tedavisi son derece düzenli tedavilerle kolay olan hastalar semptomları yaşatmayan bir hastalık olarak doktorların tedavisi altında yürütülebilen kontrol altında gözlenebilen bir hastalıktır. Astım teşhisi tamamen hastanın semptomlarının dinlenmesi çok önem arz etmektedir. Hastanın hırıltısının olması nefes darlığı ifade etmesi. Özellikle geceleri nefes darlığıyla uyanması göğsünde kaşıntılarhissetmesi ve bir wheezing dediğimiz hısıltıyı kendisinin duyması ve ya çevresindekilerin duyması gibi şekilde semptomlarını göstermektedir.Ancak bu şikayetlerini ifade eden hastalara astımlıdır diyebilir miyiz? tabii ki bunu söylemek mümkün değildir. Astım diyebilmek için bir kriterimiz vardır solunum fonksiyon testi olarak yaptığımız akciğer kapasitesinin ölçümü testi bu teşhiste çok önemlidir.Hastaya inovasyonla solunum aldırılıp hızlı bir şekilde verdirildiğinde F1 dediğimiz 1 saniyelik değeri ölçtüğümüzde eğer bu %80'in altında ise astım kriteri pozitif diyebiliriz. 1. seçenek budur. 2.'si bu şikayetleri olan hastalar önce bir solunum fonksiyon testi yapılır. Solunum kapasiteleri tespit edilir. Daha sonra bir ilaç inale ettirilir. Bu inalasyondan sonra alınan solunum fonksiyon testiyle inalasyon öncesi solunum fonksiyon testi karşılaştırılır eğer 2 solunum fonksiyon testi arasında F1 değerinde %20'lik bir fark oluşmuşsa yani ilacı aldıktan sonra %20'lik bir düzelme olmuşsa buna astım pozitif denir. Yani sadece hastayı dinleyerek sadece akciğerleri dinleyerek wheezingleri duymak hırıltıları duymak hastanın semptomlarını değerlendirerek evet sen astımsın demek yanlış bir ifade olur. Tamamen bilimsel gerçeklere dayanmak açısından solunum fonksiyon testinin tedavi öncesi ve tedavi sonrası yani ilaç öncesi ve ilaç sonrası yapılması astımın pozitif olup olmasının tespit edilmesinde çok önemlidir. Bunu yapmadan birhastaya astımsın demek son derece yanlıştır veya asla söylenmemelidir. Dolayısıyla astımın teşhisi de sadece F1 değerinin tespitiyle mümkündür.</video:description>
<video:view_count>1405</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Astimin-Belirtileri-Nelerdir--151.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/kamil-cerrahoglu/astim/astimin-belirtileri-nelerdir-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011092110410126310.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Astımın Belirtileri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Ailelerin veya hastaların en çok korktukları şey astım tanısının konmasıdır. Astım aslında korkunç hastalık olarak ifade edilmeltedir. Şunun için çünkü bu semptomlar veya çekilen ızdıraplar tamamen solunum sıkıntısı şeklinde seyretmekte. Ve toplumda şöyle bir inanç devam etmektedir. Astımlı hastalar iyileşmez hayatları boyunca astım hastalığını çekerler şeklindedir. Aslında astım artık tedavi edilebilen bir hastalıktır. Sadece kontrollerinin yapılması tedavilerinin düzenli olması astımın normal yaşantıyı sağlaması için birebir tedbirlerdir. Bu gün o kadar çok astımlı hasta vardır ki ve toplumun basının medyanın bildiği bir çok sanatçı şarkıcı sporcu hatta yüksek dağlara tırmanan astımlı dağcılar vardır. Burada ki başarı şudur, eğer astımlı hastanın siz semptomlarını hissettirmiyorsanız astım bulgularını yaşatmıyorsanız aslında bu astım hastalığı var denemez.Fakat hiç bir kimse de hiç bir doktorda bir astımlı hastaya sen artık iyileştin bir daha hiç bir zaman böyle bir semptom yaşamazsın diyemez. Burada ki kriter şudur astım evet hastada vardırönemli olan tedavisini düzenli olduğunda bu semptomları yaşamıyorsa ve eğer bu bulgular olmadığı için hayatında ki konforunda bir şey eksilmiyorsa bu hastada astım vardır diyemeyiz. Çünkü tamamen normal standartlarda normal yaşantısını sürdürmektedir. Astım tamamen kayboldu iyileşti de diyemeyiz. İleride herhangi bir enflamasyon bulgusunda bir enfeksiyon geçirdiğinde veya bir grip nezle oluştuğunda eğer tedavi edilmemişse oluşacak bronkospazma bağlı veya bronş mukozasının ileri derece reaksiyonuna bağlı ciddi bir bronkospazm yaşayacaktır ve yine astım emptomları yaşanacaktır. Önemli olan burada astım hastalarının ciddi bir şekilde doktorları tarafından takip edilmesi semptomlarının güncel olarak takip edilmesi ve hastalara bu sıkıntıların yaşatılmamasıdır. Bu tamamen doktorla hastanın iyi diyaloğu sonucunda oluşan bir durumdur. Eğer ihmal edilmez ve bu 2 tarafta dikkatini vererek bu hastalığın üzerine eğilirse sonuçta semptomlar yaşanmayacak ve astım hastalığının bulguları ortaya çıkmayacaktır.</video:description>
<video:view_count>1322</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Astimin-Turleri-Nelerdir--152.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/kamil-cerrahoglu/astim/astimin-turleri-nelerdir-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011092110440826310.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Astımın Türleri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Astımın toplumda da bilindiği gibi birçok çeşidi var. Ama bunu bilimsel olarak tıbbi olarak açıkladığımızda intrensek astım ekstrensek astım diye yorumlayabiliriz. Ne demek bu? İntrensek astım iç sebeplere bağlı yani akciğerin kendi mekanizmasında gelişen olaylara bağlı. Burada ki primer sebep enfeksiyon. Enfeksiyon mukozaya yerleştiğinde dediğimiz gibi mukozada ki enflamasyonubaşlatmakta ve burada ki enflamasyon sonucunda da mukozada ödem gelişmekte yani bir su borusunun içerisinin daralması gibi hava yollarının daralması olayıdır. Ben hastalara bunu şöyle izah ediyorum, tabii canlandırmak animasyon açısından böyle izah ediyorum akciğerleri bir üzüm salkımı şeklinde gösteriyoruz üzümün taneleri alveoller yani hava kesecikleri. Peki üzümün dalları ise bronşlar işte astım hastalığında ki olay alveollerden ziyade üzümün tanelerinden ziyade dalcıklarında. Bronşların içerisinde. Burada olay tamamen mukozanın şişmesine ödemine bağlı hava yollarının daralması bu daralmalar sonucunda da bu bronşları oluşturankasların kasılarak havanın geçişine engel olması. Bu şekilde ifade ettiğimiz zaman hastalar çok daha rahat anlayabiliyorlar. Tamamen burada ki semptomu ortadan kaldırmak enfeksiyonu tedavi etmekle mümkün intrensek astımlarda yani enfeksiyona bağlı astımlarda.Yıllarca akciğer enfeksiyonu geçirmiş yıllarca bronşit geçirmiş hastaların eğer iyi tedavi edilmezlerse eğer zamanında tedavileri yapılmazsaastıma dönüşmeleri bu sebeple olmakta. Hiç kimse durup duruken astım olmuyor muhakkak belli bir sebepleri var ki bu bahsettiğimizde intrensek astım dediğimiz akciğerde gelişen enfeksiyonların sebep olması. 2. astım ise ekstrensek astım dediğimiz yalnız dış sebeplere bağlı olan yani toplumda bilinen alerjik astım dediğimiz dışarıda ki faktörlere bağlı olanlar. Burada ki tabii en büyük rolü ev tozları akarlar oynamakta. Polenler alerjinin etkisine göre veya hastanın duyarlı olduğu maddeye göre bir çok alerjen bu bronkospazmı oluşturmakta. O kadar çok astım hastası var ki mesela çayı çimene alerjisi olan polenlere alerjisi olan kedi tozu kedi tüyü kuş tüylerinin döküntülerine alerjisi olanlar gıdalara alerjisi olanlar bunlarda hastanın duyarlı olduğu maddeye karşı göstermiş olduğu reaksiyon sonucuoluşan bronkospazm yani hava yolunun daralması ve havanın akciğerlere geçmesini engelleyerek oksijen değişiminin engellenmesi olayıdır.Sonuçta bir de bunların dışında astım çeşitleri vardır bunlar başlıca ve astımın %80-90'ını oluşturan astım çeşitleridir. Bir de yan faktörler vardır onları da şöyle sıralayabiliriz. Mesela aspirin induced asthma dediğimiz tamamen asprine bağlı gelişen astım vardır. Hastanın hiç bir şikayeti yoktur hiç bir semptomu yoktur ama aspirin aldığı zaman bronkospazm yaşıyordur bu tamamen o maddeye karşı duyulan reaksiyonel bir bronkospazm olayıdır. Bunun dışında egzersiz induced asthma vardır. Bu da hiç bir semptomu olmayan hiç bir şikayeti olmayan hasta şöyle bir şikayetle gelmektedir. Benim hiç bir şikayetim yok ancak koştuktan sonra nefes alamıyorum kendimi ölecekmiş gibi hissediyorum ve ya bir merdiven çıksam nefes nefese kalıyorum diye. Bu da tamamen egzersize bağlı gelişen astımdır. Egzersiz öncesi yapılan bir solunum fonksiyon testiyle egzersiz sonrası yapılan solunum fonksiyon testini karşılaştırdığımızda hiç inanılmayacak şekilde dramatik bir fark görülmektedir ki bu da bize egzersize bağlı astımı ortaya çıkarmaktadır. Tabiibunların hepsinin tedavisi farklı farklı olabilmekte. Ancak sonuçta hastaların semptomları şikayetleri aynı olmaktadır. Burada ki hünerde başarıda doktorun buradaki ayrımına bağlıdır.</video:description>
<video:view_count>963</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Diyabet-Hastaliginda-Beslenme-Nasil-Olur--326.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tahir-haytoglu/diyabet/diyabet-hastaliginda-beslenme-nasil-olur-06.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110811461328011.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Diyabet Hastalığında Beslenme Nasıl Olur?</video:title>
<video:description>Diyabetin tedavisinde kişinin beslenmesi son derece önemlidir. Gerek Tip1 diyabette gerek Tip2 diyabette beslenme önemli bir rol oynar. Tip1 diyabet olan, insülin tedavisi kullanan hastalarda beslenme dediğimiz zaman aslında önemli olan tutarlı ve dengeli br beslenmedir. Nasıl bir insülin tedavisinin kullanıldığına bağlı olarak beslenme farklı şekillerde yapılabilir. Tip1 diyabette eğer kişi tedavi ile ilgili olarak yeterli donanıma sahipse yiyeceklerin içerisindeki karbonhidrat miktarına göre insülini ayarlayarak beslenmesinde daha faszla esneklik kazanabilir veya sağlayabilir. Ama eğer sabit dozlarda insülinler kullanıyor ise bu o kişinin tutarlı bir şekilde hergün aynı saatlerde üç aşağı beş yukarı aynı miktarlarda yemek yiyerek beslenmesi gerekir. Tip2 diyabetliler içinse beslenme dedğimiz zaman aslında bahsedilen diyabete özel bir beslenme şekli değildir, sağlıklı bir beslenmedir. Bu sağlıklı beslenme herkes için geçerli ancak özellikle Tip2 diyabeti olan ve biraz kilo fazlalığı bulunan hastalar için daha da önemlidir. Burda bahsedilen kişinin yemek seçimi konusunda daha sağlıklı gıdaları tercih etmesi, yiyecekleri 3 ana gruba ayırırız; yağlar, proteinler, karbonhidratlar; proteinler içerisinde kırmız et yerine beyaz et, balık tercihi, yağlarda katı yağlar, doymuş yağlar yerine daha doymamış sıvı yağları tercih etmek, bu yiyeceklerimizin içerisinde en büyük grubu karbonhidratlar oluşturur burada da basit karbonhidratlardan kaçınmak, daha az miktarlarda tüketmek gerekir. Basit karbonhidratlarda şeker ve şekerin daha çok miktarlarda kullanıldığı tatlılar, özellikle beyaz un ile yapılmış gıdalar ekmek, pide, simit,kurabiye, kek gibi gıdalar, pirinç pilavı, patates, makarna bunlar basit karbonhidratları oluşturur. Daha ziyade lifli alternatifleri tercih etmek, bakliyatları ve sebze yemeklerini tercih etmek gerekir. Yemek konusunda yapacağımız bu seçimin ve dikkatin dışında yemeğin miktarında da dikkat etmek gerekir. Bu yüzden porsiyonu küçük tutmak ve ayrıca yiyecekleri gün içerisine dengeli bir şekilde dağıtmak gerekmektedir. Ana öğünleri atlamamak lazım-kahvaltı, öğlen, akşam- eğer iki öğün arasında 5 saatten daha uzun bir süre varsa araya bir ara öğün koyup bir sonraki öğüne aç olmadan oturmak ve o öğünde yenilen yemek miktarını da kontrol altında tutmak önemlidir. Diyabetle ilgili beslenmede kaba hatlarıyla bu şekilde beslenmeyi kişinin yaşam tarzı olarak devamlı uygulaması ve bununla kilosunu kontrol altında tutması son derece önemlidir.</video:description>
<video:view_count>824</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Astim-Hastaliginda-Kullanilan-Ilaclarin-Yan-Etkileri-Var-midir--154.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/kamil-cerrahoglu/astim/astim-hastaliginda-kullanilan-ilaclarin-yan-etkileri-var-midir-05.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011092110461326310.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Astım Hastalığında Kullanılan İlaçların Yan Etkileri Var mıdır?</video:title>
<video:description>Astım hastalığında kullanılan ilaçlar son zamanlarda insan vücuduna zarar vermeyen ilaçlar şeklinde geliştirilmiştir. Şöyle örnek verelim bir ilaç hap şeklinde şurup şeklinde veya iğne şeklinde alındığında bir şekilde sistemik olarak vücuda girmektedir. Hap olarak aldığımız ilaç mideden bağırsaklara geçmekte emilmekte kana geçmekte ve diğer organlara beyin karaciğer böbrek üstü bezler hepsine gitmektedir.İğne olarak yapılan ilaçlar yine kanla kaslardan emilerek tüm vücuda dağılmaktadır. Aynı şekilde şurup olarak kullanılan ilaçlarda bu şekilde sistemik olarak alınmaktadır. Oysa ki astım hastalığında kullanılan sprey dediğimiz ilaçlar veya nebulizatörle kullanılan sıvı ilaçlar tamamen tropikal etkili ilaçlardır. Yani şunu söylemek istiyorum, imhale ettiğimiz hiç bir ilaç akciğer mukozasının dışındabaşka bir yere gitmemektedir. Yani hedef organ akciğerin mukozasıdır. Zaten bizim hedefimiz tedavi etmek istediğimiz organda akciğerin mukozasıdır.İmhalasyonla aldığımız ilaçlar da yine 3-5 mikronpartikülleri parçalamakta bronşlardan içeri girmekte alveollere kadar gitmekte ancak buradaki tropikal etkisini göstererek mukozadaki ödemi gidermekte burada ki enflamasyonu tedavi etmektedir. Ve hiç bir zaman emilim olmamaktadır. Bu konuda çok çalışmalar yapılmıştır. Acaba 6 ay 1 sene 2 yıl bu tür kullanılan ilaçlar hastalarda yan etkilere sebep olmakta mıdır? veyatabi aslında bazı inhalasyon şeklinde veya nebilizasyon şeklinde kullanılan kortizonlar vardır. Bunlar acaba şişmanlığa sebep olmakta mıdır? Başka organlara gitmekte midir? vücuda zarar vermekte midir? Bütün bunlar hep hastalar tarafından soruşturulan araştırılan sorular.Fakat bunları şöyle düşünmemiz gerekiyor. Nasıl cildimize sürdüğümüz bir tropikal merhem krem cildimizde ne kadar emilebiliyorsane kadar vücuda zararı olabiliyorsa ancak mukozadan emilecek inhalasyonla veya nebilizasyonla kullanılan ilaçların emilimi o kadar olacağı için biz hastalara bunu şöyle tarif ediyoruz cildinize sürdüğünüz merhem gibi düşünün bu ilaçları çünkü sistemik etkisi yok kana karışmıyor böbrek üstü bezlere gitmiyor akarciğere gitmiyor beyne gitmiyor. Tamamen mukozada ki hedef organımıza gidiyor ve bunun içinde astım ilaçlarının bir çok hastalıkta kullanılan ilaçlarla arşılaştırabiliriz ve diyebiliriz ki şu son zamanlarda geliştirilen inhale ve nebilizasyonla kullanılan ilçalar kullanılan ilaçların en zararsızıdır. Çünkü vücuda girmemektedir. Sadece mukozayı etkilemektedir. Mukozada ki ödemi ve orada ki enflamasyonu tedavi etmektedir.</video:description>
<video:view_count>1171</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Astim-Hastaligi-Olanlar-Spor-Yapabilirler-mi--155.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/kamil-cerrahoglu/astim/astim-hastaligi-olanlar-spor-yapabilirler-mi-06.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011092110473726310.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Astım Hastalığı Olanlar Spor Yapabilirler mi?</video:title>
<video:description>Astım hastaları diğer insanlardan hiç bir şekilde farklı değildir. Aynı sağlıklı veya astım hastalığı olmayan insanlar gibi spor yapabilirler.Örnekler çok sıklıkla verilebilir. Hatta astım hastalarına özellikle en çok önerilen spor yüzme sporudur. Burada yalnız bu yüzme sporu kapalıhavuzlarda klor inhalasyonu olmaması açısından önerilmez. Açık havuzlarda olmalıdır. Malum havuzlarda enfeksiyonun gelişmemesi içinyüksek oranda veya belirli dozlarda klor kullanılır. Eğer havuz kapalı ise ve camekanlı bir havuz ortamıysa güneşin etkisiyle klorda bir buharlaşma olmaktave kapalı havuzlarda bu kloru hissetmekteyiz. Hepimiz biliriz ki bir kapalı havuza girdiğimizde ortamda klor kokusu vardır.Aslında hastalara yüzme önerilmekle beraber önerilmeyen tek şeyde kapalı havuzlarda yüzmektir. Burada ki en büyük kimyasal iritan klor olacaktır.Onun dışında yaz mevsiminde açık havuzlarda yüzmek klor oranı yüksek olabilir o çok önemli değil çünkü buharlaşma ortamda kalmayacaktır.Bu yüzme sporu önerilmektedir. Onun dışında bir çok astımlı hasta sanatçıdan tutun futbolcusuna kadar dağcılığa kadar spor yapabilmektedir.Burada ki kriter tamamen hastanın semptomlarının ortaya çıkmasını engellemektir. Eğer bir hasta sık sık doktoruna gidiyor şikayetlerle ve semptomlarının sürekli tekrarladığını ifade ediyorsa bu hasta aslında iyi bir tedavi altında olmayan astım hastasıdır. Halbu ki tamamen kontrol altında olan ve ilaçlarını düzenli kullandığı takdirde semptomları yaşamayan hasta tamamen herkes gibi sağlıklı insanlar gibi spor yapabilir futbol oynayabilir ve isim saymamakta gerekir birçok futbolcu bir çok sporcu dağcı bu şekilde sporlarını yapabilmektedir. Ve hiç bir semptomda yaşamadan hayatını sürdürmektedir.</video:description>
<video:view_count>1116</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Surekli-Devam-Eden-Oksuruk-Hangi-Hastaliklarin-Habercisidir--156.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/kamil-cerrahoglu/bronsit/surekli-devam-eden-oksuruk-hangi-hastaliklarin-habercisidir-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011092111183326311.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Sürekli Devam Eden Öksürük Hangi Hastalıkların Habercisidir?</video:title>
<video:description>Öksürük akciğer hastalıklarında en önemli semptomdur. Bir çok akciğer hastalığında ilk şikayet çoğunlukla öksürükle başlar. Akciğerin tüm hastalıklarını öksürükle ifade edebiliriz ; bunlardan sayacak olursak tüberklozla başlayabiliriz Türk toplumunda en yaygın akciğer hastalığıdır.Bunun dışında en çok toplumda sigara içilmesi ve sigaranın sebep olduğu akciğer kanseride öksürüğün ilk sebep olduğu hastalıklardan biri sayabiliriz. Bunun dışında bir çok akciğer hastalığı sayabiliriz ;bronşit , bronşiolit , koah ve anfizem bunların arasınada yer alır tabi bu hastalıklara astımıda ilave etmemiz gerekir. Astım daha ziyade solunum sıkıntısıyla seyreden bir hastalık olmakla beraber çoğunlukla öksürük semptomlarıylada beraber başlayabilir. Öksürüğün oluşmasında tamamen akciğer mukozasının bir enflamasyonu ve iritasyonu söz konusudur.Burada herhangi bir yabancı madde veya enflamasyon mukozayı irite ettiğinde reaksiyonel olarak bir reflex başlar , bu reflex tamamen semptomu öksürük şeklinde gösterir. Akciğer dediğimiz zaman ilk semptom her zaman öksürük olarak aklımıza gelecektir.</video:description>
<video:view_count>1120</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Kronik-Oksuruge-Ne-Iyi-Gelir--157.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/kamil-cerrahoglu/bronsit/kronik-oksuruge-ne-iyi-gelir-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011092111194826311.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Kronik Öksürüğe Ne İyi Gelir?</video:title>
<video:description>Kronik öksürüğe şu iyi gelir demek biraz yanlış cevap olur şunun için öksürük anormal bir semptomdur normal bir semptom değildir yani öksürüğü tedavi etmekten ziyade biz göğüs hastalıkları uzmanları öksürüğün oluş sebebini ortadan kaldırmak gerekir. Yani öksürük için şunu alın şu ilaç iyi gelir demek veya öksürüğü baskılayan ilaçlar kullanmak özellikle kodeinli ilaçlar kullanmak son derece sakıncalıdır. Burada bizim amacımız öksürüğü baskılamak öksürüğü ortadan kaldırmak değildir esas amaç öksürüğü oluşturan sebebi tedavi etmektir. Dolayısıyla bu yanlış toplumda yanlış algılanabilmektedir yani öksürüğümüz geçtiği zaman şikayetimiz geçti anlamı taşımaz. Zaman zaman yapılan yanlışlardan biride tamamen öksürük bastıran ilaçlar kullanarak birnevi halının ortadaki tozu halının altına süpürmekten öteye gidemez. Tamamen öksürüğü ortaya çıkaran sebebi bulup bu tedaviyi yapmak önemlidir eğer öksürüğü yapan sebebi ortaya çıkardığımızda daha doğrusu bunun adı teşhis olacaktır. Bu teşhisi yaptığımızda tabiki bu semptomu yaratan nedenler ortadan kaldırıldığında öksürükte tedavi edilecektir ve dolayısıyla öksürük şikayeti ortadan kalkmış olacaktır.</video:description>
<video:view_count>1263</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Bronsit-Hastaliginin-Belirtileri-Nelerdir--158.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/kamil-cerrahoglu/bronsit/bronsit-hastaliginin-belirtileri-nelerdir-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011092111205326311.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Bronşit Hastalığının Belirtileri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Bronşit hastalığı toplumda en sık görülen hastalıklardan biridir. Bronşit kelime anlamı itibariyle akciğerdeki hava yollarını döşüyen mukozanın iltihaplanmasıdır yani bronş mukozasının iltihaplanmasıdır.Bir çok hastalıkta bronşit ortaya çıkabilmektedir ve bunları en çok ortaya çıkaran sebepler enfeksiyon hastalıkları , yabancı kimyasal ajanların inhalasyonu , kirli havada bulunma ve toplumumuzun en büyük sıkıntısı sigarayla maruziyettir.Sigarayla maruziyet burada şöyle ifade edilir adet çarpı yıl nekadar çok içilmiş ve ne kadar uzun yıl kullanılmışsa bu şikayet o kadar artacaktır. Bronşit tamamen mukozanın iltan sebeplere bağlı veya kimyasal sebeplere bağlı tahriş olmasıdır. Burada mukozayı döşeyen bir klinens sistemi vardır temizlenme mekanizması vardır.Bronş mukozasındaki temizlenme mekanizması cdr hücreler dediğimiz tüysüz hücreciklerle sağlanır. Eğer bir enfeksiyon başlamışsa bu klinens mekanizması bloke olacaktır ve mukozada bir enfilamesyon iltihaplanma gelişecektir. Dolayısıyla gece uykumuzda temizlenme mekanizması çalışmaktadır ve akciğerlerde biriken senkrezyonları bu cdr aktiviteyle farenkse doğru ağza doğru yutağa doğru itmekte ve biz bu senkrezyonları gece uykumuzda normal mekanizma olarak yutmaktayız ancak bronşitte bu enflamesyon geliştiğinde bronş mukozasının iltihabı oluştuğunda klinens sistemi çalışmayacaktır ve buna bağlı olarakta mukoza enflamesyonu devam edeceği için senkrezyonlar yutulamıyacaktır. Böylece bronşit mekanizması gelişmiş olacaktır.   </video:description>
<video:view_count>720</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Bronsit-Hastaliginin-Nedenleri-Nelerdir--159.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/kamil-cerrahoglu/bronsit/bronsit-hastaliginin-nedenleri-nelerdir-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011092111214626311.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Bronşit Hastalığının Nedenleri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Bronşit hastalığı akciğer mukozasının iltihaplanma hadisesidir.Bir çok etken bu mekanizmayı harekete geçirebilir ; bunu daha çok sigara içenlerde , kimyasal ajanlara maruz kalanlarda , tozlu kirli fabrika ortamlarında çalışanlarda , sanayi sektöründe çaışanlarda , madencilerde çok sıklıkta görmekteyiz. Sonuçta inhalasyonla alınan partiküller burun mukozasından ağızdan geçtikten sonra farenks, larenks, trakeyi aşarak akçiğere inmektedir.Eğer bu inhale ettiğimiz ajanlar arasında mukozaya tahriş edici etkisi olaranlar varsa mukozayı tahriş etmekte ve burada bir enfeksiyon hadisesinin başlamasına sebep olmaktadır. Çoğunlukla zor işlerde çalışanlarda inşaat işi gibi ,madenciler gibi, veya tozlu ortamlarda çalışanlar gibi inhalasyonların alınmasında mukoza reaksiyon olarak bu etkisini göstermekte ve bronşite sebep olmaktadır. Bunun dışından sayabileceğimiz klima maruziyeti veya çok dikkate alınması gereken uçak yolculukların dikkate alınması çok önemlidir çünkü uçak yolculuklarında kapalı bir ortamda basınçlı bir hava sirküle edilmekte eğer uçak yolculuğunda bu şekilde enfeksiyon taşıyan yolcular var ise onların saçtığı tanecikler solunumla diğer yolculara da taşınmaktadır. Bu enfeksiyon inalanların akciğerlere indirilmesi sonucunda mukoza bir enfilamasyon etkisi göstermekte yani akciğer mukozasının birnevi iltihaplanması gelişmektedir, buda bronşitin sebeplerindendir.</video:description>
<video:view_count>698</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Bronsit-Tedavisi-Nasil-Yapilir--160.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/kamil-cerrahoglu/bronsit/bronsit-tedavisi-nasil-yapilir-05.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011092111231226311.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Bronşit Tedavisi Nasıl Yapılır?</video:title>
<video:description>Bronşit tedavisi klasik bir enfeksiyon tedavisidir aslında normalde tabiki böyle bir enfilamasyon veya enfeksiyon hadisesi var ise bir antiyobotik kullanmak gerekir. Ancak herkesinde bildiği gibi artık antiyobotik seçimleri tamamen kültür antibiyogramlara dayanmalı veya o sezonda o mevsimde görülen mikro organizmalara etken antiyobotiklerin tercih edilmesi gerekmektedir. Antiyobotik seçimi tabiki bronşitin tedavisinde birinci basamaktır fakat esas tedavide burada akciğerlerde biriken enfeksiyon materyalinin yani sektesyonların daha doğrusu balgamın bronş mukozasından uzaklaştırması birinci seçeneklerden biridir. Bu uzaklaştırma gerçekleştirilemesse sonuçta bronş mukozasında enfilamasyon devam edeceği için iltihaplanma devam edeceği için enfeksiyonu tedavi etmekte mümkün olmayacaktır.Tabi bu yeni tedavi yöntemleri günümüzde uygulanmaktadır özellikle klinensi sağlayan yani akciğer temizleme mekanizmasını sağlayan tedaviler gündemdedir.Burada tabi topikaletkiz dediğimiz mukozaya ulaşmakmak çok önemlidir eğer mukozada ciddi bir iritasyon oluşmuşsa muzkozadaki epitel hücreler dökülmüşse ve sinir uçları açığa çıkmışsa tabi ki bir aşırı duyarlı bronş gelişmektedir bunun sonucunda bu da hiperaktif bronş dediğimiz br semptomu bulguyu ortaya çıkarmaktadır. Eğer hiperaktif bronş semptomu uzun süre devam ederse bu bir astım hastalığının öncesini teşkil etmektedir. Bu hiperaktif bronş daha asmatiform bronşit eğer tedavi edilmediği takdirde süreç uzarsa astım hastalığına kadar gidebilmektedir. Bu tedavilerde tabiki bronş temizliğinin bronş mukozasının klinensinin muhakkak yerine getirilmesi ve tedavinin bu basamaklarla tedavi ettirilmesi gerekmektedir.</video:description>
<video:view_count>1153</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Katarakt-Nedir--162.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/kazim-devranoglu/katarakt-nedir-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110110060827310.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Katarakt Nedir?</video:title>
<video:description>Katarakt gözümüze gelen görüntülerin gözümüzün görme noktasına odaklayan göz merceği dediğimiz göz içinde bulunan bir dokunun saydamlığını kaybetmesidir. göz merceğini biz fotoğraf makinasının objektifine benzetebiliriz nasıl fotoğraf makinasının objektifi makinaya gelen görünlerin film üzerine odaklıyor ve net görmemizi sağlıyorsa göz merceğimiz de göze değişik uzaklıkta gelen görüntüleri retina dediğimiz gözün görme tabakası üzerine odaklıyor işte o saydamlığını kaybetttiği zaman bu görevini yapamııyor. göz merceğinin saydamlığını kaybetmesine biz katarakt diyoruz.katarakt değişik şekillerde ortaya çıkabiliyor göz merceğinin tamamını tutabildiği gibi bir bölümünü de tutabiliyor dolayısıyla bu tuttuğu yere göre hastanın görmesinde bozukluklar meydana geliyor hasta bu şikayetlerle müracat ettiği zaman değerlendirip ona göre kararımızı veriyoruz . katarakt doğumdan itibaren her yaşta görülebilir hatta anne karnında başlayıp kişi yaşadığı müddetçe her yaşta görülebilir ama genel anlamda katarakt dediğimiz zaman bizim bahsettiğimiz elli beş atmış yaşalarında başlayan yaşlılık kataraktından söz ediyoruz kişilerin vücudunun diğer organlarında yaşlanmaların olduğu gibi gözümüz de yaşlanmaya başlıyor gözümüzün bir bölümü olan göz merceği de yaşlanmaya başlıyor ve özelliğini kaybetmeye başlıyor. nedir bu özelliği ? az önce söylediğimiz gibi göze gelen görüntüleri gözün arka tabakasına odaklamak işte bu özelliğini kaybedip sertleşmeye başladığı zaman bu görevini yapamıyor göz merceğinin sertleşmesi bazı kişilerde abartılı hale geliyor ve ışınları , görüntüyü geçirmemeye başlıyor sonra da katarakt oluşuyor . genelde elli beş atmış yaşlarında ortaya çıkıyor dedik ama her yaşta da çıkabilir az önce söylediğimiz gibi. örneğin travmalar. künt ve derici travmalar. örneğin trafik kazaları bu kazalarda kafanın vurulması göze bir cisim çarpmasıyla da göz merceği saydamlığını kaybedebiliyor göze gelen yaralanmalar delici travmalar özellikle çocukların okulda kalem batması, iğne batması , evdeki sivri oyuncakların göze batması şeklinde meydana gelen yaralanmalar göz merceğine zarar verip katarakt oluşturabiliyor. o yuzden kataraktın tam bir yaşı yok doğumdan itibaren ölünceye kadar her yaşta görülebilir ama genelde toplumumuzda katarakt dediğimiz zaman doğumsal kataraktları bunun dışında bırakırsak elli beş atmış yaşından itibaren görülür diyebiliriz.</video:description>
<video:view_count>574</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Kataraktin-Belirtileri-Nelerdir--163.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/kazim-devranoglu/kataraktin-belirtileri-nelerdir-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110110093627310.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Kataraktın Belirtileri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Kataraktın belirtileri çok değişik şekilde ortaya çıkabiliyor. yaşlılık kataraktından bahsedersek kişiler o güne kadar olan görme alışkanlıklarının değiştikleri şeklinde bize başvuruyorlar. ne demek bu ? kişi örneğin gazetesini gözlükle okuyor zamanla baktığında gazeteyi gözlüksüz daha iyi görmeye başlıyor, televizyonu gözlüksüz izliyor sonra da her zaman seyrettiği mesafeden net görmemeye başlıyor yani günlük görme alışkanlıkları değişiyor. gözde katarakt meydana gelirken bir miyopi meydana geliyor miyop kişiler de yakını daha iyi gördükleri için katarakt gelişen kişiler yakını göremezken kataraktı geliştikten sonra yakını iyi görmeye başlıyorlar. baktıkları yerleri eskiden net olarak gördükleri renkleri daha soluk görmeye başlıyor baktıkları bir alanda belli bir alanı görmemek ve gölgeli görme şikayetleriyle bize baş vuruyorlar, renkleri soluk görme şeklinde bize baş vurabiliyorlar biz hastaların bu şikayetlerini değerlendiriyoruz bunları yapan başka bir göz hastalığı da olabilir öncelikle bunları ayırt ediyoruz diyoruz ki bu şikayetlerin başka bir nedeni olmasın gözün retinasında ya da başka bir yerinde sorun olmasın bunları ayırt ettikten sonra bu söylenen şikayetler katarakta bağlıysa , göz merceğinin saydamlığını kaybetmesine bağlıysa ona göre tedavimizi yapıyoruz.</video:description>
<video:view_count>564</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Kataraktin-Tedavisi-Nasil-Olur--164.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/kazim-devranoglu/kataraktin-tedavisi-nasil-olur-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110110441127310.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Kataraktın Tedavisi Nasıl Olur?</video:title>
<video:description>Kataraktın tek tedavisi vardır cerrahi, yani amelyattır . kataraktın ilaçta tedavisi yoktur çok yıllar öncesinde bir takım damlalar kullanılıyordu kataraktı yavaşlattığı ortadan kaldırdığı veya gerilettiği yönünde ama son benim bildiğim yirmi yıldır böyle bir ilaç kullanılmıyor. yani kataraktın her hangi bir ilaçla göz damlasıyla tedavisi yok . eğer bir kişiye katarakt teşhisi konmuşsa tedavisi cerrahi yani ameliyattır. Ameliyat yapılması gerekir ameliyat dışında her hangi bir tedavisi yoktur.</video:description>
<video:view_count>606</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Tedavide-Kullanilan-Mercekler-Ameliyatin-Basarisini-Etkiler-mi--165.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/kazim-devranoglu/tedavide-kullanilan-mercekler-ameliyatin-basarisini-etkiler-mi-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110110473827310.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Tedavide Kullanılan Mercekler Ameliyatın Başarısını Etkiler mi?</video:title>
<video:description>Katarakt ameliyatı olacak kişiye karar verdikten sonra en önemli konulardan bir tanesi de göze kullanılacak olan merceklerin özelliği bu merceklerin çok değişik özellikleri var fiyat olarak söylersek on dolardan üç yüz dolara kadar olan mercek var kalite olarak da çok farklı kalitede olan mercekler var. bunlar hastamızın ameliyat sonrasında görmesini nasıl etkiliyor diye sorarsak eğer kaliteli bir mercek kullanılmışsa hastamızın daha sonradan olabilecek bir takım görme problemleri oradan kalkıyor. nedir bunlar; gece okuma sorunları kaliteli bir mercek kullanılırsa daha iyi olabiliyor. gece araba kullanılırken görüşü ışık yansımaları, ışık parlamaları kaliteli merceklerde daha az olabiliyor. aynı zamanda katarakt ameliyatı olan kişilerde ikinci defa kataraktın tekrarlaması diye halkımızın bildiği kataraktın arka zarının kalınlaşması kaliteli merceklerde çok daha az olabiliyor çünkü bu da ayrıca bir lazer tedavisiyle çözebileceğimiz bir sorun . eğer kaliteli uygun bir mercek kullanılmışsa kataraktın ikinci defa tekrarlaması diye bilinen kataraktın arka zarının kalınlaşması çok daha az olabiliyor. o yuzden katarakt amelyatı olacak olan hastalar mutlaka amelyat sırasında kullanılacak olan merceği karar vermeden önce doktoruyla tartışmasında fayda var.</video:description>
<video:view_count>1321</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Ameliyattan-Sonra-Gozluklerden-Kurtulmak-Mumkun-mudur--166.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/kazim-devranoglu/ameliyattan-sonra-gozluklerden-kurtulmak-mumkun-mudur-05.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110110501227310.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Ameliyattan Sonra Gözlüklerden Kurtulmak Mümkün müdür?</video:title>
<video:description>Son dönemde katarakt ameliyatı sanki bir reflaktif cerrahi gibi yani gözlükten kurtulma amelyatına dönüşmeye başladı . daha önce biliyorsunuz katarakt ameliyatı olan kişilerde bu sorunu çözmek için bir amacımız yoktu veya daha azdı kırma kusurlarını lazer tedavileriyle çözebiliyorduk katarakt teklonojileri o kadar geliti o kadar iyi hale geldi ki artık katarakt amelyatından sonra biz ameliyat öncesinde olan hastalarımızın kırma kusurlarını da çözebilir miyiz diye düşünerek bu amaçla planlar yapmaya başlıyoruz. nedir, hastamızın ameliyat öncesinde yüksek hipermetroplar, yüksek miyoplar bunları kullandığımız merceklerin numarasını ayarlayarak hastamızın amelyat sonrasında uzak için gözlük kullanmamasını sağlayabiliyoruz. astigmat dediğimiz bu sorun var işte bu da kırma kusurlarından bi tanesi yeni çıkan bir son teklonoji mercekleri kullanılarak hastalarımız ameliyat sonrasında astigmat dediğimiz çizgileri yamuk görmesi veya yuvarlak şekilleri elips şeklinde oval görmesi hastamızın görmesine yansıyan astigmatı ortadan kaldıran mercekler kullanarak amelyat sonrasında gözlüğe olan bağımlılığı en aza indirgeyebiliyoruz veya sıfırlayabiliyoruz. bu uzak için. son teklonoji merceklerin bazı özellikleri var ki yakın için de bize bir takım alternatifler sunuyor. ameliyattan sonra hastamızın eğer göz yapısı uygunsa kişinin mesleki durumu uygunsa kullanacağımız merceklerle hem uzak hem de yakın gözlüğü kullanmamasını sağlayabiliyoruz vaya günlük işlerinin yüzde doksanını gözlüksüz yapmasını sağlayabiliyoruz bunun için hem hastanın mesleki durumunun hem de göz yapısının uygun olması gerekiyor göze yerleştireceğimiz uzak yakın bir arada görmeyi sağlayan merceklerle hastamızı gözlük bağımlılığından tamamen kurtarabiliyoruz.</video:description>
<video:view_count>905</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Katarakt-Bebeklerde-ve-Cocuklarda-Gorulur-mu--167.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/kazim-devranoglu/katarakt-bebeklerde-ve-cocuklarda-gorulur-mu-06.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110111243427311.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Katarakt Bebeklerde ve Çocuklarda Görülür mü?</video:title>
<video:description>Anne karnında başlayan kataraktlar da var konjental katarakt doğumsal katarakt ve bebeklik çağı katarakt dediğimiz bir katarakt türü var bu çeşitli nedenlerle olabiliyor bir kısmı annenin gebelik sırasında geçirdiği çeşitli enfeksiyonlara bağlı olarak olabiliyor. bir kısmı bu enfeksiyonlara bağlı olarak kullanılan ilaçlar nedeniyle ortaya çıkabiliyor. bazen de hiçbir nedene bağlı olmadan bazı ailelerde genetik olarak katarakt ortaya çıkabiliyor. biz bir çok aile biliyoruz ki annede veya babada çocuklarında kardeşlerinde katarakt var hatta onun dedesinde var doğumsal katarakt ailesi gibi bu genetik olarak aileden aileye geçebiliyor . burda en önemli olan çocukluk çağı kataraktlarında yani doğumsal kataraktlarda yapılması gereken olay kataraktı erken tespit etmek ve erken tedavisini yapmak eğer bir bebeğin gözünde katarakt tespit edilmişse tek tedavisi vardır kataraktın cerrahi. onemli olan o katarakt bebeğin görmesini ne kadar etkiliyor ? görmesini ne kadar engelliyor ? diğer gözle görme farkı ne kadar ? biz geldiği zaman bunları muayene edip tespit ediyoruz eğer katarakt olan gözde görmesi azalmışsa hiç beklemeden ameliyat ediyoruz. burda hemen akla bir soru geliyor bebekler her zaman amelyat olabilir mi ? bizim için biz bir aylık bebeği de amelyat edebiliyoruz yüz beş yaşındaki kişiyi de ameliyat edebiliyoruz onun kararını anestezi doktoru veriyor yani bebek bayıltılabilecek , anestezi alabilecek güne geldiği zaman bi bu amelyatı yapabiliyoruz. anestezi izin verdiği anda bir aylıkken de iki aylıkken de bu ameliyatı yapabiliyoruz. dediğim gibi burda önemli olan bekleyelim geçer veya bebek büyüsün gibi bir yaklaşım son derece yanlış ailelerde böyle bir yaklaşım görüyoruz. bebek çok küçük biz bunu ameliyat edersek bir sorun olur mu diye. kesinlikle etmezsek sorun olur. amelyat edilmediği zaman o göz tembelleştiği için o tembelliği yenmek ileri yaşlarda çok büyük bir problem oluyor . bebeklik çağında ortaya çıkmış bir katarakt yedi yaşından sonra ameliyat edildiğinde sadece siz kataraktı ortadan kaldırmış oluyorsunuz çocuğun görmesini arttıramıyorsunuz , tembel kalıyor. onun için özellikle bebeklik çağındaki kataraktlat tespit edildiği anda görmeyi engelliyorsa mutlaka görüldüğü anda göz uzmanının kararıyla amelyatı yapılmalı ve gerekli olan tedavi amelyattan sonra düzenlenmeli . gözlük , kontak lens kullanabilir o bebeğin yaşına ve ameliyatın tekniğine göre değişmekte.</video:description>
<video:view_count>744</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Basarili-Bir-Katarakt-Ameliyati-Icin-Nasil-Bir-Alt-Yapi-Gerekir--168.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/kazim-devranoglu/basarili-bir-ameliyat-icin-nasil-bir-altyapi-gerekir-07.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110111270227311.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Başarılı Bir Katarakt Ameliyatı İçin Nasıl Bir Alt Yapı Gerekir?</video:title>
<video:description>Her zaman söylüyorum belki doktor olduğumuz için bu önemli bu konuda tecrübeli doktoru seçmesi gerekiyor. diğer branşlarda olduğu gibi göz için de yedi sekiz tane ana branş var. her göz doktoru her ameliyatı yapmıyor. örneğin ben katarakt ameliyatlarını yapıyorum şaşılık amelyatlarını yapmıyorum. diğer bir arkadaşım göz tansiyonu amelyatı yapıyor katarakt yapmıyor . herkesin bir branşı var o yüzden katarak amelyatı olan hastamız katarakt amelyatı hakkında tecrübeli bir doktor seçmeli yani bu amelyatı yıllardır yapan bu konuda deneyimli doktoru seçmeli . ikincisi ameliyatta kullanılacak olan malzemeleri sorgulamalı bizim amelyatımızda en önemli malzemelerden birisi göz içi merceği. bu göz içi merceğinin kaliteli olması gerekiyor . bu kaliteli mi ne tür bi mercek kullanıyor veya ameliyattan sonra gözlük kullanıp kullanmayacağına göre hangi tür mercek kullanılması gerekiyor bunu doktaruyla konuşmalı ve kullanılacak malzamelerin kaliteli olup olmadığını sormalı. üçüncüsü de amelyat olacağı en önemli şeylerden biri de amelyat olacağı yerin hastanenin teknolojik donanımı hijyenik şartları ve bu konudaki deneyimini tespit etme. eğer bu üçünü bir araya getirirse ameliyatının başarılı olmaması için hiç bir neden yok.</video:description>
<video:view_count>665</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Katarakt-Tedavi-Edilmezse-Kor-Olma-Riski-Var-midir--169.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/kazim-devranoglu/katarakt-tedavi-edilmezse-kor-olma-riski-var-midir-08.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110111295027311.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Katarakt Tedavi Edilmezse Kör Olma Riski Var mıdır?</video:title>
<video:description>Kataraktla körlük kelimesini bir arada kullanmak çok doğru değil . bazı hastalıklar var ki tedavi edilmediği zaman görme kaybına neden oluyor ve görmek geriye dönüyor bunlardan bi tanesi de göz tansiyonu örneğin göz tansiyonundan dolayı bir göz kaybı olmuşsa geriye dönmez o hasta görmüyorsa göremez . ama katarakta böyle bir şey söz konusu değil görme azlığı sadece katarakta bağlı ise hastamız katarakt gelmeden önce örneğin gözü yüzde yüz görüyorsa başarılı bir katarakt amelyatından sonra da katarakt gelmeden önceki seviyeye gelecektir yani yüzde yüz görecektir önemli olan kataraktın iyi şartlarda iyi malzemeyle iyi yerlerde yapılıp her hangi bir komplikasyon her hangi bir ameliyat sırasında ve sonrasında sorun çıkmaması. bunlar olmamışsa hastamız hatarakt gelmeden önce yüzde yüz görüyorsa katarakt ameliyatından yaklaşık bir ay sonra eski görmesine kavuşacaktır. yani katarakt amelyatıyla körlük kelimesini bir arada kullanamayız. tabiki ameliyattan sonra oluşabilecek komplikasyonlara bağlı görme kaybı olabilir amöa başarılı bir katarakt ameliyatından sonra görmemek gibi bir şey söz konusu değildir. hastamız katarakt olur katarakt gelişmeye başlar görmesi el hareketleri seviyesine hatta hiç görmeme seviyesine kadar düşebilir amelyat olur tekrar eski seviyesine çıkar.</video:description>
<video:view_count>1126</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Katarakt-Ameliyatinda-Kullanilan-Teknikler-Nelerdir--170.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/kazim-devranoglu/katarakt-ameliyatinda-kullanilan-teknikler-nelerdir-09.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110111321327311.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Katarakt Ameliyatında Kullanılan Teknikler Nelerdir?</video:title>
<video:description>Katarakt ameliyatında yıllardan beri kullanılan son yirmi yıldır tek teknik var fakoemülsifikasyon cerrahisi dediğimiz bir teknik. nedir bu teknik; göz içini yaklaşık bir buçuk iki milimetrelik bir alandan giriyoruz ince bir kalem şeklindeki bir aletle ultrason dediiğimiz dalgalarla göz merceğini göz içinde parçalıyoruz parçalanan o küçük parçacıkları da o kalem gibi bir borunun içinden dışarıya alıyoruz. bu işlemleri yaparken de kataraktın arka bölümünü bir kese şeklinde yerinde bırakıyoruz bir portakalı ikiye bölüp yarısını dısarıya aldığımızı düşünün diğer yarısının yerinde kaldığını ve kalan bu yarının da içini boşalttığımızı düşünün yani bir portakal kabuğunun yarısının yerinde kaldığını düşünün bu yerinde kalan kabuğun içine de yapay göz merceği yerleştiriyoruz bütün bu işlemlerimizi yaklaşık iki buçuk üç milimetrelik bir alandan fakoemülsifikasyon aracı dediğimiz vatandaşımızın lazer diye bildiği ama aslında lazer olmayan cihazla gerçekleştiriyoruz. merceğimizi de bu bir buçuk iki milimetrelik alandan göz içine yerleştiriyoruz . şu anda sistem tüm dünyada bu. ama yaklaşık altı ay sonra her halde bu söylediklerimizin değişeceğini söyleyeceğiz. vatandaşımızın yıllardır ısrarla lazerle katarakt cerrahisi var mı diye sorduğu bizim de ısrarla yok dediğimiz lazerle katarakt cerrahisi bu senenin sonuna doğru, 2011 yılının sonuna doğru Türkiye'de de uygulanmaya başlayacak . lazerle katarakt cerrahisi mümkün olacak.</video:description>
<video:view_count>758</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cocuklarda-Neden-Korku-Olusmaktadir--171.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tugba-gurcag/cocuklarda-korku/cocuklarda-neden-korku-olusmaktadir-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110112232527312.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çocuklarda Neden Korku Oluşmaktadır?</video:title>
<video:description>Çocuklarda korkular dediğimiz zaman aslında bunu bence sadece çocuklarla sınırlandırmamak gerek. Çünkü korku ne kadar mutluluk, sevinç, heyecan bir duyguysa korku da aslında bir duygudur. Biraz bence çocuklarda korkular konusuna böyle yaklaşmak lazım. Korku dediğimiz şey aslında bizi tedirgin eden çok hoşlanmadığımız karşılaştığımızda ne yapacağımızı bilmediğimiz durumlar karşısında bizi ürküten bir duygu olarak karşımıza çıkar. Çocuklarda genellikle 34 yaş civarında korkuların çok yoğunlaştığını görürüz. 34 yaşlarında çocuklarda korkular genellikle biraz daha ürktükleri şeylere yönelik oluyor. Mesela böcekler gibi hayvanlar gibi gece karanlığı gibi aslında dediğim gibi biraz daha sonunda ne olacaklarını bilmedikleri negatif bir şey yaşayacaklarını düşündükleri durumlar karşısında çocuklar korku duygularını yaşıyorlar. 56 yaş civarında bunun biraz daha değiştiğini görüyoruz orada biraz daha hayaletler, ölüm hayali arkadaşlarla yaşanabilecek bir takım durumlar çocukların korkularını tetikliyor. Burada tabiî ki aslında ebeveynlerin de rolü çok çok büyük. Ebeveynlerinde bir takım korkuları olduğu zaman çocuklar anne babalarını da model alarak bir takım korkuları ekstradan geliştirebiliyor. Burada ebeveynlerin rolü dediğim gibi çocuklar üzerinde çok çok etkin. Birçok konuda olduğu gibi korkuların meydana gelmesinde de korkuların tetiklenmesinde de ve artış göstermesinde de ebeveynler bazen aktif olarak yer alabiliyorlar. Özellikle okul öncesi yaş döneminde korkulara baktığınız zaman çocukların sosyal bir ortama girmesi de majör bir korku konusu olarak karşımıza çıkıyor. Yeni birisiyle tanışmak yeni bir ortama girmek o ortamda kendini ifade etmek oyunlara katılmak çocukların en çok tedirginlik duyduğu konulardan bir tanesi oluyor genellikle. Özellikle çağımızda çocukların evde daha izole bir ortamda yaşadıkları sokakta çok oynamaya vakit bulamadıkları düşünülürse çocukların yeni bir ortama girmesi de onlar için biraz korkutucu bir nokta olabiliyor aslında. Bunun yanı sıra korku konusu olarak bizim karşımıza çıkan en önemli noktalardan bir tanesi de gece korkularıdır. Çocukların uykularının bölünmesi gece uykularında rüyaları ya da kâbusları görüyor olmaları da bizim karşımıza çok çok çıkan noktalar. Burada tabii ki televizyon izlemek korku filmleri izlemek çizgi filmlerde ki korkutucu figürler çok çok önemli noktalar olarak karşımıza çıkıyorlar.</video:description>
<video:view_count>774</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Polikistik-Over-Sendromu-Kisirliga-Neden-Olur-mu--322.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tahir-haytoglu/polikistik-over-sendromu/polikistik-over-sendromu-kisirliga-neden-olur-mu-06.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110811381828011.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Polikistik Over Sendromu Kısırlığa Neden Olur mu?</video:title>
<video:description>Kısırlık, infertilite sebepleri arasında polikistik over sendromu çok önemli bir yer tutar. Polikistik over sendromu üreme yaşındaki kadınlarda çok sık görülen bir durumdur, yaklaşık olarak her 16 kadından birinde görülür. Ancak bu hastalığın şiddeti kişiden kişiye farklı olabilir. Bazılarında çok hafif, bazılarında orta bazılrında ise daha ağır seyrediyor olabilir ve kısırlık bu hastalıkta yumurtlamanın düzensiz olması nedeni ile hamile kalmakta zorlanma yada kolay hamile kalamama şeklinde görülebilir. Bu sebepten dolayı polikistik over sendromu olduğu bilinen bir kadının kısır olduğunu veya infertilite problemi olduğunu söylemeden önce beklemek gerekir. Çünkü yumurtlama düzensiz olduğu için döllenmenin ne zaman olacağını kestirmek daha zor olur, bu nedenle hamile kalmak daha zor olabilir. Ancak polikistik over sendromu olan hastalarda yumurtlamayı düzene sokacak ve adet döngüsünü düzenleyecek tedaviler ile gebe kalma şansı arttırılabilmektedir. Bunun ötesinde polikistik over sendromlu hastaların gebe kalabilme yeteneği toplum geneline göre bir miktar azalmaktadır, ancak günümüzde yumurtlamayı düzenleyecek ilaçlarla çoğu polikistik over sendromlu hasta hamile kalabilmektedir.</video:description>
<video:view_count>1205</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Iki-Yas-Sendromu-Nedir--175.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tugba-gurcag/iki-yas-sendromu-nedir-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110112342127312.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>İki Yaş Sendromu Nedir?</video:title>
<video:description>İki yaş sendromu aslında bütün çocukların hatta hepimizin geçmişimizde yaşadığımız bir davranış biçimi, kalıbı diyebiliriz. Sendrom olarak adlandırdığınızda aslında bu biraz daha korkutucu tedirgin edici bir isme dönüşüyor ama gerçekten birçok anne baba özellikle 2 yaş döneminde bizim yanımıza ağlayarak bundan yakınarak geliyorlar. Çünkü 2 yaş dönemi hakikaten çok zorlayıcı bir dönem. Niye ve nasıl bir şey olduğuna biraz bakarsak 2 yaş dönemi çocukların aslında kişilik gelişimlerinin kimlik gelişimlerinin temellerinin atıldığı bir dönem. Çocuk 02 yaş da biraz daha anne babaya bağımlı onların bir takım ihtiyaçlarını gidermesine muhtaç olarak dünyaya geliyor ve 2 yaşına kadar dünya üzerinde böyle var oluyor. Ama 1 yaştan sonra becerileri geliştikçe kendi ihtiyaçlarını giderebilme noktasına geldikçe orada anneden babadan biraz daha kopmaya başlıyor. Bu noktada 2 yaş sendromu dediğimiz durumla karşılaşıyoruz. Çocuk kendi isteklerini gerçekleştirmek istiyor ama anne baba ona izin vermiyor. Bu sefer aralarında bir inatlaşma dönemi başlıyor çocuk kendi istediğinin olmasını istiyor anne baba bu güne kadar kendi istediğinin olmasına alıştığı için o da onu devam ettirmeye çalışıyor. Burada bir inatlaşma dönemine girdik diyebiliriz. Çünkü çocuklar benmerkezci döneme giriyorlar 2 yaş itibariyle ve 3 yaşına kadar bu dönem sürüyor. Sadece kendi isteklerinin olmasını kendi isteklerinin de anında gerçekleştirilmesini istiyorlar ve isteklerini ertelemekte çok zorlanıyorlar. Çünkü onlarda anne babalarından ayrı bir birey olduklarını aslında fark ediyorlar ve o yüzden bunu her seferinde daha çok deniyorlar. Anne babalarda bu dönemde belli bir disiplin uygulamasını oturtmak için kural ve sınırı koymak için çocukların isteklerine hayır cevabıyla cevap verdikleri için çocuklarda isteklerinin yapılmasını istedikleri için karşılıklı bir inatlaşma dönemine giriliyor. Ve bu karşımıza 2 yaş sendromu olarak çıkıyor.</video:description>
<video:view_count>505</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Iki-Yas-Sendromu-Neden-Olmaktadir--176.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tugba-gurcag/iki-yas-sendromu-neden-olmaktadir-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110112361827312.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>İki Yaş Sendromu Neden Olmaktadır?</video:title>
<video:description>İki yaş sendromu aslında bizim psikolojik gelişim açısından baktığımızda çok çok önemli bir yaş dönemidir. Çünkü çocuklar bu dönemle birlikte biraz daha bağımsızlaşmaya başlıyorlar. Biraz daha kendi ayakları üzerinde durmaya başlıyorlar ve kendi isteklerinin gerçekleştirilmesine çok önem vermeye başlıyorlar o yüzden de anne babalarla aslında biraz daha çatışmalı bir dönem bu dönemde çocuk o anda ne alınmasını istiyorsa onun alınmasını istiyor çünkü kendi istiyor ve benmerkezci ve bunun yapılmasını bekliyor. O anda annenin yaptığı yemeği değil başka bir yemeği istiyor ve mutlaka onu yemek istiyor. Çünkü benmerkezci ve kendi istediğinin gerçekleşmesini istiyor. Bu dönemde çocuklara bir soru sorduğunuz zaman genellikle evet yanıtını alamazsınız. Çünkü o onu yapmak istemiyorsa yapmayacaktır. Çünkü çocuklarda büyüyorlar biraz anne babalarında bu fark ediyor ve kabul ediyor olması da gerek. Çocuklarda büyürken kendi isteklerinin olmasıyla gerçekleştirilmesiyle aslında kendilerinin de var olduğunu bu dünya da bağımsız bir birey olduklarını hem kendilerine hem de çevredekilere biraz kabul ettirmeye çalışıyorlar. Bunu yaptıktan sonra kendilerine güven duyguları daha da gelişmeye başlıyor. O yüzden 2 yaş dönemi tıpkı ergenlik döneminde olduğu gibi çocuklarını kendilerini geliştirdikleri bir dönem. Kişilikleri ve kimliklerini geliştirdikleri bir dönem olduğu için karşımıza inatlaşma dönemi olarak çıkıyor. Aslında sağlıklı gelişen bütün çocuklarda 2 yaş döneminin biraz daha inatlaşmalı biraz daha kendi isteklerinin olması gereken bir dönem olarak geliştiğini görebiliriz.</video:description>
<video:view_count>552</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Iki-Yas-Sendromuna-Karsi-Neler-Yapilabilir--177.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tugba-gurcag/iki-yas-sendromuna-karsi-neler-yapilabilir-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110112383127312.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>İki Yaş Sendromuna Karşı Neler Yapılabilir?</video:title>
<video:description>İki yaş sendromu döneminde bizim anne babalara önerdiğimiz ilk şey çocuklarının geliştiğini kabul etmeleri. Bir çocuk var evet 2 yaşına geldi bu güne kadar size bağımlıydı belki ama artık o bağımlılık biraz azalacak ve bağlılık biçimine dönüşecek. Sizin yanınızda olacak tabii ki ama sizin istediğiniz oyunu oynamak zorunda olmayabilir. Belki o anda o davranışı yapmak istemiyor olabilir. Siz ona bir soru sorduğunuzda sıklıkla hayır yanıtını alabilirsiniz. Biraz anne babalar bence bu döneme hazırlıklı olmalılar. Bence yayınları okuyabilirler internetten araştırmalar yapabilirler belki 2 yaşında çocuğu olan diğer anne babalarla temas kurabilirler. Bu şekilde sadece kendilerinin bunu yaşamadığını anlamaları çok çok mümkündür. Burada önemli olan diğer püf nokta da sadece kendi isteklerinin gerçekleşmesini beklememeleri. O bir çocuk ve benim istediğimi yapacak yaklaşımı burada ilişkiyi daha da zedeleyen bir şey. Biz anne babalara sıklıkla şu örneği veriyoruz aslında komik bir örnek ama çocuklar çok direnir çok dirençlidir ve sonuna kadar direnirler ve size isteklerini yaptırırlar. Madem öyle bir şey olacak biraz daha kaybedeceğimiz savaşa girmemek gibi bunu düşünüp bunu nasıl uygun yollarla çözebiliriz onu bulmak. Bu durumu inatlaşma haline getirmemek hayır yapacaksın hayır yapmayacağım durumuna getirmek gibi değil ama orada kullanılan birçok önemli karşılıklı inatlaşma yerine bunu nasıl çözebiliriz bence böyle olabilir gibi bir yaklaşım sunmak çok çok önemli. Tabii ki her konuda da anne babalar bu kadar esnek olmamalı belli rutin kurallarımız her yaş döneminde olmalı tıpkı 2 yaş olacağı gibi. Belki yemek saatleri olabilir uyku saatleri olabilir. Burada tabii ki çocuğun sağlığını önemseyeceğimiz noktalarda tabii ki istediğin saatte yatabilirsin diyemeyiz ya da istediğini yiyebilirsin diyemeyiz. Katı net bir takım yaklaşımlarımız tabii ki olacak ama bazı noktaları da esnetebiliriz esnettiğimiz noktalarda anne babalar kendilerini yenilmiş ya da reddedilmiş hissetmesinler unutmasınlar ki burada çocukların kişilikleri de gelişiyor. Ve anne babalar olarak buna destek oluyoruz bu nokta kesinlikle atlanmamalı.</video:description>
<video:view_count>645</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cocuklar-Neden-Parmak-Emerler--178.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tugba-gurcag/parmak-emme/cocuklar-neden-parmak-emerler-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110311380627511.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çocuklar Neden Parmak Emerler?</video:title>
<video:description>Parmak emme konusu aslında birçok ebeveynin çok sık sorun yaşadığı konulardan bir tanesi. Biraz aslında buna emme refleksiyle giriş yapabiliriz. Emmek aslında doğuştan hepimizin getirdiği anne karnında öğrendiğimiz bir refleks. Sonrasında bu refleksi parmak emme olarak da kullanıyoruz süt içerken annemizin memesiyle temas ederken de kullanıyoruz emzik ve biberon kullanımında da kullanıyoruz. Ama parmak emmek belli bir yaş döneminden sonra biraz daha soru işareti getirebiliyor aklımıza parmak emme davranışı aslında 23 yaş civarında biraz daha yoğunlaşan bir davranış ve çocuğa haz verdiğini biliyoruz biz bu davranışın eğer 34 yaş sonrasında çocukların hala parmak emdiğini görüyorsak orada tabii ki aklımıza soru işareti gelmeli. Ama çocuklar neden parmak emer dediğinizde aslında orada duygusal bir haz var. Çocuk onu emerek aslında kendisini kaygılandıran durumları onu korkutan durumları biraz daha rahatlatmaya çalışıyor kendisini biraz daha iyi hissetmek için bunu yapıyor. Parmak emmenin yanı sıra çocukların bazen yastık kenarlarını battaniyelerin kenarlarını birlikte uyudukları peluş hayvanlarında kenarlarını emdiklerini görebilirsiniz. Aslında burada ki davranış 2-3 yaşları civarında görüldüğünde bunun aslında çocuğun kendisini rahatlatması ve psikolojik olarak daha iyi hissetmesi için yapıldığını düşünebilirsiniz. Ama bu yaş dönemi sonrası için aklımızda bir soru işareti oluşabilir.</video:description>
<video:view_count>660</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cocuklarin-Parmak-Emmelerine-Cozum-Getirilebilir-mi--179.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tugba-gurcag/parmak-emme/cocuklarin-parmak-emmelerine-cozum-getirilebilir-mi-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110311394927511.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çocukların Parmak Emmelerine Çözüm Getirilebilir mi?</video:title>
<video:description>Bu noktada önemli olan parmak emmenin çözülmesi noktasında bizim yapmamız gereken şey bu davranışın çocuğumuzun yaşamını ve hayat kalitesini nasıl etkilediğini aslında biraz da belirliyor olmak. Bazı çocuklar da şöyle bir durum görürüz parmak emmekten o kadar fazla haz alıyordur ve ondan o kadar vazgeçemiyordur ki çocuğun artık tırnaklarının kenarlarının erimeye başladığını görürsünüz bir sürü deformasyon olabilir parmakları morarır iyice kahverengi bir renk oluşur ve burada anne babalar mutlaka bu konuyla ilgili bir önlem almalıdırlar. Ama orada ki parmak emme davranışı özellikle daha uykuya geçerken uyuma aşamasında görülüyorsa oradaki davranış biraz daha patolojiden uzak olabilir. Burada anne babaların yapması gereken şey bunu çok yanlış bir davranış olarak eleştirmemek. Eleştiri aslında çocukların biraz daha kendilerini suçlu hissetmelerine ve psikolojik olarak bunu çözmeleri için daha çok parmak emerine sebep oluyor. Bizim anne babalara önerdiğimiz şey bu davranışı biraz daha tetiklemeden biraz daha görmezden gelerek ve dikkat dağıtarak bu sorunu çözmeye çalışmak. Dikkati nasıl dağıtabiliriz çocuğun parmağını emdiğini fark ettiğiniz anda eliyle tutması için ona bir şey uzatabiliriz. Ya da onu çağırıp orada ki ortamdan uzaklaştırarak dikkatini dağıtabiliriz. Biz davranışı olumsuz olarak da pekiştirebiliriz parmağını emme niye emiyorsun biber sürelim işte bir şey bağlayalım gibi yaklaşımlar pedogojik olarak çok uygun yaklaşımlar değiller. Ve maalesef geçici çözümler sağlıyorlar. O yüzden biz bunların çok uygun olduğunu düşünmüyoruz. Önemli olan burada ki davranışı biraz daha görmezden gelerek istenmeyen davranışı değil istenen davranışı pekiştirmek yani çocuğun parmak emmediği zamanları ödüllendirerek sözel ödüllerle ya da pekiştirerek o zamanların aslında doğru olduğunu çocuğa fark ettirerek doğru davranışı pekiştirmektir.</video:description>
<video:view_count>598</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cocuklarin-Parmak-Emmeleri-Zararli-midir--180.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tugba-gurcag/parmak-emme/cocuklarin-parmak-emmeleri-zararli-midir-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110311422027511.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çocukların Parmak Emmeleri Zararlı mıdır?</video:title>
<video:description>Çocukların parmak emmeleri zararlı mıdır? Aslından buna şöyle yaklaşmak uygun. Sadece uykuya geçişte biraz daha rahatlamak için kendini rahatlatarak uykuya dalmak için kullanılan bir parmak emme refleksi gördüğümüz zaman ve bunu 3 yaşın altında gördüğümüz zaman burada bir patolojiden bahsetmek çok çok mümkün değil. Ama 3 yaş ve 4 yaş sonrasında özellikle okul döneminde çocuklar parmak emme refleksini biraz daha kaygıyla bütünleştirerek bir davranış kalıbına dönüştürüyorlarsa yeni bir ortama girdiklerinde sınıf ortamında söz alamadıklarında arkadaş ortamında kendilerini kötü hissettiklerinde ve yalnız kaldıklarında parmak emme refleksini davranış kalıbı olarak görmeye başladıysak orada biraz daha psikolojik etkenlerin devreye girdiğini söyleyebiliriz. Yine çocuk bunu aslında rahatlamak için kendini iyi hissetmek için yapıyordur ama 3 yaş 4 yaş ve sonrasında bu aslında normal standartlarda seyreden bir davranış kalıbı olmuyor. O yüzden burada çocuğun bunu neden yapmış olduğuna biraz da odaklanmak gerek. Ve bunu ne sıklıkta yapmış olduğuna odaklanmak gerek eğer gerçekten sağlıksız bir görsel parmak oluşuyorsa orada ve çocuk bunun için çok enerji sarf ediyorsa ve onu yaparak rahatlamak mümkün olmuyorsa ve bu süre çok uzuyorsa burada biraz daha psikolojik olarak desteklenmesi gereken bir yön olduğunu düşünebiliriz. Bunun dışında dikkat edilmesi gereken bir noktada bu davranışın sıklığı. Ve hangi ortamlarda sık görüldüğü. Çocuk ev ortamında bu davranışı sergilemeyip anaokulunda ya da okul ortamında ya da arkadaş ortamında bunu sergiliyorsa o ortamlarda çocuğu kaygılandıracak kendisini iyi hissetmemesine sebep olabilecek bir takım bileşenlerden bahsedebiliriz. Ve o noktada belki çocuğumuza destek olmak kaygısını fark ettiğimizi hissettirmek bu noktada bence çok çok önemli. Çünkü çocuklar aslında biraz da bu sorunu nasıl çözeceklerini bilmedikleri için bu davranışı yapıyorlar. Çözüme uygun biraz daha destekleyici bir yaklaşım ve uygun çözüm yolları bulduğumuzda çocuklar biraz daha rahat hissedebiliyorlar kendilerini.</video:description>
<video:view_count>559</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Parmak-Emme-Psikolog-Gerektiren-Bir-Davranis-midir--181.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tugba-gurcag/parmak-emme/parmak-emme-psikolog-gerektiren-bir-davranis-midir-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110311445127511.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Parmak Emme Psikolog Gerektiren Bir Davranış mıdır?</video:title>
<video:description>Parmak emme davranışında bir uzman desteğini gerektirecek önemli bir takım noktalar var. Mesela hayatta önemli bir noktanın değişmesi. Taşınma durumu olabilir, okul değişikliği olabilir, anne babanın ayrılığı veya anne babalardan 1 tanesinin ve ya 2 tanesinin kaybı, anne babanın yaşadığı bir takım sıkıntılar çocukla anne baba iletişiminin kalitesinde yaşanan düşüklük yeni bir kardeşin dünyaya gelmesi gibi durumlar çocukların kaygı düzeylerini çok artıran durumlar. Ve bu tip durumlarda parmak emme davranışının yanı sıra tırnak yeme tuvalet düzeninde bir takım bozukluklar uyku düzeninde bir takım bozukluklar gibi sekonder problemleri de görebiliriz. Bu noktalarda anne babalara düşen görev, çocukların parmak emme davranışını ne kadar sıklıkla ve kadar süredir yapıyor olduklarına biraz daha dikkat ediyor olmak. Çünkü eğer bu majör değişiklikler sonrasında çocukların parmak emme davranışında artış görülüyorsa bu psikolojik destek alma noktasını bize sembolize ediyor olabilir. Burada önemli olan şey anne babaların çocuklarını çok iyi tanımaları çocuklarının gelişim basamaklarını ve psikolojik özelliklerini çok iyi bilmeleri ve bu davranışın ne zaman ortaya çıktığını tespit ediyor olmaları. Bu 3 nokta bizim için çok çok önemli. Anne babalar bu noktaları tespit ettikleri takdirde bir uzmana danışıp bunun normal seyreden bir gelişim noktası olup olmadığını danıştıkları zaman uzmanlar aileden alacakları cevaplarla ve çocukla yapacakları bir takım çalışmalarla bu davranışa yönelik uygun çözüm yollarını aileye bildirebilirler.</video:description>
<video:view_count>519</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cocuklarda-Sosyal-Fobi-Nasil-Olusturmaktadir--182.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tugba-gurcag/sosyal-fobi/cocuklarda-sosyal-fobi-nasil-olusmaktadir-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110311490227511.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çocuklarda Sosyal Fobi Nasıl Oluşturmaktadır?</video:title>
<video:description>Çocuklar yaklaşık 3 yaş itibariyle sosyalleşmeye çok daha açık bir hale geliyorlar. Özellikle 0-3 yaş dönemi çocukların biraz daha izole bir hayat yaşadıkları bakıma ihtiyaç duydukları bir dönem olduğu için genellikle biraz daha anne babalar büyük ebeveynler aile içerisinde ki diğer bireylerle zaman geçirdikleri bir dönem dilimi oluyor. 3 yaş itibariyle biraz daha yuva ağırlıklı oyun grubu ağırlıklı temaslar başlıyor çocukların hayatında. Bu noktadan sonra sosyalleşmenin pozitif ya da negatif anlamda ilerlemesiyle birlikte çocuklarda sosyalleşmenin geliştiğini görüyoruz. Ve sosyal fobi biraz daha aslında bu dönemden sonra bizim gözlemlediğimiz de bu dönemlerde ortaya çıkan bir durum. Sosyal fobi dediğimiz şey biraz daha çocukların sosyal ortamlarda negatif yaşantılar yaşamasıyla ve kendilerini o ortamlarda çok iyi hissetmeyip kendilerine güven düzeylerinin kırılmasıyla ortaya çıkan bir şey. Eğer çocuk girdiği ortamda kendini rahat ifade edemiyorsa orada yaşıtlarıyla iletişim kurmakta zorlanıyorsa yaşıtlarıyla iletişim kurduğu zaman onlardan negatif geri bildirimler alıyorsa o ortama ya da başka kişilere karşı negatif algılar geliştirmeye başlıyor. Çocuklar yaşantılarıyla çok şeyi öğrendikleri için bu yaşantıları maalesef diğer yaşantılarına da transfer edebiliyorlar. Ve biraz daha sosyalleşmeye yönelik negatif bir algı geliştiriyorlar. Sosyal fobi dediğimiz şey biraz daha çocukların ortamda yaşadıkları negatif durumların onlara bıraktığı bir miras gibi oluyor aslında. Yaşanan negatiflik çocukların sosyalleşmeye yönelik negatif bir bakış açısı geliştirmesine de sebep olabiliyor.</video:description>
<video:view_count>742</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cocuklarin-Utangac-Olduklarini-Nasil-Anlayabiliriz--183.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tugba-gurcag/sosyal-fobi/cocuklarin-utangac-olduklarini-nasil-anlayabiliriz-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110311511927511.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çocukların Utangaç Olduklarını Nasıl Anlayabiliriz?</video:title>
<video:description>Çocuklarda sosyalleşmenin biraz daha artışıyla birlikte anne
babalara biz en çok çocukları diğer çocuklarla temas ettirmeleri ve onlarla
birlikte daha çok vakit geçirmelerini öneriyoruz. Bir çocuğun utangaç olduğunu
ya da girişken olup olmadığını anlayabilmemiz için püf nokta çocukların kendi
yaşıtlarıyla daha çok temas etmesinden geçiyor. Tabii ki yetişkinlerle temas
ettiğimizde aslında biraz daha bunu anlamlandırabiliyoruz ama yetişkinlerle
temas ettiğimizde çocuklar kendilerini bazen biraz daha utangaç
hissedebiliyorlar. Ama tanıdık yetişkinlerle daha rahat iletişim kurduklarını
görebiliyoruz. Bizim için utangaçlığın belirlenebilmesi için çocukların biraz
daha yaşıtlarıyla aynı ortamlarda gözlenmesi gerekiyor. Bir gruba girebiliyor
mu kendini orada rahat ifade edebiliyor mu soru cevap iletişiminde nasıl birisi
ona adını sorduğunda daha rahat cevap verebiliyor mu yoksa annesinin bacağına
yapışıp cevabı onun vermesini mi istiyor. Oyuna davet edildiği zaman o oyuna
girebiliyor mu ya da geride kalıp biraz daha çağırılmayı bekleyen bir çocuk ya
da hiç girmeyip daha da geri planda kalan bir çocuk. Bunlar aslında 3-4 yaş
civarında bizim utangaçlığı anlamlandırabilmemiz adına çok çok önemli püf
noktaları. Eğer çocuklar biraz daha geri plan da kalıyorlarsa kendilerini
grubun içine sokmaktan çekiniyorlarsa sözel ifadeleri aslında yaşlarından
beklenen düzeyde gelişmişken kendilerini grup ortamında çok fazla ifade
edemiyorlarsa sorulan sorulara cevap vermekten çekiniyorlarsa burada biraz daha
utangaçlıktan söz edebilmemiz mümkün. Burada önemli olan nokta da anne
babaların çocuklarını çok çok iyi tanıyıp onların ev ve sosyal ortamlarda bir
farklılık gösterip göstermediklerini biraz daha gözlemleyici olabilmek. Eğer bu
2 ortam arasında majör farklılıklar varsa burada bir utangaçlıktan söz
edebiliriz.</video:description>
<video:view_count>554</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cocuklarda-Utangaclik-Neden-Olusur--184.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tugba-gurcag/sosyal-fobi/cocuklarda-utangaclik-neden-olusur-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110311533727511.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çocuklarda Utangaçlık Neden Oluşur?</video:title>
<video:description>Çocuklarda utangaçlık neden oluşur? Burada aslında birçok değişkenden bahsetmek mümkün. Hepimiz doğuştan bazı kişilik özellikleriyle dünyaya geliyoruz. Burada tabii ki anneden babadan geçen bir takım genetik özelliklerden de bahsetmek mümkün. Çocukların utangaç olmalarında en önemli sebeplerden bir tanesi bu genetik özellikleri. 2. en önemli özellikte çocukların kendilerine güven düzeyleridir. Kendimizi rahat hissediyorsak kendimize güveniyorsak var olma özelliklerimizle mutlu ve kendimizle barışıksak girdiğimiz ortamlarda biraz daha kendimizi rahat ifade edebiliyoruz. Tıpkı yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarda aslında aynı şekilde geliştikleri için onlarda da bu noktalara göz atabilmek bence mümkün. Çocuk bir ortama girdiğinde kendini rahat ifade edebiliyor mu? Edemiyor mu? Orada söz alabiliyor mu? Sınıf ortamında parmak kaldırıp kendini daha rahat ifade edebiliyor mu? Yoksa sadece öğretmen ona söz verdiğinde mi konuşabiliyor? Burada utangaçlık noktasından bahsetmek mümkün tabii burada çocukların yaşantılardan öğrendiğini de unutmamak gerek. Çevreden gelen geri bildirimler çocukların gelecek yaşantılarını da şekillendirebiliyor. Aslında çocuk bir ortama girdiği zaman nötr olabilir ama çevreden gelebilecek olumsuz geri bildirim alacağı negatif bir cevap bir reddedilme kendini orada kötü hissetme çocuğun biraz daha içe dönmesine biraz daha ses tonunu alçak kullanmasına ve bir daha ki sefer o ortama girmemesine sebep olabilir. Burada bir utangaçlıktan bahsetmekte mümkün. Aslında yaşantısal bir şey utangaçlık. Kişilik özelliğimizin yanı sıra biraz daha yaşantılarımızla da paralel. O yüzden çocukların çevreden aldıkları geri bildirim onların bir sonraki tecrübelerini çok çok etkiliyor.</video:description>
<video:view_count>723</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cocuklarda-Yasanan-Utangaclikla-Nasil-Mucadele-Edilir--185.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tugba-gurcag/sosyal-fobi/cocuklarda-yasanan-utangaclikla-nasil-mucadele-edilir-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110311573427511.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çocuklarda Yaşanan Utangaçlıkla Nasıl Mücadele Edilir?</video:title>
<video:description>Çocuklarda yaşanan utangaçlıkla mücadele edebilmemizin en önemli yöntemlerinden bir tanesi çocuklarımızın utangaç olduğunu içeriye döndüğünü ve tek başına kaldığını sözlü olarak ifade etmemek. Niye böyle yapıyorsun? Niye tek başına kalıyorsun? Gitsene arkadaşlarının yanına gibi negatif baskılar çocukların kendilerini aslında daha da geri çekmesine sebep oluyor. Biz anne babalar sanıyoruz ki çocuklarımızı desteklediğimiz zaman onları biraz daha zorladığımız zaman olumlu bir şey yapıyoruz. Aslında burada çocuklar bununla kendilerini daha da kapana kısılmış gibi hissediyorlar. Bizim yapacağımız şey orada çocukların davranışlarının neden olduğunu biraz daha anlamlandırabilmek. Neden böyle bir şey yaptığını kendini bu durumda nasıl hissettiğini biraz daha anlayabilmek ve çocuğa bunu yansıtabilmek. Anlıyorum bu ortama girmek senin için biraz zor biraz çekiniyorsun galiba tamam istersen biraz bekle biraz daha izle ama belki bence girebilirsin bir dene bakalım bunu başarabilecek misin gibi destekleyici bir tutum hem çocuğun kendini anlaşılmış hissetmesine hem biraz daha rahatlamasına hem de o ortama girebilmek için kendini biraz daha motive etmesine sebep olacak ve bence çocuk burada kendini daha rahat hissettikçe ortama girme olasılığı daha da artacak. Zorlamak aslında bu tip durumlarda çok çok negatif bir çözüm yolu hatta bir çözüm yolu olmaktan çıkıp problemi daha da tetikleyen bir yaklaşım biçimi oluyor. Orada anne babaların çocukları andıklarını ve fark ettiklerini bu zorlanmayı ifade etmeleri çok çok önemli. Bunun yanı sıra çocukların bu utangaçlığı aşabilmesi için biz çocuklara oyun gruplarına gitmeyi yuva yaşı geldiğinde yuvaya devam etmeyi orada ki çocuklarla temas etmeyi öneriyoruz. Ki sonrasında aynı yaşta ki çocuklarla temas ettikçe belki başkalarının da bu sıkıntıyı yaşadığını gördükçe ve bunu birlikte çözebildikçe çocuklar bu yaşantıları daha güzel bir şekilde çözümleyebiliyorlar. O yüzden püf noktası çocukları zorlamamak desteklemek ve sosyal ortamlara girmeleri için fırsatlar yaratıyor olmak.</video:description>
<video:view_count>938</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Utangac-Cocuklarin-Arkadaslariyla-Iletisimi-Nasil-Olur--186.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tugba-gurcag/sosyal-fobi/utangac-cocuklarin-arkadaslari-ile-iletisimi-nasil-olur-05.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110312003427512.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Utangaç Çocukların Arkadaşlarıyla İletişimi Nasıl Olur?</video:title>
<video:description>Utangaç çocuklar genellikle arkadaş ilişkilerinde biraz daha çekingen duran biraz daha geri planda kalmayı tercih eden genelde lider özelliklere sahip olan çocuklar tarafından daha çok yönlendirmeye açık olan onların istediği oyunlara dahil olan çocuklar olarak nitelendirilebilir. Bu çocuklar genellikle kendi isteklerini çok fazla ifade etmek yerine başkalarının isteklerini uygun görerek taleplerini kabul ederek gruba dahil olmaya deneyen çocuklardır. Ve ya daha utangaç olan çocuklar gruba girmekte bile zorlanabilirler. Sosyal bir ortama girdiğinizde bir doğum günü partisine gittiğinizde ya da alış veriş merkezlerinde daha çok annesinin yanında duran annesine her şeyi soran annesinin gitmesini istemesine rağmen annesinin dibinde duran çocukları gördüğünüzde bunları biraz daha utangaç çocuklar olarak nitelendirebiliyoruz aslında halk arasında. Buda tabii ki biraz daha sosyalleşmeyle kendini o ortamda daha iyi hissetmeyle paralel giden bir durum. Bunun dışında utangaç çocuklar özellikle okul ortamında öğretmenlerin çok sık fark edebileceği çocuk tipinde olan çocuklar. Daha çok bir sürü çocuk bir ortamda oynarken o oyunu kurarken figürleri oynatırken utangaç çocuklar biraz daha grubun dışında kalan tek başına evcilik köşesinde değil de hamurlarla oynamayı tercih eden sosyal iletişim yerine biraz daha konuşmadan göz kontağı kurarak iletişim kurmayı tercih eden çocuklardır. Ve ortama bakıldığı zaman ortam içerisinde aktif olan değil biraz daha pasif duran biraz daha geri planda kalan ve kendini ifade etmekten çekinen çocuklar olarak tanımlanabilirler.</video:description>
<video:view_count>698</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cocuklarin-Sosyal-Gelisimi-Icin-Sokakta-Oynamak-Onemli-midir--187.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tugba-gurcag/sosyal-fobi/cocuklarin-sosyal-gelisimi-icin-sokakta-oynamak-onemli-midir-06.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110312081127512.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çocukların Sosyal Gelişimi İçin Sokakta Oynamak Önemli midir?</video:title>
<video:description>Çocukların sosyal gelişimini desteklemek adına biz anne babalara yaşıtlarıyla daha çok temas halinde olmalarını sosyal aktivitelere devam etmelerini sportif ya da sanatsal faaliyetlere devam etmelerini sıklıkla öneriyoruz. aslında burda bizim en çok önerdiğimiz şeylerden bir tanesi de çocukların bahçede birbirleriyle kontak halinde olmaları, daha hareketli oyunlar oynayabiliyor olmaları. ama malesef günümüz toplumunda bu çok da mümkün olamıyor çünkü bizim çocukluğumuza döndüğümüz zaman en önemli anılarımız aslında sokakta arkadaşlarımızla oynarken geçirdiğimiz zamanlar. o zamanlarda deşarj olmak, sosyal iletişimi arttırmak çok çok daha mümkündü ama artık site ortamında aileler oturduğu için apartmanlarda oturulduğu için ve komşuluk bile cok aza indiği için çocukları sokaklarda görmek çok de mümkün olmuyor. aileler tabiki bir nebze haklılar çünkü güvenlik de çok çok önemli oldu artık. o yüzden anne babalar çocuklarının sokaklarda ya da bahçelerde vakit geçirmesine hem izin veremiyorlar hem de vermiyorlar. ama aslında biz tabiki çocukların bahçede oynamasını birbirleriyle kontak halinde olmalarını o teması öneriyoruz ailelere. mümkün olan ailelerde bunun cok da işe yaradığını görüyoruz o yüzden sokakta, bahçede birlikte vakit geçirmek tabi ki korunaklı bir ortamsa çok çok önemli ama güvenliğin olmadığı tehdit unsurlarının olduğu bir ortamda çocuklarını tabi ki ailenin bahçeye ya da sokağa bırakabiliyor olması çok da mümkün olamıyor malesef. o yüzden son dönemlerde son yıllarda biraz daha yapılandırılmış ortamlarda bunu yapmak mümkün oluyor. tıpkı oyun grupları gibi, doğum günü partilerinin parti evlerinde yapılıyor olması gibi sokaklar birazdaha artık kapalı ortamlara ev içlerine, bahçe içlerine taşınmiş oldu. bunun da tabi faydası yok mu elbette var. biz de ailelere daha cok korunaklı ortamlar olduğu için bu tip sosyal aktiviteleri kesinlikle öneriyoruz.</video:description>
<video:view_count>516</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cocuklarda-Utangacligi-Engellemek-Icin-Aile-Neler-Yapabilir--188.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tugba-gurcag/sosyal-fobi/cocuklarda-utangacligi-engellemek-icin-aile-neler-yapabilir-07.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110312094927512.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çocuklarda Utangaçlığı Engellemek İçin Aile Neler Yapabilir?</video:title>
<video:description>Çocuklarda utangaçlığı engelleyebilmekte en önemli rol aslında yine ailelere düşüyor. ailelere düşüyor derken yapılabilecek çevresel düzenlemeler çocukların utangaçlığı yenmesinde ve kendini sosyal ortamlarda daha iyi hissetmesinde çok çok önemli bir nokta. ailelere biz genelde diğer çocuklarla temas etmeleri için sosyal ortamlar yaratmalarını öneriyoruz. çocuğu eve davet etmek, diğer çocuğun evinde çocukları buluşturmak havalar güzelse park ortamında buluşmak, sahilde bisiklete binmek, uçurtma uçurtmak gibi bir takım sosyal faaliyetler cocukların utangaçlığı yenmesinde birebir çünkü utangaçlığı yenebilmesi için çocukların birbiriyle temas ederek yaşamı tecrübeliyor olması gerekiyor. o yüzden sosyal aktiviteler, planlanmış zaman dilimleri, ailelerin bunları kurgulayabiliyor olması bizim için cok önemli. bunun dışında utangaçlık tanımının ve kelimesinin çocuğa çok fazla telaffuz edilmemesi gerekiyor. sen de tek başına kalıyorsun , utangaçsın, niye çekiliyorsun gibi baskılayıcı yaklaşımlar çocuklar için negatif yaklaşımlar oluyor. burda ailelere düşen görev çocukların sosyal ortamlara girmelerini ve birbirleriyle temas etmelerini biraz daha pekiştirici olmak ve çocuk bunu yaptıktan sonra çocuğun davranışını pekiştirmek . "aaa süpersin harikasın bak ne güzel oynadınız bu gün çok hosuma gitti çok beğendim bu davranışını bu gün" gibi çocuğu biraz daha cesaretlendirici yaklaşımlarda bulunmak. çünkü çocuk yaptığının olumlu bir şey olduğunu farkettiğinde bunu bir daha yaparak sergileyebilmek için daha çok çaba sarfediyor ve bu çocuğun kendini mutlu hissedip o ortama daha çok girmek istemmesine de sebep oluyor. ve böyle böyle zaten çocuklar kendi istekleriyle sosyalleşmeye de başlıyor oluyorlar.</video:description>
<video:view_count>1029</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Omuz-Agrisinin-Sebepleri-Nelerdir--193.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/mehmet-demirhan/omuz-agrisinin-sebepleri-nelerdir-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110618470327818.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Omuz Ağrısının Sebepleri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Omuz ağrısının sebepleri çeşitlidir. İçsel nedenler olabilir dışsal nedenler olabilir. Omuzun ekleminin kendisine ait sebeplerle ortaya çıkabilir. Omuz ekleminin dışından sebeplerle ortaya çıkabilir. En belirgin olan halk arasında da en çok bilinen bir sol omuz ağrısı kalp krizinin belirtisi koroner spazm belirtisi olabilir. Bir sağ omuz ağrısı safra kesesi problemi veya bir akciğer tümörü söz konusu olabilir. Omuz ekleminin kendisiyle ilgili olan rahatsızlıklarda omuz ağrısı yapabilir. Bunlarsa en sık olarak travmatik olanlardır. Yani düşmeye bağlı çarpmaya bağlı çeşitli yırtılmalar ya da kırıklar veya aşırı kullanmaya bağlı tendomlarda ödem kaslarda yırtılmalar bunlara bağlı olarakta ağrıların ortaya çıkmasıdır. Bizim en sık gördüğümüz ağrı şekli daha çok omuzun kendisine bağlıdır ancak demin söylediğim içten nedenlerle yani bir kalp rahatsızlığı bir safra kesesi veya bir akciğer rahatsızlığına bağlı bir omuz ağrısının basit bir kas ağrısı gibi algılanması tabii ki en tehlikeli olanıdır.Onun için de omuz ağrısı deyip geçmemek ve bunu mutlaka bir kontrolden geçirmekte fayda vardır.</video:description>
<video:view_count>2095</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cocuklar-Neden-Yalan-Soyler--189.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tugba-gurcag/yalan-soyleme/cocuklar-neden-yalan-soyler-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110313133027513.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çocuklar Neden Yalan Söyler?</video:title>
<video:description>"çocuklar neden yalan söyler?" aslında burada yalanın ne olduğu konusunu biraz daha tanımlayıcı olmak önemli. çocuklar üç dört yaş civarında anne babaların "yalan söylüyor" gibi tanımlamalarına maruz kalabiliyorlar. burdaki yalan nedir ? cocuk aklından hayali bir arkadaş üretmiştir ve gelip onunla oynadığını tıpkı gerçekmiş gibi anne babasına anlatır. anne babalar da öyle bir arkadaş olmadığı için çocuğunun yalan söylediğini düşünür ve çocukla bunu tartışmaya başlarlar. üç dört yaş civarında bizim yalan tanımlaması içinde en sık gördüğümüz konulardan birisi budur. ilerleyen dönemlerde çocuklar düş dünyalarının da etkisiyle bunu biraz daha arttırırlar. daha uzun uzadıya oyunlar oynadığını anlatabilirler , olmamış olayları bu konunun üzerine aktarabilirler ve anne babalar bunu biz uzmanlara hep yalan olarak bir şikayet konusuymuş gibi getirirler. ilköğretim dönemine baktığınızda çocukların üstünde en çok yalan söylediği konular akademik beceriyle ilgili konulardır.bir dersen alınan not, öğretmenin ödev verip vermediği, sınav tarihi gibi konular özelikle iklöğretim döneminde bizim en sık karşılaştığımız yalan konularından bir tanesidir. burda anne babanın dikkat etmesi gereken en önemli nokta bunun bir yalan olup olmadığı, patolojiye doğru gidip gittmediği, ya da sözde bir yalan olup olmadığının ayrımına varmak. hayali arkadaşla ilgili soylenen bir konu üç dört yaş bir çocuk tarafından dile getirildiğinde bu biraz daha sözde bir yalan oluyor , çocuğun düş dünyasıyla paralel oluyor. ama ilköğretim döneminde özellikle akademik olarak zorluk yaşayan yazmayı hiç sevmeyen bir çocuğun bu gün öğretmen hiç yazma ödevi vermedi demesi biraz daha çocuğun performansı ile ilgili yaşadığı kaygının ve becerisinin olmayışından kaynaklanan bir sıkıntının yansıması ve burda önemli olan nokta anne babaların bunu farkediyor olmaları</video:description>
<video:view_count>914</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cocuklar-Yalan-Soylemeyi-Nasil-Ogrenir--190.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tugba-gurcag/yalan-soyleme/cocuklar-yalan-soylemeyi-nasil-ogrenir-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110313143327513.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çocuklar Yalan Söylemeyi Nasıl Öğrenir?</video:title>
<video:description>Burda aslında biraz hayal dünyasının da etkisi var. Çocukların üç dört yaşlarında hayali arkadaşları oluşmaya başladıkça cocuklar hayallerinde ve zihinlerinde kurdukları bu olayları gerçekmiş gibi anlatmaya başladıklarında biz çevredeki yetişkinler bunun yalan olduğunu düşünüyoruz. aslında burda bir yalandan çok bir hayal var ve biz bu hayali yalan olarak nitelendiriyoruz. ama tabiki bu kadar masum olmayan yalanlar da var. burda çocuklar biraz da çevresel etkenleri de model alıyorlar. anneyi babayı, çevredeki diğer yetişkinleri, yaşitları, kuzenleri herkes aslında çocuklar için bir model. annenin ya da babanın ufacık bir yalanı bile çocuğun onları model almasına sebep olup bu davranışı sıklıkla sergilemesine sebep olabiliyor. bu hepimizin başına gelen bir şey dönem dönem biraz daha kendimizi idare edebilmek için ya da durumu kurtarabilmek için "pembe" yalanlar hepimizin söylediği olmuştur ama çocuklar bunu duyduklarında ve gördüklerinde annem de babam da bunu yapıyorsa bunu ben de yapabilirim deyip bunu sergilemeye de başlıyor olabiliyorlar. burda anne babanın rolü, çevresel etkenler, anne babanın model olması çok çok önemli ama biraz daha düş düyası ve hayali durumlar da cocukların yalan söylemesine sebep olabiliyorlar. bunun yanında özellikle okul çağındaki çocuklarda yalana baktığımızda akademik performansın başarının ve başarısızlığın da yalan söylemeye sebep olabildiğini görüyoruz. çocuklar ödev yapmak istemiyorlarsa, ödevlerini iyi yapamıyorlarsa ödev o gün eve gelmez. ve ödev yokmuş gibi bir yalan ortaya çıkabilir . ya da sınav var, eğer çocuk sınav kaygısı yaşıyorsa, sınavda başarılı olamayacağını düşünüyorsa ya da o gece ders çalışmak istemiyorsa yarın sınav olmadığını annesine babasına söyleyerek bunun içinden sıyrılmayı deneyebiliyor.</video:description>
<video:view_count>855</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cocuklarda-Yalan-Soyleme-En-Sik-Hangi-Yaslarda-Gorulur--191.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tugba-gurcag/yalan-soyleme/cocuklarda-yalan-soyleme-en-sik-hangi-yaslarda-gorulur-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110313153927513.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çocuklarda Yalan Söyleme En Sık Hangi Yaşlarda Görülür?</video:title>
<video:description>Çocuklarda en sık yalan söyleme davranışını
ne zaman görüyoruz ? Aslında burda önemli olan nokta bunun patolojik olup
olmadığının değerlendirilmesi. bir çok araştırmada çocukların yedi yaşından önce
bildiğimiz yalanı söylemediklerini görüyoruz. bazı uzmanlara göre altı yaş
itibariyla başlayan bir şey ama altı yaş ve öncesinde çıkan yalanlar bizim
yalan olarak nitelendirdiğimiz durumlar aslında yalan yaklaşımına yalan
davranışına çok uymuyorlar. biraz daha yedi yaş ve sonrasında başlayan
yalanlarda bunu yine tam olarak yetişkin dünyasında bildiğimiz bir yalan gibi
değil ama gözlemlenmesi gereken bir davranış olarak düşünebilirsiniz.</video:description>
<video:view_count>656</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cocuklarda-Yalan-Soyleme-ile-Nasil-Mucadele-Edilebilir--192.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tugba-gurcag/yalan-soyleme/cocuklarda-yalan-soyleme-ile-nasil-mucadele-edilebilir-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110313170327513.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çocuklarda Yalan Söyleme ile Nasıl Mücadele Edilebilir?</video:title>
<video:description>Çocukların yalan söylemesiyle ile mücadele etme konusunda en önemli nokta çocuklara kızmamak. biz anne baba olarak aslında en büyük yanlışı burda yapıyoruz bir çok yanlış davranışta bir çok uygun bulmadığımız davranışta çocuklarımız kızıyoruz "niye bunu yaptın" , "n'aptın" , "niye yalan söylüyorsun" çocukların üzerine bu şekilde gittiğinizde çocuklar hem yanlış yaptıklarını farkediyorlar , hem anne babalarını üzdükleri için bir suçluluk duygusu yaşıyorlar. bu suçluluk duygusu çocukların psikolojik gelişmelerini çok ketleyen bir durum çünkü bir süre sonra bu olumsuz duygularını bastırmaya başlıyorlar. duygularını olumsuz bir şekilde bastırdıktan sonra bunlar genelde daha agrasyon olarak ortaya çıkmaya başlıyor.arkadaşlarıyla iletişimi bozuluyor, derslerindeki başarıları düşebiliyor, biraz daha şiddet içeren tepkiler vermeye başlıyorlar. o yüzden bizim anne babalara burda önerdiğimiz şey olumsuz bir yaklaşım sergilememek. tabiki bunu görmezden gelmek de çok uygun bir yöntem değil ama belki de yalan söylenen konu hakkında çocukla biraz daha konuşmak. "sen burda ne demiştin, nasıl söylemiştin, ben böyle hatırlıyorum tam nasıldı, " deyip çocuğun da biraz bunu fark etmesini sağlamak da bence bursa işe yarayan bir nokta. sonrasında da bunun çok uygun bi durum olmadığını ama doğru şeyleri söylediği zaman da çocuğumuzu ödüllendirmemiz gerektiğini farketmemiz de çok çok önemli. doğru bir şey söylediğinde ona güvendiğimizi belli etmek, onu desteklediğimizi belli etmek çocuğun yalan söyleme davranışının sönmesine bir süre sonra sebep olacak çünkü çocuklar genellikle anne babalarından korktukları için, çekindikleri için de yalan söyleyebiliyorlar. eğer davranışının sonunda anne baba kızacaksa çocuk yalan söylemeyi tercih ediyor. ama anne baba bunu olumlu bi şekilde çözmeyi denerse, tabiki çocuğuyla olgun bir şekilde konuşup bunun doğru bir davranış olmadığını belirtirse çocuk da anne babasından çekinmeyeceğini öğrenerek bir süre sonra daha ılımlı ve uyumlu bir şekilde anne babasıyla paylaşımlarının arttırabiliyor. o yüzden önemli nokta bunu farkettiğimizi çocuğa farkettirmek ama kızgın bir şekilde değil uyumlu bir şekilde sorunu çözmeyi denemek.</video:description>
<video:view_count>743</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Omuz-Agrisinin-Nedeni-Nasil-Tespit-Edilir--194.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/mehmet-demirhan/omuz-agrisinin-nedeni-nasil-tespit-edilir-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110618503327818.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Omuz Ağrısının Nedeni Nasıl Tespit Edilir?</video:title>
<video:description>Omuz ağrısının nedenlerini tespit etmek için öncelikle hastayı muayene etmek lazımdır. Omzum ağrıyor diye emar çektirmeye bunun bir çözümü değildir. Neyin neden çekileceğini veya gerekiyorsa hangi bölgenin çekilecek olduğuna karar verecek hasta değildir doktordur. Onun için omuz ağrısı olan bir kişinin öncelikle bir hekime başvurması ve o hekimin muayenesi sonucunda gerekli olan şeyleri istemesi gereklidir. Bunun içinde bir omuz filmi olabilir omuz bilgisayarlı tomografisi olabilir manyetik rezonans emar olabilir. Ama bir omuz ağrısı boyundan kaynaklanabilir. Çeşitli sinirlerin bası altına girmesine bağlı olarak başka nedenlerle ortaya çıkabilir. Bunların tüm nedenlerinin ortaya konması ancak bir detaylı klinik muayene sonucunda ortaya çıkacaktır.</video:description>
<video:view_count>1296</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Omuz-Agrisi-Nasil-Tedavi-Edilir--195.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/mehmet-demirhan/omuz-agrisi-nasil-tedavi-edilir-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110618572327818.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Omuz Ağrısı Nasıl Tedavi Edilir?</video:title>
<video:description>Omuz ağrısının tedavisi öncelikle neden olduğunun ortaya çıkmasındandır. Eğer bir kalp rahatsızlığıysa tabii ki kalp rahatsızlığının tedavisi safra kesesiyse safra kesesi tedavisi kas yırtığıysa kas yırtığının tedavisi eğer bir ödemse ödemin tedavisi kırıksa kırığın tedavisidir. Tek başına bir omuz ağrısının tedavisi diye bir başlık olamaz. Neden olduğunun belirlendikten sonra ancak tedavisi olabilir. Nedenin ortaya konmasından sonra tedavi şekli olur. Bu ameliyattan fizik tedaviye ilaçtan istirahate kadarbir çok spektrum içerisinde oynayabilir. Ama önce nedenin tespit edilmesi ve ona uygun olarakta tedavinin yapılması gereklidir.</video:description>
<video:view_count>1051</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Omuz-Cikigi-Nedir--196.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/mehmet-demirhan/omuz-cikigi-nedir-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110619011927819.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Omuz Çıkığı Nedir?</video:title>
<video:description>Omuz çıkığı dediğimiz zaman anladığımız şey aslında omuz ekleminin kapsülünü yırtarak dışarı çıkmasıdır. %96 oranında omuzlar öne çıkar. Çok nadiren aşağı veya arkaya doğru çıkabilir. Omuz çıkıklarının en büyük sebebi travmadır. Yani omuz eklemine fizyolojik sınırların dışında bir yüklenme sonucunda ki bu genellikle omuzunuzun arkaya takılıpı sizin öne gitmeniz tarzında olabilir.Düşerken bir yere takılmaktan tutun da sportif bir karşılaşmada ki ters bir düşüş veya ters bir vuruş bile buna sebebiyet verebilir. Özellikle omuz çıkığı gençlerde aktivite düzeyi yüksek kişilerde daka sıktır. Yaşlılarda ise biraz daha fazla kırıkla beraber görülür. Omuz çıkığının gençlerde olan şekli genellikle yırtığın büyük olduğu ve özellikle 18-25 yaş grubunda olan çıkıklarda tekrarlama olasılığınında yüksek olduğu durumlardır. Öncelikle travmatik omuz çıkığı acilen yerine konulmalı ve tekrar eklem bütünlüğü sağlanmalıdır. Bir omuz çıkığı veya herhangi bir eklemin çıkığı çoğu kez herhangi bir kemiğin kırıldığından daha acil bir durumdur. Çünkü çevre dokulara damar sinirlere bası yapıp ciddi kalıcı hasar yaratabilir.</video:description>
<video:view_count>584</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Omuz-Cikiginin-Tedavisi-Nasil-Olur--197.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/mehmet-demirhan/omuz-cikiginin-tedavisi-nasil-olur-05.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110619043327819.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Omuz Çıkığının Tedavisi Nasıl Olur?</video:title>
<video:description>Omuz çıkığının tedavisi hastanın yaşına çıkığın şekline ve çıkığın sayısına bağlıdır. Özellikle genç yaş grubu dediğimiz 18-25 yaş grubu arasında travmatik bir omuz çıkığı olduğu zaman bunun ilk tedavisi omuz çıkığının yerine konmasıdır. Ancak bu omuz çıkığının tekrar olup olmaması en büyük sorudur. Bunu hasta da sorar tekrar omzum çıkar mı diye. 18 ile 25 yaş grubunda travmatik omuz çıkığı geçirmiş bir hastada tekrar çıkma olasılığı %90'lara varmaktadır. Bunun sebebi omuz ekleminin geniş bir hareket açıklığının olması ve kapsülünün stabiletede son derece önemli olmasıdır. Profesyonel atletlerde tehlikeli mesleği olanlarda örneğin pilot komando asker polis dalgıç gibi veya profesyonel spor yapan kişilerde ilk travmatik omuz çıkığında bile 25 yaşın altında cerrahi tedavi söz konusudur. Yerine konduktan sonra tekrarlamaması için. Bu grubun dışında kalanlarda veya daha ileri yaş grubunda ilk tedaviyi takiben konzervatif olarak kaslar güçlendirilerek hasta takip edilebilir. Ancak tekrar ederse yani 2. bir çıkık olursa ki bu tekrar düşme de olabilir ki genellikle travma olmadan basit bir işlemle kolun arkada kalması ceket giyme hapşırma gece uykuda çıkması gibi olaylarla tekrar çıkma oluyorsa tedavi mutlaka cerrahidir. Cerrahi de yapılan işlemde bu yırtıkların dikilmesi kapsülün onarılması ve tekrar eski anatominin yerine konulmasıdır. Bu cerrahi tedavi bu gün için kapalı yöntem dediğimiz artroskopik yöntemlerle endoskopiyle sadece deliklerden ve kameralar eşliğinde ve vücutta eriyebilen bir takım çivilerle ve ipliklerle yapılabilmekte.Ancak daha ileri vakalarda açık cerrahi gerekmektedir.</video:description>
<video:view_count>4431</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Impingament-Sendromu-Nedir--198.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/mehmet-demirhan/impingament-sendromu-nedir-06.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110619085827819.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>İmpingament Sendromu Nedir?</video:title>
<video:description>Sıkışma sendromu diğer ismiyle ingilizce olarak impingament sendromu dediğimiz sendrom. Omuz eklemi çevresinde ki kasların ki omuz ekleminin çevresindeki kaslar son derece zengindir. Özellikle üstte önde arkada çeşitli kaslar vardır. Bunlar toplam 4 tanedir. Bunlar omuzumuzu içe ve dışa çevirmede ve yukarı kaldırmada son derece önemli rol oynarlar. Ancak bu kaslar aslında zayıf kaslardır.Herhangi bir nedenle aşırı zorlamaya maruz kaldıklarında örneğin ağır bir şeyi bas üzerine kaldırmak örneğin spor yaparken zorlanmak örneğin ağrı bir şeyi fırlatırken zorlanmak gibi durumlarda bu tendomlarda ödem meydana gelir. Bu ödem zaten dar bir alanda hareket eden tendomu yukarıda ki kemik ile aşağıdaki oynar kemik yukarıdaki akromion kemiğiyle alttaki humerus başı arasında sıkışmaya sebebiyet verir. Ve özellikle baş üzerine götürmekte saçını taramakta ya da saçını yıkamakta ya da elini arkaya götürmekte hasta ağrı duyar. Gece ağrısı bu tür olaylarda çok tipiktir.Özellikle de ağrı kola doğru yayılır. Beraberinde bazen boyun fıtığıylada karışabilir. Hastanın iyi bir fizik muayenesi bu ayrıntıyı size verir. Sık rastlanan bir durumdur. Ve aslında hemen hemen herkes 1 veya 2 kez hayatında bununla karşılaşır.</video:description>
<video:view_count>1149</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Impingament-Sendromu-Tedavisi-Nasildir--199.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/mehmet-demirhan/impingament-sendromu-tedavisi-nasildir-07.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110619160527819.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>İmpingament Sendromu Tedavisi Nasıldır?</video:title>
<video:description>Sıkışma sendromunun tedavisi eğer kaslarda sadece bir ödem ve buna bağlı ağrı ise ki genellikle vakaların %70-80'i böyledir konzervatiftir. Bu ne demektir? İstirahat ağızdan alınan çeşitli ödem giderici haplar,buz en iyi tedavidir. Bazen lokal enjeksiyonlar tedavide genellikle %70-80 başarı sağlar. Ancak eğer bunlara direnç gösteriyor en az 3 aylık bir tedaviye direnç gösteren durumlarda cerrahi olarak sıkışan bölgenin genişletilmesine yönelik üzerindeki kemiğin tıraşlanması akromiyoplasti dediğimiz hadise yapılabilir. Eğer bu söylediğimiz kaslarda ki bu kaslara döndürücü kılıf diyoruz içe ve dışa çeviriyor omzumuzu. Herhangi bir yırtık varsa ve bu yırtığa bağlı sıkışma sendromu gelişmişse artık o zaman tedavi cerrahidir. Yırtığın tekrar yerine dikilmesidir. Ancak çok ileri yaşlarda 65-70 yaşın üzerinde fazla baş üstü aktivite yapmayacak kişilerde yırtık ihmal edilebilir. Ama o kişilerde bir zayıflık ve baş üstüne kaldırma ve o baş üstü hareketlerde bir zayıflık kabul edilmesi gereklidir. Ama onun dışında konzervatif tedavi yırtık yoksa yırtık varsada cerrahi tedavi bu gün için güncel tedavidir.</video:description>
<video:view_count>948</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Donuk-Omuz-Hastaligi-Nedir--200.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/mehmet-demirhan/donuk-omuz-hastaligi-nedir-08.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110619173027819.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Donuk Omuz Hastalığı Nedir?</video:title>
<video:description>Donuk omuz frozen shoulder çok sık rastlanan ağrılı omzun hareketlerinin ciddi oranda kısıtlandığı bir durumdur. Genellikle hiç bir nedene bağlı olmadan durup dururken başlayabilir. Bu 1 veya 2 gün içerisinde önce ağrı ve ağrının özellikle geceleri çok artmasıyla ve gece uyuyamayacak ölçüde ağrının ortaya çıktığı bir durumla başlar. Daha sonrada ilerleyen zamanlarda hareketlerin ciddi ölçüde kısıtlanması ve özellikle dışarı çevirme hareketinin kısıtlanması çok tipiktir. Donuk omuz hastalarının %20'sinde diyabet şeker vardır. Özellikle şekerin kontrol altına alınmaması bu tür donuk omuz oluşmasının en önemli sebeplerinden biridir. 2. sebep geçirilmiş herhangi bir cerrahi veya travma sonucu iyi bir tedavi ve fizik tedavi egzersiz programı almamış hastalarda buna bağlı olarak donuk omuz oluşabilir. 3. sebepse özellikle hiç bir sebebe bağlı olmadan özellikle psikolsomatik etkenlere bağlı olarak gelişen donuk omuzdur.</video:description>
<video:view_count>1919</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Donuk-Omuz-Tedavisi-Nasildir--201.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/mehmet-demirhan/donuk-omuz-tedavisi-nasildir-09.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110619462527819.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Donuk Omuz Tedavisi Nasıldır?</video:title>
<video:description>Donuk omuzun tedavisi öncelikle konzervatiftir. Eğer bir diyabet varsa altta yatan sebeplerde önce diyabetin regülasyonu bununla beraber önce ağrının giderilmesi bunun için çeşitli ilaçlar ve fizik tedaviyle özellikle hareketlerin çok aşırı kapanmamasının sağlanmasıdır ilk başlangıç aşamasında. 2. aşamada ise bu hareketlerin açılması gene fizik tedaviyle sağlanmasıdır. Eğer bir travmatik olay varsa yani herhangi bir kırık sonrası veya iyi tedavi edilmemiş bir kırık sonrası gelişmiş donuk omuz söz konusuysa o zmana asıl sebebin yani bu hareket kısıtlılığını ortaya çıkaran sebebin düzeltilmesi gereklidir. Bu bir ameliyat olabilir ki iyi düzeltilmemiş bir ameliyatın düzeltilmesi veya iyi kaynamamış veya yanlış pozisyonda kaynamış bir kemiğin düzeltilmesi söz konusu olabilir. Herhangi bir nedene bağlı olmadan idiopatik dediğimiz donuk omuzun tedavisi ise tamamen konzervatiftir. Travmaya bağlı olmayan donuk omuzlarda her ihtimalde 3 aylık ilaç artı bazen lokal enjeksiyonlar ve fizik tedavi egzersizleri denenir. 3 aylık süre içerisinde ağrının geçmiş olmasına rağmen hareketler açılmıyorsa o zaman endoskopik olarak kapsülün artroskopiği ile eklemin içerisine girilip kesilip tekrar eski hareket açıklığına kavuşmak üzere harekete başlanması cerrahi olarak mümkündür. O donuk omuzun 3 tane fazı vardır. 1.'si ağrılı hareketlerinhenüz kısıtlanmadığı donma fazı ya da üşüme fazı deriz biz ona. 2.'si donma fazı ağrının azaldığı ama hareketlerin hiç kalmadığı.3.'sü ise hareketlerin tamamen açılmaya başladığı dönemdir. Genelde idiopatik omuzlar bu süreyi 3 ile 6 aylık bir süreç içerisinde yaşarlar.</video:description>
<video:view_count>4391</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Su-Cicegi-Nedir--202.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/cengiz-canpolat/su-cicegi/su-cicegi-nedir-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110620042727820.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Su Çiçeği Nedir?</video:title>
<video:description>Su çiçeği hastalığı varisella zoster virüsü ile meydana gelen bir viral üst solunum yolu ile başlayan ama tüm vücuda yayılan bir enfeksiyondur.Belirtileri ilk planda hafif ateş, baş ağrısı, bulantı, halsizlik ve kırgınlık gibi semptomlardır.Daha sonra vücutta önce küçük kırmızı ciltten kabarık noktalarla başlayan daha sonra içi su dolu keseciklere dönen ve daha sonra bu keseciklerin içindeki sıvının yeşil sarı iltihaplı hali aldığı ve son olarak bütün bu döküntülerin kabuklandığı fazlardan geçen bir döküntüyle karakterize, her yaşta olabilen, herkese bulaşabilen son derece bulaşıcı bir hastalıktır. Bu enfeksiyon o kadar bulaşıcı bir enfeksiyondur ki hastayla aynı odada bulunmak veya hastanın bulunduğu yerin yanından geçmek bile hastalığı kapmaya neden olabilir.Hatta bir değişle de anahtar deliğinden bile geçip sağlam bir insana bulaşabilen bir enfeksiyondur.Hastanın vücut salgılarıyla temas etmekle bulaşabilir yine virusu içeren hastanın öksürüğüyle ortama,havaya atılan virüs partiküllerinin damlacık enfeksiyonunun solunum yolu ile alınması şekliyle bulaşır ve aşağı yukarı şu şekilde söyleyebilirim bu virüs partiküllerinin içeren damlalar havada asılı bir şekilde kaldığı sürece virüs bunların içinde saatlerce yaşayabilir.Yani hasta geldi bir yerde öksürdü sonra gitt, sonra siz yada çocuğunuz geldi o odanın havasını teneffüs etti işte size bir enfeksiyon kaydı. </video:description>
<video:view_count>531</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Su-Cicegi-Hastaligi-Nasil-Tedavi-Edilir--203.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/cengiz-canpolat/su-cicegi/su-cicegi-hastaligi-nasil-tedavi-edilir-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110620062427820.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Su Çiçeği Hastalığı Nasıl Tedavi Edilir?</video:title>
<video:description>Su çiçeği hastalığının tedavsini çeşitli başlıklar altında incelemek mümkündür. Öncelikle ortaya çıkan döküntülerin bir bakteriyel ajanla enfekte olamamsını sağlamak gerekir bu yüzden bu döküntülerin kesinlikle temiz tutulması ve çocuk tarafından kaşınmasının yani tırnaktaki bakterilerin bu döküntüleri enfekte etmesinin önlenmesi lazımdır. Öncelikle çocuğun sıhhi bir şekilde banyo yağması sağlanacak. Halk arasında çoğu zaman su çiçeğinde banyo yaptırmak yasaktır gibi bir yanlış kanı vardır ama bu dğoru değildir. Su çiçeği enfeksiyonu geçiren çocuklar hafif sabunlarla ve çok fazla cildi tahriş etmeden banyo yaptırılabilirler. Yapılması gereken bir sonraki şey bunların kaşınmasını engellemektir. Bunun için vücuda çeşitli kaşıntı önleyici, içinde çeşitli anti histaminik içeren losyonlar sürülebilir ve ağızdan kaşıntı önleyici anti histaminikler alınabilir. Aynı zamanda su çiçeği enfeksiyonunun vücutta belirteçleri olan ateş, öksürük, burun akıntısı, karın ağrısı semptomları da gidermek için çocuğa çeşitli ateş düşürücüler, bulantı kesiciler, rahatlatıcılar verilebilir. Bu tedavi şekillerini uygun yağarsak su çiçeği çoğu zaman selim seyirli ve kendinden geçebilecek olan bir hastalıktır. Bütün bu ciltte meydana gelen döküntülerin hepsinin kabuklanması için geçen süre 6 ila 7 gün bilemediniz 10 gündür. Hepsi kabuklanana kadar da su çiçeği bulaşıcıdır. Bir başkası ile temas etmeniz durumunda su çiçeği virüsü sağlıklı bir insana bulaşabilir.</video:description>
<video:view_count>3575</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Su-Cicegi-Hastaligindan-Korunmak-Icin-Ne-Gibi-Onlemler-Alinabilir--204.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/cengiz-canpolat/su-cicegi/su-cicegi-hastaligindan-korunmak-icin-ne-gibi-onlemler-alinabilir-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110620073427820.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Su Çiçeği Hastalığından Korunmak İçin Ne Gibi Önlemler Alınabilir?</video:title>
<video:description>Su çiçeği hastalığından korunmanın ana şartı su çiçeği aşısının olunmasıdır. Su çiçeği her yaşta görülebilen bir enfeksiyondur ve aşağı yukarı on beş yaşının üstünde toplumumuzun %90'dan fazlasının bu hastalığı geçirmiş olması durumu bilinen bir gerçektir. Onun için ya hastalığı doğal yollardan geçireceksiniz ve ağışıklık oluşacak ya da hastalığa karşı aşı olacaksınız. Hastalığın aşısı son derece etkin bir aşıdır ve aşağı yukarı bir dozda %97 ve üzerinde koruyuculuk sağlar. Daha sonra beş altı yaşlarından sonra grepardoz yapılması önerilmektedir. Aşı etkin bir aşıdır hastalıktan kesinlikle koror ve hastalığın asıl komplikasyonlarından hastayı korur. Çünkü su çiçeği hastaların belli yüzdesinde ciddi komplikasyonlar ciddi sorunlar meydana getirebilecek bir enfeksiyondur. Örneğin su çiçeği döküntülerinin sekonder bakteriyel enfeksiyonla muhattab olmnası durumunda ciddi cilt enfeksiyonları meydana gelebilir. Yine su çiçeği virüsü akciğerlere gidebilir ve hastada zatürrre tablosu meydana gelebilir, o zaman hastada öksürük, solunum sıkıntısı, morarma, yüksek ateş gibi belirtiler ortaya çıkar. Yine su çiçeği virüsü menenjit, ensefalit gibi bir tablo meydana getirebilir. O zaman da hastada baş ağrısı, bulantı, kusma, ense sertliği, denge bozukluğu, biliş bulanıklığı gibi tablolar ortaya çıkar. Yine su çiçeği virüsü vücutta kanama ve pıhtılaşma sistemini bozarak vücutta yaygın kanamalar bizim purpura for mines dediğimiz bir tabloyu meydana getirebilir. Bütün bunların yüzdesi çok fazla olmamaklar birlikte su çiçeği enfeksiyonu batı toplumundan elde ettiğimiz bilgilere göre yılda aşağı yukarı yüz kadar ölüme neden olabilmektedir ve her yıl on bin çocuğun hastaneye sırf bu nedenden dolayı yatması söz konusudur. Böyle bir durumda gerek iş gücü kaybı, gerek okuldan uzak kalma gerekse ilaçların mahiyeti hepsi birden hesaplandığında su çiçeği aşısının ne kadar önemli ve etkili olduğunu anlamış oluruz.</video:description>
<video:view_count>1410</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Su-Cicegi-Hastaliginin-Zona-ile-Iliskisi-Nedir--205.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/cengiz-canpolat/su-cicegi/su-cicegi-hastaliginin-zona-ile-iliskisi-nedir-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110620085327820.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Su Çiçeği Hastalığının Zona ile İlişkisi Nedir?</video:title>
<video:description>Su çiçeği virüsü su çiçeği hastalığının geçirilmesinden sonra vücuttaki duyusal sinir gangliyonlarında, sinir kümeciklerinde uzun süre sessiz ve uykuda kalabilir. Çok ileri yaşlarda daha çok 50 yaşından sonrada zona dediğimiz ağrılı cilt lezyonları ile kendini belli eder. Zona herhangi bir sinir kökünün sinirlendirdiği deri bölgesinde deriden kabarık vesiküllü yani içerisinde su dolu keseciklerle karakterize son derece ağrılı ve yine aynı virüsün yaptığı bir su çiçeği enfeksiyonudur. Zona olduğu zaman döküntü başlamadan hasta o bölgede yoğun bir ağrı hisseder daha sonra bir bakar ki bir yada birkaç cilt döküntüsü oluşmuş, sonra o döküntüler öyle de kalabilir, daha da büyüyüp daha geniş bir deri alanını da ilgilendirebilir. Böyle bir durumda hemen bir hekime başvurmak ve tedavi şansını aramak gerekir. Zonada hekime gitmek antiviral tedavi dediğimiz tedavinin erken başlanması zonananın daha sınırlı kalması ve çabuk geçmesi için önemlidir. Su çiçeği enfeksiyonunu tedavi etmek için kullanmadığımız ve gerek görmediğimiz ve çoğu zamanda pahalı bulduğumuz bu antiviral ajanlar zonanın tedavisinde gerek topikal yani yüzeye sürülmek kaydıyla gerekse ağızdan alınmak kaydıyla kullanılabilir. Bu enfeksiyon ciddi ağrı yaratan bir enfeksiyondur ve tedavi edilmezse başka vücut bölgelerine de yayılabilir o yüzden bunun tedavisi önemlidir.</video:description>
<video:view_count>889</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Su-Ciceginin-Yetiskinlerde-Gorulme-Olasiligi-Nedir--206.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/cengiz-canpolat/su-cicegi/su-ciceginin-yetiskinlerde-gorulme-olasiligi-nedir-05.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110620104327820.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Su Çiçeğinin Yetişkinlerde Görülme Olasılığı Nedir?</video:title>
<video:description>Su çiçeği eğer küçük yaşta geçirilmemişse yetişkin yaşta da rahatlıkla görülebilir. Su çiçeği ile enfekte olmuş bir çocukla temas eden bir erişkin bu virüsü rahatlıkla alır ve hastalığı geçirir. Hastalığı daha da ağır geçirir, çocukluk çağında geçirilen enfeksiyonların daha hafif olduğunu, 15-20 yaşından sonra geçirilen enfeksiyonların ise daha ağır geçirileceğini ve biraz önce bahsettiğim komplikasyonların daha da olası şekilde ortaya çıkacağını hatırlamak gerekir. Özellikle şansı olan ve doğurganlık çağına gelmiş kadınlarda su çiçeği virüsünün geçirilmemesi gerekir. O yüzden bu yaş grubundaki kişilerin hamile kalmadan önce aşılanmalarında büyük yarar vardır. Eğer bu kişiler hamile kaldıktan sonra veya haamileliliğin son dönemlerinde hastalanırlarsa mutlaka bir hekime başvurmak lazım. Bu virüs hamilelik sırasında çocukta ciddi sakatlıklar, zeka gerilikleri, göz problemleri, kol ve bacak anomalileri ile birlikte giden ciddi sekenler meydana getirebilirler hatta çocuk anne karnında kaybedilebilir. O yüzden mutlaka aşılamak lazım. Su çieçiği virüsüne karşı bu hastalığı geçirmemiş kişiler aşılanır özellikle risk grubundaki insanların aşılanmasında yarar var. Kreşlerde çalışan öğretmenler, askeri personel, yine hamilelik çağına gelimiş kadınlar, kalabalık yerlerde yaşayan düşkünler evlerinde, huzur evlerinde yaşayan insanlar bu virüsle karşılaşma ihtimalleri fazla olacağı için mutlaka aşılanmalıdırlar. Bağışıklık sistemi problemi olan hastalıklarla ve hastalarla uğraşan personeli de bu virüsü alıp uğraştığı hastalara geçirme ihtimalleri yüksek olduğu için bu virüse karşı aşı olmalıdırlar.</video:description>
<video:view_count>2444</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Su-Ciceginin-Riskleri-ve-Yol-Acabilecegi-Komplikasyonlar-Nelerdir--207.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/cengiz-canpolat/su-cicegi/su-ciceginin-riskleri-ve-yol-acabilecegi-komplikasyonlar-nelerdir-06.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110620122627820.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Su Çiçeğinin Riskleri ve Yol Açabileceği Komplikasyonlar Nelerdir?</video:title>
<video:description>Selim karakterli bir hastalıktır. Hastaların çoğunda doğal bağışıklık bırakarak kendiliğinden iyileşir. Ancak bazı enfeksiyoz komplikasyonları, bazı kanama ve pıhtılaşmayla ilgili komplikasyonları vardır. Vücutta yaygın kanamalar meydaha getirebilir, trombosit dediğimiz hücrelerin sayısında azalma yapabilir ve pıhtılaşma faktörlerini etkileyebilir. Bu çok ölümcül bir tablo olabilir. bu çok önemlidir. Su çiçeği virüsü beyine ve beyin zarlarına sıçrayabilir ve menenjit, ensefalit gibi bir tablo meydana getirebilir. O zaman hastada bulantı, kusma, baş ağrısı, halsizlik, uykuya eğilim, denge ve yürüme bozuklukları gibi problemler ortaya çıkar ve ateşle devam eder. Ateş düşse bile bu problemler ortaya çıkabilir biz buna menigoensefalit diyoruz bu da çok tehlikeli bir tablo olabilir. Su çiçeği akciğer enfeksiyonu yapabilir. Akciğer enfeksiyonu yaptığı zaman da buna ait bulgular ortaya çıkar. Bunlar öksürük, nefes darlığı, morarma, yüksek ateş gibi. Bu da önemlidir. Bi de ciltte meydana gelen döküntülerin bakteriyel ajanlar tarafından enfekte olması ciddi cilt enfeksiyonlarına neden olabilir. Bütün bu komplikasyonları geçirmemek için çok dikkatli olmak ve mümkünse maaliyeti çok da pahalı olmayan su çiçeği aşısıyla en az bir doz aşılanmak gerekir.</video:description>
<video:view_count>1410</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Su-Cicegi-Asisi-Diger-Asilarla-Birlikte-Uygulanabilir-mi--208.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/cengiz-canpolat/su-cicegi/su-cicegi-asisi-diger-asilarla-birlikte-uygulanabilir-mi-07.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110620152027820.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Su Çiçeği Aşısı Diğer Aşılarla Birlikte Uygulanabilir mi?</video:title>
<video:description>Su çiçeği aşısı diğer aşılarla birlikte rahatlıkla uygulanabilir. Bir viral aşı olması nedeniyle diğer viral aşılarla ve bakteriyel aşılarla da birlikte yapılabilir. Ama yapılırsa aynı gün yapılması lazım eğer yapılamıyorsa diğer aşılarla arların en az dört haftalık bir zaman koymak gereği akıldan çıkartılmamalıdır. Aşının çok fazla yan etkisi yok ama bazı hastalarda, özellikle hastaların yüzde yirmisi kadarında aşı yapılan yerde lokal bir şişlik ve kızarıklık olabilir. Yine hastaların %10 - %15'i kadarında ilk 24 ve 48 saat içerisinde kendiliğinden düşen selim karakteri bir ateş meydana gelebilir. Bazı hastaların da %2 - 3 kadarında , belki biraz daha fazlasında küçük nokta şeklinde deriden kabarık aşıya bağlı döküntü dediğimiz döküntüler olabilir. Bu eğer olursa genelde aşı olduktan beş ile yirmi altı gün sonra ortaya çıkar. Bu döküntülerin ortaya çıkması genelde karakteristiktir . Daha erken, ilk hafta içinde ortaya çıkmış olan döküntüler varsa bular daha çok aşıya değil de o anda alınmış bir virüsün ortaya çıkardığı su çiçeği hatalığına bağlanması gerekir.</video:description>
<video:view_count>746</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Su-Cicegi-Asisi-Olmasi-Sakincali-Kisiler-Kimlerdir--209.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/cengiz-canpolat/su-cicegi/su-cicegi-asisi-olmasi-sakincali-kisiler-kimlerdir-08.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110620180227820.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Su Çiçeği Aşısı Olması Sakıncalı Kişiler Kimlerdir?</video:title>
<video:description>Su çiçeği aşısı öncelikle hamilelere yapılmamalıdır. Bağışıklık sistemi baskılanmış kanser tedavisi gören kemoterapi alan kişiler su çiçeği aşısı olmamalıdırlar. Yine uzun süre kortizon tedavisi alarak bağışıklığı baskılanmış kişilerde su çiçeği aşısı olamazlar. Bir kan ürünü ile karşılaşmış kan veya trombosit almış hastalara da su çiçeği aşısı ilk son beş ay içerisinde bu durum meydana gelmiş ise su çiçeği aşısı yapılması tercih edilmez yine hasta eğer çok ciddi bir ateşli hastalık geçiriyorsa da ozaman su çiçeği aşısı yapılmaz ertelenir.</video:description>
<video:view_count>673</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cocuklarda-Ates-Neden-Olur--210.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/cengiz-canpolat/cocuklarda-ates/cocuklarda-ates-neden-olur-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110620270227820.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çocuklarda Ateş Neden Olur?</video:title>
<video:description>Ateş vüvut ısısının normalin üzerinde olmasına denir. Vücut ısısı normalde beynimizin arka tarafında bulunan hipotalamus dediğimiz bir organ tarafından ayarlanır. Tabiri caizse bizim termostatımız orasıdır. vücut ısısı normalde koltuk altından 36,5 - 37 derece civarına ayarlanmıştır. Bu derecenin üstüne çıkması ise ateş olarak adlandırılır. Ateş her zman koltuk altından mı ölçülür ? Hayır. Ateş bir kaç yerden ölçülebilir. Birincisi koltuk altı, ikincisi dil atlı yani ağız ateşi, üçüncüsü kulaktan ölçülen ateş, dördüncüsü ve aslında bizim merkezi ateşimizi en iyi veren rektal ateştir. Yani makattan ölçülen ateştir. Makattan ölçülen ateş eğer otuz sekiz derecenin üzerindeyse biz bunu ateş deriz. Koltuk altından ölçülen ateşin 37,5 derecenin üzerinde olması da bizim için ateştir. Kulaktan ölçülen ateş 37,8 veya 38'in üzerindeyse biz bunu ateş olarak adlandırırız. Ağızdan da ölçülen sıcaklık 37,5'un üzerindeyse bu da ateş olarak nitelendirilebilir. Ateş niye olur ? Ateş daha çok çocuklarda enfeksiyoz hastalıklarda olur, bakteriyel veya viral enfeksiyonlar. Bunların en sık olanı da virüs enfeksiyonlarıdır. Çocuklarda görülenin %70 kadarı virüs enfeksiyonlarıyla olur. Ama tek neden enfeksiyon mudur ? Hayır. Ateş ortam ısısıyla da ilgili olan bir durumdur. Eğer bir anne baba evin ısısını çok arttırmışsa, kalariferi veya klimayı cok yüksek derecelerde kullanıyorlarsa çocuğun ateşi çıkabilir. Çünkü termostat o zaman kendini çok yüksek derecelere ayarlar. Yine çocuk üşüyordur diye çok sıkı giydirilmişse çocuğun ateşi sadece buna bağlı olarak da çıkabilir. Dikkat ederseniz bu son ikisi hiç bir hastalık durumu değildir. Hastalık olsun ama bu son iki durum olmasın . Bazen bağ dokusu hastalıkları ya da kollojen doku hastalıkları da vücutta ateş yapabilir. Sadece enfeksiyon değil iltihabi durumlar da ateşe neden olabilir. Bazı kanserler, lösemi , lenfoma , venüs tümörü ve çocukluk çağı kanserleri de çocuklarda ateşe neden olan olgular arasındadır.</video:description>
<video:view_count>514</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cocuklarda-Atesi-Dusurmek-Icin-Neler-Yapilabilir--211.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/cengiz-canpolat/cocuklarda-ates/cocuklarda-atesi-dusurmek-icin-neler-yapilabilir-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110620281427820.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çocuklarda Ateşi Düşürmek İçin Neler Yapılabilir?</video:title>
<video:description>Çocuklarda ateşi hemen düşürmek ne derece doğrudur önce ona bakmamız gerekir. Ateş vücudun bir savunma reaksiyonudur. Ateş bağışıklık sistemimizin iyi çalıştığını gösteren bir bulgudur. kendi başına hastalık değildir, mutlaka altta yatan bir neden olması gerekir. Ateş sırasında vücudumuzun bağışıklık sistemini ilgilendiren hücreler çok daha iyi çalışır ve mevcut enfeksiyon etkenini daha iyi öldürebilirler. Ancak ateş çok yüksek ve çocuğa çok zarar verebilecek bir noktaya gelmişse çok huzurssuz ve ajite ediyorsa çocuğu o zaman düşürülmeye çalışılmalıdır. orta derecede yüksek ateşleri hemen düşürmeye çalışmak gereksizdir. İlla ki düşüreceksek ne yapmalıyız ? Ateş düşürücü ilaçlara hemen başvurmayalım. Orta derecedeki bir ateşi çocuğun giysilerini çıkartarak ve çocuğu 29 - 32 derece arasındaki yani vücut sıcaklığının biraz altındaki su ile banyo yaptırarak işe başlayalım. bütün bunlara rağmen ateş düşmüyor ve yükslmeye devam ediyorsa o zaman koltuk altlarına ve bacaklarının arasına, yani büyük damarların geçtiği bölgelere ılık su emdirilmiş bez veya pamuklarla kompres yapalım . Yine mi olmadı ? İşta o zaman ateş ilacı verebiliriz. Ateş ilacı için Parasetamol ya da Hydroprofen kullanıyoruz. Çoğu zaman Asprin kullanmamayı tercih ediyoruz. Hele hele virüs enfeksiyonlarında Asprin verdiğimiz zaman özellikle su çiçeği veya grip virüsüyle meydana gelen enfeksiyonlarda hastada ciddi karaciğer ve beyin toksistesiyle seyreden reye seendromu gibi bir tablo ortaya çıkabilir. O yüzden Asprini mümkün olduğunca kullanmamaya çalışıyoruz.</video:description>
<video:view_count>1804</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cocuklarda-Ates-Durumunda-Alinmasi-Gereken-Onlemler-Nelerdir--212.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/cengiz-canpolat/cocuklarda-ates/cocuklarda-ates-durumunda-alinmasi-gereken-onlemler-nelerdir-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110620295327820.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çocuklarda Ateş Durumunda Alınması Gereken Önlemler Nelerdir?</video:title>
<video:description>Ateşi yüksek ise öncelikle çocuğun giysilerinin hafifletilmesi gerekir. Örneğin küçük bir bebekse sadece bir zıbınla bırakmak, daha büyük bir çocuksa atlet veya kilotla bırakmak en uygunu. Tabii ortamın ısısını da ayarlamanız gerekir bunun için 22 derece en uygunudur. Daha sonra çocuğa bir takım ateş düşürücü önlemler alınır ve çocuğun sakin bir şekilde bir kenarda oturması veya uzanması sağlanır. Çünkü çok aktif olan çocuklarda kasların kasılmasıyla birlikte tekrar ateşinin çıkması ihtimali yüksektir. Bu yüzden çocuğun istirahat haline alınması en uygun önlemlerden biridir.</video:description>
<video:view_count>813</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cocuklarda-Ates-Hangi-Hastaliklarin-Belirtisi-Olabilir--213.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/cengiz-canpolat/cocuklarda-ates/cocuklarda-ates-hangi-hastaliklarin-belirtisi-olabilir-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110620321427820.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çocuklarda Ateş Hangi Hastalıkların Belirtisi Olabilir?</video:title>
<video:description>Çocuklarda ateş daha çok enfeksiyoz hastalıklarının belirtisidir. Döküntülü veya döküntüsüz virüs enfeksiyonları, üst solunum yolu enfeksiyonları, bademcik ve kulak enfeksiyonu, idrar yolu enfeksiyonları, bağırsakları ilgilendiren gastroentoritler, bağ dokusu hastalıkları, vücuttaki enflamatuar reaksiyonlar ve malin hastalıklar yani lösemi, lenfoma ve diğer kanser türleri çocuklarda ateşe neden olabilir. Ama bunların büyük bir çoğunluğu daha önce de söylediğim gibi enfeksiyoz hastalıklardır. Ve daha çoğu da virüs enfeksiyozlarıdır.</video:description>
<video:view_count>614</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Kucuk-Memelerde-Meme-Diklestirme-Operasyonu-Nasil-Yapilir--1064.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/orhan-cizmeci/meme-estetigi/19-kucuk-memelerde-meme-diklestirme-operasyonu-nasil-yapilir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201112911240134211.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Küçük Memelerde Meme Dikleştirme Operasyonu Nasıl Yapılır?</video:title>
<video:description>Küçük göğüslerde eğer memenin sarkıklığı söz konusuysa yinede protezle yapmak lazım ama meme sarkıklığı olmasa da yine küçük göğüslerde dikleşmeyi protezle sağlamak yeterli olacaktır.Eğer hasta protez istemiyorsa o zaman memenin hacmini arttırmadan deri zarfını azaltarak memeyi dikleştirmek mümkün olabilir ama ideal meme dikleştirme hacmi azsa , meme sarkıksa ve meme küçükse mutlaka protezle olacaktır.Protez seçimi içinde iki seçenek var.Eğer çok duyarlı ve toksik maddeler istemiyorsa ki protezin içindeki hiç bir madde toksin değildir.Ancak yanlış bir bilgilendirme var halk içinde. Silikon toksit bir malzemedir , kanser yapar.Silikon kanser yapmaz.O yüzden çok güvenli bir şekilde ya içi silikon dolu bir protezi küçük memeler dikleştirilebilir ya da içi serumfizyolojik ama dışı yine silikon olan bir meme proteziyle dikleştirilebilir.İçi serumfizyolojik olan protezlerin bir avantajı var.Onlar daha küçük deliklerden memenin altına konulabilir ve rahatlıkla şişirilebilir.Böylece iz daha az kalacaktır.Ancak içi serum dolu olanların meme dikleştirmede kullanıldıktan sonra yıllar içinde yavaş yavaş serumu dışarı taşırdığı ve hacmi azalttığı bilinmektedir , buna da dikkat çekmek isterim.</video:description>
<video:view_count>1140</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cocugun-Atesi-Hangi-Noktada-Tehlikelidir--214.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/cengiz-canpolat/cocuklarda-ates/cocugun-atesi-hangi-noktada-tehlikelidir-05.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110620334827820.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çocuğun Ateşi Hangi Noktada Tehlikelidir?</video:title>
<video:description>Çocuğun ateşinin tehlikeli olması gibi bir durum aslında yoktur. Yani çocuğun ateşi ne kadar yüksekse bu durum o kadar tehlikelidir gibi bir durum yoktur. Çocuk çok yüksek ateşli olmasına rağmen genel durumu çok iyi olabilir ya da çocuğun ateşi çok düşükken genel durumu çok bozuk olabilir. Öncelikle ateşli bir çocuğun genel durumunu iyi incelemek gerekir. Özellikle ilk üç aydaki bebeklerde ateş çok ciddi bakteriyel enfeksiyonlar anlamına gelebilir. O yuzden bu hastaların hemen bir hekime başvurmaları ve çocuğun değerlendirilmesi lazımdır. Büyük çocuklarda eğer çocuk halsizse, hiç birşey yemiyorsa, ciddi bir ishali varsa, kusma ve sıvı kaybı varsa, sürekli uykuya meyilliyse yani genel görünümü toksikse yani bu çocuk iyi değil, bu çocuk her zamanki çocuk değil görünümü anne baba tarafından hissediliyorsa o zaman ateşin ciddiyeti üst derecede demektir. Mutlaka bir hekime başvurmak lazım. Eğer çocuğun genel durumu iyi, etrafıyla ilgili, oyununu oynuyor, iştahı fazla azalmamış şeklinde bir çocuksa bir kaç doz ateş ilacı verilecek süre boyunca çocuk evde izlenebilir hemen hekime getirikmeyebilir. Ama genel durumu bozuluyorsa ve yaşı ilk üç ay arasındaysa mutlaka ateşi ciddiye almak ve bir doktora başvurmak lazımdır</video:description>
<video:view_count>617</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Atesli-Havalenin-Belirtileri-Nasildir--215.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/cengiz-canpolat/cocuklarda-ates/atesli-havalenin-belirtileri-nasildir-06.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110620350427820.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Ateşli Havalenin Belirtileri Nasıldır?</video:title>
<video:description>Ateşli havale öncelikle çocuğun bilincinin kaybolmasıyla başlar. Daha sonra çocuk eğer ayaktaysa yere düşebilir, oturur pozisyondaysa bayılabilir. Ondan sonra bütün vücudunda jenaralize yani kollarda bacaklarda önce kasılma daha sonra da atma şeklinde tonik klonik kasılmalar başlar. Morarabilir, solunum problemi meydana gelebilir, altına idrar kaçırabilir. Genellikle bir kaç dakika süren selim bir antitetir. Ateşli havale daha uzun sürmez. Ve çocuk havale geçirdiklen sonra kısa süreli bir uykuya dalabilir sonra da hiç birşey yokmuş gibi uyanır ve ateşli havalede her hangi bir seker de kalmaz .</video:description>
<video:view_count>507</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Atesli-Havale-Sirasinda-Neler-Yapmak-Gerekir--216.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/cengiz-canpolat/cocuklarda-ates/atesli-havale-sirasinda-neler-yapmak-gerekir_07.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110620361827820.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Ateşli Havale Sırasında Neler Yapmak Gerekir?</video:title>
<video:description>Ateşli havale sırasında çocuğun üzerinde kalın giysiler varsa solunumunu rahatlatacak şekilde soymak gerekir. Asla ağzını açmaya çalışmamak gerekir. Çünkü çocuk çenesini kilitlemiş olabilir. Parmak veya elinizi sokarak müdahale etmemek gerekir. Çocuğu mümkünse tüm vücuduyla yan çevirmek veya sadece başını çevirmek tükürüğünün sekresyonlarının dışarıya akmasını sağlamak gerekir. Onun dışında suni solunum yaptırmaya çalışmak veya kalp masajı yaptırmaya çalışmak gibi gereksiz işlere hiç bir zaman girişmemeliyiz. Bu çoğu zaman kendini sınırlayan bir kaç dakika içinde geçen bir antitetir. Çocuk sakinleştikten ve ateşi geçtikten sonra mutlaka çocuğun ateşine hemen düşürmeye çalışmak gerekir. Bu ılık bir duşla olabilir , ateş ilaçlarrı verilebilir. Ama ilk planda yapılacak şey sakin olmak, panik yapmamak, tabi kaloy bir şey değil , çocukları ilk kez havale geçiren bir anne babanın durumunu gözünüzün önüne getirirseniz bunun kolay bir şey olmadığını görürsünüz. Ama mümkün olduğunca sakin olmak lazım , panik yapmamak gerekir. Çocuğu sarsmak, uyandırmaya çalışmak , tokat atmak gibi işlere girişmemek gerekir. Asla ağzını açmaya çalışmamak ve ilk planda ateşini düşürrmek gerekir.</video:description>
<video:view_count>1093</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Atesli-Havale-Cocukta-Kalici-Hasar-Birakir-mi--217.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/cengiz-canpolat/cocuklarda-ates/atesli-havale-cocukta-kalici-hasar-birakir-mi-08.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110620373627820.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Ateşli Havale Çocukta Kalıcı Hasar Bırakır mı?</video:title>
<video:description>Ateşli havale,çoçukların ateşi sırasında yuzde iki üç çoçukta görebilen bir durumdur.Ve böyle cocukların aile öyküsü alındıgında da annelerinde ve babalarında yüzde 25 oranında olduğunu görürsünüz.Ateşli havale bir seker bırakmaz.Uzun zaman bir komplükasyon meydana getirmez.Bir kaç defa geçirse bile bir beyin hasarı yapmadığı görülmüştür.Ancak ateşli havalenin ateşine neden olacak baska bir enfeksiyon varsa o zaman o enfeksiyonun bulunup açığa çıkarılması ve tedavi edilmesi gerekir. Örneğin;çoçuğun ateşi bir akciğer enfeksiyonu ise veya ciddi bir ortakulak enfeksiyonundansa veya çoçuğun ateşi menenjite bağlıysa bunların ortaya ortaya çıkartılıp tedavi edilmesi lazım ki bir daha ateş aynı dönem içinde tekrarlamasın ve çoçuk tekrar tekrar ateşli havaleye maruz kalmasın.Ateşli havale genelde ilk geçirildiği zaman bir tedavi verilmez. Çünkü kendiliğinden geçer. Ekstra tahliller yapmak, emarlar ve tomografi çekmek gereksizdir.Ancak tekrarlama ihtimali varsa aile öyküsü de buna işaret ediyorsa o zamn aileye makattan uygulanabilen rektal diyazepam enjektörleri aldırtılabilir eczanelerden.Ve ateşinin yükselmesi durumunda onları aile çoçuğun makatından uygulayabılerek havale geçirme eşiğini attırabilir ve çoçuğu havaleden engelleyebilir.</video:description>
<video:view_count>929</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Ates-Durumunda-Mutlaka-Doktora-Goturulmesi-Gereken-Durumlar-Nelerdir--218.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/cengiz-canpolat/cocuklarda-ates/ates-durumunda-mutlaka-doktora-goturulmesi-gereken-durumlar-nelerdir-09.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110620385527820.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Ateş Durumunda Mutlaka Doktora Götürülmesi Gereken Durumlar Nelerdir?</video:title>
<video:description>Ateşli çoçuğun genel durumunun bozuk olması,etrafa ilgisinin olmaması,beslenmesinin bozuk olması,iyi hidrasyon almaması,sürekli uykuya meyilli olması,ateşin bir kaç gündür devam ediyor olması mutlaka bir hekime başvurulmasını gerektiren durumlardır.yine bebeğin ilk üç ay içinde ateşli bir tablo ile karşı karşıya kalması onların bağışıklık sistemlerinin daha büyük yaştaki çoçuklara göre daha az çalışması nedeniyle ciddi bakteriyel enfeksiyonları anlayabilmek ve tedavisni yapabilmek amacıyla mutlaka doktora götürmek lazım.aksi takdirde aktivitesi bozulmamış,neşesi iyi olan,etraf ile ilgili,oyununu oynayan,yemeğini yiyenbir çoçuğun hemen hekime götürülmesine gerek yok. bir gün ile 48 saat evde iyi izlenebilir ama biraz önceki bahsettiğim tablolar varsa hemen bir doktora başvurmak lazım.</video:description>
<video:view_count>575</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Atesli-Cocuga-Neler-Yapilmamalidir--219.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/cengiz-canpolat/cocuklarda-ates/atesli-cocuga-neler-yapilmamalidir-10.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110620400427820.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Ateşli Çocuğa Neler Yapılmamalıdır?</video:title>
<video:description>Ateşli çocuğa daha fazla giysi giydirilmemelidir.Çünkü ateş sırasında kas kasılmaları olduğu için çoçuk kendini üşüyor zanneder.böyle bir durumda anne ve babaya düşen bunun tam aksini yapmak çocuğu sakinleştirip telkin etmek ve üzerindekilerini çıkarmak olmalıdır.yine ateşli bir çocuğun vücudu sirke ve alkol gibi solüsyonlar ile silinmemelidir.bunlar çok zarar verebilecek uygulamalardır.Alkol deriden emileceği için çocuğun sinir sistemine direkt etti ederek çocuğun bilincinin bulanmasına bile etki edebilir.yine ateşli bir çocuğa aşırı dozda ilaç , eksik dozda bir ilaç veya fazla sık verilen ilaçlar kullanılmamalıdır.çoğu zamn ailelerin yaptığı bir ateş düşürücü vermek eğer faydalı olmadıysa başka bir ateş düşürücüyü arkasından kullanmaktır.İki grup ilacımız var;bir tanesi parasetamol içeren ilaçlar,diğerleri iboprofen içeren ilaçlardır.parasetamol içeren ilaçların iboprofen içeren ilaçlardan daha az etkili olduğu sanılır ama bu doğru değildir.bu ilaçlarla yapılan çalışmalar eşit derecede hızlı bir şekilde ateşi düşürdüğü gözlenmiştir.Ancak iboproferin ateşi daha uzun süre düşük tuttuğunu biliyoruz.Eğer sık aralıklarla bu ilaçları dönüşümlü veririlerse toksik dozlarına ulaşmaları mümükündür.Özellikle parasetamol yüksek dozda verildiğinde karaciğer toksitesi meydana getirebilir.bu yüzden ilaçları ne eksik dozda ne yuksek dozda nede verilmesi gerekenden sık vermek lazım.Sirke alkol kullanmamak lazım,çocuğun üzerini açmak ve çocuğu sakin bir şekilde yatırmak lazım .</video:description>
<video:view_count>709</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Panik-Atak-En-Cok-Kimlerde-Gorulur--258.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/isin-baral-kulaksizoglu/panik-atak/panik-atak-en-cok-kimlerde-gorulur-05.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110711550827911.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Panik Atak En Çok Kimlerde Görülür?</video:title>
<video:description>Panik Atak aslında her yaştan, her cinsten, her kültür seviyesinden insanda olabilir. Ama özellikle üretkenliğin çok yoğun olduğu, kişilerin çok stresle çok sık karşılaştığı, fiziksel hastalıkların sık görüldüğü durumlarda Panik Atak artabilir. Panik bozukluğu artabilir. Mesela kadınlarda doğum sonrası dönemlerde, bebeğine bakarken, menopoz döneminde, aile içi yoğun stres varken ve bir fiziksel hastalık varlığında az önce saydığımız özellikle guatr hastalıkları kadınlarda çok sık görülüyor. Guatr bezi çok çalışıyorsa, böbrek üstü bezinde bir problem varsa, kalp kapağında sorun varsa, bir ciddi akciğer hastalığı varsa, beyin tümörü varsa görülebilir. Erkeklerde de özellikle görülme sıklığı 30- 40 yaş civarındadır. İş stresinin yoğun olduğu, ailesi, işi, yetişmesi gerekenler, kendisini kapasitesinin dışında çok zorladığında, panik atak görülebilir, panik bozukluğu ortaya çıkabilir.</video:description>
<video:view_count>780</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Kemik-Erimesi-Nedir--224.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/gulseren-akyuz/kemik-erimesi-nedir-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110710530227910.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Kemik Erimesi Nedir?</video:title>
<video:description>Halk arasında Kemik Erimesi olarak bilinen bizlerin tıp dünyasında Osteoporoz diye adlandırdığımız hastalık kemik gücünde azalma ki bunun açılımında kemik kalitesinde, yoğunluğunda azalma kayıp olarak belirtebiliriz. Bunun sonucunda da kemiğin kırılganlık riskinin artışı ve kırıklarla beraber karşımıza çıkan bir iskelet sistemi hastalığı olmasıdır. Osteoporozda en çok bizi ilgilendiren kısım her yaşta görülebilmesi, her iki cinste ileri yaşlarda eşit oranlarda karşımıza çıkması ve tabi kırıkların, bazen birden fazla kırığın olması böylece hastanın yaşam kalitesinde ve bütün parametrelerinde bozulma olmasıdır.</video:description>
<video:view_count>460</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Kemik-Erimesi-Neden-Olur--225.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/gulseren-akyuz/kemik-erimesi-neden-olur-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110710540827910.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Kemik Erimesi Neden Olur?</video:title>
<video:description>Kemik erimesi ya da diğer bir adıyla Osteoporoz hastalığının en önemli oluş nedeni menopozdur kadınlarda görülen menopozun, özellikle de 45 yaşından önce başlamış olan erken menopozun ciddi bir katkısı vardır. Ama sorunu sadece menopozla ve menopoz dönemiyle bağdaştıramayız. Çünkü Osteoporoz bir sistemik iskelet sistemi hastalığı olarak, hemen her yaşın hastalığıdır diyebiliriz. Buna göre de hem gençlerde, özellikle kortizon gibi birtakım ilaçların kullanım zorunluluğundan sonra karşımıza çıkabilir. Birçok sistemik hastalığın yanı sıra Osteoporozla karşı karşıya kalabiliriz. Son olarak da 65 yaşın üzerinde yani bizim Senil Osteoporoz dediğimiz ileri yaşla birlikte karşımıza çıkabilir. Tabi sadece bunlarla sınıflamak yetmez. Bizim ikincil nedenlere bağlı olan yani Sekonder dediğimiz Osteoporoz nedenleri de vardır. Bunların başında da bazı sistemik hastalıklar gelir. Örneğin şeker hastalığı gibi, tiroit hastalıkları gibi, bunların yanı sıra ilaç kullanımı olarak az önce kortizondan bahsetmiştik. Bunun dışında bazı kan sulandırıcı ilaçlar, sara nöbeti için kullanılan ilaçlar, yine tiroit hastalığının tedavisinde kullanılan ilaçlar, aynı zamanda bazı kötü alışkanlıklarımız, başta sigara kullanımı gibi, çok yoğun kahve ve kola tüketimi gibi tüm bunlardan dolayı da hepimiz biliyoruz ki Osteoporozun bir değil, birden fazla nedeni aynı anda da görülebilir.</video:description>
<video:view_count>608</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Kemik-Erimesi-Hangi-Siklikta-Gorulur--226.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/gulseren-akyuz/kemik-erimesi-hangi-siklikta-gorulur-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110710560427910.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Kemik Erimesi Hangi Sıklıkta Gorülür?</video:title>
<video:description>Kemik Erimesi ya da Osteoporoz hastalığının görülme sıklığına bakacak olursak, yapılan birçok çalışmada, 50 yaşın üzerinde, beyaz tenli, menopoza girmiş olan kadınlarda, üç kadından biri diye belirtilebilir. Erkelerde de görülme sıklığından söz etmekte yarar var. Çünkü genelde Osteoporoz ya da Kemik Erimesi denen bu hastalığın kadın hastalığı olduğu yönünde bir inanç ve düşünce vardır. Halbuki özellikle 65 yaşın üzerinde bu oran giderek erkek lehine kapanmaya başlar. Erkelerde de 50 yaşın üzerinde görülme riski açısından, 5 erkekten birinde şeklinde söyleyebiliriz. Bu sıklıkların dışında, bu söylediğimiz sıklık derecelerinin dışında yıllık kırık görülme oranları açısından da, her dört dakikada bir kemik dünyanın bir yerinde kırılmaktadır. Osteoporoza bağlı olarak. Oldukça yoğun ve yüksek rakamlar çıkıyor tabi ki burada en önemlisi de kalça kırıklarıdır. Kırıklarla beraber Osteoporozun gerek yaşam kalitesi, gerek yaşam süresi ve gerekse tüm günlük alışkanlıklarıyla kişinin iş verimini, günlük yapabileceklerini etkilediğini ve bu yüzden de birçok hastanın fonksiyonel kayıplara uğradığını söylemek de yarar var.</video:description>
<video:view_count>437</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Kemik-Erimesinin-Belirtileri-Nelerdir--227.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/gulseren-akyuz/kemik-erimesinin-belirtileri-nelerdir-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110710572127910.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Kemik Erimesinin Belirtileri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Osteoporoz ya da Kemik Erimesi diye bilinen hastalıkta en çok karşımıza çıkan semptom, belirti kırıktır. Yıllarca kırıktan başka bir bulgusu yok zannediliyordu. Ancak son on yıldır biliyoruz ki Osteoporoza bağlı sırt ve bel ağrıları, özellikle ayakta durmakla ortaya çıkan, birkaç dakikalık bir dinlenme süresiyle hafifleyen ağrılar, gece giren bacak krampları, saçlardaki erken beyazlamalar, tırnaklarda kırıklar olması, kırılgan tırnağın varlığı hepsi aslında Osteoporozun birer belirtisi, karşımıza çıkan birer bulgusudur. Bunların yanı sıra tabi en önemli semptom kırıktır. Kırığın oluşma yerine de bakacak olursak özellikle Osteoporoz yassı kemiği tutar. Bizim trabeküler kemik dediğimiz yapıyı tutar. Yassı kemiğin en yoğun olduğu bölge omurgadır, kalçanın boynudur. Hep bu boyun kelimesi kişilerdeki boyunla karıştırılır. Ama o değil. Kalça kemiğinin bir boyun dediğimiz bölgesi vardır. En çok orayı tutar. O yüzden de kırıklar orda daha kolay olabilir. El bileği oldukça sık kırılır. Yine Osteoporoza bağlı, yassı kemiğin fazlalığından dolayı. Topuk yine bir diğer kırık görülme bölgesidir. Tabi bunun dışında diğer kemiklerde de zaman, zaman özellikle travmayla beraber görülebilir. Ancak kişiye kırığın getirebileceği sorunlar yerine göre değişir. Bu birazda düşe yönüyle ilgili. Çünkü hemen hemen 50li yaşlara kadar insanlar hızlı yürürler, hızlı hareket ederler ve düşerken refleks olarak kollarını öne doğru uzatırlar. Bu yüzden de ön kol kırıkları, el bileği kırıkları, daha sık karşımıza çıkar. Ama 60lı yaşlardan sonra biraz da reflekslerdeki zayıflığında etkisiyle, düşmeler özellikle geriye doğru olur. Bu nedenle de kalça kırıkları daha sık görülür. Ne yazık ki kalça kırıklarını bu nedenle de sevmiyoruz.</video:description>
<video:view_count>682</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Kemik-Erimesi-Nasil-Teshis-Edilir--228.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/gulseren-akyuz/kemik-erimesi-nasil-teshis-edilir-05.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110710585127910.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Kemik Erimesi Nasıl Teshiş Edilir?</video:title>
<video:description>Kemik Erimesi ya da Osteoporoz diye bilinen hastalıkta, bugün toplumumuzda çok iyi algılanan bir durum var. O da kemik yoğunluğunun bu iş için olmazsa olma bir tetkik yöntemi olduğudur. Gerçekten altın standart diyebiliriz, kemik mineral yoğunluğu ölçümünün değerlendirilmesine. Genellikle omurgadan, bazen tek kalça, bazen iki kalçadan birden ölçüm yaptırarak bu değerleri inceleyip, Dünya Sağlık Örgütünün koyduğu bir takım kriterlere göre de Osteoporoz riski açısından değerlendiririz. Ondan sonra da tedavi gerekiyorsa bunu esas alırız. Ancak kemik mineral ölçümünün her zaman yeterli olmadığı, her zaman da doğru sonuç vermediğini akılda tutmakta yarar var. Bu sonuçların mutlaka bir hekim gözetimi altında değerlendirilmesi ve risk faktörleriyle beraber, sonuçta bir tedavi planı yapılacaksa her şeyin bir arada olmasında yarar var. Çünkü kemik mineral yoğunluğu ölçümü kemiklerimizin yoğunluğu hakkında özellikle mineral içeriği hakkında çok yoğun bilgi vermesine karşın esas olan insandır, esas olan hastamızdır. O yüzden de risk faktörlerini ayrıntılı bir şekilde sorgulamak, hastanın var olan ya da olası risk faktörlerini ortaya çıkarmak, bunun yanı sıra da tabi ki fiziksel değerlendirme, klinik muayeneyle beraber. Örneğin hastanın boynunda 3 cmin üzerinde kısalığın olması, duruşundaki bir takım bozukluklar, bizim kifoz dediğimiz kamburluk yönünde vücudun şeklinin bozulması. Yine saç ve tırnakların kaybı, diş kaybı bunların hepsini birlikte değerlendirmekte yarar var. Son bir şey daha teşhisle ilgili belirtmek isterim. Kemik yoğunluğunun dışında direkt röntgen yani x ışınıyla bel ve sırt filmlerinin incelenmesi ya da zaman zaman bazı laboratuar tetkiklerinin istenmesi de bizim Osteoporozda sıklıkla başvurduğumuz yöntemlerdir.</video:description>
<video:view_count>603</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Kemik-Erimesi-Gunluk-Yasami-Nasil-Etkiler--229.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/gulseren-akyuz/kemik-erimesi-gunluk-yasami-nasil-etkiler-06.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110710595927910.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Kemik Erimesi Günlük Yaşamı Nasıl Etkiler?</video:title>
<video:description>Kemik Erimesi ya da Osteoporoz dediğimiz hastalık gerçekten günlük yaşamı olumsuz etkiliyor. Kadınların hayatta en çok korktuğu iki hastalık olduğunu, bunlardan birisinin meme kanseri, diğerinin de Osteoporoz olduğunu gösteriyor. Bunun altında yatan en önemli nedense vücut şeklindeki, değişiklikler. Özellikle Osteoporozda kamburluğun ön plana çıkması, vücudun şekil değiştirerek, daha önceden uzun boylu sayılabilecek kişinin 7-8 cm bir boy kaybıyla ciddi bir görünüm değişikliğine uğraması ya da kamburluk nedeniyle artık karşısındaki insana rahatlıkla bakamayacak durumda olması ya da oturduğu yerdeki duruşuyla kendisini güvensiz hissetmesine yol açması, bunlar en çok bizim karşılaştığımız sorunlar. Günlük yaşam aktivitelerini tabi ki olumsuz etkilemektedir. Omurgada kalçada ciddi ağrıları olan hastalar, zaman zaman sessiz omurga kırıkları da geçirebilirler. Sessiz kırık derken, şiddetli bir bel ve sırt ağrısı olur. Hasta hekime gitmeyebilir. Gitmediği takdirde o kırığın iyi bir şekilde iyileşememesi sonucunda ağrılar biraz da kronikleşerek yine kişinin günlük yaşam aktivitelerini ve yaşam kalitesini son derece olumsuz etkiler.</video:description>
<video:view_count>517</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Menopozda-Kemik-Erimesi-Nasil-Tedavi-Edilir--230.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/gulseren-akyuz/menopozda-kemik-erimesi-nasil-tedavi-edilir-07.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110711014727911.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Menopozda Kemik Erimesi Nasıl Tedavi Edilir?</video:title>
<video:description>Menopoz gerçekten östroporoz için çok önemlidir. Kişinin yaşam döngülerinden belkide en önemlisidir. Çünkü kadın menopoza girdiği zaman çok ciddi kadınlık hormonu olan östrojenden mahrum kalmaya başlıyor. 1-2 yıl içerisinde de tamamen östrojenin çok düşük seviyelere inmesi söz konusu oluyor. Östrojen hem cildimizi besleyen hem kemiklerimize yönelik korumayı çok güzel bir şekilde yapan ama en önemli korumayıda kalbe gösteren hormon. Hepimizin bildiği gibi menopoz sonrası kronor arter hastalığı ya da kalp krizi riski neredeyse erkeklerle eşit hale geliyor. Östrojenin azalmasından dolayı. Östrojenin hızla azalması kemik yapım yıkım döngüsünde yıkımın hızlanmasına yol açmakta böylece yıkımın hızlanmasıyla beraber kemik kaybı ortaya çıkmakta. Kemik kaybı ortaya çıktığı zaman da bu süreç içerisinde bizim kemik yıkımını baskılayıcı ilaçlarla tedaviye yön vermemiz biraz daha akılcı biraz daha doğru bir yöntem olarak dikkati çekmekte. Tabii bunun için bir takım yöntemler var. Onları yapıyoruz ama menopoz kadın için çok keskin bir viraj. Çünkü hızla östrojenin azalması söz konusu bu dönemi çok iyi bir şekilde geçirmek için sadece kemikleri açısından değil fiziksel aktivitesiyle beslenmesiyle alışkanlıklarıyla bir bütün olarak kadının değerlendirilmesi gerekir.</video:description>
<video:view_count>513</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Kemik-Erimesi-Yogunlugu-Testi-Nedir--231.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/gulseren-akyuz/kemik-erimesi-yogunlugu-testi-nedir-08.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110711030627911.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Kemik Erimesi Yoğunluğu Testi Nedir?</video:title>
<video:description>Kemik mineral yoğunluğu ölçümü özellikle birçok değişik cihaz aracılığı ile Türkiye'de de yapılmaktadır. Bu tetkiklerde, kemik mineral ölçün cihazlarında en önemli farklılık içlerinde kullandıkları veri bankalarıdır. Sanıyorum ülkemizdeki sorunlardan en önemlisi kemik mineral ölçümünde kullanılan cihazların arasında herhangi bir uyum, adaptasyon söz konusu değil. Örneğin bu cihazlardan birisinde Amerikalı kadınların verileri varken bir diğerinde İskandinav kadınının verisi var. Türk kadınının gerçek anlamda incelemesinin yapılıp, epidemiyolojik olarak bu değerlerin çıkarılarak, bir makine grubuna konması bugüne kadar söz konusu olmadı. Tüm bunlardan dolayı da bu cihazların birbirleriyle standardizasyonlarının olmaması, değişik veri bankalarının söz konusu olması gibi nedenlerle hastalarımızın kemik mineral ölçümleri karşısında zaman zaman farklı sonuçlarla karşılaşıyoruz. Bunların karşılaştırma olasılığı da düşük olduğu için, demin bahsettiğim nedenlerle sadece kemik yoğunluğuna bakarak karar vermek her zaman yeterli ve güvenilir olmamaktadır. O nedenle de kemik mineral yoğunluğu ölçümü yaptırırken kendi açımızdan önemli gördüğümüz birtakım noktalara dikkat ederek, bunları da hastaya belirterek, eğer tabi kendisi yaptırıp gelmediyse karşımıza en azından bu noktada biraz daha bilimsel olduğuna güvendiğimiz cihazlarla çekim yaptırmasını öneriyoruz. Ayrıca daha sonraki kontrol çekimlerde de yine aynı makineyle, aynı kurumda yaptırmasını öneriyoruz ki sonuçları karşılaştırabilelim. Kemik mineral yoğunluğu gerçekten bize kemik yoğunluğu ile ilgili bilgi verse de en önemlisi kırıkları göstermiyor. Kırıkların iyileşmesi ile birlikte ortaya çıkabilecek yeni kemik dokusu da normal kemik gibi algılanarak yanlış sonuçlara götürebilir, dikkat etmek lazım.</video:description>
<video:view_count>919</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Kemik-Erimesi-Tedavisinde-Hangi-Tur-Ilaclar-Kullanilir--233.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/gulseren-akyuz/kemik-erimesi-tedavisinde-hangi-tur-ilaclar-kullanilir-09.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110711042427911.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Kemik Erimesi Tedavisinde Hangi Tür İlaçlar Kullanılır?</video:title>
<video:description>Osteoporoz ya da Kemik Erimesi olarak bilinen iskelet sistemi hastalığında tedavi seçeneklerimiz oldukça fazla. Tabi medikal tedaviler birkaç grup içerisinde anılmakta. Bunlardan birisi kemik yıkımını baskılayıcı ilaçlar, bir diğer grup kemik yapımını uyaran ilaçlar. Ayrıca tam etki mekanizması bilinmeyen her iki yönde de etkili olduğu düşünülen bir grup daha ilaç var bizim tedavi planımızda. Bunların hangisinin uygun olduğuna hekim hastasını risk faktörleri açısından değerlendirdikten, muayenesini ettikten ve tabi istedikleri tetkikleri gördükten sonra hepsiyle birlikte karar vererek ona göre plan yapar. Hastanın tedavisinin uyumu açısından da gerek ilaç kullanımlarını, gerekse hastanın hangi aralıklarla kontrole geleceğini ve ilaçların tedavisinin sadece bir parçası olduğunu, bunun yanı sıra yaşam stilinde bazı değişikliklerin gündeme gelmesi gerektiğini, aynı zamanda fiziksel aktivitenin çok önemli olduğunu da hekiminden duyar.</video:description>
<video:view_count>675</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Kimlerde-Kemik-Erimesi-Riski-Fazladir--234.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/gulseren-akyuz/kimlerde-kemik-erimesi-riski-fazladir-10.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110711054227911.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Kimlerde Kemik Erimesi Riski Fazladır?</video:title>
<video:description>Tabi Kemik Erimesi ya da Osteoporoz dediğimiz iskelet sistemi hastalığı olarak bilinen bu rahatsızlık bazı kişilerin daha fazla risk altında olduğunu gösteriyor. Bunlardan biri özellikle menopoza erken girmek. 45 yaşından önce menopoza girmiş olmak, cerrahi menopoza girmiş olmak, risk faktörü olarak karşımıza çıkıyor. Aynı zamanda diğer hastalıkların varlığı, örneğin şeker hastalığı demiştik. Gerçekten şeker hastalığı ile birlikte Osteoporozun görülme riski oldukça artıyor. Osteoartrit diye bilinen halk arasında kireçlenme denilen bir başka rahatsızlığında yine Osteoporozla birlikte sıkça görüldüğünün belirtmekte yarar var. Bunların dışında, tabi bunlar hep yaşla cinsle ilişkili gibi karşımıza çıkıyor. Örneğin genç yaşlarından itibaren astım nedeniyle kortizonlu ilaçları sık sık kullanıp bırakmak zorunda kala ama toplamda ciddi sürelerle kortizonlu ilaç alan bir kişi mutlaka riskleri yönünden değerlendirilmelidir. Tabi bunun yanı sıra erken yaşlarda başlayan bazı romatizmal hastalıklar, bunların birlikte kullanılan ilaçları, deminde söylediğim gibi antikoagulan dediğimiz (burada özellikle Aspirin gibi bir ilaçtan söz etmiyorum) daha komplike hekim kontrolünde kullanılması gereken kan sulandırıcı ilaçlardan söz ediyoruz. Bunların kullanımında da yine dikkatli olmak ve ara ara bu yönde hekim kontrolüne gitmekte yarar var. Risk faktörü dediğimiz zaman ne yazık ki günümüzün en önemli hastalığı da demeyelim kötü alışkanlıklarından birisi oturarak çalışıyor olmamızdır. Bilgisayar başında ya da oturduğumuz yerde saatler geçiriyor olmamız, fiziksel inaktivitenin üst noktalarda olması, bir kahveyi, yeri geldiğinde kolalı içecekleri hızlı beslenme modu içerisinde hızlıca tüketmeyi tercih ediyoruz. Bunlardan da uzak durmak lazım.</video:description>
<video:view_count>447</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Kemik-Erimesini-Engellemek-icin-Nasil-Beslenmek-Gerekir--235.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/gulseren-akyuz/kemik-erimesini-engellemek-icin-nasil-beslenmek-gerekir-11.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110711080727911.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Kemik Erimesini Engellemek için Nasıl Beslenmek Gerekir?</video:title>
<video:description>Kemik erimesi yada osteoporozda gerçekten dikkat etmemiz gereken bazı beslenme kuralları var.Bunların başında da tabiyki kalsiyumdan zengin yiyecekler gelmekte.Türk insanına çok sütü sevdiremedik sanıyorum süt tüketimimiz çok az. Ancak biliyoruzki süt kalsiyum yönündende D vitamini yönündende oldukça önemli bir kaynak.Yaşımız her ne olursa olsun ben yirmili yaşlardan söz etmiyorum sadece ellili yaşlarda da günde bir bardak sütü ne yapıp edip içmemiz gerekiyor. Ama içine kahve ilave etmeden. Çünkü o ilave edilen her tür kahve içindeki kafeyin nedeniylede kalsiyumun yararsız hale gelmesine yolaçabiliyor.Bunun yanı sıra tabiyki peynir tüketimi, yoğurt tüketimi bunlar çok önemli.Aynı zamanda biz sofralarda mümkünse haftada iki gün balık olmasını öneriyoruz.Küçük büyük balık hiç farketmez,tabi en zengin olanları Ton Balığı, Somon Balığı, Sardalya D Vitaminden de çok zengin yiyecekler bunlar.Özellikle bunların tüketilmesiyle beraber kalsiyum ve D vitamini ihtiyacımızı büyük bir oranda karşılarız diye söyliyebilirim.Tabi başka beslenme noktalarına bakıcak olursak beslenmenin düzenli olmasında yarar var. Birkerede oturup birçok şeyi tüketmek nasıl sağlığımıza zararlıysa, buradada ben haftada 2 gün işte 3 bardak süt içiyorum ama diğer günler içmiyorum demek değil. Mümkünse bunu dengeli birşekilde günlere yaymak en doğrusu diye söyliyebilirim. </video:description>
<video:view_count>485</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Kemik-Erimesine-Karsi-Hangi-Vitamin-ve-Mineraller-Alinmalidir--236.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/gulseren-akyuz/kemik-erimesine-karsi-hangi-vitamin-ve-mineraller-alinmalidir-12.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110711093327911.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Kemik Erimesine Karşı Hangi Vitamin ve Mineraller Alınmalıdır?</video:title>
<video:description>Kemik erimesi yada osteoporoz gibi bir hastalık söz konusu olduğunda sadece minerallerle yetinmek veya vitaminlerle yetinmekherzaman tedavi anlamında olmuyor. Ancak bazen eskiden osteopenia denilen günümüzde ise düşük kemik yoğunluğu dediğimiz bir ara tablo var.Yani henüz daha osteoporozun yerleşmediği henüz kemik erimesi diye bilinen bu rahatsızlığın başlamadığıancak kemik yoğunluğununda giderek normalin biraz altına inmeye başladığı hastalarda da yapabileceğimiz koruyucu önlemler var.Bunların başında da yine doğal yollarla kalsiyum ve d vitamini desteği söz konusu ama günümüzün yine en iyi bilinen ve osteoporozda destek mineral destek vitamin olarak kullandığımız magnezyumda da söz etmeden geçmek istemem. Çünkü kalsiyumun kasa girişini kolaylaştırdığı için bizim açımızdan magnezyum kullanımı kırampların önlenmesinde çok ciddi bir fayda sağlıyor. Zaman zaman hastaların tedavisine birkaç aylık sürelerden devamlı kulanıma kadar değişen şekillerde hastalarımızın tedavisine mutlaka öneride bulunuyoruz. Bunun dışında bize sorulan bazı sorular var. İşte kıkırdak destek değeri desteği olan ilaçlar, işte omega 3 omega 6 gibi birtakım diğer destekleyici preferredlar bunların çok fazla kemik erimesi diye bilinen osteoporozda fazla yeri yok.Bunlarla ilgili yapılan çalışmalarda da gösterilmiş çok belirgin olumlu sonuçlar yok.Ancak bugün bir K Vitamine geleceğin vitamin çalışmalarından biri olarak dikkati çekmekte. Yine Manganez aynı şekilde karşımıza çıkmakta. Tabi bunların dışında da birçok başka ilaç üzerinde de çalışmalar henüz daha rutine girmiş olmasada denenmekte.</video:description>
<video:view_count>885</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Kemik-Erimesini-Engellemek-icin-Hangi-Egzersizler-Yapilmalidir--237.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/gulseren-akyuz/kemik-erimesini-engellemek-icin-hangi-egzersizler-yapilmalidir-13.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110711105827911.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Kemik Erimesini Engellemek için Hangi Egzersizler Yapılmalıdır?</video:title>
<video:description>Osteoporoz yada kemik erimesi diye bahsettiğimiz hastalıkta fiziksel aktivite gerçekten çok önemli rol oynuyor.Burada bize en çok sorulan sorulardan biriside hangi spor uygundur diye sorulur. Tabi en uygun spor özellikle kemiğe yük bindiren spor olmak durumundadır. Yüzmede bu şansımız pek yok çünkü yüzme hepimizin bildiği gibi yerçekiminden bağımsız bir ortamda yapıldığı için kemiğe direkt olarak yük binmemekte , kaslarımız ve eklemelerimiz için çok iyi olasada kemiklerimiz için çok fazla birşey ifade etmemektedir.En kolay , en ucuz , en rahat yapabileceğimiz spor yürüyüş tabi yürüyüş derken bunun bir süresi var günde otuz dakikalık tempolu bir yürüyüş tempo dediğim zamanda nefes nefese bir yürüyüşten söz etmiyorum. Sadece mağaza gezer gibi fazla vakit kaybederek değil ama belli bir tempoda belli bir hızda vücudumuzun kalbimizin kaldırabileceği oranda bir yürüyüşten bahsediyorum.Ya hergün otuz dakikalık bir yürüyüş ya da haftada üç gün kırkbeş dakikalık bir yürüyüş bizim için kemiklerimiz açısından güzel bir sportif aktivite tabi bunun yanı sıra su içerisinde su topu oynamak ama ayaklarımızı yere basarak yani zıplama hareketini su içerisinde yaparak yine yardımcı olabiliriz kemik yoğunluğunun artışına. Bunun dışında sportif aktivitelerin içinde golf hem açık havada yapılması sebebiyle D vitamininden yararlanmak hem de bir topun peşinden uzunca bir süre belki birkaç saat boyunca yürüyüşde yapmak son derece anlamlıdır. Rüzgar sörfünden , kanodan , kürek sporundan çok fazla yardım alamayız çünkü burada en önemli nokta sırtın kamburlaşmasını direksiyon dediğimiz öne doğru gidişini engelleyici türde hareketlerin yapılmasıdır.Bu nedenle sırt germe , güçlendirme , duruş egzersizlerinin yapılması , yürüyüşün bu bağlamda dik bir sırtla yapılmaya çalışılması gerekir. Ben bazen hastalarıma sırtlarında küçük bir sırt çantası bulundurmalarını öneriyorum içine fazla ağırlık koymadan bir kiloyu bile geçmeden ama o çantanın varlığı kişiyi daha dik konumda yürümeye teşvik edecektir o nedenle öneriyorum. Tabi bunun dışında da her türlü diğer eklem hareket açıklıklarını koruma egzersizlerini ve denge egzersizlerini yapmaları düşmeyi önlemek açısından mutlaka önerilmeli ve eğer hastanın başka nedenlerle yaptığı egzersizler varsa bunlarında gözden geçirilerek osteoporoza yönelik yeni bir düzenlemenin planlı bir şekilde hastaya sunulması uygun olur. </video:description>
<video:view_count>922</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Depresyon-Nedir--238.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/isin-baral-kulaksizoglu/depresyon/depresyon-nedir-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110711223427911.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Depresyon Nedir?</video:title>
<video:description>Depresyon bir duygu durumudur. Kişinin kendini kederli, hüzünlü hissetmesi, durgun hissetmesi ve hayattan keyif almasının azalması bizim Anhedoni diye tabir ettiğimiz hayattan keyif almasının azalması halidir. Eğer bir insan herhangi bir ciddi sebep yokken iki haftadan daha uzun süre bu durumda kalırsa, yani keyifsiz, durgun, mutsuz, hayattan tat almaya şekilde ona Majör Depresyon deriz. Eşlikçi başka belirtilerde olabilir. Depresyon bir genel isimdir. Bir yemek gibi, altında tatlılar, tuzlular, börekler, pastalar var. Altında çok çeşit Depresyon hastalıkları var. Bunların arasında Majör Depresyon, Minör Depresyon, Distimik Bozukluk, İki Uçlu Bozukluk, Siklotimik Bozukluk gibi çeşit çeşit depresyonu içeren hastalılıkları var. Birbirlerinden hem tanı kriterleri farklı, hem de tedavileri de aslında birbirlerinden farklı. Önemli olan şu iki gündür üzülüyorum sıkılıyorum ben hastayım, hayır değilsiniz. Ya da geçen hafta bir yakınımı kaybettim, çok mutsuzum, demek ki depresyondayım, hastayım hayır, insan yakınını kaybedince tabi ki mutsuz olur. Boşandım mutsuzum, hayır bu hastalık değil. Ya da bir mali kayba uğradım, işimi kaybettim, işten çıkarıldım. Bu durumlarda hissettiğimiz üzüntü, sıkıntı mutsuzluk bu duruma karşı doğal adaptasyon tepkilerimizdir. Hastalıkla, doğal adaptasyon tepkilerini ayırmamız çok önemlidir.</video:description>
<video:view_count>802</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Yuksek-Tansiyon-Nedenleri-Nelerdir---239.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/serap-erdine/yuksek-tansiyon-nedenleri-nelerdir-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110711233827911.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Yüksek Tansiyon Nedenleri Nelerdir ?</video:title>
<video:description>Yüksek tansiyonun genel olarak nedeni bilinmeyen bir hastalık olarak nitelendirilmekte.Çünkü hastalarımızın %90-95'inde her hangi bir nedene bağlı olmadan ortaya çıkmakta.Ancak %5 ile %10'unda ikincil bir neden ki bu nedenler arasında böbrek hastalıklarını sayabiliriz ve ya kalp hastalıkları hormonel bir hastalık gibi çeşitli nedenlere bağlı olarak ikincil hipertansiyon görülebilir.Sebebeini bilemediğimiz olgularımızda ki esansiyel hipertansiyon olarak isimlendirmekteyiz oluşumunu kolaylaştıran çeşitli etmenler vardır.Bu etmenlerin de başında kalıtım en ön sırada yer almakta.Ailesinde hipertansiyon görülen kişiler de ileri yıllarda yüksek tansiyon ortaya çıkma olasılığı son derece yüksek.Diyabet ya da şeker hastalığı veya aşırı kilolu olmak gövdesel şişmanlık sigara içilmesi aşırı alkol tüketimi aşırı tuz alımı gibi katı yağlardan zengin gıdalarla beslenilmesi gibi sebepler de yine hipertansiyonu kolaylaştırmakta.Tabii ki hareketsiz yaşam veya çok aşırı gergin bir yaşam da hipertansiyonun ortaya çıkmasını kolaylaştırıyor.</video:description>
<video:view_count>506</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Depresyon-Nasil-Tedavi-Edilir--240.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/isin-baral-kulaksizoglu/depresyon/depresyon-nasil-tedavi-edilir-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110711235427911.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Depresyon Nasıl Tedavi Edilir?</video:title>
<video:description>Hangi çeşit depresyondan muzdarip iseniz tedavi ona göre yönlendirilebilir.Burada majör depresyonda yani 2 haftadan daha uzun süren mutsuzluk, keyifsizlik, kederlilik hali, hayattan tad alamama, uyku bozukluğu, iştah bozukluğu, kendini öldürmeyle ilgili düşünceler yada girişimler, halsizlik, bitkinlik, bezginlik, isteksizlik eğer böyle bir tablodan söz ediyorsak bu tablo için tedavi olasılıklarımız iki tanedir. Birincisi terapi; kişinin ihtiyacına göre belirlenen, terapi cinsi ile yapılan tedaviler, dğeri de ilaç tedavisi. Terapi genel bir başlık çok çeşidi vardır. Bu çeşitlerden karşımıza gelen kişi hangisine ihtiyaç duyuyorsa o tür bir tedaviye yönlendirebiliriz.Analitik tedavi, davranışçı tedavi, geştalt terapi olabilir pek çok çeşit terapi var pek çok çeşit ilaç olduğu gibi. Depresyon ilaçları ile ilgili burada özellikle vurgulamak istediğim şey şu; birincisi komşu arkadaş tavsyesi ile ilaç almayınız bunlar adı üstünde ilaç ve bunlar beyini etkileyen ilaçlar, "Ben aldım çok iyi geldi sende al." tavsiyesi ile ilaç almak büyük bir yanlıştır.Durup dururken "Bana çok iyi geldi hadi sende bu antibiyotiği al." dendiğinde alıyor musunuz hayır almıyorsunuz ama neden bu ilaçları alıyorsunuz? Almamalısınız, eğer ilaç kullanacaksanız bir hekime danışmalısınız. İkinciside çok yanlış bilinen başka bir konu; depresyon tedavisinde kullanılan ilaçlar uyuşturucu değildir, alışkanlık yapıcı ilaçlar değildir. Bu ilaçları aldığınız zaman hapçı, uyuşturucu bağımlısı olmazsınız en önemli şey doktor kontrolünde kullanmak. Üçüncü noktada bir doktora gittiniz, bir ilaç başlandı, o doktora bir daha üç yıl sonra gitmemelisiniz. Bu durumda ilaç kullanıyorsanız doktorun sizi çağırdığı aralıklarla gitmelisiniz ve hastalığınız bittiği zamanda ilacınızı yine doktorunuzun kontrolünde kesmelisiniz. İlaç başlayıp "5 yıl önce vermişlerdi bu ilacı ben hala içiyorum." diye gelen hastalarımız oluyor bu da ilaçla yapılan başka bir yanlıştır.</video:description>
<video:view_count>993</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Depresyon-En-Cok-Kimlerde-Gorulur--241.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/isin-baral-kulaksizoglu/depresyon/depresyon-en-cok-kimlerde-gorulur-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110711255427911.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Depresyon En Çok Kimlerde Görülür?</video:title>
<video:description>Depresyon; her yaşın, her cinsin ve herkesin hastalığıdır. Kadınlarda biraz daha sık görülür. Her beş kadından biri hayatında bir kez Depresyon atağı geçiriyor. Dünya sağlık örgütünün yaptığı değerlendirmeye göre, şu anda kişilerde yeti yitimi yapan ve işten güçten alıkoymaya neden olan bir numaralı hastalıktır. Yani şeker hastalığının, kalp hastalığının, kanserin dahi önünde olan bir hastalıktır. Çünkü sapasağlam bir insan depresyon nedeniyle iş göremez hale, hayattan keyif almayan bir hale geliyor ve hayattan kendini çekip evine, nereye kaçıyorsa oraya kaçıyor ve hayattan kendini çekiyor. Çok ta yaygın bir hastalıktır günümüzde. Her toplumda, yani Türkiyedeki sıklığı ile Amerikadaki veya Japonyadaki sıklığı birbirinden çok farklı değil. Her kültürde farklı kendini ifade etme şekilleri olabilir. Ama sıklığı aynı hatta bizim çok bildiğimiz bir anekdot. Türkiyeden Almanyaya giden işçiler memleketlerini, akrabalarını, dostlarını özledikleri için ve oranın stresiyle depresyona girmişler, sık sık orada yaşarken ve Alman meslektaşlarımıza gitmişler. Kendilerini İçim yanıyor diye tarif etmişler. Ve hepsi mide ilacı almışlar. Çünkü burası yanınca Alman kültüründe mide ilacı uygun görülüyor. Ama biz aslında içim yanıyor derken gönlümüzün yandığını anlatmaya çalışıyoruz. Şimdi artık bu tür durumlar görülmüyor ama, 70lerde sık mide ilacı almış maalesef Almanyada yaşayan yurttaşlarımız var. Kültür, ifade farklı olabilir ama sıklık her yerde aynı. Herkes depresyona girebilir. Riskli dönemler var. Kadınlar için doğum sonrası, menopoz, genel olarak kanser ya da benzeri, felç, beyin tümörü, Multi Skleroz, Alzheimer hastalığı gibi, beyni ilgilendiren hastalıkların bulunduğu durumlar, hormon bozuklukları, guatr bezi aç çalışıyorsa depresyona, çok çalışıyorsa panik bozukluğuna neden olabilir. Kalp yetmezliği, akciğer yetmezliği, böbrek yetmezliği gibi organ yetmezliklerinde sık depresyon görülebilir. Bazı ilaçlar, dahiliyede kullanılan tansiyon ilaçları, kortizon, bazı kanser ilaçları da depresyon yapma özelliklerine sahiptir. Zaten meslektaşlarımız bunları bilir. Bu tür ilaçları kullandıkları hastalarda psikiyatrik yardım isterler.</video:description>
<video:view_count>1067</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Depresyon-Beyni-Etkiler-mi--242.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/isin-baral-kulaksizoglu/depresyon/depresyon-beyni-etkiler-mi-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110711273527911.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Depresyon Beyni Etkiler mi?</video:title>
<video:description>Nasıl kanda şeker var, tuz var, beyinde de bir takım maddeler vardır. Bu maddelerin en uygun şekilde beyinde bulunması, beynimizin en iyi şekilde çalışmasına neden oluyor. Ama streslerle, genetik faktörlerle, yaşadığımız olaylarla ya da sebebini bilmediğimiz bir şekilde beyinde bu maddelerin miktarları değişiyor. Bu maddelerden en sık bilineni seratonin. Ama onun dışında noradrenalin, gaba, asetilkolin, glutamat gibi pek çok madde var. Özellikle seratonin maddesinin ve noradrenalin maddesinin beyinde azalması, beyinde yeterli fonksiyonu ortaya koyamaması, hücreler arasındaki iletişimde yeterli seratonin olmaması depresyonu çok tetikliyor. Zaten bizim tedavimizde hücreler arasında seratonin miktarını artırmaya dayanıyor. Seratonini arttırdığınızda kişinin depresyonu çok daha iyi hale geliyor, ortadan kalkıyor. Daha da iyi ilaçlara, beyni daha iyi anlamaya ihtiyacımız var. Ama şu anda anladığımız kadarıyla bu maddelerin dengesizliği depresyonu tetikleyen en önemli faktör.</video:description>
<video:view_count>1126</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Hipertansiyonumuzun-Oldugunu-Nasil-Anlayabiliriz--243.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/serap-erdine/hipertansiyonumuz-oldugunu-nasil-anlayabiliriz-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110711274827911.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Hipertansiyonumuzun Olduğunu Nasıl Anlayabiliriz?</video:title>
<video:description>Hipertansiyon başlangıçta genellikle belirti vermeyen bir sağlık sorunu.Bu nedenle de sinsi katil olarak isimlendirilmekte.Doğrudan doğruya hipertansiyona neden olan ikincil sebeplerin yaratmış olduğu belirtilerle karşımıza çıkabilir ki eğer bir böbrek hastalığı veya şeker hastalığıysa doğrudan doğruya bu hastalıkların yaratacağı belirtiler olabilir.Ancak daha ileriki dönemde baş ağrısı baş dönmesi vücudun bir yarısında uyuşukluk yada güç kaybı kuvvet kaybı his kaybı gibi belirtiler veya göğüste bir baskı hissi sıkıntı hissi gibi ya da nefes darlığı gibi yakınmalar da görülebilir.Tabii ki bu nedenlerin ortaya çıkmasında hipertansiyonun yol açmış olduğu kalp ve damar hastalığı sürecinin etkisi son derece önemli.Hipertansiyon diğer risk faktörleriyle birlikte kalp ve damar hastalığı sürecinde çok önemli rol oynamakta.Çünkü başlangıçta hiç bir belirti vermeyen klinik belirti göstermeyen organ hasarı ki bunların arasında kalp büyümesi veya şah damarlarında kalınlaşma idrarla mikro düzeylerde çok düşük düzeylerde protein atılımı gibi hedef organ hasarlarının başlangıç belirtileri görülebilmekte.Daha sonra ki dönem de kalp yetersizliği kalp krizleri böbrek yetersizliği ya da inmeler gibi istenmeyen sonuçlarla devam etmekte ve tabiii ki en istenmeyen sonucu kalp ve damar hastalığı sürecinin ölümle biten bir süreç olması.Bu nedenle de hipertansiyon ve diğer risk faktörlerinin çok daha erken dönemler de kontrol altına alınması ve tedavisi zorunlu.</video:description>
<video:view_count>478</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Yaslilarda-Depresyon-Gorulebilir-mi--244.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/isin-baral-kulaksizoglu/depresyon/yaslilarda-depresyon-gorulebilir-mi-05.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110711284527911.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Yaşlılarda Depresyon Görülebilir mi?</video:title>
<video:description>Depresyonun en sık görüldüğü iki yaş alanı, birisi ergenlik çağı, diğeri de yaşlılık. Özellikle yaşlılık depresyonuna dikkat çekmek isterim. Çünkü yaşlılık artıyor. Türklerde bundan on yol önce yaş ortalaması 65ken şu anda 72ye geldi. Özellikle Türkiyenin batısında ömür uzuyor. Yaşlılık depresyonunun sıklığı da artıyor. Yaşlıların depresyonu gençlere benzemiyor. Biraz daha farklı. Özellikle ailesinin, evlatlarının çok dikkatli olması lazım. Yaşlanınca köşesine çekilmek, hiçbir şeyle ilgilenmemek, sadece ibadetini yapıp odasında oturmak normal değildir. Yaşlılarda tıpkı gençler gibi arkadaşlarıyla görüşürler, yürüyüşe çıkarlar, alışverişe giderler, belki bir müzeye giderler, belki bir akrabalarını köye ziyarete giderler her neyse gençlikte ne yapıyorlarsa yaşlılıkta da onları yapabilirler. Yaşlılık depresyonları hayattan çekilmek, kimseyle iletişime geçmemek, her şeyden elini eteğini çekmekle kendini gösterir. Yaşlılık depresyonları özelikle unutkanlık hastalığı olan Alzheimer hastalığına yatkınlık yapar. Onun için tanınıp tedavi edilmesi çok önemlidir. Gençler kadar ağlayarak, üzülerek, yataklara düşerek kendini ifade etmez. Ama özellikle evde yaşlılarla beraber yaşayan kimselerin, yaşlıların keyifsizliği durgunluğu, isteksizliği, geçti artık bizden, gitsek ne olacak, artık ölsek vakti geldi, ben zaten size yük oluyorum, ben zaten burada yaşasam ne, yaşamasam ne gibi sözlerin sık kullanıldığı durumlarda mutlaka dikkatli olmalılar ve evdeki yaşlılarını psikiyatrik yardıma yönlendirmeleri iyi olur.</video:description>
<video:view_count>555</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Depresyon-Mutlaka-Tedavi-Edilmeli-midir--245.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/isin-baral-kulaksizoglu/depresyon/depresyon-mutlaka-tedavi-edilmeli-midir-06.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110711295427911.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Depresyon Mutlaka Tedavi Edilmeli midir?</video:title>
<video:description>Depresyonu eğer bir grip gibi düşünürseniz, bazen grip kendiliğinden geçer. Ama geçmeyip ilaç kullanmanız gereken, tedavi olmanız gereken durumlarda olabilir. Depresyonda böyle. İki haftadan daha uzun sürerse Majör Depresyon deriz. Hafif ama iki yıldan uzun süren formları olabilir. Altı aydan daha uzun formları olabilir. Bazen o kadar uzun sürer ki, kişi yaşadığı halin kendi huyu mu, olaylar yüzünden mi, hastalık mı olduğunu ayırt etmesi dahi mümkün olmayan bir hale gelir. Tedavi ettikten sonra derler ki Aaa Hocam biz zannediyorduk ki hayat kötüymüş, değil ya ben hastaymışım, hayat güzel. Dolayısıyla mutlaka tedavi edilmesi gerekir. Kendiliğinden geçmesi için bir-iki hafta kadar beklenir. Ama kendiliğinden geçme eğilimi göstermiyorsa mutlaka tedavi etmek lazım. En korkulması gereken şey depresyonun kronikleştirilmesidir. Yani kronik mutsuzluk haline dönmesidir. Bir yıl boyunca hayattan tat almayan, insanlarla görüşmekten kaçınan, iş performansı düşük, uyuyamayan, iştahı kötü olan ya da tam tersi sürekli tatlı, çikolata yemeye meyilli olan, çok uyumak isteyen işe gitmek istemeyen, her şey ona yük gelen, her sabah bugün nasıl geçecek diye uyanan bir insan düşünün. Mutlaka tedavi edilmesi gerekir. Çünkü geçer.</video:description>
<video:view_count>724</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Kimlerde-Hipertansiyon-Fazladir--246.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/serap-erdine/kimlerde-hipertansiyon-riski-fazladir-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110711300427911.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Kimlerde Hipertansiyon Fazladır?</video:title>
<video:description>Artık genç yaşlarda da görüyoruz.Daha önce ki yıllarda 30'lu yaşların üzerinde sık olarak görmekteydik.Ancak yaşam tarzının değişmesi hareketsiz yaşamın daha belirgin hale geçmesi çok erken yaşlarda kilo alınması gibi faktörlere bağlı olarak bu gün çocuklarda ve genç erişkinler de hipertansiyona çok sık olarak rastlamaktayız.Ailesinde anne baba ya da yakın akrabaların da hipertansiyon görülen kişilerde çok daha sık olarak görülmekte.Çünkü kalıtımın önemi son derece büyük.Hatta annesi ya da babasında hipertansiyon görülen kişilerin daha hipertansiyon ortaya çıkmadığğı dönemler de dahi damar duvarında ki değişikliklerin başlamış olduğu bu gün yapılan çalışmalarla gösterilmiş durumda.Gövdesel şişmanlık veya hiperkolesterole yani kötü kolesterol düzeylerinin yüksek olması iyi kolesterol düzeylerinin düşük olması trigliserit düzeylerinin yüksek olması gibi sebepler de yine hipertansiyonun çok daha sık olarak ortaya çıkmasını kolaylaştırıyor.Tabii ki şeker hastalığı ve hipertansiyon birbiriyle iyi geçinemeyen iki arkadaş olarak isimlendirilmekte.Şeker hastalarının %50'sinde hipertansiyon görülmekte yine hipertansiyon hastalarınında şeker hastalığı olması çok sık olarak görülmekte.Yine kilolu kişilerde eğer uyku apne bozukluğu varsa yani uykuda duraklama dediğimiz durum varsa hipertansiyon sık olarak ortaya çıkmakta.</video:description>
<video:view_count>361</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Depresyon-Ilaclari-Cinsel-Isteksizlige-Neden-Olur-mu--247.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/isin-baral-kulaksizoglu/depresyon/depresyon-ilaclari-cinsel-isteksizlige-neden-olur-mu-07.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110711313527911.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Depresyon İlaçları Cinsel İsteksizliğe Neden Olur mu?</video:title>
<video:description>Bu oldukça komplike bir konu. Çünkü depresyonun kendisi de cinsel isteksizliğe neden olur. Yani mutsuzsunuz, moralsizsiniz, canınız hiç bir şey yapmak istemiyor ama çok iyi bir seks hayatınız var. Bunun olması mümkün değil. İnsan depresyondayken erkeklerde sertleşme kusuru, sertliği sürdürememe, cinsel isteksizlik, erken boşalma; kadınlarda da cinsel isteksizlik, ağrılı cinsel ilişki, orgazm olamama gibi sorunlar zaten depresyonun kendisinden olur. Evet; tedavide kullanılan antidepresan ilaçlarında yan etkileri cinsel isteksizlik yapma yan etkileri olabilir. Ama nu yan etkisi olmayan ilaçlarımızda var. Bu birinci husus. İkincisi de depresyon geçtikten sonra, ilaçlar kesildikten sonra, cinsel hayatınız normale dönebilir. Gene depresyon tedavisi sırasında, depresyonunuz geçtiği halde ilaçlarınızı bir müddet daha sürdürmek istiyorsunuz ve cinsel performansla ilgili sıkıntılarınız var, bununla ilgili sildenafil v.s. gibi birtakım ek ilaçlar zaman zaman verilerek bu sorun aşılabilir. Eğer cinsel isteksizlik depresyon tedavisinde, depresyon geçtiği halde ilaçlara bağlı olarak sorun oluyorsa onunda çareleri var. Sadece doktorunuzla bu konuyu konuşmanız gerekir.</video:description>
<video:view_count>999</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Hipertansiyonun-Ve-Yuksek-Tansiyonun-Normal-Degerleri-Nelerdir--248.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/serap-erdine/hipertansiyon-ve-yuksek-tansiyonun-normal-degerleri-nelerdir-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110711324527911.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Hipertansiyonun Ve Yüksek Tansiyonun Normal Değerleri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Hiperrtansiyon ya da yüksek tansiyon tanısını koyabilmemiz için farklı zamanlarda yapılan en az 3 ölçümde kan basıncı değerlerinin sistolik kan basıncı için 140 mm civa ve diastolik kan basıncı için 90 mm civa'nın üzerinde olması gerekli.Tabii ki gün içinde oynamalar gösteren kan basıncı yüksekliği farklı zamanlar da ve en az 5 dakika süreyle istirahat sonrası ölçüm yapıldıktan sonra bu değerleri buluyorsak bir kişiyi hipertansiyon hastası olarak isimlendirebiliyoruz.Ve bu gün için kabul edilen gerçek eğer diğer risk faktörleri eşlik etmiyorsa o zaman 140-90 mm. civa'nın üzeri hipertansiyon.Ancak diğer risk faktörleri eşlik ediyorsa o zaman tedaviyle elde etmemiz gereken hedef değerler 130-80 mm. civa'nın altı.</video:description>
<video:view_count>851</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Tup-Bebek-Tedavisinin-Riskleri-Nelerdir---968.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/numan-bayazit/tup-bebek-tedavisi/12-tup-bebek-tedavisinin-riskleri-nelerdir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011112811545233111.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Tüp Bebek Tedavisinin Riskleri Nelerdir ?</video:title>
<video:description>Riskler denince akla hemen iki tür şey gelir.Bir hemen akut riskler hemen , o anda olabilecek olan riskler.Diğeride uzun vadede acaba zarara uğrama var mı? Tüp bebek ile ilgili akut risk denince ilk akla gelen hipersimülasyon'dur. Hipersimulasyon dediğimiz şey özellikle yumurtası zengin olan kadınlarda rastlanır.Yumurtaların çok fazla olması nedeniyle çok fazla büyümesi , bunun neticesinde karın içerisinde sıvı toplanması , nefes alıp vermenin zorlaşması ve bu kan dolaşımındaki problemlerin bir çok organı etkilemesidir.Ağır hipersimulasyon olduğunda , kadının bir müddet hastanede yatmasıda gerekebilmektedir.Fakat çok şükür bu dönemde biz bunları aştık diye düşünüyorum.Çünkü bu hipersimulasyon olmaması için yapmamız gereken şeyleri artık çok iyi biliyoruz.İyi bir hekim bu hipersimulasyonu artık yüzde 0'a kadar indirebilir diye ben iddialı bir şekilde söyleyebiliyorum.Bunun dışında akut çıkan problemler neler olabilir? Sonuçta çok basit gibi gözükse de cerrahi bir işlem , iğneyle yapılan bir işlem söz konusu.Kanama, iltihap gibi çok nadir rastlanan riskler var , kitabi olsada.Bunlar içinde gerekli tedbirler alındığında , başa gelinme olanağı çok düşük olmaktadır. Uzun vadede hastaların en çok merak ettiği şeyler ; acaba yumurtalık kanseri, meme kanseri yapar mı yada erken menopoza sokar mı bu tedavi beni , şeklinde şu ana kadar yapılan çalışmalarda bunlarla ilgili ortaya çıkmış olumsuz hiçbir şey yok. Tüp bebek tedavisinin menopoza erken soktuğunu söyleyemiyoruz , öyle bir veri yok elimizde. Kadından çok yumurta toplamak onun yumurtasını bitirmek demek değil.Onlar zaten o ay büyüme eğilimine girip , kaybolacak olan yumurtalar.Yumurtaların böyle kendine göre enteresan bir davranışı var.Yumurtalık kanseri , meme kanserine neden olduğunu gösteren hiçbir şey yok.Tam tersine birazcıkda çocuk sahibi olamamış kadınların rahim içi kanseri ve meme kanseri, emzirmemiş kadınların , bunlara yakalanma ihtimalleride normalden biraz daha fazlada olabiliyor.Sonuç olarak ileriye dönük olarak bir risk taşımadığını şu anda söyleyebiliyoruz.</video:description>
<video:view_count>780</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Depresyon-Intihar-Egilimini-Artirir-mi--249.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/isin-baral-kulaksizoglu/depresyon/depresyon-intihar-egilimini-artirir-mi-08.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110711333927911.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Depresyon İntihar Eğilimini Artırır mı?</video:title>
<video:description>Depresyonun en üzücü sonucu maalesef intiharla hastanın kaybedilmesidir. Bu konuda aileler birkaç mesaj vermek istiyorum, özellikle gençlerde intihar girişimi sık olabilir. İntihar girişimlerini ciddiye almak gerekir. Canım zaten üç tane hap içti, bize de şov için yaptı gibi konunun üzerini kapatmamak gerekir. Her intihar girişimi bir yardım isteğidir. Ölmek için değil, yardım istemek için yapılmış olabilir. Bu yardım çağrısını ailelerin görüp, o genci doktora yönlendirmeleri önemlidir. Kadınlarda doğum sonrası, menopoz sırasında, aile içi bir takım problemler, evlilik problemleri sırasında görülen intihar girişimlerini gene ciddiye almak ve yardım istemek önemlidir. Her intihar girişimi şartlar ne olursa olsun, ciddi bir yardım isteğidir. Olumsuz sonuçlanabilir, kişiyi kaybedebiliriz. Başka zaman götürürüz, yok canım önemli değil, bir daha yapmayacak, bana söz verdi gibi oyalamalar kişinin yardım almasına ve doğru tanı konmasına engel durumlardır. Eğer yakınlarımızda ailemizde intihar girişiminde bulunmuş bir kişi varsa, mutlaka bir psikiyatri uzmanına, bir hekime yönlendirmek çok önemlidir.</video:description>
<video:view_count>623</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Hipertansiyon-Tedavisinde-Hangi-Ilaclar-Kullanilir--250.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/serap-erdine/hipertansiyon-tedavisinde-hangi-ilaclar-kullanilir-05.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110711380427911.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Hipertansiyon Tedavisinde Hangi İlaçlar Kullanılır?</video:title>
<video:description>Hipertansiyon tedavisine başlamadan önce hastaların mutlaka risk belirlemesi hastalarda mutlaka risk sınırlaması yapılmalı.Çünkü bu gün avrupa hipertansiyon derneği tarafından yayınlanan tedavi ilkelerine göre bu gün için normal kabul ettiğimiz kan basıncı değerlerinde dahi eğer risk faktörleri eşlik ediyorsa veya hipertansiyonun yol açmış olduğu hedef organ hasarı varsa veya eşlik eden bir hastalık varsa kalp ve damar hastalığı böbrek hastalığı gibi ya da şeker hastalığı varsa bu gün için normal kabul ettiğimiz kan basıncı değerlerinde dahi hastalarımızı düşük ek riskli orta derecede ek riskli yüksek ek riskli veya çok yüksek ek riskli olarak sınıflandırıp ona göre daha erken dönemlerde tedaviye başlamak zorundayız.Tedavide tabii ki en ön planda gelen yaşam tarzı değişiklikleri.Çünkü hipertansiyonun oluşumunu kolaylaştıran etmenler arasında sıraladığımız aşırı kilo aşırı tuz alımı veya sigara içilmesi aşırı alkol alımı hareketsiz yaşam gibi etkenlerin ki bunların hepsi ortadan kaldırabileceğimiz değiştirebileceğimiz faktörler kalıtımımızı değiştirmemiz söz konusu değil ama diğerlerini yaşam tarzı değişiklikleriyle düzenli yürüyüş ya da yüzme gibi son derece basit olan egzersizlerle veya beslenmemize dikkat ederek sebze ya da meyve tüketimini artırarak kırmızı et çok daha az ölçüde yiyerek beslenme tarzı alışkanlıklarımızı değiştirerek akn basıncını büyük ölçüde kontrol altına alabiliriz.Ama tabii ki tek başına yaşam tarzı değişiklikleri ya da ilaçsız tedavi dediğimiz yöntemler yeterli değil.Mutlaka bunun yanı sıra ilaç tedavisine de başlamak zorunda olduğumuz hastalarımız var.Ve hipertansiyon tedavisinde ne kadar erken dönemde tedaviye başlarsak ileride ortaya çıkabilecek olan olumsuz sonuçları o kadar iyi önleyebiliyoruz.Ve kalp damar hastalığı sürecini daha başlangıç döneminde durdurabiliyoruz.Ne kadar daha erken o kadar daha iyi eskiden olan görüş ne kadar düşükse o kadar iyi görüşü hakim di artık çok daha başlangıç dönemlerinde tedaviye başlamak zorundayız.Bu gün için hipertansiyon tedavisinde kullanılan çok çeşitli ilaçlar ve ülkemizde de bu ialçların hepsi mevcut.Tabii ki her hastaya en uygun ilacın seçilmesi hastanın tümüyle tüm verilerinin değerlendirildikten sonra hangi grup ilacın verileceğine hekiminin belirlemesi koşuluyla.Doğrudan doğruya monoterapi dediğimiz tek bir ilaçla tedaviye başlayabildiğimiz gibi ki genellikle düşük ek riskli hastalarda veya kan basıncı değerleri daha hafif düzeyde yükselmiş olan hastalarımızda monoterapi dediğimiz tek bir ilaçla tedaviye başlayabiliyoruz.Ancak riski yüksekse ve kan basıncı değeri hedefimiz çok daha düşük düzeylerse o zaman başlangıçta kombinasyon tedavisiyle de tedaviye başlayabiliyoruz.Ve çok daha erken dönemde istediğimiz hedeflere ulaşabiliyoruz.</video:description>
<video:view_count>509</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Hipertansiyon-Tedavi-Edilmezse-Ne-Gibi-Sorunlar-Ortaya-Cikar--251.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/serap-erdine/hipertansiyon-tedavi-edilmezse-ne-gibi-sorunlar-ortaya-cikar-06.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110711410127911.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Hipertansiyon Tedavi Edilmezse Ne Gibi Sorunlar Ortaya Çıkar?</video:title>
<video:description>Hipertansiyon tedavi edilmediğinde kan basıncı kontrol altına alınamadığında kalp ve damar hastalığı süreci çok erken dönemde başlamış olacaktır.Ve önce klinik belirti göstermeyen organ hasarıyla başlayan süreç inme kalp krizleri böbrek yetersizliği ve tüm damarlarda periferik damar hastalığı tüm damarlarda ki harabiyetle sonlanacaktır.Onun için de çok daha erken dönemde tedaviyi öneriyoruz.Hipertansiyon hastalarının ilk sorduğu sorulardan bir tanesi ben bu ilacı yaşam boyu kullanıcak mıyım diye.Tabii ki her kişi için yaşam boyu ilaç kullanmak çok kolay bir şey değil.Ama hastaların bunu bir alışkanlık haline getirip her hangi bir yan etki çıktığında mutlaka hekimlerine danışarak tedaviyi değiştirmeleri gerekli.Mutlaka diğer kolaylaştırıcı etkenler ortadan akldırılması gerekli.Ancak bir çok hastamızda yaşam boyu tedaviyi gerektiren bir sağlık sorunu.En azından bu günkü bilgiler ışığında.İkincil bir nedene bağlı ise hipertansiyon ki hipertansiyon hastalarının %5 ile 10 bu gruba girmekte.O zaman ikincil neden ortadan kaldırıldıktan sonra kan basıncı normal düzeylere inebilir.</video:description>
<video:view_count>390</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Hipertansiyon-Iktidarsizliga-Neden-Olur-mu--252.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/serap-erdine/hipertansiyon-iktidarsizliga-neden-olur-mu-07.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110711430827911.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Hipertansiyon İktidarsızlığa Neden Olur mu?</video:title>
<video:description>Hipertansiyonun doğrudan doğruya kendisi bütün damarlarda yapmış olduğu harabiyete bağlı olarak ileri dönemde iktidarsızlığa cinsel fonksiyon bozukluklarına neden olabilir.Ancak verilmekte olan ilaç gruplarından bazıları uzun dönem tedavi de cinsel fonksiyon bozukluklarına yol açabilir.Eğer hastaların böyle bir yakınması varsa mutlaka doktoruyla paylaşması ona göre ya ilaç dozunda ayarlama veya bir başka grup ilaca geçme şeklinde bir tedavi yaklaşımı benimsenebilir.Bu gün hipertansiyon kontrol altına alındıktan sonra çeşitli ilaç gruplarıyla cinsel fonksiyon bozukluklarında düzelme olduğu da saptanmış durumda.</video:description>
<video:view_count>380</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Hipertansiyonu-Olanlar-Nasil-Beslenmelidir--253.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/serap-erdine/hipertansiyonu-olanlar-nasil-beslenmelidir-08.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110711451727911.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Hipertansiyonu Olanlar Nasıl Beslenmelidir?</video:title>
<video:description>Hipertansiyon olan kişilerin yaşam tarzlarına son derece dikkat etmeleri gereklİ.Tabii ki beslenme de aşırı tuz alımı mutlaka önlenmeli.Tamamen tuzsuz diyeti hipertansif hastalarımıza hiç bir şekilde önermiyorum.Çünkü tuz kısıtlaması tamamen tuzsuz bir diyet böbrekten belirli hormonların salınımını artıracağı için kan basıncında yükselmelere yol açabilir.Aşırı tuz alımının kısıtlanmasının yanı sıra potasyumdan zengin gıdalarla meyve ya da sebze tüketimi kan basıncını düşürücü etki göstermekte.Katı yağlar kesinlikle kullanılmamalı trans yağlar kesinlikle kullanılmamalı.Kırmızı et tüketimi sınırlandırılmak zorunda.Mümkün olduğu kadar eğer olanak varsa balık ya da deniz ürünleri rahatlıkla yenebilir.Sebze bir başka değişle akdeniz diyeti hipertansif hastalar için en ideal beslenme tarzı.</video:description>
<video:view_count>429</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Panik-Atak-Nedir--254.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/isin-baral-kulaksizoglu/panik-atak/panik-atak-nedir-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110711504227911.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Panik Atak Nedir?</video:title>
<video:description>Panik Atak aslında bir durum. Panik Atakların görüldüğü hastalığın adı da panik bozukluğu. Panik Atak denilince 5-10 dakika içinde şiddetle gelen, şiddetle yükselen, hem beden belirtileri olan, hem de duygu durumla ilgili, insanın duyguları ile ilgili belirtileri olan bir kısa hecmeyi, bir atağı tarif ediyoruz. Bu atakta beden belirtileri denen belirtiler arasında çarpıntı, nefes darlığı, uyuşma, karıncalanma, midede tuhaf bir his, sıcak basması, dizlerde, ellerde, kollarda aşırı halsizlik, sanki yutamayacakmış gibi, sanki nefes alamayacakmış gibi, sanki boğulacakmış, sanki kalp krizi geçirecekmişcesine şiddetli olan beden belirtileri ve onun yanında da büyük bir endişe, büyük bir korku, büyük bir kaygı. Ölebilirim, felç geçirebilirim, aklımı kaybedebilirim, dengemi kaybedebilirim, gibi kinin korkusunu gitgide daha arttıran bir duygular, düşünceler bütünü diye yaşanılan bir durum. Aslında Pan kelimesi Yunan mitolojisinde Pan diye bir tanrı var. Yarı insan yarı keçi, birden bire ortaya çıkar, gürültü yapar ve insanları korkuturmuş. Dolayısıyla Panik Atak aslında Pandan geliyor. Korku yaratan. Gerçekten de bu atak çok ciddi korku yaratır ve büyük bir kesimde bu atağı yaşadığında ilk kez, kalp krizi geçirdiğini, ya da vücudunda çok ciddi başka bir hastalığı olduğunu düşünüp acile ya da bir dahiliye uzmanına gider. Oradaki muayenelerinde hiçbir şey çıkmayınca bu bir panik bozukluğuymuş, geçirilen şey de panik atakmış diye teşhis konur.</video:description>
<video:view_count>552</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Panik-Atak-Neden-Olur--255.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/isin-baral-kulaksizoglu/panik-atak/panik-atak-neden-olur-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110711515627911.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Panik Atak Neden Olur?</video:title>
<video:description>Panik Atak neden olur? Bir idiopatik, bir de fiziksel hastalılara bağlı diye ikiye bölelim. Yani sebebi belli olmadan bir insanda hayatının belli bir döneminde başlayabilir. En sıklıkla görüldüğü yaşlar 25- 40 arasında. Ama çocuklarda da artık görüldüğüne dair bilgiler var. Özellikle günümüzde stresin çok yoğun olduğu, kişinin psikolojik olarak çok zorlandığı, iş yerinde ya da özel hayatında yoğun stres altında çalıştığı, durumlarda tetiklenebilir. Bu, stresle başa çıkmada zorluk ya da kendi hakkını savunamama, ya da kendini ifade edememe durumlarında özellikle çok tetiklenir. Ekonomik krizin çok bastırdığı dönemlerde, erkelerde özellikle sıklığı çok artar. Evimi nasıl geçindireceğim, işyeri, bir takım mali sorunlar, aile içindeki problemlerin çok yoğun olduğu dönemlerde kadınlarda artabilir. Böbrek üstü bezinden birtakım hormonlar salgılanıyor stres zamanlarında. Gene beyinde de birtakım maddeler var. Stres zamanında bunlar salgılanıyor. Amaç kişinin stresle iyi başa çıkması. Ama gereksiz zamanda bu hormonlar birdenbire salgılanırsa ki bunların adı adrenalin böbrek üstü bezinden salgılanan. Noroadrenalin de beyinden salgılanan. Bu hormonların etkisiyle vücutta çarpıntı, nefes darlığı, nefes hızlanması, göğüste sıkışma hali, kaslarda sıcak basması hissi gibi hisler olabiliyor. Panik atakta bu hormonların arttığı da ayrıca gösterilmiş. Bir de fiziksel hastalılarla beraber ortaya çıkabilir. Yani bir insan bir panik atağı geçiriyorsa, bu illa bir panik bozukluğu hastalığının belirtisi değil, vücutta yolunda gitmeyen başka hastalıkların belirtisi olabilir. Onun için mutlaka bir uzman tarafından değerlendirilmesi gerekir. Neler olabilir? Az önce söz etiğimiz böbrek üstü bezinde bir tümör olabilir. Bu hormon salgılıyor olabilir, tıpkı panik atak gibi. Guatr bezinin çok çalışması, hipertroidi denilen durumda bu tür şeyler çok görülebilir. Kalp kapaklarında sorun olduğu zaman panik atağına benzeyen durumlar yaşanabilir. Veya insanın beyninde bir tümör vs. olduğunda panik atağına benzeyen ataklar yaşayabilir. Onun için biz panik atağını ilk gördüğümüz zaman ayırıcı tadı dediğimiz bir şey yaparız. Yani bu atak bu kişide neden olmuş. Eğer bu altta saydığımız fiziksel hastalıkların hiçbiri yoksa o zaman bu psikojen kökenli panik bozukluğudur der, ona göre tedavi yaparız.</video:description>
<video:view_count>1742</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Panik-Atak-Belirtileri-Nelerdir--256.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/isin-baral-kulaksizoglu/panik-atak/panik-atak-belirtileri-nelerdir-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110711530227911.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Panik Atak Belirtileri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Herkes farklı farklı belirtiler yaşayabilir. Herkesin panik atak belirtileri birbirine benzemeyebilir. Ama sıklıkla yaşanan bedende şiddetli ve alışılmadık reaksiyonlardır. Kalp çarpıntısı, nefes darlığı, kalpte baskı hissi, nefes alamıyormuşçasına bir boğulma hissi, boğazda bir şey varmış da yutamıyormuş hissi, baş dönmesi dengeyi kaybetme hissi, göz kararması, vücutta aşırı ısınma, canım çekiliyor gibi hastaların tabir ettiği his, ellerde titreme, yanma, bütün vücutta titreme, insanın içinin titremesi gibi beden belirtileri olabilir. Onun dışında duygularla ilgili çok ciddi endişe, çok ciddi korku hali, akıl sağlığını kaybetme korkusu. Genellikle hastalarımız aklımı kaçırıyorum zannettim, kalp krizi geçiriyorum zannettim, felç geçiriyorum zannettim, ölüyorum zannettim gibi kendilerini ifade ederler. Bu belirtilerin çok şiddetli kısmı 5 -10 dakika sürer. Ne zaman geleceği belli olmaz. Aniden gelir. Gayet mutlu bir anınızda da gelebilir. Çok iyiydim, çok rahattım, arkadaşlarımla beraberdim, niye oldu. Ne zaman ve niçin geleceğini önceden kestiremediğimiz şekilde gelir. En şiddetli kısmı 5-10 dakika kadar sürdükten sonra geçer. Ama arkasından yarım saat, bir saat genel bir vücut yorgunluğu, genel bir halsizlik, yatma isteği gibi belirtiler de olabilir. Ayda 3-4 ataktan fazla gelen hastalarda olabilir, kırk yılda bir gelen hastalar da olabilir, günde 1-2 atak geçiren hastalar da olabilir. Sıklığı da gene kişiden kişiye değişiklik gösterir. Panik bozuklukta önemli bir konuda Agorafobi dediğimiz bir korku. Panik bozukluğu ikiye ayırırız. Agorafobili olanlar ve Agorafobili olmayanlar. Agorafobi bir çeşit kaçınma. Tam kelime anlamı açık alan korkusu ama biz bunu kapalı yerlerde kalamama, kendi başına kalamama, tek başına seyahat edememe, evden tek başına çıkamam, uçağa, otobüse binememe, kendini güvende hissettiği yerler dışında bir yere gidememe gibi. Mesela tatile gitmek istediği halde orada hastane olmadığı için gitmiyor. Ya da hep hastanenin yanında bir evde yaşamak istiyor. Öyle hastalarımız olur ki hastanenin bahçesinde kalırlar, eve bile gidemezler. Agorafobinin eşlik ettiği hastaların tedavileri biraz daha uzun sürer. Mutlaka terapiyle desteklemek gerekir. Bazen panik bozukluk geçer, Agorafobi kalır. Ya atak gelirse korkusundan, sanki atağı yaşıyormuş gibi hayatını düzenler. Oysaki atak gelmiyordur, belki son atağı üç yıl önce gelmiştir. Ama hala korkusu yüzünden hayatı normale döndürmez. Agorafobi hakikaten çok zor ve kişiyi de zorlayan bir belirtidir.</video:description>
<video:view_count>1238</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Panik-Atak-Nobetleri-Geciren-Kisiler-Neler-Yapmalidir--259.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/isin-baral-kulaksizoglu/panik-atak/panik-atak-nobetleri-geciren-kisiler-neler-yapmalidir-06.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110711560627911.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Panik Atak Nöbetleri Geçiren Kişiler Neler Yapmalıdır?</video:title>
<video:description>Panik bozukluğu geçiren kişinin hem kendisi, hem çevresi bu hastalık hakkında bilgilendirilmiş olmalıdır. Gerçekten panik atakta panik yapmamak önemli bir yardımdır. Sakin bir köşeye geçmek, burundan nefes alıp ağızdan uzunca nefes vermek, kendisini rahatlatmaya çalışmak, bu atağın geçeceğine kendisini inandırmak, kendini gevşetmeye çalışmak çok yararlıdır. Hastaneye gitseniz de gitmeseniz de atağın zaten 5-10 dakikalık bir süresi var. Hastaneye gittiğiniz için geçmiyor, aslında evde de otursanız o süre içinde geçecek. Sadece kendinize bu atağın geçeceğini, rahatlayacağınızı, bu yaşadığınız şeylerin bir hastalık belirtisi olduğunu, gerçekten ölmediğinizi, gerçekten aklınızı kaçırıyor olmadığınızı, kendinize hatırlatmanız çok önemlidir. Yakınlardaki kişilerinde bu atağı geçiren kişinin etrafına doluşup ne oldu sana, ne yapıyorsun gibi ortalığı daha da sıkıntıya sokacak konuşmalar yerine, lütfen otur, sakin ol, nefes almaya çalış, açık havaya çıkalım, pencereye çıkalım, birkaç dakika sonra geçecek, nefesini kontrol etmeye çalış gibi sakin bir sesle bu kişiyle konuşmaya çalışmaları faydalı olabilir. Atak olmadığı zamanlarda gevşeme egzersizleri, yoga, yoğun spor yapmak, haftada 2-3 kez kadar, yürüyüşler yapmak panik bozukluk tedavisine çok büyük katkı getirecektir. Özellikle gevşeme ve nefes egzersizlerini öğrendiğinizde atak kontrolünde de büyük bir başarı sağlanabilir.</video:description>
<video:view_count>1341</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Panik-Atak-Sorununa-Doktor-Mudahalesi-Sart-Midir--260.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/isin-baral-kulaksizoglu/panik-atak/panik-atak-sorununa-doktor-mudahalesi-sart-midir-07.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110711571227911.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Panik Atak Sorununa Doktor Müdahalesi Şart Mıdır?</video:title>
<video:description>Özellikle psikiyatride bir durumun tedavi edilmesini belirleyen şey, o kişinin yaşam kalitesine yaptığı etkidir. Ben eğer yılda bir kere panik atak geçiriyorsam, ya da bir kötü haber aldığında o anda bir panik atağı geçirmişsem, bunun illa doktor müdahalesi gerektiren bir durum olduğunu söyleyemeyiz. Ama ben panik ataklar nedeniyle hayatımda ciddi zorlanmalar yaşıyorsam. Panik atağı geçiririm diye uçağa binip seyahat edemiyorsam, panik atağı geçiririm diye tatile gidemiyorsam, asansöre binemiyorsam, otobüse binemiyorsam, evimden fazla uzaklaşamıyorsam, İstanbulda yaşayanlar için köprüden geçemiyorsam, ben köprüde kalırım da acaba atak geçirir miyim diye. Yani yaşam kalitemi bozuyorsa mutlaka doktor müdahalesi şarttır. Sık atak geçirmek, Agorafobinin eşlik etmesi, kişinin ataklar nedeniyle iş hayatının, özel hayatının, aile hayatının, etkilenmesi durumu doktor müdahalesini gerektirir. Mesela şu anda takip ettiğim hastalardan birkaç örnek vereyim. Bir hastamla beraber hedefimiz yurt dışına seyahat edebilmesi. Üniversite mezunu, genç bir insan, mali sorunu da yok. Ama seyahat edemiyor. Çünkü hastane çevresinden uzaklaşmak istemiyor. Bir başka kadın hasta aslında annesi karşıda oturuyor, kendisi burada oturuyor. Annesini çok görmek istediğinde ancak annesi gelebiliyor. Çünkü köprüden geçemiyor, annesine gidemiyor. Bu insanların yaşam kaliteleri ciddi olarak etkilenmiş. Dolayısı ile doktor müdahalesi gerekiyor.</video:description>
<video:view_count>631</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Menopoz-Nedir--328.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/menopoz-nedir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110812464028012.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Menopoz Nedir?</video:title>
<video:description>Menopoz kadın yaşamının evrelerinden bir tanesidir. Kadının yaşam evrelerine şöyle baktığımızda çocukluk çağını görüyoruz daha sonra üreme çağı dediğimiz adet görmeye başladığı yıldan son adetine kadar geçen dönem var daha sonra menopoz dönemi ve ondan sonra da yaşlılık dediğimiz klimakterium dönemi geliyor. Aslında menopozun kelime anlamı bir kadının gördüğü son adettir. Ve menopozda diyebilmemiz için bir kadına bu son gördüğü adetten sonra ki 1 yıl içinde hiç kanamasının olmaması gerekir. Bu nedenle menopoz tek bir nokta olduğu için kadın yaşamında aslında biz menopoz öncesi dönemden ve menopoz sonrası dönemden bahsetmek durumundayız. Menopoz tanısını nasıl koyuyoruz? Menopoz tanısını dediğim gibi ya 1 yıldır kanaması olmadığı için menopozdadır diyoruz ya da bir takım hormon değerlerine bakıyoruz. Kadın vücudunda temel olarak 2 hormon vardır. Bu östrojen ve progesterondur. Menopozda yumurtalıklarda ki yumurta rezervinin bitmesi ve bu hormonların azalmasıyla bağlantılı bir tablodur. Biz fsa denen bir hormona e2 yani östrojen hormonuna bakarak menopoza girip girmediğini de saptayabiliyoruz bir kadının. Menopoz öncesi dönem yaklaşık artık günümüzde 35li yaşlardan itibaren başlatılıyor. Yani 35 yaşından sonra kadında hormonlar giderek azalmaya başlıyor. Menopoz sonrası döneminde ihtiyarlığa kadar olan dönemde 5 yıl kadar devam ettiği düşünülüyor şu an ki bilgilerimizle. Menopozda aslında kadının vücudunda tabiî ki hormonel eksilmelerden dolayı bir takım değişiklikler oluyor. Ama esas menopoz döneminde kadının doğurganlığının gitmesinden başka herhangi bir vücudunda değişiklik olmuyor. Tabiî ki herhangi bir çiçeği bile bir yerden bir tarafa alır koyarsanız adapte olana kadar bir takım sıkıntılar yaşayacaktır. Bunlara da menopoz dönemi şikâyetleri diyoruz. Bunlar sinirlilik olabilir uykusuzluk olabilir ateş basmaları terlemeler olabilir. Genel görülenler bunlardır. Ama toplumda birçok kadında hiçbir şikâyeti olmadan menopoz dönemine girmekte ve bu dönemi hiçbir klinik belirtisi olmadan atlatmaktadır.</video:description>
<video:view_count>538</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Adet-Duzensizligi-Bir-Hastaligin-Belirtisi-midir--265.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ali-fuat-demirci/adet-duzensizligi/adet-duzensizligi-bir-hastaligin-belirtisi-midir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110712344527912.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Adet Düzensizliği Bir Hastalığın Belirtisi midir?</video:title>
<video:description>Adet düzensizliği her zaman bir rahatsızlığın belirtisi değildir. Bazı durumlarda adet düzensizliği olabilir. Kadınlarda adet düzeni birden çok şeye bağlıdır. Bunlar iklim değişiklikleri, beslenme değişiklikleri özellikle diyetler, çok hızlı kilo verme, çok hızlı kilo alma bunların dışında stres adet düzensizliği yapabilir. Bunlar elimini edildikten sonra diğer nedenleri de ikiye ayırıyoruz. Hormonal nedenler ve hormonal neden dışı olan nedenler ki bunlar organik hastalıklardır. Daha çok kadınlarda görülen miyomlar, politler adet düzensizliği yapabilir. Sıklıkla ara kanaması şeklinde ortaya çıkar. Miyomlarda ayrıca adet düzensizlikleri şu şekilde de bozulabilir. Hasta düzenli adetlerini görür ama adetlerini gördüğü sürece kanama miktarları artar. Örneğin yedi güne kadar adet görmeyi normal kabul ediyoruz yedi gün üzerindekileri anormal kabul ediyoruz. Yedi güne kadar hasta adet görebilir ama bu adet görme sırasında bol miktarda kanaması olur. Bazen bazı hastalarda pıhtılı kanama olabilir. Bu sıklıkla miyomlarda karşılaştığımız bir durumdur. Bunun dışında polimlerde de benzer durum olabilir ayrıca ara kanamalar olabilir. Bunlar organik nedenleridir. Bunun dışındaki nedenler daha çok hormonal nedenlerdir. Hormonal nedenler de özellikle ilk adet görme döneminde yumurtlamanın tam oturmaması nedeniyle hastalarda adet düzeni sapabilir. Az miktarda adet görebilirler, iki adet arası açılabilir. Bunun dışında menepoz öncesi dönemde yine benzer şekilde yumurtlama olmadığı için adet dönemleri açılabilir, ara kanamalar olabilir ve adet miktarı fazla olabilir bunlar da premenepozal dönem dediğimiz dönemdeki kanamalardır. Bunlar hormonal disfonksiyon göstergesidir. Bunların dışında yine adet düzeninin en fazla bozulduğu kadınlarda sık karşılaştığımız polikistik oversel durumuu dediğimiz bir hastalık vardır. Polikistik over sendromunun en önemli belirtisi kadınlarda kıllanmanın olması, adet düzensizliğinin olması ve birlikte kilo alımıdır. Bazı kadınların ilerleyen yaşantılarında bu bozukluklara bağlı şeker hastalığı da ortaya çıkabilir. Polikistik over sendromu olan hastaların büyük çoğunluğunda adet düzensizliği de olur oligomenore dediğimiz yani otuz beş günden daha fazla zamanda bir adet görür hasta. Bununla birlikte eğer yumurtalıklarında polikistler varsa hormon değerleri de erkeklik hormonu değerinde değişmişse biz bunlara polikistik over sendromu diyoruz. Polikistik over sendromu da kadınlarda adet düzensizliği yapan en önemli nedenlerden biridir. Yine bir diğer hormonal neden de süt hormonunun artmasıdır. Proaktin dediğimiz süt hormonunun artması adet düzensizliğine neden olabilir. Adet miktarının azalmasına ve aranın açılmasına neden olur. Proaktin hipofizde yapılır ve herhangi bir nedenle proaktinin fazla yapımı kadınların adet düzeninin bozar bu adet düzeninin bozulursa da göğüslerden sıvı gelebilir. Muayene sırasında göğüs baskı altında bırakıldığında göğüs ucundan sıvının geldiğini görürüz. Bir diğer hormonal nedense troitstünal hormonun troid bezinde troid hormonlarının yapılmasını sağlayan yine hipofizden salgılanan troidstünal hormonun fazla salgılanmasıdır. Hastada hipotroide olması da adet düzensizliği yapabilir. Bu bezin fazla çalışması hipertroide olması da yine adet düzensizliğine neden olabilir.</video:description>
<video:view_count>1414</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Duzensiz-Adet-Gorme-Hangi-Problemlere-Yol-Acabilir--266.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ali-fuat-demirci/adet-duzensizligi/duzensiz-adet-gorme-hangi-problemlere-yol-acabilir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110712373127912.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Düzensiz Adet Görme Hangi Problemlere Yol Açabilir?</video:title>
<video:description>Düzensiz adet görme adet görememenin nedenine bağlı olarak sorunlara yol açabilir. Örneğin polikistik over sendromunda artan erkeklik hormonu sebebiyle hasta adet göremiyorsa bunun düzeltilmesi gerekir. Polikistik over sendromunda bunun önemi şudur: bu hastalar yaşamlarının sonraki dönemlerinde hem şeker hem de korner ertan hastalığına adaydırlar. Bunlarda kan tablosu erkeklik hormonu baskın olduğu için erkek lipit kollestrol daha çok erkek tipidir ve bunlarda damar sertliği, kornar erten hastalığı fazla görülür. Bu nedenle bu hastaların yani polikistlik over sendromu hastalarının adet görememesi bir sorundur ve düzeltilmesi gerekir. Özellikle hasta daha sonraki yaşamında bu iki hastalıkla karşılaşmaması için ya da bu iki hastalığın ilerki yaşlara ötelenmesi için mutlaka polikistik over sendromunun tedavi edilmesi yumurtalikların baskılanması gerekir. Bu yönüyle önemlidir. Yine örneğin hasta proaktin hormonunun artması nedeniyle gebe kalamıyorsa ve bu hasta bebek sahibi olmak isterse bebek sahibi olamayabilir bu yönüyle önemlidir. Yine troid fonksiyonlarının bozukluğuna bağlı bir adet görememe varsa hastada troid fonsiyon bozukluğuyla ilişkili diğer durumlar ortaya çıkar ve bunları gereksiz yere yaşamış olur. Örneğin hipotroide dediğimiz durumda hastada halsizlik, bitkinlik, kabızlık olur hasta bunlarla beraber adet düzensizliği yaşıyordur. Belki adet düzensizliği araştırılırken bunun ortaya çıkarlılığı düzeltilebilir. Tersinde hipertroidi de hastanın kalbinde çarpıntı, ellerinde titreme, anksiyeti hali ve uykusuzluk olabilir bu gibi durumlar araştırılırken ortaya çıkabilir ve hastaya rahatlık sağlanır. Belki rahimde miyom ya da polip olabilir, yumurtalıklarda kist olabilir. Bunlara bağlı adet düzensizliği varsa araştırılırken ortaya çıkabilir. Sonuç olarak adet düzensizliği araştırılmalı ve nedeni ortaya çıkarılmalıdır.</video:description>
<video:view_count>997</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Duzensiz-Adet-Nasil-Tedavi-Edilmelidir--267.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ali-fuat-demirci/adet-duzensizligi/duzensiz-adet-nasil-tedavi-edilmelidir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110712395327912.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Düzensiz Adet Nasıl Tedavi Edilmelidir?</video:title>
<video:description>Düzensiz adet nasıl tedavi edilebilir sorusu aslında çok yönlü cevap verilmesi gereken bir sorudur. Öncelike adet düzünsizliğinin nedeninin bulunması gerekir. Örneğin adet düzensizliğinin nedeni eğer polikistik over senrdomu ise bu sendroma yönelik bir tedavi yapılması gerekir. Bu tedavi nedir? Eğer hasta bebek sahibi olmak istemiyorsa doğum kontrol hapıyla hastanın mevcut hormonlarının baskılanması gerekir. Polikistik over sendromunda doğum kontrol hapları tabloyu düzeltmek için kullandığımız ilaçlardan biri. Hasta kiloluysa ve bir glikoz metabolizma bozukluğu ya da eğilimi varsa ikinci bir ilaç olarak da doğum kontrol haplarına ek olarak verdiğimiz inisülin duyarlaştırıcı ilaçlardır. Şeker hastalarının kullandığı Metformin dediğimiz insülinin dokuda kullanımı arttıran ilaçlar kullanılır. Bunlar hastanın hem kilo vermesini hem hormon düzenini sağlar. Eğer hasta gebe kalmak istiyorsa da doğum kontrol hapların kesip yumurtlamayı kolaylaştırıcı ilaçları bu ilaçlarla birlikte kullanarak bunu sağlıyoruz. polikistik over sendromunda böyle bir tedavi izliyoruz. Bunun dışında prolaktin yani süt hormonu yüksekliğine bağlı ise adet düzensizliği o zaman süt hormonunu baskılayan ilaçlar kullanıyoruz ve hastanın adeti düzeliyor. Eğer troid fonksiyonlarıyla ilgili bir bozukluk varsa o fonksiyonları düzeltmek için ilaç veriyoruz. Fonksiyonlar düzeltilirken troid hormonları azsa eğer arttırılır çoksa baskılanır ve bu şekilde hastanın adetleri düzelmiş olur. Ovulasyonla ilgili problem varsa yani premenepozal ve menarş yani ilk adet sonrası dönemdeyse ona göre ilaçlar veriyoruz. Polip miyom gibi organik bir neden varsa da o zaman polibin miyomun overdeki kistlerin alınması gerekiyor. Onlar alındıktan sonra da hastanın adeti düzeliyor.</video:description>
<video:view_count>982</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Ergenlik-Doneminde-Duzensiz-Adet-Gorulebilir-mi--268.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ali-fuat-demirci/adet-duzensizligi/ergenlikdoneminde-duzensiz-adet-gorulebilir-mi.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110712414827912.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Ergenlik Döneminde Düzensiz Adet Görülebilir mi?</video:title>
<video:description>Genellikle kız çocuklarında eğer meme gelişimi ve pubis kıllanması yoksa on dört yaş kriterdir. Eğer bu gelişimler varsa on altı yaş kriterdir. Bu yaşlara kadar kesinlikle adet görmelidir eğer görmezse nedeni araştırılmalıdır bu önemli bir şeydir. Bunun dışında özellikle menarş yani ergenlik döneminde düzensiz adet görülebilir. Yumurtlama dediğimiz iki adetin tam ortasında her kadında olan bir dönem vardır. Bu yumurtlama başlangıçta ilk adet gördükten sonra çok düzenli olmayabilir daha sora düzene girer. Düzenli olmama sırasında da adetler gecikebilir, düzensiz adet görebilir bu normal kabul edilir. Yani ergenlik dönemindeki bir kaç ay süren düzensiz adet görme normal kabul edilir fakat devam ederse yine nedenlerinin araştırılması gerekir.</video:description>
<video:view_count>737</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cocuklar-Nelerden-Korkar--323.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tugba-gurcag/cocuklarda-korku/cocuklar-nelerden-korkar-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110811383128011.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çocuklar Nelerden Korkar?</video:title>
<video:description>Çocuklar nelerden korkar konusuna bakacak olursak bunu yaş gruplarına göre değerlendirmek gerekir. Genellkile 2-4 yaş arası çocukların korkularına baktığımızda onların biraz daha çevresel faktörlerden etkilendiklerini görürüz. Mesela oyun alanında gördükleri böcekler, köpek, kedi gibi bazı hayvanlar, biraz daha tehdit unsuru olarak karşılarına çıkan hayvanlardan çekindiklerini görebilirsiniz. Bunun yanı sıra en çok karşımıza çıkan gece tek başına yatmak, bir odadan giğerine tek başına geçmek, karanlıkta tek başına bir takım hareketlerde bulunabiliyor olmak çocuklar için çok korkutucu durumlardır. En çok çıkan da anne ile baba salonda otururken çocuğn arkadaki odaya gönderilmesi anında karanlıktan korkarak geriye doğru koşması durumudur.Bizim en çok karşımıza çıkan korku alanı budur. Onun dışında çocuklar biraz daha büyüdükçe bu korkuların da şekillendiğini görebiliyoruz. 4 yaşından sonra çocuklarda en çok karşılaştığımız korku ölüm, bir yakınını kaybetme, anne ile babanın yoksunluğunu yaşama veya bir yerde kaybolma, tek başına bırakılma korkusu gibi korkularla çok sık karşılaşıyoruz. Bunlara ek olarak bu dönemde çocukların sosyalleşmesi ile birlikte hayali arkadaşlar konus tekrar devreye giriyor. Hayali arkadaşlarla yaşanan olaylar, aktiviteler, bunların sonucunda yaşanabilecek düşlerinde gerçekleştirdikleri bir takım duygulardan da çocukların çok etkilendiği görülür. Bunun yanı sıra günümüzde çocukların en çok televizyon ve bilgisayarla haşır neşir olduklarını görürüz. Özellikle 5 yaş ve sonrasında biraz daha ilkokul dönemine doğru gittiğinizde daha savaş figürlerinin olduğu, kavga konularının olduğu konularda çocuklar bilgisayar oyunu sırasında bundan çok korkmasalar bile özellikle en savunmasız oldukları uyku zamanlarında bu tip figürlerin rüyalarına girebildikleri, uykularını bölebildikleri ve çocukların rüyalarından korkup uyanarak anne ve babalarının yanına gittiğini gözlemleyebiliyoruz.</video:description>
<video:view_count>447</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Polikistik-Over-Sendromu-Nasil-Tedavi-Edilir--321.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tahir-haytoglu/polikistik-over-sendromu/polikistik-over-sendromu-nasil-tedavi-edilir-05.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110811361528011.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Polikistik Over Sendromu Nasıl Tedavi Edilir?</video:title>
<video:description>Polkistik over sendromu kronik bir durum aslında hiçbir zaman ortadan kalkmamaktadır bu yüzden tedavi derken kastettiğimiz bu hastalığı kontrol altında tutmaktır. Polikistik over sendromunda kişiyi rahatsız eden bulgunun ne olduğuna bağlı olarak tedavi olarak yaklaşımımız farklı olabilir. Bu hastalıkta bir süreç vardır o yüzden ilk adet görmeye başladığında problemler adet düzensizliği şeklindedir. Yaş biraz ilerledikçe onlu yaşların sonu yirmili yaşların başında tüylenme, sivilcelenme, kiloyu kontrol altında tutmakta zorlanma gibi problemler ön plana çıkabilir. Kadın yirmili yaşların sonu otuzlu yaşların başlangıcında gebe kalmak istediğinde hamile kalamamakla ilgili problemler ön planda olabilir bu yüzden hastalıkta hangi evrede olduğumuza ve neyi tedavi etmek istediğimize bağlı olarak yaklaşımımız, tedavimiz farklı olur. Ancak hangi evrede olursak olalım tedavide en önemli şeylerden bir tanesi kiloyu kontrol altında tutmak çünkü kilo aldıkça bu hastalığın belirtileri hormon dengesindeki bozuklukları daha şiddetli olmaktadır. Bu yüzden kiloyu kontrol altına alacak şekilde beslenme ve yaşam tarzı ile ilgili düzenlemeler son derece önemli. Eğer adet düzensizliği ile ilgili sıkıntı yaratan bir problem ise bunu düzene sokacak doğum kontrol hapları veya adet düzenleyici ilaçlar kullanılabilir. Eğerki tüylenme fazlalığı, sivilcelenme, saç dökülmesi gibi androjen fazlalığının belirtileri rahatsızlık yaratıyor ise bunun için antiandrojen etkiye sahip, androjen etkisini bloke eden doğum kontrol hapları hem adeti düzene sokma hem de androjen fazlalığını tedavi etme açısından kullanılabilir veya direk antiandrojenler tedaviye eklenerek doğum kontrol hapları ile beraber kullanılabilir. Eğerki problem hamile kalamamaysa ve amaç hamile kalmak ise tedavide yumurtlamayı düzenleyici ilaçları kullanmak gerekir. Bazen bütün bu sıkıntıları gidermek için ve kişinin kilo vermesine de yardımcı olmak amacı ile insülin direncini azaltacak ilaçları da tedaviye eklemek gerekir. Metformin gibi veya başka insülin duyarlılığını arttıracak ilaçlar gibi. Çünkü insülin direnci azaldıkça polikistik over sendromuna bağlı belirtiler hafifler, azalır ve bu anlamda da tedavide kişiye ve kişinin hangi evrede olduğuna göre düzenleme yapmak gerekir.</video:description>
<video:view_count>2035</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cikolata-Kisti-Nasil-Tedavi-Edilir--269.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ali-fuat-demirci/cikolata-kisti/cikolata-kisti-nasil-tedavi-edilir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110714050927914.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çikolata Kisti Nasıl Tedavi Edilir?</video:title>
<video:description>Çikolata kistinin tedavisi kapalı cerrahi yani laparoskopidir. Laparoskopi gold standarttır kapalı bir yöntemdir. Işıklı bir boruyla göbekten girilir yardımcı borularla kadında yarım santimetrelik delikler açılır ve buralarda ilerletilen aletlerle çikolata kisti ci zarıyla birlikte çıkarılır. Bu varsa da endometriosis odağı onlarla bu işlem sırasında yakılır. Çağdaş tedavisi laparaskopik cerrahidir. Çok ilerlemiş çok yapışık olan vakalarda robotik cerrahi de yapılabilir.</video:description>
<video:view_count>641</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cikolata-Kisti-Nedir--270.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ali-fuat-demirci/cikolata-kisti/cikolata-kisti-nedir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110714280927914.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çikolata Kisti Nedir?</video:title>
<video:description>Çikolata kisti kadınlarda sık rastladığımız hastalıklardan biridir. Özellikle en önemli bulgusu adet sırasında ağrıdır. Normalde adet sırasında bir miktar ağrı olabilir ama adet başlayınca bu ağrı geçer. Bu hastalarda yani endometriosisi olan hastalarda ya da endometriomasi olan hastalarda adet başlayınca da ağrı devam eder. Bunun nedeni nedir ? Çikolata kistinin nedeni endometriosisdir. Endometriosis endometrium dediğimiz rahmin içini döşeyen dokunun rahim dışında olmasıdır. Rahim bağlarında yumurtalıkta , bağırsaklarda, karnın iç yüzeyinde, karın zarında olmasıdır biz buna endometriosis diyoruz. Endometriosis eğer yumurtalıkta olursa ve her adet döneminde kanayarak bir kısır döngü oluşturursa çikolata kisti dediğimiz içi kan dolu kistler oluşturmaktadır. Bunun tıbbi adı endometriumadır ama yumurtalıkta oluşan endometriosisin kist şekline dönüşmesine çikolata kisti denir. En önemli bulgusu bu hastaların tertifinde problem olabilir, kısırlık, adet sırasında ağrı, adet dışında perniste bir ağrı olabilir ve cinsel ilişki sırasında ağrı olabilir.</video:description>
<video:view_count>628</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Genital-Organ-Sarkmalari-Nelerdir--271.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ali-fuat-demirci/genital-organ-sarkmalari/genital-organ-sarkmalari-nelerdir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110714401327914.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Genital Organ Sarkmaları Nelerdir?</video:title>
<video:description>Genital organ sarkmalarından kastımız şudur normalde genital organlar içersinde vajen, idrar torbası ve rahim sarkmalarını kastediyoruz. Vajenin ön duvarını idrar torbası arka duvarını kalın bağırsağın son kısmı tepe noktasını ise rahim ağzı yani rahim oluşturmaktadır. Genital sarkmalarda rahim aşağıya doğru gelip vajenden dışarıya çıkmaktadır ya da bazı hastalarda vajen ön duvarı idrar torbasını aşağıya alacak şekilde vajenden dışarıya çıkmaktadır. Yine bazı hastalarda da kalın bağırsağın son kısmı vajinadan dışarıya çıkmaktadır. Bazılarında ise bunların hepsi birden olmaktadır. Yani vajen ters dönmekte dışarı çıkmakta içersine rahim idrar torbasının bi kısmı ve kalın bağırsakların bir kısmı olmakta bir balon gibi dışarıya dönmektedir.</video:description>
<video:view_count>733</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Genital-Organ-Sarkmalarinin-Nedenleri-Nelerdir--272.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ali-fuat-demirci/genital-organ-sarkmalari/genital-organ-sarkmalarinin-nedenleri-nelerdir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110714425227914.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Genital Organ Sarkmalarının Nedenleri Nelerdir?</video:title>
<video:description>En önemli nedenleri doğumdur. Doğumla ilişkili nedenlerdir.Bunlar çok sayıda doğum yapma, iri bebek doğurma, doğum eyleminin uzaması, doğumda alet kullanılması, porseps vakum gibi aletlerin kullanılması ve ehli olmayan kişilerin doğum yaptırması. Bunlar pelis tabanını zayıflatmakta ve sonrasında dışarıya çıkmasına sebep olmaktadır. Bunların dışında genetik nedenler olabilir klonik kabızlık, öksürük, astım, bronşit gibi hastalarda pellis tabanı baskı altında tuttuğu için rahim sarkmalarına ve bununla birlikte idrar kaçırmaya da neden olabilir. Bu genital sarkması olan hastaların bir kısmı aynı zamanda idrar kaçıran hastalardır.</video:description>
<video:view_count>729</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Alerjik-Nezle-Neden-Olusur--1146.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/yalcin-varnali-2/alerjik-nezle/01-alerjik-nezle-neden-olusur.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/20120110142954914.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Alerjik Nezle Neden Oluşur?</video:title>
<video:description>Alerjik nezle toplumumuzda birazda saman nezlesi olarak adlandırılıyor fakat biz hekimler olarak daha çok bunu alerjik rinit olarak adlandırmayı tercih ediyoruz.Ama halk arasında kullanımı alerjik nezle olduğundan dolayı bu şekilde de kullanabiliriz.Alerjik rinit özellikle herhangi bir alerjen maddeye karşı hassasiyeti olan bir kişinin bu alerjenle temas etmesi durumunda ortaya çıkabilen bir hastalıktır.Bu alerjenlerin burun mukozası içine girmesi sonucu burun içerisinde ki hücrelerde bir uyarılma meydana geliyor ve mast hücreleri adını verdiğimiz inreseptör içeren bir takım dokulardan histamin salınımı oluyor.Histaminin yaptığıda temel olarak burun içi mukozalarında ödem artışı sıvı toplanması ve tıkanıklıktır.Bu tetiklenmeylede birlikte diğer alerjik bulgular ortaya çıkıyor.</video:description>
<video:view_count>447</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Rahim-Sarkmalari-Nasil-Tedavi-Edilir--273.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ali-fuat-demirci/genital-organ-sarkmalari/rahim-sarkmalari-nasil-tedavi-edilir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110714453227914.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Rahim Sarkmaları Nasıl Tedavi Edilir?</video:title>
<video:description>Genital prolapsuların tedavisinde özellikle son on yılda çok ciddi gelişmeler olmuştur. Eskiden kullandığımız yöntemlerin bir kısmı artık kullanılmaz hale gelmiştir. Özellikle vajinal yoldan yaptığımız ameliyatların başarı oranı %70 civarındaydı, karından yaptığımız amelyatlar ise karın açılarak yapılmaktaydı ve ameliyat uzun sürmekteydi doğal olarak bu ameliyat sırasında kanama daha fazla olmaktaydı, karın açıldığı için de karın içi organlarla ilgili problemler ortaya çıkabilmekteydi. Oysa günümüzde iki önemli yötem genital prolapsusun tedavisinde kullanılmaktadır. Bulardan biri meş dediğimiz ameliyatlarda kullandığımız dikiş metaryalinden örülmüş file gibi bez parçalarının idrar torbasının altına kalınbağırsağın üzerine yerleştirilerek rahmi ve idrar torbasını yerinde tutmasını sağlamaktır. Bunlar trokar dediğimiz demir aletlerle yerleştirilmekte ve hem idrar torbası hem de kalınbağırsak için bir destek sağlamaktadırlar. Aynı zamanda da rahmi normal terine götürüp orada fixlemektedirler. Böylece hastanın hem vajinal hem idrarla ilişkili hem de defakasyon yani dışkılamayla ilgili fonksiyonları düzelmektedir. Bu ameliyatlar hem ön hem arka duvarda yapıldığı gibi hangi vajenin hangi alanında defekt varsa o alanla ilgili de yapılabilmektedirler. Yani yalnızca arka veya yalnızca önde de kullanılabilmektedirler. Bazı hastalarda hem ön hem arkada kullanılmaktadır. Meş ameliyatlarında da bazen rahmi alınmış hastalarda vajen ters dönmektedir bu durumda da bu ameliyat yapılır. En önemlisi de bu ameliyatın başarı oranı bu gün %90'ın üzerindedir ve güvenle kullanılmaktadır. Kanama miktarı azdır ameliyat süresi ortalama bir saattir, karından yapılan ameliyatlar kadar da başarı göstermiştir. İkinci bir yöntem ise son yıllarda uygulamaya başladığımız robotik cerrahidir. Özellikle rahim sarkmaları ve rahmi alınmış hastalardaki vajenin tepe noktasının sarkmasında kullandığımız bir yöntemdir. Robotik cerrahinin avantajı karından yapılmakta ama kesi olamamakta, yalnızca kolların girdiği delikler olmaktadır. Bir laparaskopik yöntemdir ama robot yardımıyla yapılır. Avantajı normalde laparaskobik ameliyatlarda dikiş atmak zordur oysa robotik cerrahide dikiş atmak kolaydır. Robotun kolları sayesinde dikiş kolay ve istenildiği gibi atılabilir. Bu şekilde bir meş parçasını rahime ya da vajen tepesine yerleştirip onu arkadaki sakrum dediğimiz kemiğe asıyoruz.Bu etkili bir ameliyattır ve başarı oranı meş ameliyatlara benzerdir %90 gibi bir başarı oranı vardır. Aynı zamanda ameliyat sırasında cerraha laparaskobiden farklı olarak dokuları iki boyutlu görürken robotik cerrahide üç buyutlu görünmesi gibi bir avantaj da sağlamaktadır. Derinlik de işin içine girer ve daha kontrollü çalışılabilir. Kollar yardımıyla kolayca dikiş atılır ve istediğimiz kadar görüntüyü büyütüp küçültebiliyoruz. Bunlar robotik cerrahinin avantajlarıdır. Kapalı bir yöntem olduğu için de kanama daha az olmakta, hastada dikiş izi olmamakta, işine erken dönmektedir ve başarı oranı da yüksektir.</video:description>
<video:view_count>3499</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Rahim-Sarkmalarinda-Hangi-Problemler-Ortaya-Cikar--274.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ali-fuat-demirci/genital-organ-sarkmalari/rahim-sarkmalarinda-hangi-problemler-ortaya-cikar.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110714481427914.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Rahim Sarkmalarında Hangi Problemler Ortaya Çıkar?</video:title>
<video:description>Rahim sarkmalarında sarkan kısmın iç çamaşırına değmesi nedeniyle orada ülseri yaralar olur, kanamalar olabilir, hastanın yaşam kalitesini ciddi biçimde bozabilir, yürümes,ini engelleyebilir ve önemli bir komplikasyon da bu hastalardan idrar torbası da dışarıya çekildiği için idrar böbreklerde göllenmekte ve böbrekleri zorlamaktadır. Eğer ihmal edilirse de böbrek fonksiyonlarını bozabilmektedir.</video:description>
<video:view_count>903</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Idrar-Kacirma-Nedir--276.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ali-fuat-demirci/idrar-kacirma/idrar-kacirma-nedir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110714553927914.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>İdrar Kaçırma Nedir?</video:title>
<video:description>İdrar kaçırma kadının kontrolsüz idrar kaçırmasıdır. Normalde her kadın idrarını programlayabilir, öteleyebilir. İstem dışında idrarın kaçmasına idrar kaçırma diyoruz. Bunu en sık iki şekilde görüyoruz; birincisi hasta tuvalete yetişemeden acil şekilde idrar kaçırıyor acil idrar kaçırma yada örc idrar kaçırma diyoruz biz buna, diğeri ise hastanın öksürüp aksırdığında oluşan idrar kaçırmadır.</video:description>
<video:view_count>495</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Idrar-Kacirma-Nedenleri-Nelerdir--275.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ali-fuat-demirci/idrar-kacirma/idrar-kacirma-nedenleri-nelerdir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110714530527914.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>İdrar Kaçırma Nedenleri Nelerdir?</video:title>
<video:description>İdrar kaçırmanın bir çok nedeni vardır en önemi nedeni doğumla ilgili durumlardır. Doğumu ya da pellis tabanını zorlayan doğumlardan sonra pellis tabanı olumsuz etkilenmekte ve idrar kaçırmaya neden olmaktadır. Bunlar çok sayıda doğum yapma, iri bebek doğurma, doğum eyleminin uzaması, doğum eylemi sırasında enstrüman kullanma, vakum porseps, doğum eylemi sırasında vajinada yırtık olması, yukarıdan çok kuvvetli bastırma pellisi zorlayan baskı altında bulunma doğumla ilgili olarak idrar kaçırma nedenleridir. Bunların dışında genetik nedenler olabilir bazı kadınlarda bağ dokusunun zayıf olması nedeniyle destek dokusu azalmakta ve idrar kaçırmaktadırlar. Bunların dışında yine pellis tabanını etki altında bıraktıran klonik kabızlık yani hastanın kabız olması, klonik öksürük, akciğer hastalıkları, anfizen, bronşit gibi hastalıkların olması ve yine kadının karın içi basıncını arttıran ağır işlerde çalışması idrar kaçırma nedenleridir. Bunların dışında özellikle radyoterapi görmüş olmak, mesanenin yani idrar torbasının bir şekilde ışınlanmış olması da idrar kaçırma nedenleri olabilir. Medulla spinalisin yani omuriliğin hastalıkları hem dahili hem norolojik hastalıkları ki bunlar parkinson multiple skleroz, diyabete, şeker hastalığına bağlı nöropatiler ve omuriliğin travmaları yani her hangi bir darbe idrar kaçırma nedeni olabilir.</video:description>
<video:view_count>597</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Idrar-Kacirma-Tedavisi-Nasil-Yapilir--277.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ali-fuat-demirci/idrar-kacirma/idrar-kacirma-tedavisi-nasil-yapilir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110714575827914.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>İdrar Kaçırma Tedavisi Nasıl Yapılır?</video:title>
<video:description>İdrar kaçırmanın tedavi biçimini ikiye ayırmak gerekiyor. Birincisi acil idrar kaçırma. Hastada eğer acil idrar kaçırma varsa ve bu doktor muayenesi ve klinik araştırmalar sonucu özellikle ürüdinali dediğimiz araştırmayla saptanmışsa bu hastalarda tedavi ameliyat dışı tedavidir yaani ameliyat yapılmaz. Bu hastalarda ya ilaç kullanıyoruz, ya fizik tedavi yöntemlerini kullanıyoruz ki bunlar elektrik stimülasyonudur vajene bir alet yerleştirip elektrik stimülasyonuyla pellis tabanının çalıştırıyoruz ya da manyetik sandalye dediğimiz hastanın bir sandalyeye olurması pellisi etkileyen manyetik alan oluşturması ve pellis taban kaslarının , mesanenin, sinir ve kaslarının çalıştırılması şeklinde tedavi ediyoruz. Bunların dışında yine hastaya davranış terapisi dediğimiz önce idrarını tutmasını sonra o aralığı asmasını öğreterek tedavi ediyoruz. Bu acil idrar kaçırmanın tedavisidir. Stres, inkontinans ya da hastanın öksürüp aksırdığında idrar kaçırmasının nedeni pellis tabanının defektidir. Yani pellis tabanının zayıflığıdır. Bu idrar torbasının, rahmin ya da idrarı dışarı akıtan üretra dediğimiz borunun aşağıya sarkması olabilir. Bunun tedavisi de ameliyattır. Stres ve marin kontinansı yani hastanın öksürüp aksırdığında idrar kaçırmasının birincil tedavisi ameliyattır. Eğer bu çok hafifse fizik tedavi yöntemleri kullanılabilir. Hastanın sosyal yaşantısını etkiliyorsa, yaşam kalitesini düşürüyorsa, ped kullanmasına neden oluyorsa o zaman bu hastaların ameliyat edilmesi gerekir. Bundan on yıl önceki ameliyatlar karından ya da vajinal yoldan yapılan ameliyatlardı. Özellikle vajinal yoldan yapılan ameliyatların da başarı oranı çok düşüktü. Yaklaşık beş yıllık olan bu ameliyatların başarı oranı %40 %50 civarındaydı. Yani hastaları ameliyat ediyorsunuz yarısı idrar kaçırmaya devam ediyor. Karından yapılanlarda başarı oranı daha yüksekti ama onda da hastanın genel anestezi alması ve karnın açılması gerekiyordu. Kan kaybı çok ve süresi uzundu. On beş yıl önce ilk uygulanmaya başlayan ameliyatlarla bir devrim olmuştur ve eski ameliyat yöntemleri bu gün artık kullanılmaz hale gelmiştir. Neden ? Çünkü yeniameliyat tipleri hem ameliyat süresini kısaltmakta hem hastaya vajinal yoldan yapılmakta karın açılmamakta hem de başarı oranları oldukça yüksektir. Hastanede kalmayı gerektirmemektedir. Tıbbi litaratürde on bir yıllık başarı oranları %90'ın üzerindedir. Bu nedenle bütün dünyada idrar kaçırmayla ilgili ameliyat sayısı bu ameliyat tipleri ortaya çıktıktan sonra artmıştır ve hastalar hem bu basit yöntemle yaşam kalitelerini yükseltmekte hem de yaşamlarının sonrasında idrar kaçırmamaktadırlar ve bu uzun döneme yayılmaktadır. Yine bu ameliyatlarda vurgulamamız gereken en önemli şeylerden biri de kısa sürmekte lokal anesteziyle yapılmakta ortalama 15-20 dk süren ameliyatlardır. Ve hastanın hastahanede kalmasını gerektirmezler.</video:description>
<video:view_count>743</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Idrar-Kacirmanin-Turkiyedeki-Gorulme-Sikligi-Nedir--278.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ali-fuat-demirci/idrar-kacirma/idrar-kacirmanin-turkiyedeki-gorulme-sikligi-nedir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110715004027915.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>İdrar Kaçırmanın Türkiyedeki Görülme Sıklığı Nedir?</video:title>
<video:description>İdrar kaçırmanın Türkiye'deki sıklığı oldukça yüksektir. Bunun nedeni de bizde genç nüfus doğurganlık oranı gelişmiş ülkelere göre fazladır ve idrar kaçırmanın öksürüp aksırmayla ilgili olan kısmı özellikle doğumla ilişkilidir. Zor ve uzamış doğumlar, iri bebek doğurma, hijyenik ve ehli olmayan insanların doğumu gerçekleştirmesi nedeniyle pellis tabanı zarar görmekte bu şekilde hasta öksürüp idrar kaçırmaktadır. Biz buna stres inkontinans diyoruz. Yani hastanın zorlandığında idrar kaçırmasıdır. Bu doğumla ilişkili olarak gelişmiş ülkelerde az oranda görünürken bizde çok daha yüksek oranlarda görülmektedir. Diğer bir idrar kaçırma şekli de acil idrar kaçırmadır yani hastanın tuvalete yetişememesi ve idrar kaçırmasıdır daha çok yaşlı nüfusun problemidir. Bu nedenle ülkemizde nüfusun genç olması doğurganlığın yüksek olması nedeniyle stres tipi idrar kaçırma daha fazla görülmekte, oysa gelişmiş ülkelerde acil idrar kaçırma tipi daha fazla görülmektedir. Bizim yaptığımız çalışmalarda Türkiye'de ortalama üretken dönemde çıkarımlarda yaklaşık %40'ında idrar kaçırma vardır. menepozdaki hastaların ise yarısından fazlasında vardır. Bunlar değişik derecelerdedir ama tedavi gerektiren ciddi idrar kaçırma bu populasyonun yaklaşık %10'unda vardır ve doktor yardımı gerektirir.</video:description>
<video:view_count>468</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Miyom-Nedir--279.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ali-fuat-demirci/miyom/miyom-nedir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110715103227915.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Miyom Nedir?</video:title>
<video:description>Miyom rahim duvarından kaynaklanan iyi huylu bir tümördür. NEden oluştuğunu bilmiyoruz fakat rahmin değişik bölgelerinde, iç yüzeyinde, rahim duvarının içerisinde ve dışarısında olabilir. Yaklaşık 5 kadından birinde görülmektedir. Görüldüğü alana göre bulgu vermektedir. Bunlar idrar torbasına bası yapıyorsa hastanın sık sık idrara çıkmasına neden olmaktadır, kalın bağırsağa bası yapıyorsa büyük tuvaletle ilgili sorunlar oluşturmaktadır, etraftaki organlara bası yaparsa pelviste bir bası yada top varmış gibi çevredeki organlara bası yaparak onlarla ilişkili bulgular ortaya çıkarmaktadır. Yİne hastanın tüplerine yakınsa kısırlığa neden olmaktadır, rahmin duvarında yada içerisinde ise hem kısırlığa hemde var olan gebelikte düşüğe neden olmaktadır. Bu şekliyle önemli bir hastalıktır.</video:description>
<video:view_count>713</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Miyom-Tedavisi-Nasil-Yapilir--280.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ali-fuat-demirci/miyom/miyomun-tedavisi-nasil-yapilir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110715115227915.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Miyom Tedavisi Nasıl Yapılır?</video:title>
<video:description>Miyomun ilaçla tedavisi yoktur bunun tedavisi ameliyattır. Değişik şekillerde ameliyatlar yapılabilir. Laparaskobik ameliyatlar yapılabilir eğer miyom alınması kolay ve dış yüze yakınsa laparaskobik yani kapalı ameliyatları tercih ediyoruz. Avantajları arasında hastada dikiş izinin olmaması, ameliyat sırasında kanamanın fazla olmaması, hastanın evine erken çıkması, işine erken dönmesi sayılabilir. Ama laparaskobik ameliyatlar her miyom vakasında yapılamaz örneğin rahim duvarın içindeyse dikiş atmak zor olduğu için laparaskobiyi kullanmasak da laparaskobik tekniklerini kullandığımız robotik cerrrahi ameliyatlarını yapabiliyoruz. Robotik cerrahide bildiğimiz gibi üç boyutlu görme avantajı, robot kollarının istediğimiz gibi dikiş atma avantajı, görüntüyü büyütme atantajı var. Bu avantajlar nedeniyle robotik cerrahiyle rahmin hemen hemen her yerinde olan rahim boşluğu dışındaki her yerinde olan ameliyatlar özellikle laparaskopiyle yapılamayan ameliyatlar yapılabilmektedir. Bir diğer yöntem de klasik, Açık yöntemdir. Karın kesilir miyom neredeyse alınır kapatılır ki bu da açık cerrahidir. Eskiden beri yapılan budur ama yeni yöntemler laparaskobik ve robotik cerrahidir. Eğer rahim içi boşluğunda bir miyom varsa ya da polif varsa onda da histereskopi dediğimiz kapalı yöntemle ameliyat yapılır. Rahim ağzından ışıklı bir boruyla girirlir önce miyom ya da polim görülür aletler yardımıyla keserek alınır. Bu da kapalı bir yöntemdir.</video:description>
<video:view_count>1124</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Meme-Diklestirme-Ameliyatindan-Sonra-Iz-Kalir-mi--1065.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/orhan-cizmeci/meme-estetigi/20-meme-diklestirme-ameliyatindan-sonra-iz-kalir-mi.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201112911254134211.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Meme Dikleştirme Ameliyatından Sonra İz Kalır mı?</video:title>
<video:description>Meme dikleştirme ameliyatından sonra mutlaka iz kalır. Eğer küçük bir delikten şişirilebilen bir protezle yapılıyorsa bu iş , protezin girdiği aşağı yukarı 3 cm'lik bir iz kalacaktır ama büyük protez konulacaksa içinde jel olan , daha büyük bir iz kalacaktır.Protez konulmadan küçük bir memede dikleştirme yapılacaksa , bunda iz daha büyük olacaktır.Çünkü deri zarfını daha fazla çıkartmak için , o küçük memeyi daha dar zarfa koymak için çok fazla deri çıkartılacak , bu da daha fazla iz demektir.Onun için jel şeklinde meme başının etrafında da iz olmak üzere , iz kalacaktır. Göğsün ameliyatla dikleştirildiği hasta çıplaksa anlaşılır .Çünkü hem sırf protez hem de protez artı yumuşak dokuların form edilmesiyle yapıldığı için mutlaka iz olacaktır.Ancak küçük bir delikten sadece protezle göğüs dikleştirilcekse , küçük bir göğüste , o zaman onu anlamak çok zor olabilir ya da meme başından girilip memenin altına girilerek meme dikleştiriliyorsa , o zaman anlaşılmayabilir.</video:description>
<video:view_count>1207</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Miyom-Hangi-Durumlarda-Tedavi-Edilir--281.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ali-fuat-demirci/miyom/miyom-hangi-durumlarda-tedavi-edilir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110715134027915.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Miyom Hangi Durumlarda Tedavi Edilir?</video:title>
<video:description>Miyomu olan her hastayı tedavi etmiyoruz. Hastada eğer şu bulgulardan biri varsa ancak o zaman ediyoruz. Birincisi eğer çok hızlı büyürse. Normalde hızlı büyüyen durumlarda sarkom dediğimiz kanser olma olasılığı artıyor. Miyomun kanser olma olasılığı çok düşüktür %1 civarındadır ama çok hızlı büyüyorsa o zaman bu yönüyle değerlendirilmesi gerkir. Büyüklüğü eğer üç aylık gebelik büyüklüğünden daha fazlaysa yani rahmi üç aylık gebelik kadar büyütmüşse o zaman ameliyat yapılması gerekir. Adet dışı kanamalara çok fazla neden oluyorsa ya da kanamaları arttırıp hastanın adet düzenini bozuyorsa, kısırlığaya da düşüğe neden oluyorsa o zaman da ameliyat yapılması gerekir.</video:description>
<video:view_count>610</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Kapali-Ameliyatin-Dezavantajlari-Varmidir--282.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ali-fuat-demirci/miyom/kapali-ameliyatin-dezavantaji-var-midir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110715151627915.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Kapalı Ameliyatın Dezavantajları Varmıdır?</video:title>
<video:description>Her hastaya uygulanamayabilir ve yine karın içi gaz doldurarak yapıldığı için bazı dahili rahatsızlıkları olan hastalara, ciddi kalp rahatsızlıkları olan hastalara, solunumla ilgili problemi olan hastalara uygulanamayabilir. Ve teknik olarak da ancak laparoskopiyi o konuda eğitim almış insanlarla yapması gerekir. Yani çok yaygın kullanılmamasının nedeni de eğitim süresinin uzun olmasıdır. Laparoskobik ameliyatlar açık cerrahiye göre bir miktar daha uzun sürmektedir.</video:description>
<video:view_count>457</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Kapali-Ameliyatlar-Jinekolojide-Hangi-Alanlarda-Kullanilabilir--283.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ali-fuat-demirci/miyom/kapali-ameliyatlar-jinekolojide-hangi-alanlarda-kullanilir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110715182227915.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Kapalı Ameliyatlar Jinekolojide Hangi Alanlarda Kullanılabilir?</video:title>
<video:description>Laparoskobik ameliyatlar jinekolojide hemen her alanda kullanılmaktadır. Açık olarak yaptığımız ameliyatların çoğunu artık laparoskobiyle yapabilmekteyiz. Bunların başında rahmin alınması gelmektedir.Eskiden keserek alınıyordu ama şu an günümüzdeki var olan teknolojiyle yani laparoskobiyle, kapalı sistemle rahim, miyomlar, çikolata kisti ve yumurtalığın diğer kistleri alınabiliyor. Kapalı ameliyatların sağladığı en önemli avantaj karında bir kesinin olmamasıdır. ikinci bir avantajı kanama miktarının az olmasıdır. Üçüncü avantajı ise dokuları büyüterek gördüğümüz için daha kontrollü çalışabilmemiz dokulara dokunabilmemizdir. Dördüncü avantajı hasta hem hastaneden erken taburcu edilir hem de işine erken döner. Bu avantajları nedeniyle laparoskobik cerrahi kullanılır. Özellikle son yıllarda laparoskobik cerrahinin bir şekli olan robotik cerrahi kanser ameliyatının hemen hepsinde kullanılmaya başlamıştır. Özellikle rahim ağzı ve rahim kanserinin tedavisinde gelişmiş merkezlerde yaygın olarak kullanılmaktadır.</video:description>
<video:view_count>534</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/HPV-Enfeksiyonlari-Nedir--284.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ali-fuat-demirci/rahim-agzi-problemleri/hpv-enfeksiyonlari-nedir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110715262127915.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>HPV Enfeksiyonları Nedir?</video:title>
<video:description>HPV human papilloma virüsün kısaltılmasıdır. Yaklaşık iki yüzden fazla HPV ajanı vardır. HPV bir virüstür ve tamamına yakını cinsel ilişkiyle bulaşır. HPV enfeksiyonlarının bilinen en önemli hastalığı rahim ağzı kanseridir. Rahim ağzı kanseri olan hastaların %99'unda HPV saptanmıştır. Bu da şu anlama gelir rahim ağzı kanserinin tamamına yakın en önemli nedeni homa papilloma virüsü yani HPV enfeksiyonlarıdır. HPV virüsünün değişik tipleri vardır. Vajinada vajen girişi vulvada siğillere neden olmakta bir kısmı ise transformasyon zoru dediğimiz rahim ağzında iki bölgede kanserin öncül lezyonlarını oluşturmaktadır eğer tedavi edilmezse de kansere doğru gitmektedir. HPV enfeksiyonlarının altı ve on biri genital siğil yapar. Özellikle korunmasız prezervatif kullanılmayan ilişkilerde bu durumla çok sık karşılaşılır. Gözle görüleni genital siğillerdir ama bunun dışında diğer HPV tipleri de rahim ağzında kansere doğru gidişteki öncül lezyonları başlatıyor. Bunlar rahim ağzı kanserinde %70 oranında sorumlu olan 16 ve 18 tipidir. yani HPV'nin 16 ve 18 tipi HPV'nin %70'inden sorumludur. Bu nedenle HPV enfeksiyonları kadınlar için önemlidir. Mutlaka tanının konulması gerekir ona göre bir takip ya da tedavi planının yapılması gerekir.</video:description>
<video:view_count>561</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/HPV-Enfeksiyonu-Nasil-Anlasilir--285.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ali-fuat-demirci/rahim-agzi-problemleri/hpv-enfeksiyonu-nasil-anlasilir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110715294327915.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>HPV Enfeksiyonu Nasıl Anlaşılır?</video:title>
<video:description>HPV enfeksiyon bulguları nasıl anlaşılır?Bu eğer HPV'nin siğil yapan tipinin bir enfeksiyonu varsa bu gözle görülür.Normalde vajen girişinde bazen vajenin içinde siğilleri gözle görmek mümkündür.Bu HPV enfeksiyon bulgusudur.Bunun dışında rahim ağzında kanser ve öncülü oluşturan HPV enfeksiyonlarında ise bulgu yok gibidir.Hastanın rutin taramalarında normalde cinsel ilişkide bulunan her kadının yılda 1 kez simir aldırması gerekir.Pap simir dediğimiz rahim ağzından bir sülüntünün alınması gerekir.Bu sülüntüde dolaylı olarak bize HPV enfeksiyonu konusunda bir fikir verebilir.Bu simirde eğer HPV enfeksiyonunu düşündüren bulgular varsa o zaman hekim ya rahim ağzında tekrar değerlendirdiğinde kolposkopi yapabilir ki bu mikroskopla rahim ağzını büyüterek bazı maddeler uyguladıktan sonra değerlendirilmesidir.Kanser öncülerini bu şekilde görebiliyoruz kolposkopiyle.Ya da HPV tiplendirmesi yapabiliyoruz.Yine eğer bu kolposkopide bir takım bulgulara rastlıyorsak hastada HPV tiplendirmesi yapıyoruz.Bize aldığımız örnekte laboratuvar şu tipler enfeksiyonu düşündürüyor şu tipler pozitif diye bize rapor veriyor.O şekilde bir HPV enfeksiyonunu saptamış oluyoruz.</video:description>
<video:view_count>828</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/HPV-Enfeksiyonlarindan-Nasil-Korunulur--286.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ali-fuat-demirci/rahim-agzi-problemleri/hpv-enfeksiyonundan-nasil-korunulur.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110715310427915.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>HPV Enfeksiyonlarından Nasıl Korunulur?</video:title>
<video:description>HPV enfeksiyonundan korunmanın tek yolu prezervatiftir.Yani bariyer yöntemleridir.Bariyer yöntemleri kullanılmayan her ilişkide HPV enfeksiyonu eğer birinde varsa diğerine geçebilir.Bu nedenle en önemli korunma bariyer yöntemleridir, prezervatiftir.Mutlaka prezervatif kullanılması gerekir.Özellikle güvenli olmayan cinsel ilişkilerde olmazsa olmazdır prezervatif.Hatta prezervatif kullanılan ilişkilerde bile az da olsa geçme olasılığı vardır.Bunların dışında HPV enfeksiyonlarından korunmanın yolu özellikle son yıllarda kullanılmaya başlanan HPV aşılarıdır.Bunlar rahim ağzı kanseri aşısı diye de piyasada lanse edilen aşılardır.Bunlardan kasıt şudur HPV aşılarında, şu an piyasa da 2 tip HPV aşısı vardır.1 rahim ağzı kanserinden sorumlu olan yani HPV tip 16 ve 18 enfeksiyonlarından koruma sağlayan bir aşıdır.Diğeri ise hem 16-18 tipinden koruma sağlayan hem de genital siğil nedeni olan 6 ve 11'e karşı koruma sağlayan tipidir.Yani elimizde 2 aşı var biri 16 ve 18'e karşı koruyor ki bu %70 rahim ağzı kanserinden sorumludur.Diğeri ise %90 rahim ağzı kanserinden sorumlu olan 6 ve 11'e karşı koruma sağlıyor.Bu aşılar Dünya'nın gelişmiş ülkelerinde bütün popülasyona genç kızlara yapılmaktadır.Başlangıçta 9 ve 26 yaş arası aşılamaya uygun bulundu.Özellikle genç kızlar için ya da ergenliğe yakın olan kızlar için 12-13 yaş uygun olduğu söyleniyor aşı yaşının başlamasının.3 doz şeklinde yapılıyor bu aşılar.Ve en az 5 yıl koruma sağladığı söyleniyor.Bunun dışında yapılan çalışmalarda 26 yaşın üzerinde de bir koruma sağladığı saptanmış.Ve şu an önerilen 45 yaşa kadar bu aşıların uygulanmasıdır.Eğer mümkünse ilk cinsel ilişkiden önce kızların aşılanması mümkün değilsede bu HPV tiplerinden hangisini alındığını ya da almadığını bilemediğimiz içinde ileri yaşalarda mutlaka cinsel aktif olsalar bile aşılanmalarını öneriyoruz.Demek ki HPV enfeksiyonlardan korunmanın 2 yolu var.1 güvenli ilişki ya da belki tek eşlilik bu anlamda güvenli ilişki, rezervatif.2.'si de aşılar HPV enfeksiyonlarından koruyor.</video:description>
<video:view_count>574</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Rahim-Agzi-Nedir--287.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ali-fuat-demirci/rahim-agzi-problemleri/rahim-agzi-nedir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110715320227915.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Rahim Ağzı Nedir?</video:title>
<video:description>Rahim ağzı yaraları normalde vajinanın iç yüzeyini yassı epital hücreleri döşer.Vajina epiteli vajina tepesinden rahim ağzıyla birleşir ve rahim ağzı kanalının içine de tek katlı prizmatik epitel döşer.Bu 2 epitel dokusu yani vajeni ve rahim ağzı kanalını döşeyen bu 2 epitel dokusu rahim ağzında karşılaşır.Biz buna transformasyon zonu diyoruz.Bu transformasyon zonu ya da 2 epitelin karşılaşma bölgesi rahim ağzı kanserlerinin başladığı noktadır.Hareket halindedir burası sürekli.Bu bölge eğer bir travmaya enfeksiyona ya da başka bir etkenle karşılaşırsa bu bölgede doku kaybı oluyor.Ya da doku dışarıya doğru dönüyor biz buna rahim ağzı yarası ya da erozyon diyoruz.Normalde vajen içini döşeyen epitelin salgı yapma yeteneği yoktur.Ama rahim ağzı kanalı içini döşeyen epitelin salgı yapma yeteneği vardır.Ve vajen asit rahim ağzı kanalı pH'ı bazdır.Eğer rahim ağzı kanalını döşeyen tek katlı prizmatik epitel ki bu salgı yapar bu vajene döndüğünde vajenin asit ortamıyla karşılaştığında sürekli salgı yapar.Ve rahim ağzı yaraları vajinal akıntılara neden olur.Yine bir enfeksiyon ajanın gelip orada enfeksiyon yapmasını kolaylaştırır.Bu nedenle önemlidir.Rahim ağzı yaralarında eğer erozyon varsa hastada en önemli bulgusu akıntıdır.Bu bazen kanlı olabilir.İlişkiden sonra kanama ve ağrı olabilir.Bunlarda en önemli tedavi şekli o bölgenin yani defekt alanı oluşan yassı epitel hücresinin döşemesi gereken bölgenin tahrip edilmesidir.Yeniden orada yassı epitel hücrelerinin gelişmesi sağlanmasıdır.Bu değişik şekillerde olabilir.Ya elektrokoterle olmaktadır ya kryo terapi dediğimiz dondurarak yapılmaktadır.Ya da lazerle yine orada ki bölge tahrip edilmektedir.Bu tedaviler sonrasında yeniden içeride ki tek katlı prizmatik epitelin yassı epitele dönme potansiyeli vardır.Yassı epitelinde kendini yenileme potansiye vardır.Orada yeniden yassı epitel oluşur ve hastanın klinik bulguları şikayetleri ortadan kalkar.</video:description>
<video:view_count>1144</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Akinti-Nedenleri-Nelerdir--288.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ali-fuat-demirci/vajinal-akinti/akinti-nedenleri-nelerdir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110715401527915.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Akıntı Nedenleri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Akıntı nedenleri genelde fizyolojik nedenler dışında yani 2 adetin tam ortasında ki yumurtlama döneminin dışında ki akıntılar eğer kokulu ve kaşıntıya, diğer bulgulara neden oluyorsa bunlar tedavi eilmesi gereken akıntılardır.Ve nedenleri genelde mikrobiktir.Bunlar arasından bizim en sık karşılaştığımız mantar enfeksiyonları yani vajinada mantar mantar enfeksiyonlarının olması ki normalde vajinada mantar sporları vardır.Vücut direncinin düşmesi ya da diğer nedenlerle bunlar aktive olur ve enfeksiyon yapar duruma gelirler ve mantar enfeksiyonu olur.Mantar enfeksiyonlarının en önemli bulgusu kaşıntıdır.Bir 2. önemli bulgusuda kaşıntıyla birlikte süt kesiği gibi kıvamlı beyaz bir akıntının olmasıdır.Genellikle vajen pH'ı bozulduğunda ortaya çıkar.Tedavisinde de eş tedavisin birlikte yapılması gerekir.Bir diğer neden trikomonas vajinalis dediğimiz bir parazittir.Bu da cinsel ilişkiyle bulaşabildiği gibi hijyenik nedenlerle de bulaşabilir.Bunda akıntı biraz daha farklıdır.Daha koyu renkli yeşil köpüklü ve kötü kokulu olabilir.Bunun tedavisinde de yine vajinal yoldan ve ağızdan ilaçlar kullanıyoruz.Bazı hastalara bu enfeksiyonlar da erkeğinde yani partnerinde tedavi edilmesi gerekir.Yine bakteriler tarafından oluşturulan vajinal enfeksiyonlar var.Bunlarında genellikle bakteri tarafından başladığında diğer ajanlar da devreye girebilir.Ve mikst enfeksiyon dediğimiz karma enfeksiyonlar görülebilir.Karma enfeksiyonların tedavisinde de yine bütün bu enfeksiyon yapan ajanlara yönelik tedavi uygulanması gerekir.Bunların bir kısmı cinsel ilişkiyle de bulaşabildiği için partner tedavisi de gerekir.Bunların dışında yine akıntıya neden olabilecek cinsel ilişkiyle bulaşan Neisseria gonore dediğimiz bel soğukluğu ve ilişkiyle bulaşabilen bir hastalık vardır.Yine üreoplazma ürealitikum dediğimiz enfeksiyon ajanlarıyla oluşan enfeksiyonlarda vajinal akıntılara neden olabilir.Ve bunlarda eş tedavisi partner tedavisi şarttır.</video:description>
<video:view_count>779</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Gebelik-Sirasinda-Akinti-Gorulebilir-mi--290.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ali-fuat-demirci/vajinal-akinti/gebelik-sirasinda-akinti-gorulebilir-mi.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110715431027915.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Gebelik Sırasında Akıntı Görülebilir mi?</video:title>
<video:description>Gebelik süresince vajinal akıntı görülebilir. Özellikle gebeliğin ortasında 24-28. haftalar arasında vajinal akıntı görülebilir. Bunun şu önemi vardır genelde aynı dönemde erken doğum belirtisi olan bebeğin içinde yüzdüğü sıvının gelmesi de görülebilir, biz buna erken membran rüptürü diyoruz. Bebeğin içinde yüzdüğü sıvının bir şekilde zarın delinerek vajenden sıvı gelmesidir. Bu bazen bardaktan boşalırcasına çok miktarda olabilir bazen de çok az miktarda olabilir. Bu ikisinin birbirinden ayrılması için önemlidir ama her gebenin bilmesi gerekir ki özellikle gebeliğin ortasında 24-28. hafta arasında akıntı artar ve bu akıntının diğeri ile karıştırılmaması gerekmektedir. Eğer bol miktarda su gibi gelen akıntı varsa bebekle ve bebeğin içerisinde yüzdüğü sıvı ile ilgili bir problem vardır. Ama bundan bağımsız bir akıntı varsa ve bu kokusuzsa bu normal kabul ettiğimiz bir akıntıdır.</video:description>
<video:view_count>879</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Vajinal-Akinti-Durumlarinda-Doktora-Basvurmak-Gerekir-mi--291.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ali-fuat-demirci/vajinal-akinti/vajinal-akinti-durumlarinda-doktora-basvurmak-gerekir-mi.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110715451827915.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Vajinal Akıntı Durumlarında Doktora Başvurmak Gerekir mi?</video:title>
<video:description>Vajina akıntı durumlarında mutlaka doktora başvurmak gerekir. Renksiz, kokusuz yumurtlamayla ilişkili iki adetin tam ortasında 28 gün adeti süren bir kadının 14.günde olan yumurtlama dönemi dışındaki akıntılar eğer birlikte kaşıntı ve koku varsa mutlaka tedavi ettirmelidirler. Ve bu bağlamda da hekime başvurması gerekir.</video:description>
<video:view_count>696</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Vajinal-Akintilar-Hastalik-Belirtisi-midir--292.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ali-fuat-demirci/vajinal-akinti/vajinal-akintilar-hastalik-belirtisi-midir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110715470327915.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Vajinal Akıntılar Hastalık Belirtisi midir?</video:title>
<video:description>Vajinal akıntılar her zaman hastalık belirtisi değildir. Normalde üretim ÇAğındaki kadınlarda vajinal akıntıların olduğu dönem vardır. Bu ovilasyon yani yumurtlama dönemidir. İki adetin tam ortasında yirmi sekiz günde adet gören bir kadın için yumurtlama dönemi on üç on dördüncü gündür. Bu on üç on dördüncü günde özellikle renksiz, kokusuz bir akıntının olması normaldir ama bu dönem dışında akıntının olması özellikle kokulu ve bunla birlikte kaşıntılı olması, beyaz ya da koyu renkte veya yeşil renkli akıntı olması anormaldir ve tedavi edilmelidir.</video:description>
<video:view_count>655</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Genital-Estetik-Icin-Cok-Basvuru-Oluyor-mu--293.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ali-fuat-demirci/vajinal-estetik/genital-estetik-icin-cok-basvuru-oluyor-mu.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110715544027915.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Genital Estetik İçin Çok Başvuru Oluyor mu?</video:title>
<video:description>Genital estetikle ilişkili başvuru oldukça fazla ve toplumun her kesiminden olmakta.Bunun nedeni de bazı hastalar görüntüyle ilişkili sorunlar olmasına karşın bazı hastalar da fonksiyonla ilgili sorunlar vardır.Örneğin bazı hastalarda küçük dudakların çok uzun ve büyük olması nedeniyle mayo veya bikini giydiğinde dışarıdan fark edilmesi.Yine at ve bisiklet binen kadınlarda bunların ağrılara neden olması.Cinsel ilişki sırasında katlanarak vajinaya girmesi ve sorun oluşturması.Bazı hastalarda ki bir hastam böyle başvurmuştu ben idrarımı yaptığımda idrarım hep fark yönlere gidiyor tam karşıya gitmiyor diye başvurmuştu bu da bir neden olabilir yani idrarın akışını engellemesi.Bunlar fonksiyonel problemler.Bunun dışında da en sık yaptığımız küçük dudakların gereğinden fazla uzamaması ve onu normal boyutlara indirmemiz.</video:description>
<video:view_count>456</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Vajinal-Estetik-Nedir--294.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ali-fuat-demirci/vajinal-estetik/vajinal-estetik-nedir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110715554527915.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Vajinal Estetik Nedir?</video:title>
<video:description>Vajinal estetik özellikle kadınlarda küçük dudakların uzun olmasına bağlı bu küçük dudakların kısaltılmasıdır.Bunun dışında klitorisi kapatan bizim prepisyum dediğimiz bazı kadınlarda çok katlantılı oluyor ve klitorisin üzerini kapatıyor.Bu dokunun azaltılması operasyonuda yine vajinal estetik operasyonlarından biridir.Bunun dışında büyük dudakların bazı kadınlarda normalde içi yağla doludur ve kabarıktır kabarık olmaması içerisinin yağ enjeksiyonlarıyla kabartılması.Yine pubisin bir miktar kabartılması vajinal estetik ameliyatlar içine giriyor.</video:description>
<video:view_count>640</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Vajinal-Estetik-Sadece-Estetik-Icin-mi-Yapilir--295.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ali-fuat-demirci/vajinal-estetik/vajinal-estetik-sadece-estetik-icin-mi-yapilir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110715572327915.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Vajinal Estetik Sadece Estetik İçin mi Yapılır?</video:title>
<video:description>Vajinal estetik hastanın genelde dış görünüşüyle ilgili genital organın dış görünüşüyle ilgili hoşuna gitmeyen şeyin düzeltilmesidir.Ama bunun yanında özellikle vajen genişlemelerinde normal doğuma bağlı vajinada olan genişlemelerde aynı zamanda fonksiyonel amaçlada vajenin daraltılma ameliyatları vardır.Bunlar fonksiyonel amaçla özellikle vajenin fonksiyonlarının yerine getirilmesi amacıyla yapılan ameliyatlardır.Ama dış genital organlarda yani küçük dudaklar büyük dudaklar ve klitoris civarında ki ameliyatlar daha çok görüntüyle ilişkili estetik ameliyatlardır.</video:description>
<video:view_count>635</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Bakire-Olan-Kisilerde-Akinti-Gorulur-mu--296.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ali-fuat-demirci/vajinal-akinti/bakire-olan-kisilerde-vajinal-akinti-gorulur-mu.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110716020327916.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Bakire Olan Kişilerde Akıntı Görülür mü?</video:title>
<video:description>Bakire olanlarda da normal üretim çağında ki bir kadında yumurtlama döneminde akıntının olması normaldir.Bu spermin serviksi ve vajeni geçip rahim ağzını ve rahmi geçip yumurtayla buluşması için gerekli bir şeydir.Dolayısıyla her kadında yumurtlama döneminde şeffaf kokusuz sümüksü bir akıntının olması normaldir.Bu döllenmenin gerçekleşmesi için gerekli bir şeydir.Bu bağlamda da bakire kadınlarda yumurtlama dönemlerinde akıntı görülebilir.Eğer bu akıntı kokulu ve renkli değilse normal kabul ediyoruz.</video:description>
<video:view_count>671</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Arpacik-Neden-Olur--329.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/akin-banaz/arpacik/arpacik-neden-olur-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110814275528014.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Arpacık Neden Olur?</video:title>
<video:description>Arpacık, göz kapağında oluşmuş olan ufak kiste verilen isim. Halk arasında bilinen bir adı var. Yüzümüzde çıkan sivilcenin gözkapağında çıkan şeklidir aslında. Gözkapağında ufak bir gözyaşı salgı bezinin tıkanmasıyla oluşuyor. İlk iltihap olduğu dönemde şiş ve kızarıktır. Ağrıya da sebep oluyor. Sonrasında iltihap geçtikten sonra orda bir şişlik kalıyor. Bunun adı Şalazyon ya da Arpacık. Şimdi bunun oluş sebebinin en önemlisi kişinin bünyesi ve bünyeye bağlı sıklıkla oluşan kirpik dibi iltihabı. Onun için kirpik dibi iltihabı varsa eğer öncelikle onun tedavi edilmesi gerekir. Aksi takdirde tedavi edilmeyen kirpik dibi olan kişilerde, tekrarlayan arpacıklarla karşılaşmamız söz konusu. Aynı sivilce gibi demiştik. Onun için hormonal değişiklikler örneğin ergenlik dönemi, hamilelik, kişinin sıkıntılı anları, uykusuz kaldığı anlar ki buna bağlı gözyaşı salgısında da bir azalma oluyor. Beslenme alışkanlıkları, aşırı yağlı beslenme, bunlar hep aslında arpacığın çıkmasını tetikleyen faktörler. Kişide bir kez arpacık çıktıysa %20 ihtimalle tekrar çıkma ihtimali olabiliyor. Arpacığın tedavisiniz ikiye hatta üçe ayırmak gerekiyor. Birinci tedavisi ilaçla yapılan tedavi, eğer kirpik dibi iltihabı varsa bu ilaçla tedavi edilmelidir. Arpacığın ilk döneminde ağrı ve kızarıklık varken sıcak pansuman çok önemli bir tedavidir. Çünkü daralmış, tıkanmış olan kanalın, doğrudan sıcağın etkisiyle genişleyip iltihabın boşalmasına sebep oluyor. Ama kişide ağrı, şişlik ve kızarıklık yoksa sıcak pansuman yapılsa da onun bir etkisi olmaz.kistleşme olduktan sonra, kistleşmenin bulgusu ne tamamen bembeyaz olması, ağrı olmaması, yalnızca şişlik olması, o zaman artık biz onun bir kist haline geldiğini düşünüyoruz. Kist haline geldiğinde ancak cerrahi tedaviyle mevcut olan kistin, kapsülü ile beraber alınması yalnızca boşaltılması değil duvarlarıyla beraber bir bütün olarak alınmasıdır. Onun için arpacık tedavisinde kistleştiği andan itibaren kirpik dibi iltihabını mutlaka tedavi etmek gerekiyor. Olabilir de olmayabilir de, çünkü bu yeni kistlerin çıkmasını önlemek için. Ama orda mevcut kist haline gelenler ilaç tedavisi ile gerilemez. Ancak onları cerrahi müdahaleyle almak mümkün. Ama eğer kist haline gelmeden ağrılı, kızarık ve şişse o zaman sıcak pansuman ile arpacığı tedavi etmek mümkün.</video:description>
<video:view_count>1707</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Diyabet-Nedir--297.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tahir-haytoglu/diyabet/diyabet-nedir-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110717134027917.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Diyabet Nedir?</video:title>
<video:description>Diyabet şeker hastalığı vücudumuzun enerji sistemlerini düzenleyen mekanizmasıyla ilgili bir rahatsızlık.Glikoz yani kan şekeri bizim vücudumuzda hücrelerimiz için bir enerji birimi.Arabalar benzin kullanır hücrelerimiz glikoz kullanır yakıt olarak.Biz yemek yediğimiz zaman bu yemek yeme işini fizyolojik anlamda 2 sebepten ötürü yapıyoruz.Biri vücudumuzun kendisini yenileyebilmesi için gerekli olan yapı taşlarını alıyoruz gıdalardan.Bir de vücudumuzun enerji ihtiyacını karşılıyoruz.Yiyeceklerin içerisinde ki karbonhidratlar enerji kaynağı olarak kullanılır.Mesela biz karbonhidratları yedikten sonra bağırsaklarda parçalanır emilir karaciğere gelir.Karaciğer vücudumuzun fabrikası gibi çalışır.Karbonhidratları glikoza çevirip kana verir.Glikoz kanda dolaşmaya başların.Glikozun hücre içerisine gelebilmesi için insülin hormonuna ihtiyaç var.Pankreas bu esnada insülin salgılar.İnsülin hücrenin kapısını açar ve glikoz hücre içerisine girer ve hücre tarafından enerji kaynağı olarak kullanılır.İşte bu mekanizmada bir aksama varsa glikoz hücre içerisine giremeyip damarlarda birikiyorsa ölçtüğümüzde yüksek çıkar buna diyabet diyoruz şeker hastalığı.İki türlü diyabet vardır.Tip1 tip 2 diyabet diye ayırırız.Tip 1 diyabette ki problem vücudun insülin üretememsi insülin yoksa kapı açılmaz glikoz hücre içerisine giremez.Bu hastaların dışarıdan insülin alma zorunluluğu vardır.Tip 2 diyabette ise diyabet hastalarının %90-95'inde görülen diyabet türünde problem daha karmaşıktır.Asıl mesele vücutta insülin üretememesi değil hücrelerin insülini iyi algılayamaması.Buna insülin direnci diyoruz.Pankreas bu insülin direncini kompanse edebilmek için daha fazla insülin salgılar.Böylelikle başlangıçta glikozu hücre içerisine sokabilir.Ancak zaman içerisinde yaş ilerledikçe yıllar içerisinde yavaş yavaş pankreas bir anlamda yorulur ve bu direnci kıracak miktarda insülini salgılayamadığı noktada glikoz yükselir ve diyabeti teşhis ederiz.Gebelik diyabeti ya da gestasyonel diyabet tip 2 diyabete benzer.Bütün gebelikler de insülin direnci artar.Pankreasın bunu kompanse etmesi gebelik süresince daha fazla insülin salgılaması gerekir.Eğer kişinin insülin rezervleri pankreasın insülin salgılama kapasitesi kısıtlı ise gebelikte artan bu ihtiyacı karşılayamadığı takdirde yapılan taramalarda glikozun yükseldiği görülür ve gebelik diyabeti teşhis edilir.Gebelik diyabetinin tedavi edilmesi gebelik süresince olur ve gebelik ortadan kalktıktan sonra bittikten sonra insülin direnci azalınca pankreas tekrar şekeri kontrol altında tutabilecek duruma gelir.Ancak kişide böyle bu şekilde gebelikte ortaya çıkan bir diyabetin olması uzun vade de yıllar sonra onda diyabetin görülme ihtimalinin toplum geneline göre biraz daha fazla olduğununda bir göstergesidir.O yüzden kişinin bu konu da önlem alması dikkatli olması gerekir.</video:description>
<video:view_count>563</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Diyabet-Teshisi-Nasil-Konur--298.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tahir-haytoglu/diyabet/diyabet-teshisi-nasil-konur-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110717145327917.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Diyabet Teşhisi Nasıl Konur?</video:title>
<video:description>Diyabet teşhisini koymak için kanda glikoz değerlerine bakmak gerekir.Kan tahlilleriyle konur.Çoğu zaman rutin taramalar da ya da check up da glikoz tahlillerinde diyabeti teşhis ederiz.Teşhis için açlıkta yapılan kan şekeri ölçümünün en az 8 saatlik bir açlık sonrasında sabah erken saatler de yapılan kan şekeri ölçümünün 126'nın üzerinde çıkması diyabet tanısını koymak için yeterlidir.Ancak 126'nın üzerinde ki bir değer tekrar edilmeli ve 2. sefer bir açlık şekerinin 126'nın üzerinde çıktığının teyid edlmesi gerekir.Veya gelişigüzel gün içerisinde herhangi bir saatte yapılacak olan şeker ölçümünde 200'ün üzerinde olan bir değerin saptanması gene diyabetin tanısını koymak için yeterlidir.Bazen diyabet tanısını koymak için doktor şüphe ettiğinde glikoz tölerans testi isteyebilir.Bu testte kişiye ağızdan limonata şeklinde bir 75 gr. glikoz içeren bir sıvı verildiğinde vücudunun verdiği cevabı belli zaman aralıklarında glikoz değerlerini ölçerek bakarız ve 2. saat değeri eğer kişi de bu glikoz tölerans testinde 200'ün üzerinden seyrediyorsa gene diyabet tanısını koymak için yeterlidir.Bu glikoz metabolizmasıyla ilgili tanımlamalarda açlık kan şekeri en sık kullandığımız en pratik yöntem.Ve açlık kan şekerinin 70 ile 100 arasında seyretmesini bekleriz normal sağlıklı bireylerde.126'nın üzerindekini diyabet olarak adlandırırız.100 ile 126 arasında ki değer bizim için bozulmuş glikoz töleransı ya da bozulmuş açlık glikozu veya pre diyabet olarak adlandırılır.Aynı şekilde glikoz tölerans testi yapıldığı takdirde 2. saatte ki glikozun 140'ın altında seyretmesi beklenir.140 ile 200 arasında ki değerde gene bozulmuş glikoz töleransı ya da pre diyabet olarak adlandırılır.Son yıllarda ayrıca hemoglobin a1c dediğimiz son 3 aylık dönemde ki ortalama şeker hakkında bize fikir veren bir kan tahlilide tanısal amaçlı kullanılabilmektedir.Bu hemoglobin a1c'nin normal değeri 4 ile 6 arasında seyrederken 6,5'un üzerinde seyretmesi durumunda gene diyabet tanısını koyabilmekteyiz.</video:description>
<video:view_count>1063</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Diyabet-Nasil-Tedavi-Edilir--299.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tahir-haytoglu/diyabet/diyabet-nasil-tedavi-edilir-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110717164027917.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Diyabet Nasıl Tedavi Edilir?</video:title>
<video:description>Diyabet kompleks bir hastalık.Farklı da türleri var.Ama çoğu insanda gördüğümüz tip 2 diyabet, tip 1 diyabet içinde tedavi prensibi farklı değil.Diyabetin tedavisinde amaç organ hasarını engellemek.O yüzdende bunun için multifaktoriyel bir yaklaşım gerekir.Burada kastedilen kişinin şekerini kontrol altına almak gerekir.O yüzden şekerin kontrol altına alınacağı şekilde bir tedavi ama aynı zamanda vücutta hasar yapan damar duvarlarında harabiyet organlarda hasar yapan diğer faktörleride kontrol altına almak gerekir.O yüzden kişinin kolesterol değerlerinin kontrol altına laınması gerekir.O yönde tedavi gerektiği durumlarda ihmal edilmemeli.Aynı zaman da tansiyon kontrol altına alınmalı.Diyabeti tedavi ederken vücutta hasar ve harabiyet yapacak bir diğer önemli faktör yüksek tansiyon.Ve yüksek tansiyonda sıklıkla diyabet hastalarında görülür.Onu da tedavi ermek gerekir.Bu tedavilerde farklı farklı ilaçlar kullanılır.Glikoz kontrolünü sağlayacak ilaçlar, kolesterol kontrolünü sağlayacak ilaçlar ve tansiyon kontrolünü sağlayacak ilaçlar.Aynı zamanda vücutta hasar ve harabiyet yapımı oluşmasını engelleyecek aspirin gibi ilaçlarda kullanmak gerekebilir.Bütün bunların yanında diyabetin tedavisinin olmazsa olmazları arasında kişinin sağlıklı bir yaşam sürmesi sigara içmemesi kilosunu kontrol altında tutmaya çalışması düzenli egzersiz yapması beslenmesinde sağlıklı yiyecekleri tercih etmesi porsiyonları kısıtlaması küçük porsiyonlarla beslenmesi birden büyük bir öğün yemeden küçük porsiyonlarla az az sık sık şeklinde beslenmesi diyabet tedavisinin bir parçasıdır.O yüzden diyabet tedavisi dediğimiz zaman bütün bunlar hepsi birarada ele alınması ayrı ayrı üzerinde durulması gerekir.</video:description>
<video:view_count>487</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Tip-1-Diyabette-Tedavi-Secenekleri-Nelerdir--300.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tahir-haytoglu/diyabet/tip-1-diyabette-tedavi-secenekleri-nelerdir-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110717180527917.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Tip-1 Diyabette Tedavi Seçenekleri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Tip 1 diyabette altta yatan problem vücudun insülin salgılayamaması.O yüzden tedavi olarak yaptığımız vücudun salgılayamadığı insülini kişiye geri vermek.Ana prensip vücudun yapmış olduğu insülin salgılamasını taklit etmektir.O yüzden vücudumuzun nasıl insülin salgıladığına bir bakmak lazım.Vücudumuz normalde sürekli belli bir miktar insülin salgılar.Biz uykudayken yemek yemediğimiz dönemde de vücudumuz çalışıyor beynimiz kalbimiz atıyor ve bunlar glikoz kullanıyorlar o yüzden karaciğer belli bir miktar glikozu bu organların enerji ihtiyacını karşılamak için üretir kana verir.Aynı şekilde bu glikozun hücreler tarafından kullanılabilmesi içinde pankreas belli bir miktar insülin salgılar.Bu insüline biz bazal insülin diyoruz.Ondan sonra her yemek yediğimiz de ne yediğimize ne kadar yediğimize bağlı olarak bir insülin salgılaması olur ve pankreas bunu kanda ki şekeri belli bir aralıkta tutmak için yapar.Bunada bonus insülin diyoruz kahvaltıda öğlen yemeğinde akşam yemeğinde.O yüzden tedavi de farklı farklı insülinleri kullanırken bu insülinler arasındaki farklılık enjeksiyon yapıldıktan sonra bu insülinin ne kadar süre de kana karışır enjeksiyondan sonra ne zaman maksimum etkiye ulaşır ve enjeksiyondan ne kadar sonra etkisi kaybolur.Bu özelliklerine göre insülinler ayrılır.O yüzden bazal insülin ihtiyacını karşılayacak şekilde uzun etkili insülinleri kişiye veririz.Ve aynı zamanda da kısa etkili insülinleri yemeklerle beraber salgılanacak bonuz insülini taklit edilecek şekilde kullanılır.İnsülin tedavisi dediğimiz zaman standart insülin tedavisi diye adlandırılan karışım insülinlerinin kısa ve uzun etkili insülinin birarada bulunduğu insülin türlerinin kullanılmasıyla verilen tedavi bu genellikle günde 2 defa yapılan enjeksiyon şeklinde olur kahvaltıda ve öğlen yemeğinde.Kahvaltıda yapılan enjeksiyonda uzun etkili sabah başlayan bir bazal insülini ve öğlen saatlerinde artacak bonusu karşılarken akşam saatlerinde de verilen enjeksiyon gece boyuncaki bazal insülini karşılar.Ve onlarda ki kısa etkililerde kahvaltı ve akşam yemeğini karşılar.Bir de çoklu insülin tedavisi dediğimiz tedavi şekli vardır.Burada bazal ve kısa etkili insülin uzun ve kısa etkili insülin birbirinden ayrılır.Bazal etkili insülin gece yatarken verilir.Ve kısa etkili insülini sabah öğle akşam yemeklerden önce şeklinde kullanırız.Bu tedavi de yemekle beraber yapılacak insülinin dozunu kişi yemek miktarına yemek öncesinde ki kan şekeri değerine ve yemekten sonra nasıl bir aktivite içerisinde olacağına bağlı olarak ayarlar ayarlamayı öğretiriz ve o şekilde tedaviye devam edilir.Ayrıca bir de insülin pompası aracılığıyla yapılan insülin tedavisi vardır.İnsülin pompası küçük bir bilgisayar bu bilgisayarın bağlı olduğu bir kanül cilt altına yerleştirilmiş küçük bir plastik iğne aracılığıyla insülin infizyonu sağlanır.Bilgisayara biz insülini nasıl infizyon yapılması gerektiğini programlarız.Ve bazal insülin ihtiyacını devamlı bir şekilde insülini değişen saatlerde değişik şekillerde verebilmek kaydıyla yaparken yemeklerden önce ne kadar insülin yapacağını bilgisayara söylememiz gerekir o yüzden komut girilir.5 ünite yap 6 ünite yap 10 ünite yap gibi.Ve o bilgisay pompa aracılığıyla insülini cilt altına zerkeder.İnsülin pompası farklı bir tedavi şekli olarak elimizde ki seçeneklerden bir tanesi.</video:description>
<video:view_count>552</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Tip-2-Diyabette-Tedavi-Secenekleri-Nelerdir--301.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tahir-haytoglu/diyabet/tip-2-diyabette-tedavi-secenekleri-nelerdir-05.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110717191427917.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Tip-2 Diyabette Tedavi Seçenekleri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Tip 2 diyabette tedavi de genellikle yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıklarının yetmediği durumlarda ağızdan ilaçlarla tedavi edilir.İlk tercih edilen tedavi metformin içeren ilaçların kullanıldığı tedavidir. Burada insüline olan duyarlılık artırılır.Metformine rağmen ya da metformin kullanıldığı halde istenilen glikoz kontrolünün sağlanamadığı durumlarda 2. bir ağızdan ilaç tedavisi eklenir.Burada seçenekler mevcuttur.İnsülin salgılamayı artıran ilaçlar 2. bir seçenek olarak tedaviye girebilir.Gliklazit glimepirid gibi etken maddeye sahip ilaçlar bu gruptadır.Veya inkretin dediğimiz inkretino mimetikai dediğimiz grupta ilaçlar metformine ek olarak 2. sırada tedaviye eklenebilir.Bu ilaçlar pankreas hücrelerinin insülini daha iyi salgılamasını ve çevre hücrelerin de insülini daha iyi algılamasını sağlayarak etki gösterirler.Veya 2. grupta 2. sırada metforminden sonra tiazolidindion grubu ilaçlar tercih edilebilir.Pioglitazon şu anda en çok kullanılan.Ve bu ilaçlarda kas ve yağ dokusunu vücutta insüline duyarlı hale getirerek etki gösterirler.2. bir grup ilacı eklediğimiz halde glisemik kontrolü sağlayamadığımız zaman tip2 diyabetlilerde ya bir 3. golar antidiyabetiği eklemek gerekir.Veya pankreasın insülin salgılama kapasitesi iyice azalmaktadır diye düşünüp kişiye dışarıdan bazal insülin ihtiyacını karşılayacak uzun etkili bir insülini gece yatarken eklemek gerekir.Tip2 diyabet tedavisi basamak şeklinde ilerleyen hastalık ilerledikçe yoğunlaştırılması gereken bir tedavi.Eğer hastalığın iyice ilerlemesi durumunda ve bu ilerleyen hastalıkta pankreasın insülin salgılayamadığı noktada ağızdan verilecek ilaçların artık etkinliği kalmaz.O zaman tip 1 diyabet tedavisinde yaptığımız gibi hastalara insülini dışardan veremye başlamamız gerekir.Ve yoğun insülin tedavisine geçmek gerekebilir.Diyabeti kontrol altında tutmak ve diyabete bağlı komplikasyonları engellemek için.</video:description>
<video:view_count>731</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Guatr-Nedir--302.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tahir-haytoglu/guatr/guatr-nedir-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110718090727918.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Guatr Nedir?</video:title>
<video:description>Guatr büyük tiroid bezi anlamına geliyor kabaca. O yüzden tiroid bezini büyüten herhangi bir sebep guatr olarak ifade edilebilir.Tiroid bezinin yapısal hastalıkları dediğimiz zaman tiroid bezinin tamımı büyüyobilir veya tiroid içerisinde nodül oluşabailir büyüyen bir yapı. Veyahutta çok sayıda nodüle bağlı büyüyen tiroid bezleri olabilir. Büyük olarak tespit edilen muayanede veya ultrasonografik görüntülemeyle tiroid hastalıklarının hepsine birden guatr deriz. Nodüle bağlı olmadan büyüyen tiroid bezleri diffüz guatr olarak adlandırılır. Diffüz guatrın sebebi olan başka başka hastalıklar olabilir. Sıklıkla tiroid bezine karşı vücutta bağışıklık sisteminin bir reaksiyonu sonucunda tiroid bezinin az çalışması haşimato hastalığı veyahutta fazla çalışmasına sebep olabilecek gravis hastalığı diffüz guatr ile kendisini gösterebilir prezente edebilir. Ama guatra sebep olan tiroid bezini büyüten daha sık karşılaştığımız durum tiroid içerisnde çok sayıda nodüle bağlı büyümüş tiroid bezi. Buna multinodüler guatr deriz. Aslında halk arasında guatr diye konuşulduğunda bütün tiroid hastalıkları kastedilir ama çoğu zamanda doktorlar guatr olarak ifade ettikleri zaman multinodüler guatrı kasteder. Çünkü en sık karşılaştığımız tiroid bezini büyüten hastalık çok sayıda nodüle bağlı büyümüş tiroidbezi multinodüler guatr. Burada da tiroid fazlalığıyla seyreden bu nodüllerin bir kısmının kendi başına buyruk hormon üretmesi sonucunda tiroid fazlalığının oluştuğu guatra toksik multinodüler guatr veyahutta tiroid fazlalığının olmadığı fonksiyonel bir fazlalığın aşırı çalışmanın olmadığı durumlarda nontoksik toksik olmayan multinodüler guatr deriz.</video:description>
<video:view_count>653</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Guatr-Belirtileri-Nelerdir--303.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tahir-haytoglu/guatr/guatr-belirtileri-nelerdir-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110718100327918.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Guatr Belirtileri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Guatr büyümüş tiroid bezi demek. O yüzden tiroid bezinin boynun alt tarafında olduğunuda düşündüğümüzde büyüyen organ çevre dokulara baskı yapabilir. Özellikle nefes borusu tiroid bezi hemen nefes borusunun önünde oturuyor. Nefes borusuna baskı yapması kişinin boğazını bir şey sıkıyormuş gibi bir hisse kapılmasına yol açabilir. Veyahutta nefes borusunun hemen arkasında duran yemek borusuna büyüyen tiroid bezinin baskı yapması. Yutkunurken bir şeylerin takılıyormuş gibi olmasına sebep olabilir. Guatrın bir diğer belirtisede tabii dışarıdan bakıldığında kişinin boyun bölgesinde bir dolgunluğun bir büyümenin farkedilmesi olabilir. Veya bu tiroid içerisnde büyüyen nodüller ya da büyümekte olan tiroid bezi tiroid bezinin içerisinden geçen ses tellerine giden sinirleri sıkıştırabilir ve bununla ilgilikalıcı veya giderek artan bir ses kısıklığı bir belirti kişinin hastalığı farketmesine sebep olan bir durum olabailir. En sık karşılaştığımız guatr semptomları bunlardır.</video:description>
<video:view_count>676</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Guatr-Tedavi-Yontemleri-Nelerdir--304.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tahir-haytoglu/guatr/guatr-tedavi-yontemleri-nelerdir-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110718113627918.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Guatr Tedavi Yöntemleri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Guatrın tedavisi guatra sebep olan duruma göre değişiklikler gösterir. Eğer kişinin tiroid bezinin büyümesine yol açan durum tiroid bezine karşı bağışıklık sisteminin bir reaksiyonu ve bu reaksiyon nedeniyle büyümekte olan bi rtiroid bezi ise tiroid eksiliğiyle seyreden durumlarda tiroid hormonunun kişiye dışardan verilerek tiroid bezinin küçülmesi sağlanır. Veya tiroid fazlalığıyla seyreden diffüz guatrda antitiroid ilaçların kullanılmasıyla bazende radyoaktif iyot tedavisiyle tiroid bezinineritilip küçültülmesi gerekebilir söz konusu olabilir. Guatrın sebebi eğer tiroid bezi içerisinde büyüyen nodülle ise ve bu nodüller kendi kendilerine hormon üretip vücutta tiroid fazlalığıda yaratıyor ise tedavide cerrahi kullanılabilir ameliyat olunabilir veyahutta radyoaktif iyot tedavisi verilerek bu nodüller etkisiz hale getirilip hem fonksiyonel anlamda bir tedavi hem de nodülün eritilmesi yoluyla tiroid bezinin guatrın küçültülmesi söz konusu olabilir. Bunun dışında fonksiyonelolmayan en sık görülen türde nontoksik multinodüler guatrda tedavi olarak ilaç tedavisi denenebilir.Dışardan tiroid hormonu verilerek tiroid bezinin bir anlamda rölantiye alınması tiroid hücrelerinin küçülmesine yol açabilir. Ancak bu tedavide nodülün ve tiroid bezinin tamamen küçülme şansı %50'den fazla değildir. Ve daha uzun süreli tedavi gerektirir. Eğer ki böyle bir tedaviye rağmen tiroid bezi büyüyor ise veyahutta böyle bir tedaviden istenilen cevap alınamıyor ise en nihayetinde her zaman işe yarayan tedavi cerrahi tedavidir. Tiroid bezinin cerrahi olarak alınmasıdır.</video:description>
<video:view_count>660</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Hipotiroidi-Hastaligi-Nedir--305.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tahir-haytoglu/hipotiroidi/hipotiroidi-hastaligi-nedir-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110719413027919.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Hipotiroidi Hastalığı Nedir?</video:title>
<video:description>Tiroid bezi boynumuzun ön tarafında oturan kelebek şeklinde küçük bir organ. Tiroid hormonu salgılar. Tiroid hormonuda vücumuzun çalışma hızını ayarlar. Bütün hücrelerimiz hangi hızla çalışacaklarını tiroid hormon seviyesine göre ayarlar. Vücutta tiroid hormonu az olursa bütün hücreler daha yavaş çalışır ve ona bağlı problemler sıkıntılar görülür. Hipotiroidizm tiroid eksikliği tiroid azlığı anlamına gelir. Tiroid bezinin az hormon üretmesine yol açabilecek farklı farklı sebepler olabilir. Tiroid bezinin ameliyatı sonrasında tiroid eksikliği durumu gelişebilir. Veya en sık karşılaştığımız tiroid bezine karşı vücutta bağışıklı sisteminin reaksiyon göstermesi bu reaksiyon sonucunda tiroid bezinin yeterli hormon üretememesi durumu oluşabilir. Buna haşimato hastalığı ya da otoimmün tiroid hastalığı diyoruz. Bazen tiroid bezinin hormon sentezlemesiyle ilgili enzimler çocukluk çağından itibaren yeterli çalışmamaya başlar. Doğuştan oluşan bir tiroid eksikliği durumu oluşabilir. Veya tiroid bezinin çalışmasını düzenleyen hipofiz bezi dediğimiz beynin alt tarafında oturan organımız hastalanabilir. Hipofiz hastalıklarına bağlı görülen tiroid eksikliği oluşabilir santral hipotiroidizm. Sebep farklı farklı olabilir ama sonuçta vücutta bir tiroid eksikliği durumu ortaya çıkar ve buna bağlı organların hücrelerin fonksiyonlarında yavaşlamalar buna bağlı belirtiler semptomlar görülür. Bütün bunlara hepsine birden hipotiroidizm diyoruz. Tiroid eksikliği. Tiroid eksikliği durumunda bütün organlarda görülen fonksiyon yavaşlaması kendisini farklı farklı şekillerde gösterebilir. En sık karşılaştığımız belirtiler kişinin kendisini halsiz yorgun bitkin hissetmesi kilo alması cildinde kuruluk saçalrda matlaşma dökülme kadınlarda adet düzensizlikleri ve kilo artışı sıklıkla karşılaştığımız belirtiler oluyor.</video:description>
<video:view_count>830</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Hipotiroidi-Nasil-Teshis-Edilir--306.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tahir-haytoglu/hipotiroidi/hipotiroidi-hastaligi-nasil-teshis-edilir-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110719441727919.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Hipotiroidi Nasıl Teşhis Edilir?</video:title>
<video:description>Tiroid eksikliğine bağlı belirtiler halsizlik yorgunluk bitkinlik saçlarda matlaşma saç dökülmesi kilo artışı ciltte kuruluk kadınlarda adet düzensizliği bu gibi belirtiler olduğunda tiroid hastalığından şüphe edilir. Hastalar farklı sebeplerle farklı farklı doktorlara başvurabilirler bu semptomlarla ve doktor hastalıktan şüphe edip kan tahlillerinde tiroid fonksiyonlarına baktığında tiroid eksikliğini hipotiroidizmi teşhis eder. Hipotiroidizmi teşhis ettikten sonra bunun kalıcı bir durum olup olmadığını ayırt etmek gerekir. Sebebini anlamaya bulmaya çalışmak gerekebilir. Bundan ötürü daha detaylı ileri tetkikleri yapmak gerekir.Çoğu zaman altta yatan sebebi tiroid bezinin muayenesiyle de ön görmek mümkün olabilir. Ancak bunları tamamlayıcı tetkikler yapmak lazımdır. Tiroid antikorları anti tiroid peroksidaz anti TPO anti tiroglobulin antikorları en sık ikincil olarak istediğimiz kan tahlilleridir. Bu tahlillerde tiroid antikorlarının yüksek çıkması vücutta bağışıklık sisteminin bir reaksiyonu sonucunda tiroid bezinin fonksiyonlarını yerine getiremediğini gösterir. Haşimato hastalığı ya da otoimmün tiroid hastalığı şeklindeadlandırılarak tiroid eksikliği teşhisi konur. Veya tiroid ultrasonografisiyle tiroid bezinin yapısıyla ilgili bilgi edinilir.Ultrasonografide tiroid bezinin büyüklüğü dokusu tiroid içerisinde büyüyen nodül dediğimiz yapıların olup olmadığı tespit edilir. Buna bağlı olarakta hastalık teşhis edilip tedavisi düzenlenir başlanır.</video:description>
<video:view_count>747</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Hipotiroidi-Nasil-Tedavi-Edilir--307.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tahir-haytoglu/hipotiroidi/hipotiroidi-nasil-tedavi-edilir-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110719453027919.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Hipotiroidi Nasıl Tedavi Edilir?</video:title>
<video:description>Hipotiriodide tiroid eksikliği söz konusudur. Farklı farklı sebeplerden oluşabilecek olan tiroid eksikliğinde tedavi olarak yaptığımız vücudun ihtiyacı olan tiroid hormonunu kişinin dışardan almasını sağlamak. Farklı farklı preparatlar mevcuttur ama sonuçta hepsi tiroid hormonu içerir. Tiroid hormonunu dışardan kişye kullandırırken amacımız vücuttaki tiroid hormon dengesini normal seviyelerde tutmaktır. Vücudumuzun bir kontrol mekanizması bulunur. Tiroid bezinin salgıladığı tiroid hormonunun yeterli olup olmadığını algılayan beynin alt tarafında oturan hipofiz bezi vardır. Hipofizin mevcut tiroid hormon seviyesine cevaben salgıladığı tiroid tümle edici hormon TSH kanda vücuttaki tiroid hormon dengesiyle alakalı bir gösterge gibidir. O yüzden tiroid tedavisine başladığımızda belli periyotlarda kandaki TSH ve bununla beraber tiroid hormonlarının kendileri olan T4 ve T3 hormonlarına bakarak kullandığımız ilacın dozunu ayarlamaya çalışırız. Tiroid hormonunun tedavisine başladığımızda yerine koyma tedavisinde bazı küçük püf noktaları vardır. Tiroid hormonunun vücudumuzda kalış süresi yaklaşık yedi gündür. Biz onu her gün alırız ancak bu vücudumuzda birikip belli bir denge durumuna altı ile sekiz hafta sonra ulaşır. O yüzden de bir doz değişikliği yapıldığında ya da tedaviye yeni başlandığında vücuttaki yeni tiroid dengesinin ne olduğu bir buçuk iki ay sonraki tahlillerle değerlendirilir. Bu şekilde yapılan iki aylık periyotlarda iki üç tahlilden sonra kişinin ihtiyacı olan doz oturur. Ondan sonra takip aralıklarını yılda bir veya iki defa olacak şekilde altı ile on iki ayda bir yaparız ve tiroid dozunun belli bir dengede kalmasını sağlamaya çalışırız.</video:description>
<video:view_count>779</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Tiroid-Kanseri-Nedir--308.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tahir-haytoglu/hipotiroidi/tiroid-kanseri-nedir-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110719464127919.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Tiroid Kanseri Nedir?</video:title>
<video:description>Tiroid kanseri tiroid bezi içinde gelişen kitlelerin kanser olması durumuna verilen isimdir. Vücudumuzda bütün doku ve hücrelerde kanser oluşabilir. Tiroid bezinde de kanser görülebilir. Tiroid kanseri çok sık görülen kanser türlerinden olmamakla beraber oldukça da yaygındır. Tiroid kanserinin belli başlı dört türü bulunur. En sık görülenleri papiller ve foliküler diye guruplandırdığımız iyi diferansiye tiroid kanserleridir. Bunlar neredeyse tiroid kanserinin %99 kadarını oluşturur. Medüller tiroid kanseri ve anaplastik tiroid kanseri çok daha az sıklıkla görülen tiroid kanserleridir. İyi diferansiye tiroid kanserlerinin içerisinde de papiller tiroid kanseri %80-85 kadarını oluşturur. Foliküler dediğimiz grup ise %10-15 kadarını oluşturur. Tiroid kanserleri yedavi edilebilen kanser türlerindendir. Özellikle iyi diferansiye tiroid kanserleri. Kişi ameliyat olduktan ve uygun gereklilik durumunda radyoaktif iyon tedavisini de aldıktan sonra beklenen yaşam süresi çok çok iyidir. Ve kişinin normal bir şekilde hayatına devam etmesi mümkün olur. Bu anlamda kanser kelimesini kullanıyoruz ama daha çok troid kanseri kronlik bir hastalık gibi takip edilen ve tedavisi yönlendirilen bir hastalıktır.</video:description>
<video:view_count>594</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Tiroid-Kanseri-Belirtileri-Nelerdir--309.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tahir-haytoglu/hipotiroidi/tiroid-kanseri-belirtileri-nelerdir-05.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110719492027919.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Tiroid Kanseri Belirtileri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Tiroid kanserini kişinin kendisinin farketmesi genellikle çok ileri evrelerde olabilecek olan bir durum. Çoğu zaman ya kiş başka bir sebepten ötürü muayeneye gittiğinde tiroid bezinin elle muayenede büyümüş olduğunu ya da kitlelerin ele gelmiş olması daha ileri tetkikleri başlatır. Ve bunun sonucunda tiroid kanseri teşhisine gidilir. Veya başka bir sebepten ötürü boyun bölgesiyle ilgili görüntülemeler yapıldığında boyun damarlarına bakmak için bir ultrasonografi veya boyun tomografisi çekildiğinde görüntüleme alanına giren tiroid içerisinde kitleler saptanması ve bunun ileri tetkiki sonucunda tiroid kanseri teşhis edilir. Ancak özellikle ince boyunlu bayanların aynaya baktığında boynun alt kısmında bir kitle görmesi veya eline gelmesi, erkeklerin traş olurken bir kitle saptamaları bunun ne olduğunu araştırma yönüne gidildiğinde tiroid kanseri olduğu da bu şekilde tespit edilebilir. Dolayısıyla belirtileri tiroid bezinde, boynun alt tarafında büyüyen kitlenin fark edilmesi şeklinde olur. Bunun ötesinde bazen bu tür büyüyen kitleler ses tellerine giden sinirleri sıkıştırabilir ve buna bağlı olarak kişide kalıcı giderek ilerleyen ve geçmeyen ses kısıklığı gelişebilir. Ses kısıklığının sebebei araştırılırken de tiroid kanseri teşhis edilebilir. Bazen büyüyen kitleler kişide yutma güçlüğü ya da kişide yutkunurken boyunda takılma hissinin oluşması gibi belirtilere yol açabilir veya o kişinin yemek yerken, yutkunurken bir baskı hissinin yanında uzandığında boğazını bir şey sıkıyormuş gibi bir his oluşmasına sebep olabilir. Bütün bunlar daha ileri tetkikleri başlatacak olan belirtiler olur ve sonucunda da tiroid kanseri teşhis edilir.</video:description>
<video:view_count>863</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Tiroid-Kanseri-Neden-Olmaktadir--310.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tahir-haytoglu/hipotiroidi/tiroid-kanseri-neden-olmaktadir-06.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110719504127919.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Tiroid Kanseri Neden Olmaktadır?</video:title>
<video:description>Tiroid kanserinin sebebi konusunda diğer kanserlerde de olduğu gibi çok net bir bilgi ya da bir sebep yoktur. Ancak tiroid kanseri riskini arttırabilecek ya da tiroid kanserine sebep olabilecek bazı faktörler bilinmektedir. Ancak tiroid kanserlerinin içerisinde bu faktörlerin yeri çok azdır. Bunlardan bir tanesi kişinin radyasyona maruz kalması. Çocukluk çağında bazı kanser türleri için kişinin dışardan boyun bölgesine bir radyoterapi alması bu hoçkin lenfomalarda görülebilen bir şey onun takip eden ileriki yaşlarda tiroid kanseri açısından bir risk oluşturur. Veya Çernobil'de ya da günümüzde Japonya'da olduğu gibi nükleer santrallerde oluşan kazalar sonucunda toplumun, insanların maruz kalacağı radyasyon özellikle tiroid kanseri açısından da çok büyük risk oluşturur. O yüzden tiroid kanserlerine kişinin maruz kaldığı radyasyonun da sebep olduğunu biliyoruz. Ancak tiroid kanseri olan hastalara baktığımız zaman böyle bir radyasyona maruziyet hikayesi çok azdır. Ailesel bir hikayenin ya da yatkınlık durumunun olduğunu söyleyebiliriz. Ancak yine tiroid kanserli hastalar arasında aile hikayesi çoğunlukla yoktur. Bunun ötesinde sebep olan bir gıda ya da çevresel faktörü belirtmek çok doğru olmaz. Tiroid kanserinin sebebiyle alakalı olarak bildiklerimiz şu an bunlar.</video:description>
<video:view_count>454</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Tiroid-Kanseri-Turleri-Nelerdir--311.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tahir-haytoglu/hipotiroidi/tiroid-kanseri-turleri-nelerdir-07.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110719515927919.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Tiroid Kanseri Türleri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Tiroid kanserlerini İyi Diferansiye ve Diferansiye olmamış diye ikiye ayırmak gerekir. İyi diferansiye tiroid kanserleri, Tiroid kanserlerinin %90, %95ini oluşturur. Bunlar Papiller Tiroid kanseri ve Foliküler Tiroid kanseri olarak ayrılır. Daha az sıklıkla görülen Anaplastik Tiroid kanseri ve Medüller Tiroid kanseri çok daha seyrektirler. Papiller Tiroid kanseri, Tiroid kanserlerinin içerisinde genelde %80,85 oranında görülür. Foliküler Tiroid kanseri ikinci sırada %10,15 civarında, Medüller Tiroid kanseri %1,2, Anaplastik Tiroid kanseri %1inde altında Tiroid kanserleri içerisinde görülen kanser türleridir. Tiroid kanserleri dediğimiz zaman Tiroid bezinin kendisinden kaynaklanan kanser türlerini ön planda düşünüyoruz. Ancak nadir olmakla beraber Tiroid bezinde Lenfoma lenf dokusunun kanseri görülebilir. Özellikle otoimmün Tiroid hastalığı yıllarca olduğu bilinen insanlarda görülme riski biraz daha yüksektir. Veya daha da nadir görülen vücudumuzdaki başka bir kanserin Tiroid bezine yayılması. Bunlar çok çok seyrektir. Genellikle Tiroid kanseri dediğimiz zaman ilk akla gelen şeyler değildir. Ancak İyi Diferansiye Tiroid kanserlerini, Papiller ve Foliküler Tiroid kanserlerini Tiroid kanseriyle eş anlamlı şekilde çoğu zaman kullanırız bu sebeplerden ötürü.</video:description>
<video:view_count>751</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Tiroid-Kanseri-Tedavisi-Nasil-Yapilir--312.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tahir-haytoglu/hipotiroidi/tiroid-kanseri-tedavisi-nasil-yapilir-08.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110719532627919.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Tiroid Kanseri Tedavisi Nasıl Yapılır?</video:title>
<video:description>Tiroid kanseri teşhis edildikten sonra esas tedavi tiroid bezinin tamamına yakınının cerrahi olarak çıkartılmasıdır. Tiroid kanserinin ameliyat öncesindeki türü veya teşhisiyle beraber ameliyat öncesinde yapılan ultrasonografide tiroid komşuluğundaki lenf bezleriyle ilgili değerlendirmeye göre ameliyat esnasında tiroid bezinin alınmasıyla beraber tiroid komşuluğundaki lenf bezleri de alınabilir. Tedavide cerrahiden sonra pataloji raporundaki detaylara göre eğer bu belli bir büyüklükte ve belli bir yayılım gösteren bir tiroid kanseri ise radyoaktif iyot tedavisi cerrahiden yaklaşık bir buçuk iki ay sonra gerekli olabilir. Radyoaktif iyot tedavisi ağızdan verilen bir tedavidir. İyot molekülü tiroid hücrelerinin tiroid hormonu sentezlemek için kullandığı bir hammaddedir. İyot molekülünün bu özelliğinden faydalanarak iyotu radyoaktif hale getirip kişiye verdiğimizde ameliyat sonrasında geride kalan kanser veya normal tiroid hücreleri bu molekülü alır ve bu hücre içerisinde radyoaktif iyot hücreyi eritir, yok eder, öldürür. Vücudumuzda iyot çoğunlukla tirod hücreleri tarafından kullanılır diğer hücreler iyotu içine almaz ve vücuttan atılır. O yüzden iyotun bu özelliğini biz tedavide kullanırız. Radyoaktif iyot tedavisini almak için kişinin tiroid eksikliğine girmesi gerekir. Oyüzden cerrahi sonrasında tiroid ilaçları kesilir ve kişinin de iyot açlığına girmesi amacıyla iyottan fakir bir diyet uygulaması alacağı radyoaktif iyot tedavisinin etkin olmasını sağlar. Tiroid kanserinin tedavisinde radyoaktif iyot tedavisinden sonra en önemli faktörlerden biri de kişiye dışardan tiroid hormonu verilmeye başlandığında vücudun ihtiyacı olan miktardan biraz fazla verilerek hipofizin salgıladığı TSH hormonu baskılanmaktadır. O yüzden tedavi süreci bütün cerrahi, cerrahi sonrası radyoaktif iyot ve ondan sonrasında da tiroid hormon epilasmanıyla da TSH'ın baskılanması tiroid kanserinin tedavisini oluşturur.</video:description>
<video:view_count>709</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Tiroid-Kanseri-Genetik-midir--313.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tahir-haytoglu/hipotiroidi/tiroid-kanseri-genetik-midir-09.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110719545427919.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Tiroid Kanseri Genetik midir?</video:title>
<video:description>Tiroid kanserlerinin genetik özelliği bulunur. Tiroid kanserleri içerisinde özellikle medüller tiroid kanserinin ailesel türleri vardır. bazen bu multiple endokrin neoplazi dediğimiz birden fazla hormon salgılayan endokrin organında görülen tümölerin aynı kişide birlikte seyrettiği hastalıklarda hastalığın bir parçası medüller tiroid kanseri olabilir. Bunlar toplum içerisinde çok sık görülen hastalıklar değildir. Ancak ailesel olarak böyle bir yatkınlık vardır sıklıkla medüller tiroid kanseriyle beraber böbrek üstü bezlerinde feokromastoma dediğimiz bazen kötü huylu olabilen ama genellikle iyi huylu, fazlaca adrenalin salgılamasıyla kendisini beli eden bir tümör eşlik edebilir. Veya paratiroid bezlerinin büyümesi ve paratiroid hormonunun fazla salgılanmasıyla beraber giden paratiroid adenomları medüller tiroid kanseriyle eşlik edebilir. O yüzden kalsiyum paratiroid fazlalığı seyreden, feokromastoması olan hastaların bir iki ailesinde varsa medüller tiroid kanseriyle ilişkili olduğu düşünülüp gerekli genetik testlerin yapılması ve tiroid bezinin taranması gerekebilir. Bunun ötesinde en sık gördüğümüz iyi diferansiye popiller ya da foliküler tiroid kanserlerinde ailesel yatkınlıktan bahsedilebilir ancak orda kompleks hastalıklar grubuna girer ve bir kompleks geçiş söz konusudur. O yüzden bu genetik yatkınlığın üzerine günümüzde bazı çevresel faktörlerin de etki ettiğini düşünüyoruz. Sadece ailesel özelliğin yeterli olmadığını görüyoruz. O yuzden genetik özelliği vardır ancak tiroid kanserlerinin çoğunda genetik bir özelliği görmeyiz. Sporadiktir, o kişinin ailede ilk defa tiroid kanseriyle kendisini göstermesi mümkün olabilir.</video:description>
<video:view_count>886</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Tiroid-Kanseri-En-Cok-Kimlerde-Gorulur--314.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tahir-haytoglu/hipotiroidi/tiroid-kanseri-en-cok-kimlerde-gorulur-10.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110719561527919.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Tiroid Kanseri En Çok Kimlerde Görülür?</video:title>
<video:description>Genellikle 20 ile 40 yaş arsında ortaya çıkar ancak her yaşta görülebilir. Elbette bütün kanser türlerinde olduğu gibi yaş ilerledikçe görülme sıklığı artar. Daha ileri yaşlarda görülmesi onun daha agrasif bir kanser türü olma ihtimalini arttırır. Aynı şekilde çocuklarda görülen tiroid kanserlerinin de daha hızlı seyirli olabileceğini biliyoruz. Erkeklere oranla kadınlarda görülme sıklığı daha fazladır diyebiliriz ancak kadın erkek genç yaşlı demeden her grupta görülebilecek olan bir kanser türüdür. Etnik olarak tiroid kanserlerinin görülmesinde anlamlı bir farklılık olmamakla beraber uzak doğu asyalılarda bir miktar daha sık görülebiliyor ya da daha sık rapor edilebiliyor. Bu etnik bir özelikten mi yoksa ordaki sağlık sistemlerinin hastalığı daha erken yakalamasından mı kaynaklarıyor bu çok net değildir. Onun dışında özellikle beyaz ırk içerisinde farklı gruplarda farklı şekillerde görülebildiğini söylemek mümkün değildir.</video:description>
<video:view_count>473</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Kullanilan-Tuz-Cesitleri-Tiroid-Kanserine-Neden-Olur-mu---315.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tahir-haytoglu/hipotiroidi/kullanilan-tuz-cesitleri-tiroid-kanserine-neden-olur-mu-11.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110720010027920.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Kullanılan Tuz Çeşitleri Tiroid Kanserine Neden Olur mu ?</video:title>
<video:description>Kullanılan tuzun kanserle bir ilişkisi yoktur. Tuz ve tiroid ilişkisinde özellikle iyotlu tuzun iyot içermesi açısından tiroid hastalıklarında rolü olabilir. İyot tiroid hormonu sentezi için gerekli olan bir hammaddedir. Normalde biz vücudumuzun ihtiyacı olan iyotu bir eser elementi olarak bitki ve sebzelerden alırız. Ve bu iyot bitki ve sebzeye topraktan geçer. O yüzden toprakta iyot varsa orada yetişen bitki ve sebzede veya o topraktan elde edilen kaynak sularındad iyot bulunur. Eğer ki o bölegenin toprağında iyot yoksa yani iyot eksikliği olan bir bölge ise ve kişi sadece o bölgede yetişen bitki ve sebzeleri yiyor, fazla seyahat etmediği için sadece o bölgedeki suları içiyorsa o zaman iyot eksikliğine düşebilir. İşte dünya üzerinde bu bölgesel iyot farklılıklarını gidermek için insanların en çok kullandığı gıda maddesi olan tuza iyot takviye edilerek iyotlandırılmış tuzlarla bütün toplumun yeterli iyodun alınması sağlanır. Böylelikle hem tiroid eksikliğine sebep olacak hastalıkların engellenmesi hem de iyot eksikliğinden kaynaklanan tiroid bezinin büyümesi guatr dediğimiz durumun engellenmesi söz konusu olur. İyotun fazla ya da az alınmasının kanserle bire bir ilişkisini gösterebilmek biraz zordur. Ancak şunu da ifade etmek gerekir iyot eksikliğinde yaşayan ve ya uzun süre iyot eksikliği bulunan insanlarda tiroid bezi düzensiz bir şekilde büyüyebilir. Düzensiz büyüyen ve hızlı bölünüp çoğalan hücrelerin bir mutasyona uğrayıp farklılaşması durumu da sözkonusu olabilir. Ancak bire bir sebep sonuç ilişkisinin gösterilmesi mümkün olamaz.</video:description>
<video:view_count>706</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Tiroid-Kanseri-icin-Ameliyat-Gerekli-midir--316.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tahir-haytoglu/hipotiroidi/tiroid-kanseri-icin-ameliyat-gerekli-midir-12.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110720020327920.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Tiroid Kanseri için Ameliyat Gerekli midir?</video:title>
<video:description>Evet tiroid kanserlerinin tedavisinde ameliyat en önemli araçtır. Özellikle teşhis edildiğinde belli bir boyutta ise bir santimetrenin üzerinde gibi, kişinin de genel sağlık konusunda ameliyat olmasında herhangi bir engel yoksa o kişinin tiroid kanseriyle ilişkili ileride bir problemle karşılaşmasını engelleyecek olan ameliyat en önemli tedavi yöntemidir. Ancak şunu da ifade edersek tiroid kanseri de prostat kanseri gibi ileri yaşlarda teşhis edildiğinde eğer ki çok büyük ve agrasif bir görünüm göstermiyorsa kendi haline bırakılıp izlenebilir. Çünkü tiroid kanserlerinin büyüyüp vücuda yayılması ve o kişide ciddi rahatsızlıklar yaratması yıllar içerisinde oluşacak bir süreçtir. O yüzden genellikle 80-85 yaşından sonra teşhis edilen tiroid kanserlerini kendi haline bırakmak mümkün olabilir. Ancak kişinin başka hastalıkları varsa ağır bir akciğer hastalığı, çok ağır bir kalp yetmezliği ya da başka bir kanser türü ve bu hastalıklar nedeniyle o kişiden beklenen yaşam süresi beş ile on yılın altında ise o zaman tiroid kanserinin teşhis edilmesi tedavi veya ameliyat gerektirecek anlamına gelmez yine izlenebilir.</video:description>
<video:view_count>562</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Polikistik-Over-Sendromu-Nedir--317.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tahir-haytoglu/polikistik-over-sendromu/polikistik-over-sendromu-nedir-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110811283728011.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Polikistik Over Sendromu Nedir?</video:title>
<video:description>Polikistik over sendromu adının içerisinde over geçtiği için yumurtalıkların bir hastalığıymış gibi kulağa gelir ama arkasına sendrom lafını eklediğimizde bu onun birden fazla organ sistemini tutan karmaşık bir hastalık olduğunu ifade eder. Asıl problem vücudun enerji sistemlerini düzenleyen mekanizmasıyla alakalı bir problemdir. Polikistik over sendromunda günümüzde düşünülen mekanizma insülin direnci ile ilişkilidir. Genç kadınlarda yumurtlama problemleri ile ve yumurtalıklarda küçük küçük çok sayıda kistlerin görülmesi ile karakterize olan polikistik over sendromunda insülin direnci altta yatan problemlerin başında gelir. İnsülin direnci nedeniyle vücutta fazla miktarda insülin dolaştığında bu fazla insülin hipofiz bezinde ve yumurtalıklarda olumsuz etki gösterir ve buna bağlı olarakda kişinin yumurtlamasını engeller , yumurtalıklarda küçük küçük kistler oluşur, yumurtalıkların ve böbrek üstü bezlerinin fazla miktarda androjen salgılamasına sebep olur bu yüzden kişide androjen dediğimiz erkeklik hormonunun fazla miktarda olduğunu görürüz. Bunun neticesinde saç dökülmesi, tüylenme, sivilcelenme gibi belirtiler ortaya çıkar ve aynı zamanda da insülin direncinden kaynaklanan bir yerde kilo kontrolünde zorlanma ve kilo fazlalığı durumu polikistik over sendromunu oluşturan belirtiler ve semptomlar olarak sıralayabiliriz.</video:description>
<video:view_count>603</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Polikistik-Over-Sendromu-Belirtileri-Nelerdir--318.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tahir-haytoglu/polikistik-over-sendromu/polikistik-over-sendromu-belirtileri-nelerdir-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110811302128011.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Polikistik Over Sendromu Belirtileri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Polikistik over sendromu kadın adet görmeye başladıktan sonra ilk genç kızlık dönemlerinde adet düzensizliği,adetin gecikmesi veya daha sık adet görme şeklinde kendisini gösterir. Birkaç sene sonra; onlu yaşların sonu, yirmili yaşların başlangıcında androjen hormonlarının fazla olması tüylenme, sivilcelenme, saç dökülmesi şeklinde belirtilerle adet düzensizliği ile beraber kendisini gösterebilir veya bu belirtiler hafif seyrediyorsa kadın hamile kalmak istediği zaman yumurtlamanın düzensiz olması sebebiyle gebe kalamama şeklinde de ilk belirti görülebilir. Polikistik over sendromu bu yüzden farklı şekillerde görülebilecek ve kendisini farklı şekillerde göserebilecek bir hastalık.</video:description>
<video:view_count>719</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Polikistik-Over-Sendromu-Kimlerde-Daha-Sik-Gorulur--319.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tahir-haytoglu/polikistik-over-sendromu/polikistik-over-sendromu-kimlerde-daha-sik-gorulur-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110811321228011.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Polikistik Over Sendromu Kimlerde Daha Sık Görülür?</video:title>
<video:description>Polikistik over sendromu; ailesel yatkınlığı olan bir hastalık grubunu oluşturur. Ailesinde diyabet öyküsü olan insanlarda, bayanlarda görülme sıklığı biraz daha fazladır veya ailesinde polikistik over sendromu hikayesi varsa kendisinde olma ihtimali daha fazladır. Polikistik over sendromunun belirtieri, kilo aldıkça daha aşikar, daha belirgin hale gelir o yüzden kilolu insanlarda polikistik over sendromunu teşhis etmek veyahut bu belirtilerle kişinin doktora başvurması daha sık görülür. Polikistik over sendromu olan ancak kilosunu kontrol altında tutan insanlarda belirtiler çok hafif derecede seyredip sıkıntı yaratmayabilir. Bu yüzden ailesinde diyabet ve polikistik over sendromu olan kilolu insanlar polikistik over sendromu ile ilişkili semptomları yaşıyorlarsa onlarda bu görülme ihtimali daha fazladır.</video:description>
<video:view_count>942</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Polikistik-Over-Sendromunda-Erken-Teshis-Onemli-midir--320.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tahir-haytoglu/polikistik-over-sendromu/polikistik-over-sendromunda-erken-teshis-onemli-midir-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110811340928011.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Polikistik Over Sendromunda Erken Teşhis Önemli midir?</video:title>
<video:description>Polikistik over sendromunun tedavisinde bütün hastalıkların tedavisinde olduğu gibi teşhisi koymak ve bu teşhisi mümkün olabildiğince erken dönemlerde koymak önemlidir. Bu hastalık kronik bir hastalık, süregelen bir durumdur, bu yüzden hiçbir zaman ortadan kalkmamaktadır, o yüzden önemli olan bu hastalığın kontrol altında tutmaktır. Hastalığın kontrol altında tutulması dediğimiz zaman kişiden kişiye değişebilen sıkıntılar olur. O yüzden eğer bu kişinin en büyük sıkıntısı adet düzensizliği ise adet düzensizliğini kontrol altına alacak şekilde tedaviler verilir. Eğer problem tüylenme veya sivilcelenme gibi androjen fazlalığına bağlı belirtiler ise ona yönelik tedaviler ön plana çıkar. Eğerki problem gebe kalabilme yeteneği ile ilgili ise onunla ilişkili tedaviler ön plana çıkar. Ancak bizim için hastalığın erken dönemlerde teşhis edilmesi, bütün bu sıkıntıların ilişkili olduğu kilo fazlasını önlemek ve engellemek açısından önemli bir pencere oluşturur. Çünkü bu hastalık insanlarda kilo almayı kolaylaştırabilen ve kilo almaya sebep olan bir durumdur. İnsan kilo aldıkça hastalıkla ilgili hormon dengesindeki problemler artar, daha belirgin hale gelir ve kilo aldıktan sonra kiloyu verdirtmek hep daha zordur. Bu nedenle erken teşhis kiloyu kontrol altında tutarak hastalığın diğer belirtilerinin engellenmesi anlamında çok faydalı olacaktır.</video:description>
<video:view_count>812</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cocuklarda-Yasanan-Korku-ile-Nasil-Mucadele-Edebiliriz--324.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tugba-gurcag/cocuklarda-korku/cocuklarda-yasanan-korku-ile-nasil-mucadele-edebiliriz-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110811412828011.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çocuklarda Yaşanan Korku ile Nasıl Mücadele Edebiliriz?</video:title>
<video:description>Çocuklarda yaşanan korkuyla mücadelede aslında en önemli nokta anneyle babanın çocuğa destek olmasıdır. Bazen korkular anne ve babalara çok saçma gelebiliyor "Bir köpekten korkulur mu?, tek başına odanda yatabilirsin, bunda korkulacak bir şey yok." gibi yaklaşımlar aslında pedagojik olarak bakıldığında bizim çok istemediğimiz yaklaşımlardır çünkü çocuğun orda bir korkusu var ve bizim çocuğa verdiğimiz bu olumsuz yanıt onun kendine anlaşılmamış hissetmesine sebep olmaktadır. Bir çok sorunda olduğu gibi bizim anne ve babadan istediğimiz şey çocuğun anlaşıldığını ona hissettirebilmesidir. Çocuğun buradaki duygusu nedir; korku, anne ve babadan istediğimiz şey çocuğun ordaki aynası olması."Hımm anlıyorum evet sen bundan korkuyorsun, bazen böyle şeylerden korkmamız mümkün bizimde başımıza böyle şeyler gelebiliyor." mesajını vermek çok çok önemli çünkü çocuk anlaşıldığını hissettiği zaman korkusuyla baş etmesi daha kolay oluyor. Ama biz o korkuyu ve çocuğu reddettiğimizde, kabul etmediğimizde, küçümsediğimizde çocuk kendini anlaşılmamış hissediyor ve bu korkunun ortadan kalkması için kesinlikle kullanılabilecek en son hatta olmaması gereken bir yoldur. Bu konuya artı olarak anne ve babalara birde şunu önerebilirz, yetişkin olsak bile hepimizin korktuğu şeyler olabilir çocuklarımızla bu korkuları onları korkutacak şekilde değil ama bunun hepimizin başına gelebilecek bir şey olduğunu konuşarak ve onlara bunu nasıl çözebileceğimiz konusunda destek olarak bu sorunu çözebiliriz. "Sence burda ne yapabilirz, bunu birlikte nasıl çözebilirz, bence birlikte bir beyin fırtınası yaparak buna uygun yöntemler bulmak, çocuğumuza kendi uyguladığımız yöntemlerle ilgili örnekler verebiliyor olmak çok çok önemlidir. Uygulayabileceğimiz yöntem çocuğumuzun korkusunu anlamak, bunu anladığımızı ona hissettirmek ve birlikte çözüm yollarını bulabilmek için birlikte beyin fırtınası yaparak çocuğumuza destek olmak baskı kesinlikle işe yaramayacaktır. En önemli nokta destek olmaktır.</video:description>
<video:view_count>537</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cocuklarda-En-Sik-Gorulen-Korku-Nedir--325.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tugba-gurcag/cocuklarda-korku/cocuklarda-en-sik-gorulen-korku-nedir-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110811425328011.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çocuklarda En Sık Görülen Korku Nedir?</video:title>
<video:description>Çocukların en sık yaşadığı korkulardan bir tanesi de ebeveynlerini yani anne ve babalarını kaybetme korkusudur. Bunu özellikle çevrelerinde bu tip bir yaşantı varsa, ailede var olan bir hastalık, düzenl ibir ilaç kullanımı, sürekli doktorla haşır neşir olma durumları var ise çocuklarda bu tip korkuları çok sık yaşıyoruz. Özellikle tek başına kalmak, ebeveyn desteği olmadan hayatını sürdürebiliyor olma kaygısı çocukların en sık yaşadığı korkulardan bir tanesidir. Burada yapılabilecek olan şey anne babanın çocuğunun sürekli yanında olmasıdır. Burada kastedilen sabahtan akşama kadar işimizi bırakıp her vaktimizi çocukla geçirmek değil ama bizim pedagojik olarak kullandığımız bir terim vardır; çocukla zamanımızı kaliteli olarak geçirmek. KAliteli zaman geçirmek çocukların hem kendilerini hemde anne ve babalarını tanımalarına hemde anne babalarının onlara ne kadar değer verdiğini ve onları terketmeyeceklerini göstermelerine fırsat olacak bir zaman dilimidir. Burada anne ve babalar çocuklarına daha çok vakit ayırmalı, birlikte keyif alabilecekleri aktiviteleri sürdürmeli ve birbirlerine destek olmalıdırlar. Anne baba kaybı aslında çok sık yaşadığımız bir şey, annenin yada babanın vafatı, yurtdışına gidiyor olması geri dönmüyor olması veya boşanma gibi durumlar bizim çok sık karşılaştığımız durumlardır. Burada anne ve babalara önerilebilecek şey; çocukları ile olan iletişimlerini hiçbir zaman koparmamaları, sürekli sağlıklı bir iletişimi içerisinde olmalarıi birbirlerini sık görmeleri, birlikte eğlenecekleri aktiviteler yapıyor olmaları çocukların onların yoksunluklarını yaşamasını azaltacaktır. En kötü ihtimalle görüşemeseler bile telefonla bir seslerini duymak, günlerinin nasıl geçtiğini sormak, onlarla internet üzerinden bile olsa o kontağı sürdürebiliyor olmak tabiki tensel temasın yerini tutmayacaktır ama en azından yoksunluk duygusunu azaltacaktır.</video:description>
<video:view_count>539</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Astim-Tedavisi-Nasil-Olur--327.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/kamil-cerrahoglu/astim/astim-tedavisi-nasil-olur-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110811494428011.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Astım Tedavisi Nasıl Olur?</video:title>
<video:description>Astım tedavisi tamamen bir basamak tedavisidir çünkü astım semptomları her hastada değişik basamaklarla seyreder. Akut astım krizi ile ilgili gelebilen hasta olduğu gibi yıllarca veya aylarca astım şikayetleri çeken kronik astımlarda vardır. Buradaki seçenek veya tedavi tamamen hastada teşhis edilen düzeye göre belirlenmektedir. Çok basit şikayetlerle gelen bir hastaya sadece astımda kullandığımız tabletleri veya şurubu kullanarak bunu tedavi edebiliriz veya orta derecede astımlı hasta geldiğinde bu hastalarımıza inhalerle dediğimiz spreyler halk dilinde kullanılan veya hastalarımızın spreyler olarak ifade ettiği ilaçları ağzımızdan sıkılan spreyleri kullanabiliriz. Ağır astım dediğimiz hastalarda da özellikle wheezingler hırıltıyla seyreden bu şikayetleri olan geceleri uyuyamadığını ifade eden hastalarda da malesef ne bu ilk kullanmış olduğumuz tablet ve şuruplar nede inhalerle fayda sağlamamaktadır.Çünkü buradaki mekanizma şudur ; bronko spazmı geliştiğinde hava yolları daralmakta biz istediğimiz kadar inhalasyonu , inhaler cihazi ağızdan inhale ettirsekte akciğerlere indirilememekte ve bir bronkodilatasyon bronş genişlemesine sebep olamamaktadır.Burada seçilecek tedavi nebulizatör dediğimiz yani bu ilaçların ampuller içinde sıvı olarak kullanılan formlarıdır. Bunlar nebulizatör dediğimiz 3-5 mikron partiküllere parçalanmakta ve bu parçalanan partiküller bronşlardan alvollere kadar yüzde doksan oranında gönderilmekte ve bronkodilatasyon sağlayarak hastaların rahat nefes almasını sağlamaktadır çünkü inhallerle alınan ilaçların ancak optimum kullanıldığında dahi yüzde otuzu akciğerlere gitmekte , yüzde otuzu mideye gitmekte , yüzde otuzu ağız çevresinde kalmaktadır. Dolayısıyla ilacın üçte birini alan hasta ile nebülizatör cihazında olduğu gibi yüzde doksan dokuzunu alan hasta arasında tabiki tedavi yönünden farklılıklar oluşmaktadır. Onun için astımda , akut durumlarda ve acil durumlarda en etkili tedavi nebulizasyon tedavisi olmaktadır.Bunun başka bir yararıda şudur ; astımdaki mekanizmalardan biride bronş mukazazasının kuruyarak etkilerinin üzerinden dökülmesi olduğu için bronş mukazasının bir nemlendirme veya clinensinin hareket geçirilmesi için sıvıl hareketlerin harekete geçirilmesi için nemlendirme mekanizmasında çalıştırılması gerekir ki buda sıvı şeklindeki ilaçlarla nebulizatörle inhalasyonla verilerek en uç bronşlara kadar en küçük bronşörlere kadar ilacın verilmesi ve bronkoditilasyonun sağlamasıdır. Dolayısıyla buradaki en önemli faktör gelen hastanın derecesinin tespit edilmesi ve bu dereceye göre uygun ilacın başlanmasıdır.</video:description>
<video:view_count>1481</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Goz-Kapagi-Dusuklugunun-Tedavisi-Var-midir--331.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/akin-banaz/goz-estetigi/goz-kapagi-dusuklugunun-tedavisi-var-midir-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110814340028014.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Göz Kapağı Düşüklüğünün Tedavisi Var mıdır?</video:title>
<video:description>Tabi göz kapağı düşüklüğü önemli bir konu. Aslında göz kapağı düşüklüğünü ikiye ayırabiliriz. Birincisi gerçek göz kapağı düşüklükleri, ikincisi yalancı göz kapağı düşüklükleridir. Şimdi gerçek kapak düşüklüklerinde, göz kapağı bir bütün olarak aşağı doğru inip görmeyi engelliyor. Yalancı kapak düşüklüğünde ise göz kapağının üzerindeki cildin esnemesine bağlı olarak, o cilt kirpiklerin üzerine doğru sarkıyor, cilt görmeyi engelliyor. Biz buna yalancı kapak düşüklüğü diyoruz. Gerçek kapak düşüklüğü ileri yaşta ortaya çıkarsa, kişinin görüntüsünü de bozuyor, görmesini de engelliyor ama özellikle çocuk yaşta kapak düşüklüğü çok daha önemli. Çünkü o zaman görme engellendiği için beyin görmeyi öğrenemeyebiliyor. Ciddi göz tembelliği oluşabiliyor. Buna bağlı ayrı sıkıntılar da oluşabiliyor. Onun için kapak düşüklüğünün hangi yaşta, kimde olduğu son derece önemli. Örneğin bazı kişilerde kapak düşüklüğü ile birlikte çift görme gibi bazı sorunlar da olabilir. Bu mesela vücuttaki genel bir kas hastalığının uyarıcısı da olabilir. Onun için kapak düşüklüğü olan kişilerde vücutta başka bir sorun olmadığından da emin olmak gerekir. Aslında çok ilginç bir şekilde, örneğin akciğer hastalığında bile kapak düşüklüğü olabilir. Çünkü beyne giden sinirler oralardan da geçiyorlar. Buna bağlı olarak akciğer hastalılarında bile göz kapağı düşüklüğü ortaya çıkabilir. Onun için başka bir bozukluk olup olmadığından da emin olmak gerekir.</video:description>
<video:view_count>2384</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Goz-Kapagi-Estetigi-Icin-Nasil-Bir-Tedavi-Yapilir--332.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/akin-banaz/goz-estetigi/goz-kapagi-estetigi-icin-nasil-bir-tedavi-yapilir-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110814352228014.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Göz Kapağı Estetiği İçin Nasıl Bir Tedavi Yapılır?</video:title>
<video:description>Şimdi göz kapağı estetiği için nasıl bir operasyon yapalım. Bu son derece önemli bir soru. Aslında ilk planda şundan başlayalım isterseniz. Göz kapağı estetiğini kime uygulamamız gerekir. Göz kapağı estetiğini ihtiyacı olan insanlara uygulamak gerekir. Bu çok ileri yaşta da olabilir, tahminimizin aksine çok genç yaşlarda da olabilir. Kimin ihtiyacı varsa ona yapmak gerekir. Çünkü göz kapağı estetiğini gerekli kılan unsurlar hep zaman içerisinde artarlar. Hiçbir zaman, zaman içerisinde azalmazlar. Onun için bir kişinin göz çevresi görünümünde bir sorun varsa ve bu sorun müdahale ile düzeltilecek durumda ise ve müdahale yapılmadı ise bu devamlı artarak devam edecektir. Örneğin üst göz kapağında bir düşüklük, ciltte sarkma olduğunu düşünelim. Bu yıllar içerisinde hep artarak devam edecek. Alt göz kapağında bir torbalanma olduğunu düşünelim, bu da yıllar içerisinde artarak devam edecektir. Onun için kişi hangi yaşta. İse, gözünün etrafındaki sorunlar sıkıntı yaratıyor ise o yaşta tedavi edilebilir. Bir kere yapıldı mı genellikle bir daha müdahale gerektirmez. Ne yapmak gerekir sorusunu da aslında kişiye özel cevaplamak gerekir. Kişiye baktığımız zaman kırışıklıklar ön planda ise daha çok iğne, botoks enjeksiyonları üst göz kapağında bir sarkıklık var ise üst göz kapağına bir müdahale, alt göz kapağında bir torbalanma varsa alt göz kapağına yönelik müdahale. Bunarın tümü varsa tümü de uygulanabilir. Ama bu işin sırası önce cerrahi müdahalelerin yapılması, yani aslında esnemiş, bollaşmış olan giysinin terzilikle toplanması, sonra da kırışıklık olan giysinin ütülenmesi. Yani önce cerrahi müdahaleleri uygulayıp, sonrasında eğer ihtiyaç varsa botoks gibi diğer yöntemleri ondan sonra uygulamak gerekir. Yani kimin neye ihtiyacı varsa onu yapmak gerekir. Nasıl ki bollaşmış olan bir giysiyi ütü ile düzeltmemiz mümkün değil ya da tam tersi geçerli. Cerrahi müdahale gerekiyorsa cerrahi yapmak gerekir. İğne gibi, botoks gibi tedaviler yapmak gerekiyorsa da onu yapmak gerekir ama burada mutlaka kişinin neye ihtiyacı varsa onu yapmak gereklidir.</video:description>
<video:view_count>914</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Basarili-Bir-Goz-Estetigi-Icin-Nasil-Bir-Altyapi-Gerekir--333.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/akin-banaz/goz-estetigi/basarili-bir-goz-estetigi-icin-nasil-bir-altyapi-gerekir-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110814364528014.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Başarılı Bir Göz Estetiği İçin Nasıl Bir Altyapı Gerekir?</video:title>
<video:description>Başarılı bir göz estetiği için il planda yapılması gereken doğru hasta seçimi yapmak gerekir. Öncelikle yapılması gerek ilk muayenenin çok ayrıntılı yapılması, gözde başka bir sorun varsa onun mutlaka öğrenilmesi ve belirlenmesi gerekir. Göz kapağıyla ilgili hangi müdahale yapılırsa yapılsın, şu unsurları hep akılda tutmak gerekir. Birincisi göz kapakları çok görünen bir yerdedir. Hiçbir zaman göz kapağını gizlemek mümkün değildir. İkincisi özellikle üst göz kapağı hareketli bir dokudur, sabit bir doku değildir. Onun için zaman içerisinde devamlı bir esnemeye maruz kalır. Üçüncüsü göz kapağındaki sorunlar her zaman için gözü etkileyebilir. Yani göz kapağında bir sorun varsa gözümüzün fonksiyonu da bundan etkilenebilir. Öncelikle doktor tarafından hastanın beklentileri çok iyi algılanmalıdır. Doktor hastayı çok iyi muayene edip ona yapılması gereken müdahaleler konusunda, ya da yapılmaması gerekenler konusunda çok ayrıntılı bilgi vermelidir. Ondan sonra yapılacak olan müdahalenin doğru planlanması gerekir. Nereye ihtiyaç varsa oraya gerektiği kadar müdahale yapmak gerekir. Şunu da her zaman akılda tutmak lazım. Vücuttan çok doku çıkartmak her zaman kolaydır. Ama vücuttan çok doku çıkarttınız mı, gerekiyorsa ihtiyaç halinde geri koymak her zaman çok daha zordur. Ama her zaman ne zaman isterseniz, biraz daha doku çıkarabilirsiniz. Onun için müdahaleler yapılırken bu hep akılda tutulmalıdır. Tabi ki ameliyathanelerin sterilizasyonu, diğer faktörler etkili olabilir. Ama burada en önemlisi doktorun buradaki anatomiye ve ne yapacağına hakim olması, yapacağı müdahaleyi doğru belirlemesi, hastasını bu konuda ayrıntılarıyla aydınlatması, müdahalenin başarıya ulaşmasındaki en temel unsurlardır.</video:description>
<video:view_count>681</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Gozyasi-Kanal-Tikanikligi-Nedir-334.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/akin-banaz/goz-hastaliklari/gozyasi-kanal-tikanikligi-nedir-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110814443128014.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Gözyaşı Kanal Tıkanıklığı Nedir</video:title>
<video:description>Şimdi bizim bir gözyaşı kanalımız var. Gözümüzde bir asıl gözyaşı bezi var birde yardımcı bezler var. Asıl gözle ilgili fonksiyonu veren hep yardımcı bezler. Asıl gözyaşı bezi kenarda, ancak ihtiyaç olduğunda devreye giriyor. Gözümüze yabancı bir cisim kaçtığında, gözümüz tahriş olduğunda birden o gözyaşı salgılıyor ki o gözyaşının etkisiyle o cisim ordan uzaklaştırılsın diye. Aslında arabanın ön camına bir şey geldiğinde sileceği sıkmamız gibi onu götürüyor. İşte oradaki silecekler aslında bizim göz kapaklarımız oluyor. Normal gözyaşı ise içteki bezlerden salgılanıyor ve o bezler gözün yumuşak kalmasını, sulu kalmasını sağlıyor. İşi biten gözyaşının da boşaltım sistemiyle uzaklaştırılması gerekiyor. Aslında bunu şöyle bir örnekle açıklayabiliriz. Nasıl bulaşık yıkarken kullandığımız bir su vardır, sonra işi biten su evyenin altından boşaltım kanalına gider. İşte o boşaltım kanalı bizim gözyaşı boşaltım kanalımız. İki tane minik delikle başlıyor. Ondan sonra bir kanal oluşup, iki kanal birleşiyor. İki tane delik olmasının sebebi de gözyaşı kanalının içine herhangi bir cisim kaçmaması içindir. Sonra onlar birleşip tek bir kanal oluşturuyorlar. Sonra boşalan sıvının toplandığı bir hazne var. Ondan sonra o hazne yine ince bir kanalla buruna boşalıyor. Aynı aslında baraj gölü gibi dikkat ederseniz. Kanal tıkanıklıkları daha çok gözyaşı kesesinin, haznenin burun ile birleştiği yerde ortaya çıkıyor. Öyle olduğu zamanda hemen üst kısımda dönem dönem iltihap oluşuyor. Çünkü orada akamayan, duraklayan sıvı mikrop kapılmasına, iltihap kapılmasına daha elverişli hale geliyor. Hem kişinin gözü sulanıyor hem de dönem dönem çok daha şiddetli olabilecek apselerle, iltihaplarla karakterize oluyor. Kanal tıkanıklığı aslında iki yerde çok önemlidir. Birincisi erişkinlerde olabiliyor. Bizim gibi erişkin insanın gözyaşı kanalı ortada hiç sebep yokken tıkanabiliyor. Biz de bilmiyoruz neden tıkandığını. Nadiren bu durum burun travmaları, burun kırıkları sonrası da olabiliyor. Oradaki ince kanal hasar görebiliyor. Ama çoğunlukla ortada hiçbir sebep yokken normal erişkin yaşlarda, 20li yaşlarda da olabilir ama daha çok 30lu, 40lı yaşlarda, ileri yaşlarda da ortaya çıkabiliyor ve kanal tıkanıyor. Tıkanınca sulanmayla kendini gösteriyor. Bir de doğuştan yeni doğan bir bebeğin gözyaşı kanalının tamamen açılmamasından da olabiliyor. Gözyaşı kanalının en alt ucunda bir valf, kapakçık var. O da akım tek yönlü yani hep yukarıdan aşağı aksın diye, burnun içindekiler kanalın içine geçmesin diye işte o kapakçık açılamamış olabiliyor o zamanda çocuğun devamlı gözü sulanıyor. Bebeklik çağında olanlarında çoğunluğu ilk üç ayında kendiliğinden açılıyor. Üç aydan sonra kendiliğinden açılma ihtimali çok daha azalıyor. Ama bir yaşına kadar yinede kendiliğinden açılma ihtimali var. Bir yaş burada kilit bir zaman. Eğer çocuk bir yaşı geçtiyse kendiliğinden açılma ihtimali iyice azalmış demek oluyor. Orda bir müdahaleyle bunun açılması gerekebiliyor.</video:description>
<video:view_count>725</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Protez-Goz-Tedavisi-Var-midir--335.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/akin-banaz/goz-hastaliklari/protez-goz-tedavisi-var-midir-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110814471328014.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Protez Göz Tedavisi Var mıdır?</video:title>
<video:description>Protez tedavisi tabi ki var. Protez maalesef gözün görme fonksiyonunu tamamen kaybettiği, kötü bir görünüme sahip, kişiye ağrı veriyor ya da başka hastalıklara sebep olacak durumda ise o gözü boşaltıp, dışarıdan bakıldığında normal görünecek protez göz yapılıyor. Ya da maalesef bazı tümörlerde, kanserlerde ki gözde de tümör, kanser olabiliyor gözün kılıfıyla birlikte tamamını alıp oraya bir protez göz yapmak gerekiyor. Burada amaç dışarıdan bakıldığında bunun anlaşılmaması. Tabi hastaların en büyük korkusu dışarıdan bakıldığında anlaşılmasıdır. Bazı kötü örnekleri olabiliyor. Ama şunu unutmamak gerekir. İyi yapılmış protezin dışarıdan bakıldığında anlaşılmaması artı kişiye sorun yaratmaması isteniyor. Rahat kullanılabilmesi lazım. Kişi hayatını normal bir şekilde sürdürebilmesi için. Burada tabi şöyle bir sorun ortaya çıkıyor. Bunu bilmek lazım. Yapılan ameliyatın diğer göze bir zararı olmaz o çok önemli bir ayrıntıdır. Bir de aslında hep gözün gördüğü düşünülür. Aslında gören göz değildir göz görüntüyü algılar. Asıl görüntü beyinde oluşur. Biz bu ameliyatlarda yalnızca ön tarafta kamera olarak adlandırılacak dokunun tümünü almıyoruz. Yalnızca içini boşaltıyoruz. Ondan sonra oradaki şişkinliği sağlamak için içine de bir protez koyuyoruz. Aslında konulan protez hareketli değil. Aslında konulan protez hareketli değil. Konulmuş olan protez çocukluğumuzda oynadığımız bilye gibi aynı, gözü hareket ettiren kaslarla bağlantılı olduğu için o sebeple hareket ediyor. Ameliyatla bu yapılıyor. Sonra 20-30 gün bekleniyor. Oradaki şişlikler geçiyor, şişlikler geçtikten sonra buradaki yuvanın kalıbı çıkarılıp, özel çıkarılması gerekir o kalıbın, ressam tarafından boyanıyor. Tabi içteki doku hareket ettiği için ona da bir hareket yansıyor. Dışarıdan bakıldı zamanda iyi, güzel görünümlü, kişinin rahat kullanacağı protez ortaya çıkıyor. Tabi ki protez ihtiyacı olan kişilerde müdahale öncesi ciddi psikolojik travmalar da yaşanmış olabiliyor. Geçirilmiş olan kazalar, geçirilmiş olan müdahaleler söz konusu olabiliyor. Ama protezin yapılmasıyla birlikte kişi adeta yeni bir hayata başlayabiliyor.</video:description>
<video:view_count>1177</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Blefarizm-Spazmi-Nedir--336.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/akin-banaz/goz-hastaliklari/blefarizm-spazmi-nedir-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110814483728014.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Blefarizm Spazmı Nedir?</video:title>
<video:description>Değişik isimli bir hastalıktır. Blefarospazm nedir? Blefaro demek gözkapağı demek, spazmda bildiğimiz kasılma demektir. Blefarospazmda hasta gözünü kapatıyor, açamıyor, kuvvetle kapatıyor. Veya genellikle hasta hayatını sürdürmek için bir eliyle gözünü açması gerekiyor. Bu hastaya baktığımız zaman otomatik olarak psikolojik bir sıkıntısı mı var diye düşünüyoruz. Sanki psikolojik yönden bir bozukluğu varmış gibi düşünülüyor. Aslında hiç öyle bir hastalık değil, baya sık olan bir hastalık. En çok karıştığı şey göz kuruluğu. Bunlar genellikle orta ve ileri yaştaki insanlarda oluyor. Ama 20li, 30lu yaşlarda bile olabiliyor. Ama daha çok 40-50 ve 60 yaş civarında görülüyor. Bu kişiler de hafif tikler ve gözkapağında kapanma başlıyor. Gittikleri doktor genellikle göz kuruluğu teşhisi koyuyor ve gözyaşı damlası veriyor. Ya da nöroloji doktoruna yönlendiriyor. Acaba psikolojik bozukluğu var mı? Diye. Halbuki bu tamamen beyinden kaynaklanan, sebebi bilinmeyen, hiçbir şekilde psikoloji ile ilgisi olmayan bir rahatsızlıktır. Göz kapağında istemeden kasılmalar ortaya çıkıyor. Tabi beyinde bir bozukluk ver ama MRda her şey normal çıkıyor tetkiklerde. Tabi kişi buna engel olmıyor. Zaman içerisinde buna bir psikolojik komponen, psikolojik boyutta ekleniyor. Bu hastalığı da ağırlaştırıyor. Kişiler günlük işlerini yapamayacak kadar zorluğa da düşebiliyor. Ne oluyor? Mesela tek başına evden bakkala gidemeyecek kadar, bozukluğa da uğrayabiliyorlar. Etraftan genellikle yapma, neden öyle yapıyorsun? gibi tepkilere de maruz kaldıkları için işleri daha da bir zorlaşıyor. Bu hastalığın tedavisinde öncelikle teşhis koymak lazım. Teşhisi koymak içinde; bunun testi v.s. yok yalnızca hastanın yüzüne bakarak, öyküsünü dinleyerek alınan bir sonuç. Tedavi de kırışıklıklarda kullandığımız botoks çok faydalı oluyor. Oradaki spazmı önlüyor. Tabi bunu ilk yıl en az üç kez, ikinci yıl iki kez, sonra yılda en az bir kez tekrar etmek gerekiyor. Gereken bazı hastalıklarda bunun ameliyatını da yapmak söz konusu. Ama bu Blefarospazm baya önemli ve sık olan bir hastalık. Kişileri son derece zorlayan teşhisinin konulması zor olan bir hastalık. Mesela Amerikada bu hastaları bir araya getirmek için kurulmuş bir dernek var. Çünkü tedavilerinde eğer teşhis konulmazsa çok ciddi zorluk yaşanıyor. Veya kişi böyle gözlerini açamıyor, böyle kapanıyor. Özellikle ancak eliyle yardım ederek açabiliyor. Son derece önemli bir hastalık, ama tedavisi mümkün.</video:description>
<video:view_count>914</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Tiroid-Hastaliginin-Goz-ile-Bir-Baglantisi-Var-midir--337.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/akin-banaz/goz-hastaliklari/tiroid-hastaliginin-goz-ile-bir-baglantisi-var-midir-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110814515528014.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Tiroid Hastalığının Göz ile Bir Bağlantısı Var mıdır?</video:title>
<video:description>Tiroid hastalarında gözde de tutulum olabiliyor gözde tutulum olduğunda gözler çok daha iriymiş gibi olup öne doğru fırlayabiliyor. Onlarda çok ciddi kas, hareket bozuklukları gösterebiliyor. Tiroid hastalığı tam sebebi bilinmeyen, otoimmin dediğimiz bir hastalık türüdür. Tiroid hastalığı varken gözde de tutulum olabiliyor. Ya da yalnızca gözde tutulum olup, tiroide bir bozukluk olmayabiliyor. Buda bazen teşhiste yanıltıcı olabiliyor. Tiroid hastalığında göz ve etrafındaki kaslarda, gözü hareket ettiren kaslarda, ve gözün etrafındaki yağ dokularında ciddi bir enflamasyon dediğimiz bir yangı oluşuyor. Buna bağlı olarak önce o kaslar şişiyor. Gözün etrafındaki yağ dokusu da şişiyor tabi arkada kemik olduğu için göz öne doğru itiliyor. Fakat bu dönem genellikle bir ile üç yıl arası sürüyor. Sonra yavaş yavaş geri gidiyor. Fakat geri gittiğinde oradaki şişmiş olan kaslar iyice skatrize olarak, küçülerek cevap veriyorlar. Kaslarda çok ciddi hareket bozuklukları ortaya çıkabiliyor. Bu da kişide çift görmeye yol açabiliyor. Göz kapağı kocamak açılabiliyor ve göz ileri doğru itilip gözde kornea tabakasını yani gözün hassas tabakasında kuruma ve yaralar oluşabiliyor. Aynı zamanda şişmiş olan kaslar görme sinirini sıkıştırarak ciddi görme bozukluğu ve körlüğe neden olabiliyor. Tiroid hastası sigara kullanıyorsa gözde tutulum çok daha yüksek oranda ve ağır seyrediyor. Aynı zamanda ileri yaştaki erkek hastalarda da tutulum ağır seyrediyor. Tutulumun ilk dönemlerinde, şişmenin olduğu dönemlerde ışın tedavisi, radyoterapi yada ağız ve damar yoluyla kortizon tedavisi kullanılıyor. Ama geç dönemlerde yangı dönemi bitip, alevli dönem bitip, soğuduktan sora iş gözkapağı ameliyatları, gerekiyorsa yada gözün arkasındaki kemikleri inceltip gözü geriye doğru götüren özel ameliyatlar uygulanması gerekebiliyor. Ama şunu özellikle söylemek lazım tiroid hastalığı ve sigara çok çok önemli.</video:description>
<video:view_count>654</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Excimer-Lazer-Nedir--338.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/akif-ozdamar/excimer-lazer-nedir-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110815011928015.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Excimer Lazer Nedir?</video:title>
<video:description>Excimer Lazer Kornea rekraktif cerrahide hastaların miyopi, astigmatigma, hipermetropi gibi gözlük kusurlarından kurtarmak için kullandığımız lazer cihazının adıdır. Excimer Lazer aslında yüksek enerjili bir yüksek uygulama lazeridir. 193 nanometre bir dalga boyunda çalışan, her bir fotuna yaklaşık 6.3 milyon elektro voltluk yüksek enerjiye sahip, kornea dokusuna, gözün ön dokusuna çarptığı zaman bu dokudaki molekülleri birbirinden ayırarak parçalayıp korneayı tıraşlayabilen, korneanın şeklini yeniden oluşturarak kırma kusurlarını tedavi eden lazer sisteminin adıdır. Excimer Lazer aslında endüstride kullanılan bir lazer sistemidir. Endüstride özellikle silikon cipleri yontmak için, onların mimari dizaynını, düzenini geliştirmek için kullanılan bir lazer sistemidir. Bu lazer sistemi 1980li yılların başında kornea dokusunu yeniden şekillendirmek üzere kullanılmaya başlandı. Bu amaçla ilk olarak hayvan gözlerinde denendi. Hayvan gözlerinde başarılı kornea yeniden şekillendirilmesi anlaşılınca, yöntem insan gözünde kullanılmaya başlandı. İnsan gözünde ilk defa 1983 yılında Troki adı verilen bir doktor tarafından denendi. 1980li yılların sonunda, 1988 yılında da Mac Donalds adında bir Amerikalı doktor bunu ilk defa görmeyen gözde, korneanın yeniden şekillendirilmesi amacıyla kullandı. Bu amaçla oldukça başarılı olduğu test edildikten sonra sistem yaygınlaşmaya başladı. Excimer Lazerin çok önemli özellikler var. Bu özelliklerden bir tanesi kornea dokusuna çarptığı zaman, kornea dokusunu su mikron seviyesi dediğimiz, bir mikronun dörtte biri duyarlılıkta tıraşlama yeteneğine sahip olması. Bu işlemi yaparken aynı zamanda komşu dokulara zarar vermemesi, böylece kornea gibi saydam, damarsız, oldukça hassas bir dokuyu, istediğimiz şekilde tıraşlama yeteneğini elde ettik. Excimer Lazerin geliştirilmesi aşamasında, lazerin korneaya uygulama şekilleriyle de önemli farklılıklar ortaya çıktı. Örneğin biz başlangıçta Excimer Lazerin yalnızca kornea epitelini, hücre tabakasını kazıyıp, stroma adını verdiğimiz korneanın yüzey tabakasına uygularken, daha sonra geliştirilen tekniklerle korneadan flep adını verdiğimiz bir kesi yaparak, bu kesiyle flepin altına, kornea stroması içerisine lazer uygulama teknikleri gelişmeye başlandı. Tabi kornea stroması içerisine Excimer Lazerin uygulanabilmesi, klasik Excimer Lazer uygulaması tekniğini oldukça geliştirdi. Oldukça iyileştirdi. Klasik lazerde gördüğümüz bir takım sakıncaları ortadan kaldırarak günümüzdeki mükemmel lazer teknolojisinin ortaya çıkmasında yardımcı oldu.</video:description>
<video:view_count>640</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Excimer-Ameliyati-Sonrasi-Hasta-Neler-Yasar--339.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/akif-ozdamar/excimer-ameliyati-sonrasi-hasta-neler-yasar-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110815034728015.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Excimer Ameliyatı Sonrası Hasta Neler Yaşar?</video:title>
<video:description>Excimer Lazer ile yapılan cerrahilerden sonra, aslında kullanılan tekniğe bağlı olarak, hastanın deneyimleri, hastanın ameliyat sonrası problemleri değişkenlik gösterir. Örneğin bizim yüzey ablasyonu adını verdiğimiz, fotorekraftif keratektomi, ya da PRK diye kısalttığımız yöntemler ya da Lasek adını verdiğimiz Laser Assisted Subepithelial Keratomilieusis kelimelerinin kısaltılmalarından oluşan yöntemlerde, hastanın genellikle ilk gün oldukça şiddetli ağrısı olmaktadır. Bu ağrı ikinci, üçüncü günlerde azalarak devam etmekte, hastanın ağrısız hale gelmesi ortalama 3-5 günlük bir süreç almaktadır. Ağrı geçtikten sonra da hastanın mükemmel görme kalitesine ulaşması içinde zamana ihtiyacı vardır. Bu süreç nerdeyse 15-20 günlük bir dönemi kapsamaktadır. Yani klasik yüzey ablasyonu dediğimiz yöntemlerle yapılan ameliyatlardan sonra hastanın iyi görme yeteneğine kavuşması için 15-20 günlük bir süreç geçmekte, bu sürede hasta işine gücüne gidememekte, çalışamamakta, ilk birkaç gün oldukça şiddetli ağrısı olmakta ve ilaç kullanmak zorunda kalmaktadır. Buna karşılık Intrastromal yöntemlerle yani Lasik adını verdiğimiz, korneada bir kapak oluşturarak lazeri kornea kapağının altına, troma içine uyguladığımız yöntemlerde hastanın ağrısı genellikle olmamakta ya da çok az ağrı yaşamakta. Hasta ilk gün ağrıdan ziyade yanma, sulanma, batma gibi hisler yaşamakta. Bu süreç ortalama 4-6 saat gibi sürmekte, bu 4-6 saat sonrası, hasta ertesi gün uyandığında çok rahat, ağrısız, çok fazla probleminin olmadığı, çok iyi görme yeteneğine kavuştuğu bir durumla karşılaşmakta. Hastalar genellikle ertesi gün uyandıklarında oldukça şaşırdıklarını ifade ederler bize. Bir gün önce uyandığı zaman etrafta gözlüğünün bile bulmakta güçlük çeken bir insan, etrafındaki cisimleri oldukça rahat, kaliteli görme yeteneğini kazanmakta ve bu deneyim hastaları oldukça şaşırtmaktadır. Lasik adını verdiğimiz yöntemde ağrı hissi kısadır. Görme hissinin normale dönmesi, görsel rehabilitasyon dediğimiz süreç oldukça kısadır. Hasta birkaç gün içerisinde normal işine gücüne dönebilme ve işini gücünü yapabilme yeteneğine kavuşabilmektedir.</video:description>
<video:view_count>709</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Lazerle-Gozluklerden-Kurtulma-Tedavisindeki-Yontemler-Nelerdir--340.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/akif-ozdamar/lazerle-gozluklerden-kurtulma-tedavisindeki-yontemler-nelerdir-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110815053028015.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Lazerle Gözlüklerden Kurtulma Tedavisindeki Yöntemler Nelerdir?</video:title>
<video:description>Lazerle gözlükten kurtulma yönteminde farklı tedaviler olması iki nedenden kaynaklanıyor. Birincisi lazer sisteminin, tekniklerinin gelişmesi aşamasındaki tarihten kaynaklanır. İkincisi de hastanın gözünün her türlü lazer yöntemine uygun olmamasından kaynaklanır. Bu tarihsel gelişim içerisinde önce yüzey ablasyonlarıyla lazer tekniği uygulamaya başladık. Ancak Intrastromal ablasyonların, Lasik adını verdiğimiz lazerin kornea içerisine uygulandığı sistemlerin daha avantajlı hale gelmesiyle bu sistemleri daha çok kullanmaya başladık. Daha çok kullanıldıkça cerrahlar arasında bir tercih, hastalar açısından da Lasik yönteminin daha az ağrılı görsel rehabilitasyonu daha kısa olması, daha kısa sürede hastaların işine gücüne dönmesi, nedeniyle de daha çok tercih edilen bir yöntem haline gelmesine de yol açtı. Bunun dışında hastanın kendi anatomisinden, kendi göz yapısından kaynaklanan bir takım farklılıklarda cerrahın lazer teknolojisini seçmesinde etken olarak görülmektedir. Örneğin hastanın korneası inceyse, ince olan korneada önce bir kesi yapıp kapak kaldırıp, daha sonra lazeri stroma içine uygulayacak kadar yeterli kalınlık olmadığı için, hiç kornea kesiği yapmadan lazeri sadece epiteli kazıdıktan sonra yüzeye uyguladığımız yüzey ablasyonları PRK gibi Lasek gibi teknikler cerrah tarafından daha çok tercih edilmektedir. Ancak bu yöntemle lazer yapabildiğimiz bazı hastalarımız var. Bunun dışında hastanın beklentileri de lazer teknikleri seçilmesinde etken olmaktadır. Örneğin hasta kısa sürede işine gücüne dönmek istiyor, çok fazla ağrı yaşamak istemiyor, daha çabuk normal hayatına dönmek istiyorsa biz Lasik adını verdiğimiz Intrastromal teknikleri daha çok tercih etmekteyiz. Örneğin hasta itfaiyeciyse, polisse, askerse, yakın dövüş sporlarıyla ilgileniyorsa yani gözüne travma alma olasılığı yüksek meslek gruplarında çalışıyorsa o zaman bu meslek gruplarına yüzey ablasyonu adını verdiğimiz korneayı hiç kesmeden yüzeye lazer uyguladığımız teknikleri daha çok yapmakta ve önermekteyiz. Örneğin hasta gece görüş kalitesinin çok iyi olmasını istiyorsa, görme kalitesinde en az kontak lens kadar ya da daha kaliteli bir görme istiyorsa klasik lazer sistemlerinin birtakım dezavantajlarını ortadan kaldıran Wavefront kılavuzlu tedaviler adını verdiğimiz, hastanın oküler göz içi aberasyonlarını önce ölçüp, bu aberasyonlara göre tedavi algoritmları, tedavi patenleri çıkararak uyguladığımız lazer teknikleri yani Ilasik adını verdiğimiz Wavefront kılavuzlu lazer teknikleri hem cerrah tarafından, hem de hastalar tarafından daha çok tercih edilmektedir. Buradan da anlaşıldığı gibi lazer cerrahisinde teknik seçimi, hangi tekniğin hangi yöntemin uygulanacağı kompleks bir konudur. Hastanın beklentilerine, mesleğine, cerrahın seçtiği teknik avantajlara göre belirlenen bir durumdur. Genelde Refraktif cerrah bunu hastasıyla konuşarak, tartışarak hangi cerrahi tekniğin hasta için uygun olacağını birlikte karar verme yöntemini seçmektedir. Buna göre de tedavi şekillendirilebilir.</video:description>
<video:view_count>779</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Excimer-Lazer-Tedavisinin-Basari-Yuzdesi-Nedir--341.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/akif-ozdamar/excimer-lazer-tedavisinin-basari-yuzdesi-nedir-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110815064728015.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Excimer Lazer Tedavisinin Başarı Yüzdesi Nedir?</video:title>
<video:description>Aslında lazer cerrahisinin başarı yüzdesini karşılaştırırken hastanın pek çok açıdan değerlendirilmesi lazımdır. Tek bir başarı kriteri yoktur. Örneğin Refraktif sonuçlarının, yani lazer sonrası gözlük derecelerindeki düşüşü başarı olarak alacak olursanız, klasik Lazik cerrahisi sonrası hastaların görme refraksiyon kusurlarının gözlük derecelerinin artı- eksi 0,50 diyoptri aralığında bulunması olasılığı %85 civarındadır. Bunun artı-eksi 1 diyoptrilere indirilmesi %95lere yaklaşmaktadır. Yani gözlük derecesi olarak düşünürseniz Refraktif cerrahinin başarı oranı %95lere kadar ulaşmaktadır. Bunun dışında anatomik değerlendirmeler açısından başarıyı, komplikasyonu değerlendirecek olursanız yaptığınız cerrahinin anatomik başarısı çoğu zaman %99ları geçmekte, komplikasyon oranları teni sistemlerle %1lerin altına, bindeler seviyesine indirilmektedir. Yani burada başarıdan konuşurken hangi başarıdan bahsettiğimizi açıklamak lazım. Görsel başarı rekraftif başarı ile paralellik göstermektedir. Hastaların bizim tam görme dediğimiz seviyeye ulaşma oranları %85in üzerinde, %90lara yaklaşmaktadır. Diğer cerrahiler arasında karşılaştırma yapacak olursak hem görsel, hem Refraktif hem de anatomik sonuçları birlikte değerlendirdiğimizde, göz hastalıkları içerisinde Refraktif Cerrahi hemen hemen en başarılı grup içerisinde bulunmaktadır.</video:description>
<video:view_count>729</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Lazer-Ameliyatinda-Yapilan-Islemler-Nelerdir--342.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/akif-ozdamar/lazer-ameliyatinda-yapilan-islemler-nelerdir-05.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110815091428015.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Lazer Ameliyatında Yapılan İşlemler Nelerdir?</video:title>
<video:description>Lazer ameliyatında yapılan işlemlere değinirken, en çok kullandığımız yöntem olan Lasik Cerrahisinden bahsedeyim. Lasik Cerrahisinde ameliyatın süresi çoğu zaman 10 dakikayı geçmemektedir. Tabi ameliyatın süresi tek başına başarı kriteri değildir. Üç dakikada bir ameliyatı yapabilirsiniz ama sorun çıkıp başarısız hale gelebilirsiniz. 15-20 dakikada bir ameliyat yapabilirsiniz ama yaptığınız her şey mükemmeldir ve sonuçlar çok iyidir. Teknolojinin verdiği hız ameliyatlardaki süreyi oldukça kısaltmaktadır. Genelde Refraktif Cerrahın maniplasyon dediğimiz cerrahın primer katkıda bulunduğu işlemlerin sayısının az olması kullandığımız cihazlarının teknolojisinin yüksek ve oldukça hızlı olması nedeniyle son yıllarda Refraktif Cerrahi uygulama süreleri oldukça kısalmıştır. Kısalmada en önemli payı cihazların çok hızlı çalışması, problemlerinin az olması, mükemmele yaklaştırması oluşturmaktadır. Örneğin korneada Lasik Cerrahisi uygularken kullandığımız Intralase adını verdiğimiz bir sistem ilk çıktığı dönemlerde belki 35-40 saniyede kornea kesisini tamamlarken şu anda kullandığımız güncel cihazlar bunu 10 saniye civarına indirebilmiştir. Korneayı şekillendiren, tıraşlayan Excimer Lazer adını verdiğimi cihazın hızı başlangıçta 10-50 hertz gibi çok düşük seviyelerdeyken şu an tarayıcı spot lazerlerde bu süre 400 hertze kadar yükselmekte yani çok hızlı tıraşlama yaparak hastanın tedavi süresini kısaltabilmektedir. Bunların verdiği toplam hız genelde ameliyat sürelerini 10 dakikanın altına indirmektedir. Bu sürelerin kısalmasındaki en büyük payı cihazlardaki teknolojik gelişmeler teşkil etmektedir. Gelecekte bu cihazların hızları arttıkça bu sürelerin daha da kısalması mümkün olabilecektir.</video:description>
<video:view_count>724</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Ameliyat-Teknikleri-Nelerdir--343.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/akif-ozdamar/ameliyat-teknikleri-nelerdir-06.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110815110228015.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Ameliyat Teknikleri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Intralase dediğimiz Lasik Cerrahisi adını verdiğimiz yöntemde yaptığımız işlemlere gelince, bu işlemde hastanın korneasından önce korneanın ön kısmını yaklaşık 100-110 mikronluk ön parçasını içeren bir kapak kesisi oluşturmaktayız. Bu kesiye tıbbi olarak Flep adını vermekteyiz. Bu Flebin oluşturulma işlemi gene Intralase adını verdiğimiz femtusaniye lazer cihazları aracılığıyla gerçekleştirilmekte. Eski teknolojilerde biz bu işlemi korneada mekanik kesi yapan, bıçak kullanan mikrokeraton adını verdiğimiz sistemlerle yaparken, günümüzde bu sistemi tamamen femtusaniye lazer adını verdiğimiz lazerle korneada kapak oluşturan sistemlere dönüştürerek bu işlemin komplikasyon oranını ileri derecede düşürdük. Yaklaşık 5 yıl önce korneada kapak oluşturulması için kullanılan mekanik mikrokeratomlarla bu komplikasyon oranları %3lere kadar yükselebilirken, günümüzde Intralase adını verdiğimiz sistemle bu oran binde birlerin altından yaklaşık sekiz binde birler civarına düşürülmektedir. Bu da hastaların bize en çok sorduğu soruya yanıt vermemizi sağlamaktadır. Hastalar Lazer cerrahisi olurken en çok görmem azalacak mı, komplikasyon gelişecek mi, kör olacak mıyım? diye sorarlar. Mekanik keratomla oluşan problemler bu riskleri arttırırken Intralase adını verdiğimiz sistemde bu oranlar neredeyse yok denecek seviyelere ulaşmaktadır. Sekiz binde bir, on binde birlik seviyeler oldukça düşük seviyelerdir. Tabi bunu sıfırlamanız hiçbir zaman mümkün değildir. Tıbbi bilimlerde sıfır sonuçlara ulaşmak her zaman için imkansız şeylerdir. Teknolojinin gelişmesiyle oranlar düşürülebilir ama bunları asla sıfıra indirmek mümkün görünmemektedir. İkinci aşamasında Intralase adını verdiğimiz sistemle kapak kaldırdıktan sonra açığa çıkan kornea yüzeyini Excimer Lazer adını verdiğimiz tıraşlayıp yeniden şekillendirerek korneanın kırıcılığını değiştirmekteyiz. Böylece örneğin miyopisi olan bir hastada korneanın orta kısmını daha çok düzleştirip, çukurlaştırıp korneanın merkezi kısımdaki kırıcılığını azaltıp hastanın miyopisini tedavi etmekteyiz. Örneğin hipermetropik bir hastada korneanın tam orta kısmını değil parasentral bölgesi adını verdiğimiz merkezin hemen yanındaki bölgesini tıraşlayarak korneanın merkezi kırma gücünü bağıl olarak arttırmakta, böylece hipermetropik refraksiyon kusurlarını tedavi etmekteyiz. Astigmatizmalarda da korneanın dik ve kırıcılığı yüksek olan aksında özel bir ablasyon uygulayarak bu bölgenin düzleştirip korneanın astigmatizmaya neden olan kısmını ortadan kaldırarak, düzleştirerek astigmatizma dediğimiz refraksiyon kusurlarını tedavi edebilmekteyiz. Yani her bir refraksiyon kusuru için farklı patende, farklı ablasyon profilleri, farklı tıraşlama teknikleri uygulayarak korneadaki, aslında korneadan kaynaklanmayan kırma kusurlarını kornea üzerinde düzelterek gözlük numaralarını düşürmeye, hastaların görsel kalitesini arttırmayı başarabilmekteyiz. Lazerler bu konuda oldukça hassa cihazlardır. Excimer Lazerin tıraşlama yeteneğinin yaklaşıl sıfır yirmi beş mikron olduğunu düşünecek olursak, bir lazer palsıyla, lazer uygulamasıyla sıfır yirmi beş diyoptrinin onda birine varan oranlarda hastaların korneasında düzeltme yapabilmekteyiz. Bu bize refraksiyon, gözlük kusurlarını daha hassas ve kesin tedavi etme yeteneği kazandırmaktadır. Lazerle hastanın stroması tıraşlandıktan, düzeltildikten sonra Intralase ile oluşturduğumuz kornea kapak yeniden kapatılmakta ve kornea bütünlüğü yeniden sağlanmaktadır. Intralasenin son yıllarda bize verdiği önemli avantajlar var. Bu avantajlardan bir tanesi de açmış olduğumuz kapağı, istediğimiz kalınlıkta, istediğimiz duyarlılıkta kesebilmekteyiz. İkinci olarak bu kapak kenarını istediğimiz konfigrasyonda oluşturabilmekteyiz. Böylece kapak kenarında bevıl insayd adını verdiğimiz flep kenarının stroma içine, klan kornea içerisine gömülebildiği teknikler kullanarak oluşturduğumuz kapağın yerinden oynamasını güçleştirmekteyiz. Yerinden oynaması, kırışıklık olması gibi Lasik cerrahide sık gördüğümüz problemleri hemen, hemen ortadan kaldırabilme yeteneğini bu yeni teknolojiyle elde etmiş bulunmaktayız.</video:description>
<video:view_count>588</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Sasilik-Nedir--344.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/kemal-dikici/sasilik-nedir-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110815193528015.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Şaşılık Nedir?</video:title>
<video:description>Şaşılık göz eksenlerinin paralelliğinin bozulması olarak tanımlanmaktadır yani gözler bir şekilde paralel bakmamaktadır. Nedenlerine gelecek olursak bunların büyük bir kısmı özellikle çocuk grubu şaşılıklarda altta yatan bir kırma kusuru yani refraksiyon kusuru söz konusudur. Bu özellikle çocukluk çağında ağırlıkla hipermetropi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun dışında tabi miyoplarda da şaşılık bulunması sıkça karşılaştığımız bir durumdur. Çocukluk ve kırma kusurlarının dışında ilave olarak paralitik şaşılıklar dediğimiz yani bir adale felcine bağlı şaşılıklar da diğer bir ana grubu oluşturmaktadır. Bunun dışında bir gözün olmaması yada katarakt olması, doğuştan retina hastalıkları çocukta göz kaymasıyla yani şaşılıkla da karşımıza çıkabilmektedir.</video:description>
<video:view_count>759</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Yalanci-Sasilik-Nedir--345.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/kemal-dikici/yalanci-sasilik-nedir-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110815203028015.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Yalancı Şaşılık Nedir?</video:title>
<video:description>Aileler sıklıkla çocuklarını bize gözlerinde kayma var yada yakınları gözünde kayması var diye farkedip aileleri uyarıp, anne babadan ziyade büyüklerin "Bu çocuğun gözü kayıyor bir doktora götürün." şeklinde bize başvurmaktalar. Biz muayeneler sırasında rutin şaşılık muayenesini yaparken, en basidi çocuğun gerçekten gerçek bir kayması mı var yoksa çocuğun görüntüsel olarak bir şaşılık izlenimi uyandırıp uyandırmadığını en basidinden bir fener tesi, bir hirschberg testi ile değerlendiriyoruz. Burada kullandığımız yöntem basit bir fenerle çocuğun göz bebeğine ışık tuttuğumuz zaman bu ışığın her iki gözbebeğinin ortasına düştüğü refleğe bakarak hirschberg sıfır dediğimiz zaman burada bir gerçek kaymanın olmadığını ilave olarak da çocuğun burun kökündeki bir genişlik foltlar yani kıvrımlar çocuğun gözünde bir paralelliğin sanki iki gözün birbirine yakınmış gibi gözükmesi yalancı şaşılık olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle aileler çocukların fotoğraflarını çektikleri zaman çocuk düz olarak bakmadığı için sağa sola bakışlarda bu kıvrımlara doğru gözün kayması, dönmesi normal olarak gözün sanki içe kayıyormuş tarzı görüntüsü vermesi aileleri telaşlandırıp muayene getirmekte ve bizde bunları muayenelerimizde gerçek şaşılık olup olmadığını tespit ediyoruz. </video:description>
<video:view_count>929</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Sasiligin-Nedenleri-Nelerdir--346.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/kemal-dikici/sasiligin-nedenleri-nelerdir-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110815224128015.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Şaşılığın Nedenleri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Çocukluk grubu şaşılıklarda sıklıkla altta yatan kırma kusuru, doğuştan retina hastalıkları, konjenital kataraktlar, göz içi tümörleri bunlar çocukluk grubunda birşaşılık tablosuyla karşımıza çımaktadır. Özellikle içe kayan grupta sıklıkla karşılaştığımız altta yatan yüksek hipermetropi karşımıza çıkmakla birlikte bazen dışakayan kaymalarla karşımıza gelen bebeklerde nadir de olsa göz arkasında bir retinoblastom tarzı bir tümör veya bir katarakt oluşumu da bizi bu kaymaların altındakinedenleri araştırmaya yöneltmektedir. Tabi kaymaların tiplerine bakacak olursak; içe kaymalar, dışa kaymalar, daha az bir grupta ise yukarı ve aşağı kaymalar şeklindeşaşılık grubu söz konusudur. Diğer bir ana grupda paralitik şaşılık dediğimiz adale felçlerine bağlı özellikle karşımıza yaşlı, hipertansif ve diyabetik hastalardaçıkan bir gözün dönememesi, dışa doğru bakamaması bir altıncı sinir felci en sık rastladığımız şaşılıkların arasında yer almaktadır. Bunun dışında gençlerdeki enönemli grup ise özellikle ms dediğimiz multiple skleroz hastalarda, genç erişkinlerde hasta bir çift görme şikayeti ile karşımıza gelmekte ve bunların muayenesindesıklıkla bir altıncı göz felci karşımıza çıkmaktadır. Bu da bir paralitik şaşılık grubuna giriyor ama altta yatan neden nörolojik bir hadisedir. Bunun dışındahipertansif hastalarda da biz böyle bir durumla karşılaştığımız zaman bunların da tedavisinde öncelikle dahili konsültasyonve daha sonraki takip ve tedavide ise bircerrahi girişimi gündeme getirmekteyiz. Paralitik şaşılık grubunda yine hastalarda trafik kazaları, travmalar sıklıkla bir diğer paralitik şaşılık grubunuoluşturmaktadır. Bunun dışında daha az sıklıkta çocukluk grubunda da kafa içi basıncın artması neticesiyle altıncı sinir felçleri, bir menenjit durumunda da altıncısinir felci sıklıkla karşımıza çıkıyor. Tabiki bu durum acil bir tablo olduğu için bu hastalar direk olarak bize müracaat edememektedir. Yine bir acil grup olan, kafayeri işgal eden anevrizmalarda da sıklıkla bir veya birden fazla kafa çiftini tutması nedeniyle bunlarda da daha komplike paralitik şaşılıklar sıklıkla söz konusuolmaktadır. Tabi bunların tedavilerinde özellikle paralitik şaşılıklarda altta yatan nedenin mutlaka ekarte edilmesi gerekmektedir. Hastada bir kayma var ama bununaltında yatan bir beyin tümörü, anevrizma yada multipl skleroz dediğimiz nörolojik bir hastalık olabilir. Bunun mutlaka ayırt edici tanı, muayeneler ve tekrarlanantetkiklerle ekarte edilip hastanın daha sonraki dönemde bu tabloya ilave bizim göz hekimi olarak müdahale etmemiz söz konusudur. Biz altta yatan bir tümörü yadaanevrizmayı atlayıp biz hastanın şaşılığı, kayması var diye cerrahi yaparsak hayati önemi olan bir takım unsurları atlamış oluyoruz. Tabiki bu oldukça ciddi birsıkıntıdır bu yüzden de muayenin mutlaka tam olarak yapılması hastanın özellikle felçli grupta mutlaka anevriz dediğimiz hikayenin düzgün alınması ve göz dışı gereklibölümlerle konsülte edilmesini önermekteyiz.Ondan sonra biz gerekli girişimlerde bulunuyoruz.</video:description>
<video:view_count>886</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Sasilikta-Tedavi-Yontemleri-Nelerdir--347.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/kemal-dikici/sasilikta-tedavi-yontemleri-nelerdir-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110815234628015.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Şaşılıkta Tedavi Yöntemleri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Şaşılık tedavisinde öncelikle tam bir göz muayenesinin yapılması özellikle çocukluk grubunda altta yatan bir göz kusuru varsa hipermetropi, miyopi veya astigmaztizm olabilir bunların mutlaka düzeltilmesi gerekiyor. Bu düzeltme ise çocukluk çağında özellikle bir gözlük verilmesi söz konusudur. Çocuklara kırma kusurları ile orantılı olarak gözlüğü verdiğimiz zaman şaşılıklarda da akomodatif tip dediğimiz kırma kusuruna bağlı, uyuma bağlı tip şaşılıklar vardır. Sıklıkla akomodatif ezotropya dediğimiz içe kayma şeklinde ve eşlik eden yüksek hipermetropi söz konusudur. Bu tip şaşılıklarda reflaksiyon kusurunu yani göz bozukluğunu düzelttiğimiz zaman bu kayma gözlükle ortadan kalkmaktadır. Özellikle aileler çocuklar gözlüklerini taktıkları zaman kaymanın ortadan kalktığını, çocuk gözlüğünü çıkardığı zaman tekrar gözünün kaydığı şeklinde bize şikayetlerini sunmaktadırlar. Ne yazık ki bu tip akomodatif tip şaşılıkların tedavisi sadece gözlük tedavisidir, şaşılık cerrahisi söz konusu olmamaktadır. Gözlük bir nevi cerrahi gibi kırma kusurunu düzeltmekle birlikte göz eksenlerinin de paralelliğini sağlamaktadır. Bir diğer grupta ise kısmi akomodatif dediğimiz şaşılarda kaymanın bir kısmi "hastanın göz bozukluğu var, biz göz bozukluğunu düzeltiyoruz kayma kısmen düzeliyor ancak tamamen ortadan kalkmıyor." işte bu grupta gözlükle kısmen düzeltilen kısmın dışındaki açı yani kayma açısı cerrahi gerektirmektedir. Tabi takiplerde cerrahinin dozu gözlük paralelliğinin sağlanamadığı durumlarda mutlaka söz konusu olmaktadır. Bir diğer grupta ise hastanın veya çocuğun kayması vardır, fakat eşlik eden bir göz bozukluğu söz konusu değildir. Böyle durumlarda ise hastanın direk olarak bir cerrahi tedaviye gitmesi söz konusudur. Özellikle bu grubu oluşturan dışa kaymalar yani bir ekzotropya grubunda sıklıkla takip içinde eşlik eden bir göz bozukluğu olmadığı için cerrahi daha ön planabgelmektedir. Paralitik şaşılıklarda ise altta yatan neden düzeltildikten sonra ona uygun olarak kasların transpozisyonu, cerrahi şekli söz konusudur. Paralitik şaşılıklarda ayrıca sıklıkla kulanılan tedavi yöntemlerinden bir tanesi prizmatik camlı gözlüklerdir. Eğer hastanın genel durumu iyi değil, yaşlı veya kayma açısı düşük bir hastaysa böyle bir durumda sıklıkla prizmatik tedavi endikasyonu ön plana geçmektedir. Ancak hastanın kayma açısının arttığı, şikayetinin ilerlediği durumlarda prizmatik camların yetmemesi ilave bir cerrahiyi karşımıza getirmektedir. Bunlarda da hastanın durumuna göre cerrahi tedavi planlanmaktadır. Bİr diğer cerrahide özellikle infantil tip yeni doğan çocukların içe şaşılıkları ayrı bir grubu oluşturmaktadır. Bunlarda kayma açısı çok büyük olduğu için bebeklerin altta yatan bir göz bozukluğu var ise bunların düzeltilip tamamlanması, bir yaş civarında ise bunlara cerrahi tedavinin uygulanması gerekmektedir. Botoksu infantil tip çocuklarda da alternatif olarak ilk etapta kullanmaktayız ancak, genel anestezi altında bebeklere botoks uygulanabildiği için cerrahi süre ve botoks uygulaması tabi hastanın durumuna ve cerrahın tercihine göre değişmektedir. Onun dışındaki botoks uygulamasına bakacak olursak paralitik şaşılıklarda prizmatik tedavi ile yeteri kadar düzeltemediğimiz durumlarda cerrahiden önce bir botoks uygulaması, gerektiği zaman botoksu takip eden süre içinde cerrahi planlanma olur. Çünkü botoks tedavisi kalıcı bir yöntem değildir. Yapılan açının düzeltilmesi 2-4 ay süre içerisinde geri dönmektedir. Ancak bu süre içerisinde hastayı rahatlatma açısından uygulanıp alternatif olarakda ilave bir cerrahi planlanmalıdır.</video:description>
<video:view_count>1567</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Gizli-Sasilik-Nedir--348.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/kemal-dikici/gizli-sasilik-nedir-05.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110815242828015.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Gizli Şaşılık Nedir?</video:title>
<video:description>Gizli şaşılık dediğimiz grupta özellikle muayene esnasında tabi şaşılık muayenesini ayrı bir muayene değil de rutin göz muayenesinin bir bölümü olarak yapmaktayız. AÇma kapama testleri dediğimiz yöntemlerle, hastanın bir gözünü fikse edip diğer gözünü kapattığımız daha sonra diğer gözü açıp öbür gözü kapattığımız zaman gözlerde tespit ettiğimiz hareketlerdir. Bunlar gizli dışa kaymalar hastaların büyük bir kısmında,toplumda sıklıkla gözükmektedir. Bu gizli kaymalarda eğer eşlik eden bir göz bozukluğu varsa sıklıkla gözlükle tedavisi, yoksa eğer açı küçükse bunların takibi söz konusudur. Bu durumlardaki gizli şaşılıklarda cerrahi tedavi yapılmamaktadır. Göz muayenesi esnasında özellikle şaşılıkla ilgilenen göz hekimi alternan kapama testleri, prizmatik muayeneler ile gizli şaşılığı tespit etmektedir.</video:description>
<video:view_count>961</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Ortoptik-Tedavi-Nedir--349.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/kemal-dikici/ortoptik-tedavi-nedir-06.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110815251428015.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Ortoptik Tedavi Nedir?</video:title>
<video:description>Ortoptik tedavi normal muayene yöntemlerini hastaya uyguladıktan sonra tespit ettiğimiz gizli kaymalar , konverjans yetmezliği yani göz eksenlerini fixe edememesi konverjansı hastaya basit bir şekilde bir kalem testiyle burun kökü hizasına doğru bir fixzasyon yaptırdığımızda gözlerden bir tanesinin takip edememesi bir konverjans yetmezliğidir. bunların tedavisinde ortoptik egzersizler büyük ölçüde yarar sağlamaktadır. yine aynı şekilde çocuklarda , gözü kayan çocuklarda derinlik hissinin gelişimi normal kişilere göre oldukça zayıftır.biz ortoptik tedavilerle hastalarda özellikle füzyon dediğimiz stereopsis dediğimiz 3 boyutlu görmeyi kazandırmaya yönelik olarak bir takım slaytlarla bu ortoptik alette hastanın istediğimiz hangi yöntemi tedavi etmek istiyorsak ona yönelik ortoptik aletlerdeki slaytlarla füzyon olsun konverjans antütüsünü geliştirme olsun bu slaytlarla hastaları çalıştırmaktayız.yine kem tedavisi duble lardan bir tanesi özellikle dönen disklerle çocuğun bir şekilde dikkati bir gözü kapatılıp diğer gözün o dönen disklere dikkatinin verilmesi şeklinde karşımızda bu çocukların konverjansını , füzyonunu veya stereopsisini yani en üç boyutlu görme dediğimiz stereopsisi kazandırmaya yönelik bu egzersizler ortoptik bu grup içinde değerlendirilmektedir.</video:description>
<video:view_count>1936</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Infantil-Sasilik-Nedir--350.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/kemal-dikici/infantil-sasilik-nedir-07.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201110815261128015.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>İnfantil Şaşılık Nedir?</video:title>
<video:description>İnfantil şaşılıklar doğumdan sonraki ilk 6 ay içerisinde karşımıza çıkan şaşılıklar olarak değerlendirilmekte yani çocuk doğuştan itibaren şaşı olarak genelde doğmuyor. bu süre özellikle belirtilmesinin nedeni , irfantiltip şaşılıklarda altı aylık süre içindeki karşımıza çıkan şaşılıklar. bunların çok karakteristik özellikleri var.aile çocuğun her iki gözünün burun kökünde olduğunu sağa sola bakmak için kafasını dahi çevirmeden bir gözüyle bir tafafa öbür gözüyle öbür tarafa fixe ettiğini başını dahi döndürmeye gerek görmediği şeklinde karşımıza getirmekte. bunlardaki kayma açısı oldukça büyüktür normal çocuklardakinden 50-60 prizimdiotliye kadar büyük bir kayma açısı söz konusudur. bu grupta cross fixazyon dediğimiz çapraz fixazson demin bahsettiğim çocuk gözünü bir tarafa çevirmeden bir gözüyle bir tafafı fixe ediyor öbür gözüyle diğer tarafı fixe etmektedir. bunlara eşlik eden kırma kusurları çoğunlukla yoktur.onun içinde bu tip şaşılıkların düzeltilmesi eğer eşlik eden bir kırma kusuru varsa öncelikle onun düzeltilmesi yoksa cerrahi tedavi dokuz ayla - bir yaş itibaren yapılması gerekmektedir. bunların özellikleri özellikle vurgulamak istediğim bunlar.hastaların bir kısmı bu konsekutif tip şaşılıklar diye ayrı bir grup olarak bakarsak bunlarda hastalar daha önce çocukluk yaşda bir şaşılık cerrahisi geçirmişler sıklıkla içe kayan gözler çoğunlukla karşımıza geliyor. hasta ameliyat olmaş ameliyattan kısa bir süre içinde göz iyi durumda gözler ortaya gelmiş fakat ilerki yaşlarda bu hastalar gözün ilk cerrahiden önceki durumunun tamamen tersi bir açıya yani içe kayan bir göz hasta daha ileriki yıllarda dışa kayma şeklinde karşımıza gelmekte. yani yapılan cerrahi bir şekilde doz olarak belki fazla gelmiş belki ilave kırma kusurları düzeltilememiş veya bir göz tembelliği eşlik etmiş. bu tip şaşılıklar sıklıkla karşımıza çıkmakta bu grup ta özellikle ilk yapılan cerrahinin ne olduğunu bilemediğimiz için hastalar tekrar bir cerrahi geçirmek durumundalar bunlarda yapılan ilk cerrahinin ameliyat esnasında tespit edilip varsa tabiki happy krizinin ameliyat notunun değerlendrilip hastanın yapılan cerrahisinin tekrar ,kısmen de olsa geri alınması yani bir avansmanı şeklinde yapılan mesela geriletme yapılmış bir kasın tekrar eski yerine alınarak hastanın gözünün ortaforik yani orta hizaya getirilmesi planlanmakta.bunlardaki en büyük sıkıntı hasta ilk cerrahi notunu sıklıkla bulamamaktadır.bunlarda tabiki ne yapıldığı bilinmeden biz tekrar ilave olarak o ameliyat edilen muayene sırasında tespit ettiğimiz kas grubunun ameliyat esnasında tekrar açıp tekrar bir ilave revizyon dediğimiz düzeltmeyle tekrar orjinal yerine alarak veya ilave bir güçlendirme yaparak hastanın kaymasını düzeltmeyi planlıyoruz. bunlarda tabiki tecrübe oldukça önemli çünkü bunlar sıkıntılı vakalar biraz daha tecrübe gerektiriyor.</video:description>
<video:view_count>808</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Akupunktur-Nedir--351.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/cihan-aksoy/akupunktur/akupunktur-nedir-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101009412728209.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Akupunktur Nedir?</video:title>
<video:description>Akupunktur; kökenini 5000 yıl önceki çin tıbbından ve çin felsefenindeki deneyim ve gözlemlerden alan bir tedavi yöntemidir. Çin felsefesini benimseyen akupunktur, vücuttaki belirli bölgelere iğne batırılarak, insanların bazı şikayetlerinin iyileşmesini yorumlamak üzere birtakım felseler geliştirmiştir. Uzun yıllar boyunca vücutta-olmadığı günümüzde kesinlikle gösterilmiş olan- bazı meridyenler, hatlar, çizgiler çekilerek o bölgelere iğneler ile uyarılar verme yöntemi ile yapılan bir tedavi yöntemiydi. Çinlilerin söylediği akupunktur felsefesine göre iyi ve kötü, ying ve yang vardır, iğnelerin batırıldığı zaman kötülük çıkar gibi açıklamaları mantıken kabul etmek mümkün değildir.Bugünkü anlamı ile akupunktur bu değildir. Biliyoruz ki sinirlerin vücutta yoğunlaşarak dağıldıkları noktalar vardır ve bu noktalara elektriksel uyarılar verdiğimiz zaman uyarılardan kaynaklanan, vücutta özellikle morfin içeren ağrı giderici hormonların, immün sistem denen vücudun mikroplarla savaşmasını sağlayan bazı protein yapılarının ve kasların kasılması ile uyumlu çalışmasının sağlayan mekanizmaların ve hepsinden önemlisi otonom sinir sistemi adını verdiğimiz vücudun işlemesini sağlayan sistemin iğneler yardımı ile uyarılıp düzenlenmesini sağlayan bir batı tıp tedavi seçeneğidir. Eğer çin felsefesini bir tarafa bırakıp deneyimlerinden istifade edersek, iğneler yardımı ile vücuda uyarılar vererek vücudun kendi kendini iyileştirmesi durumu akupunkturdur.</video:description>
<video:view_count>517</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Akupunktur-Uygulamalari-Ne-Kadar-Surer--352.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/cihan-aksoy/akupunktur/akupunktur-uygulamalari-ne-kadar-surer-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101009510128209.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Akupunktur Uygulamaları Ne Kadar Sürer?</video:title>
<video:description>Akupunktur uygulamalarının süresi ile ilgili çok fazla şey söylemek mümkün değildir. Akupunkturda genellikle uyarılan noktaların iyi bulunması ve kişisel deneyimler çok önemlidir. Ortak kabul edilen bazı noktalar vardır ama bu noktalar insandan insana değişmektedir.Bugünkü akupunktur uygulaması ve batı tıbbıyla uğraşıp akupunkturla sonradan tanışan hekimlerimiz için akupunktur yardımcı tedavi dalıdır. Batı tıbbi içerisinde yapılması gereken tedavinin yanında akupunktur tedavisi ile otonom sinir sistemini uyararak tedavinin daha efektif ve etkili olmasını sağlarız. Akupunktur batı tıbbi içerisinde normal uygulamaların yanında olduğu için uygulama süresini verebilmek her zaman mümkün değildir. Fakat 5 ila 15 seans arasında değişen kürler büyük ölçüde yeterli olmaktadır fakat seans sayısı için kesin bir sayı vermek mümkün değildir, hastalığa göre değişim göstermektedir.</video:description>
<video:view_count>544</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Her-Isteyen-Akupunktur-Tedavisi-Yaptirabilir-mi--353.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/cihan-aksoy/akupunktur/her-isteyen-akupunktur-tedavisi-yaptirabilir-mi-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101009534228209.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Her İsteyen Akupunktur Tedavisi Yaptırabilir mi?</video:title>
<video:description>Sağlık bakanlığının verdiği sertifikalar doğrultusunda, 6-8 aylık kurslar halinde akupunktur eğitimi alan hekimlerin akupunktur tedavisi yapabilmektedir. Her isteyen yaptırabilir miden ziyade her isteyen yapabilir mi konusunu ele almak lazım. Tek başına bu eğitimi almak genellikle yeterli olmamaktadır.Eğitimi veren yer ile eğitimi alan hekimin merakı da önemlidir.İstanbul'dan Van'a kadar tıp fakülteleri var ve hepsinden doktor olarak çıkıyorsunuz. Belki Van'daki fakültede eğitim veren doktor daha iyi bir hocadır, Van'dan mezun olan hekim daha iyi bir doktordur. Bu yüzden Van'daki öğrenci çok parlak bir öğrenci olur kendini daha iyi yetiştirir ama Hacettepe Tıp Fakültesi'ndeki öğrenciden daha önde bulunabilir. Akupunktur tedavisini yapan kişilerin eğitimi, akupunktur tedavisine olan merakı son derece önemlidir. Akupunktur yardımcı tıp yöntemi olarak kabul edilmektedir ve akupunkturu ancak hekimin tavsiyesi ve önerisi ile yaptırmak gerekmektedir. Batı tıbbının öngördüğü tedavilerin yanı sıra bügün birçok nnörolog hekim arkadaşlarımız hastasını akupunktur uzmanına gönderebiliyor. Eğer hasta doğrudan doğruya akupunktur uzmanına gidip bana akupunktur yap derse ve hekimde herhangi bir araştırma yapmadan akupunktur tedavisini yaparsa altta yatan çok önemli bir sebebi akupunktur iğneleri ile ağrıyı azaltabilir yada arttırabilirsiniz. Bu şekilde altta yatan çok önemli bir hastalığı arka plana itebilirsiniz. Aynı apandistte ağrı kesici bir ilaç almak gibi tedavi yerine ilaç seçerseniz apandistiniz patlayıp ölümle sonuçlanabilir. O yüzden isteyen herkes ilgili doktoru tarafından öngörülen, mevcut tedavinin yanı sıra ilgili akupunktur tedavisi uzmanına başvurulabilir.</video:description>
<video:view_count>681</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Akupunktur-Tedavisi-Ile-Sigara-Birakilabilir-mi--354.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/cihan-aksoy/akupunktur/akupunktur-tedavisi-ile-sigara-birakilabilir-mi-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101009553928209.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Akupunktur Tedavisi İle Sigara Bırakılabilir mi?</video:title>
<video:description>Akupunktur tedavisi ile sigara bırakan pek çok kişi vardır. Vücudumuzda insanın sigaraya olan isteğini baskılayan merkezlerin var olduğu düşünülmekte ve akupunktur tedavisini bu noktalara yaparak sigara isteği durdurulabilmektedir. Akupunktur ile belirli noktalara uyarılar yaparak sigara ve yemek yeme isteğini azaltabilir, metabolizmanın daha hızlı çalışmasını sağlayabiliriz ancak esas olan insanın kendi isteği olduğunu da bilmek gerekir. Nasıl olsa tedavi oluyorm diye yemekte aşırıya kaçmamak gerekir. Akupunktur tedavisi kişiden kişiye farklılık gösterebiliyor. Tedavi sonunda şişmanlayıp sigaranın dozunu arttıranlar veya iştah azalması olduğu için birdenbire zayıflayan ve sigarayı bırakan kişiler de görülebiliyor. İnsanın inanması gereken ve yardımcı bir takım destekler ile uygulanan destekleyici bi tedavidir. AKupunktur kişinin sigara bırakma isteğini ön plana çıkaran bir tedavi yöntemidir.</video:description>
<video:view_count>515</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cene-Eklemi-Nasil-Calisir--355.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/cihan-aksoy/cene-eklemi/cene-eklemi-nasil-calisir-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101010333228210.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çene Eklemi Nasıl Çalışır?</video:title>
<video:description>Çene ekleminde çeneyi açan ve kapatan kaslar vardır. Çene ekleminin hareketlerini sağlamak ve kasların iyi çalışabilmesi için kafanın boynun üzerinde düzgün durması gerekmektedir. Çene eklemi stomatognatik sistem denen boyun, yutak kasları , dişler, dil ve gırtlak ile uyum içinde koordine bir şekilde çalışması gerekmektedir. Çene eklemi son derece yaygın kasların birbiriyle uyumlu olarak çalışması ve dişlerin ve dilin uyumunun tam olabilmesi gerekmektedir. Bu saydıklarımız uyumlardan herhangi biri bile bozulduğu zaman bozulan bir eklem yapısıdır. Kişinin konuşmasını sesini bile değiştirebilir. Çene eklemi beyinden aldığı uyarıları fazlası ile uygulayabilen bir eklemdir. Her yöne hareketi olan ama bu hareket içerisinde son derece güçlü ve nazik hareketleri bir arada içeren bir stomatognatik sistem kompleksidir.</video:description>
<video:view_count>764</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cene-Rahatsizligi-Nasil-Anlasilir--356.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/cihan-aksoy/cene-eklemi/cene-rahatsizligi-nasil-anlasilir-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101010454328210.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çene Rahatsızlığı Nasıl Anlaşılır?</video:title>
<video:description>Çene rahatsızlıklarının en büyük özelliği eklemden ses gelmesi, ağzın yanlara kayması, başa, göze, enseye vuran ağrılar, kulak çınlaması, kulakta dolgunluk hissi gibi belirtiler bize çene eklemininde oluşan rahatsızlıkları gösterir. Çenede bir rahatsızlık olup olmadığını anlamak için elimizi kulağımızda tragus diye tabir ettiğimiz yere koyup ağzımızı yavaşça açarız. Eğer parmağımız açma işlemini yaparken eklem içerisine giriyor ise ve simetrikse çene eklemi iyi çalışıyor demektir. Bu işlemi yaparken önce ellerimiz ters işliyor, ağzımız yana doğru kayıyor yada ağzımızdan ses geliyor ise çene kemiğinde bir rahatsızlık olduğunu anlarız. Ayna karşısına geçip ağzımızı açma kapama hareketleri yaparak ve çenemizi çalıştırırken dinleyerek bir rahatsızlığımız olup olmadığını anlayabiliriz.</video:description>
<video:view_count>1291</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cene-Eklemi-Bozuklugu-Nedir--357.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/cihan-aksoy/cene-eklemi/cene-eklemi-bozuklugu-nedir-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101010501128210.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çene Eklemi Bozukluğu Nedir?</video:title>
<video:description>Ağzımızı açma kapama işlemini yaparken alt çene kemiğimiz ve alt çene ile üst çene arasında eklemin içerisinde şapka diye tabir ettiğimiz bir bölüm vardır. Ağzımızı açarken şapka önce dönüp sonra ileri doğru, kapatırken de tam tersi hareket eder. Eklem bozukluklarında şapka öne doğru kayar ve ağzımızı açacağımız zaman şapka içeri girer ve ağzımızı öyle açarız. Ağız açıp kapatırken ses gelmesinin nedeni redüksiyonlu çene eklemi adını verdiğmiz rahatsızlıktır. Bir süre sonra çene kemiği ileri doğru gidememeye başlar ve ağzı açmada ağrılı kısıtlamalar olur. Bu çene eklemi içerisindeki bozukluktan kaynaklanmaktadır. Romatizma, kireçlenme gibi eklem kıkırdağını ve eklem içerisindeki yapıyı bozan rahatsızlıklar, tümörler ve iltihaplanmaların hepsi çene eklemi bozukluklarıdır ve muayene ile anlaşılabilirler. Çene eklemi bozukluklarını kabaca sınıflandıracak olursak kassal, fonksiyonel, organik, iltihapa, mikroba yada kıkırdağa bağlı bozukluklardır. </video:description>
<video:view_count>972</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cene-Eklemi-Rahatsizliklari-Nasil-Tedavi-Edilir--359.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/cihan-aksoy/cene-eklemi/cene-eklemi-rahatsizliklari-nasil-tedavi-edilir-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101010592028210.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çene Eklemi Rahatsızlıkları Nasıl Tedavi Edilir?</video:title>
<video:description>Çene eklemi bozukluklarında esas olan tanıyı koymaktır. İlk olarak çene eklemi bozukluğu varmı anlamak gerekir ikinci olarak da sebebi anlamak gerekir. Sebebi anlamak için de kaslarla olan bozuklukları anlamak kolay olmadığı için boyun pozisyonunu düzeltmek gerekir. Çünkü altta yatan sebebi kaldırmadan eklemi düzeltmenin bir anlamı yoktur. Bazen dişe yapılan dolgularda bir milimetrelik yükseklik bile bütün eklem dengesini bozabilir. Bu yüzden dişlerdeki yükseklik farklarını halletmek önemlidir. Oklo düzen bozukluk dediğimiz diş hekimlerine ait sebepler oldukça fazladır bu sebepten ötürü diş hekimlerine ait sebeplerin anlaşılması ve buna ait sebeplerin toparlanması lazımdır. Uyumu toparlamak için en çok kullanılan yöntem, split adı verilen dişlerdeki uyumu sağlamak için plak koyulan yöntemdir. Çene kemiği takıldığı zaman sadece elle düzeltmek bile yeterli olabilir. Bazen eklemi yağlamak gerekir, şapka çok öndeyse cerrahi girişimler gerekebilir. Çene eklemi bir çok nedenden dolayı bozulabildiğinden öndeki sebebi düzeltmek ve sonrasında çene eklemini düzeltmek esastır. Muayene ve tedavi bu düzene kurulmalıdır. </video:description>
<video:view_count>1694</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cene-Ameliyati-Sonrasinda-Hasta-Nelerle-Karsilasabilir--360.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/cihan-aksoy/cene-eklemi/cene-ameliyati-sonrasinda-hasta-nelerle-karsilasabilir-05.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101011031728211.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çene Ameliyatı Sonrasında Hasta Nelerle Karşılaşabilir?</video:title>
<video:description>Çene ameliyatı sonrasında karşılaşılabilecek durumların başında ameliyatı yapan cerrahın yeni olması sonucunda bilnçsiz ve gereksiz cerrahiler gelir. Esas sebebi ortadan kaldırmadan yapılacak olan girişimler başarısızlığa mahkumdur. Çene eklemi cerrahisi ile ilgili teknik çok ilerlemiş durumdadır. Özellikle şapkanın ileriye gittiği rahatsızlıklarda maitek tekniği ile eklemin içerisine girmeden yapılan işlemle düzeltilmesidir. Cerrahi girişimlerden sonra yapılan rehabilitasyonlar çok önemlidir. Cerrahi endükasyon ve uygulama yanlış olursa çok zorlayıcı sonuçlar alınabilir. Cerrahi işlem yağtırmadan önce yapılacak olan işlem ve doktor hakkında hassas olmak gerekmektedir.</video:description>
<video:view_count>1216</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cene-Eklemi-Neden-Bozulur--361.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/cihan-aksoy/cene-eklemi/cene-eklemi-neden-bozulur-06.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101011053428211.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çene Eklemi Neden Bozulur?</video:title>
<video:description>Çene eklemini bozan okadar çok şey var ki, ama bunlardan en kötüsü en başta geleni diş sıkma çeneyi kötü kullanma sakız çiğneme hepimizin yaptığı parafonksiyon hareketler, nedir parafonksiyon hareketler çeneye yaslanmak elini çeneye dayamak ne kadar kötü bişey. Bunların hepsi parafoksiyonel dediğimiz hareketler. Yani kalem ısırma. Dişinde bir şey varken çıkarma. Diş hekimleri sakız çiğneyenleri cok severler dişi temizliyor diye. Biz de cok kızarız sakızı çiğnerken oraya getir buraya getir yük bindiriyor. Zaten çalışmaktan iflahı kesilmiş çeneyi bütün gün biraz daha yük bindirioruz. Ama tabi bunlar dünya zevkleri tadılacak. Ama hababam debabam bütün gün sakız çiğnemek durmak da olmaz, hababam zorluyorsunuz yani. Hele hele bozuk diş varsa o da kötü.1. sebep mikro travmalar dediğimiz küçük darbelerdir çene eklemini bozan. Ama bazen hazırlıksız gelirsek trafik kazalarında çene eklemi dağılabiliyor. Demekki mikrotravmaların yanında makro travmalarda söz konusu. Makro travmaların en büyüğüde ağzı uzun süre açık tutmak. Hele o dişçilerin sıralarında ya da anestezi altında tüpü takıyorumorum derken çeneyi ayırdım tüpü taktım. Demekki makro ve mikro travmalar günlük hayatta en sık rastladığımız şeyler. Bir travma daha var neydi? Diş sıkma. Hele hele dişlerde uyumsuzluk varsa öbür taraf dengesizse diş sıkma kasığı germe o da müthiş bir travmadır. Kassal bozukluklar, diş sıkma genelde ruhsal bozukluguyla birlikte getirdiği beyinde ya da ruhsal bozukluk demeyelim. Ama önemli bir travmadır. Duruş bozukluklarıda sürekli olarak yük bindiriyorlar. Bunlar dışardan eklem fonksiyonlarını bozan yapısal düzeltilebilecek olan aslında, ama farkına varmadığımız günlük hayatta başımıza gelebilecek şeyler. Onun dışında jeneratif değişiklikler, kireçlenme. Yük çok bindiği zaman kireçlenme olabiliyor. Bu arada tümör enfeksiyon orada eklemi bozabilecek romatizmal hastalıklar oranın küçük iltihabik ve mikrobik sorunları, eklemin orgamik bozuklukları neden olabilir. Bugün çok iyi gösterilmiş bir şey belin omurgaya yapıştığı yerle çene eklemi arasında müthiş bir bağ kurulmuş. Beldeki omurgadaki bozukluklar ve takılmalar çene eklemninin uyumlu calısmasını bozabiliyor. Yani ta aşağıdan yukarıya kadar kasıktaki uyumun bozulması çenede bozukluklara neden olabiliyor. Bu yüzden çeneyle ilgili olan bir bozukluk bel bölgesinde bulunan omurgaların tedaivisiyle düzelebiliyor.</video:description>
<video:view_count>1077</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Manuel-Tip-Nedir--362.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/cihan-aksoy/manuel-tip/manuel-tip-nedir-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101011190128211.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Manuel Tıp Nedir?</video:title>
<video:description>Bir tıp yöntemidir manuel tıp deyince insanların aklına kırıkcı , çıkıkcı şeyi yada sadece manuel terapi gelsede manuel tıp doğrudan doğruya bütüncül bir hasta değerlendirme ve hasta tedavi etme bilimidir ve hakikaten bir çok yerde rusyadan yeni zellandaya kadar bir ana bilim dalı olarak devreye girmiş ve insanların eklemlerin kasların hareket sistemi hastalıklarının fonksiyonel bozuklukları düzeltmeye yarayan bir bilim dalı manueltanı diye bir bilim dalı var nasıl tanı yapabiliriz ki hareket sistem hastalığı ile ilgili olan herkezin manul tanı yöntemi anlaması lazım manul tedavi var hani bu kırık cıkıcıya halkın arasında ittirirler çektirirler falan onun çok daha bilimsel adam gibi yapılması gereken yerleri var e bide manuel profil aksi var insanların tutulmamaları ikide bir ah benim boynum zırt boynum ağrıyo başım ağrıyor ortalarda dolaşan bir sürü insan var anlamsız yere ordaki basit eklemlerdeki küçük hareket kısıklıkranındaki ağrılarla geliyorlar manuel tıp bütün bunların hepsini kapsayan kapsamlı bir bilim dalıdır bunla ilgili bir çok seyirci indeksleri girmiş yayınlarda bilimselliği kanıtlanmış ve dünyanın her yerinde uygulanıyor neden önce manuel tıpı bir anlatayım size türkiyede manuel tıpın çok fazla gelişmemiş olmasının altındaki en önemli neden de sanayininde evde olması lazım şimdi allahınızı severseniz boynum ağrıyor diye geliyorsunuz o bitane boyun filmi çektiriyor öteki bir ağrı kesici ilaç veririyor öteki bir emar çektiriyor hadi biraz fizik tedavi yapıyor ameliyat bilmem ne halbuki manuel tıpı bilen birisi boynu tututor aaa yapıyor hadi git güle güle diyor siz kafanızı tavuk gibi sallayarak iyleştim diye gidiyorsunuz şimdi böyle birşeyi hiç bir sanayinin kabul etmesi mümkün değil o yüzden manuel tıbbın sanayi desteği olman bir bilim dalı kayropraksi amerikada ve dünyanın değişik yerlerinde kurucusu bir çiftçi olduğu için yada tüccar olduğu için halk azıyla konuşan ve bir çok yerde hekim sayılmayan bir bilim dalı osiyopati amerikada 6400 tıp fakultesinin eğitimin üzerine 700 saat daha manuel tıp eğitimi öğrenen hekimlere verilen isim buda burdan çıkınca doktor ostiyopat oluyorlar , kadın doğum cerrahi yapıyorlar bide karışmaması gereken avrupada ostiyopati okulları var 1500 saatlik eğitim veriyorlar hiç bir yerde geçerliliği yok malesef yeni bir bunları birazcık öğretiyorlar ama ağırlıklı olarak ders verenlerin para kazanmasına yönelik olarak ama faydasıda var ama diplamaları sertifikalırı geçerli olmayan bir takım okullar var amerikada tanımlanmış osyopati ile avrupada kullanımı ile giden osyopati birbiryle tamamen farkli şeyler ama temelde eklemleri fonksiyon bozuklukları düzeltmeye çalışırlar birde organlardaki bazı rahatsızlıkları eklem rahatsızlıkarıyla olan ilişkilerini araştıran bilim dalları</video:description>
<video:view_count>722</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Hangi-Hastaliklarin-Tedavisinde-Manuel-Tip-Kullanilir--363.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/cihan-aksoy/manuel-tip/hangi-hastaliklarin-tedavisinde-manuel-tip-kullanilir-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101011255228211.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Hangi Hastalıkların Tedavisinde Manuel Tıp Kullanılır?</video:title>
<video:description>Aslında biz birçok yerde fonksiyonel bozukluk kavramından bihaberiz. Hareket sisteminin fonksiyonel bozukluğu ne demek? Birisin görüyorsunuz, örneğin erkekler kızları görünce kalpleri çarpmaya başlar ve ondan sonra durur. Ne oldu bu arada kalpte bir patırtı kütürtü oldu. Anlamsız bir çarpıntı oldu. Kalpte bir bozukluk yok. Ama kalp atışları düzensizleşti. Nesi bozuldu kalbin o sırada. Kalbin fonksiyonları bozuldu. Aynı şey diğer yerde ayak ayaküstüne atarsınız bir süre sonra ayağınız yok gibidir, gider. Ama ondan sonra bakarsınız, ayak tekrar yerine gelir. Dolaşımı, sinir üzerindeki bası kalkar. Eklemde de fonksiyon bozuklukları olur. Yani eklem fonksiyonlarını yapamaz. Şimdi biz Batı eğitimini alan klinisyenler hep düşünürüz. Bu hastanın diz filmleri berbat, ne menüs kalmış ne kıkırdak hasta tay gibi gidiyor. Senin ağrın yok mu? Öbür taraftan küçük bir menüskopatik küçük bir şey feryat figan. Bunda menüsküs kalmamış ki neden bu kadar çok ağrıyor? eklem bozukluklarıyla eklem fonksiyonları arasında bir koronasyon genellikle yoktur. Yani aynı radyolojik görüntüleme, aynı derece kötü bir omurga filmi, iki ayrı insanda birisinin hiç ağrısı olmadan giderken ötekisi ağrıdan kıvranır, durur. Ne farkı var bunların? Birisi bir eklem omurga fonksiyonlarını yerine getiremiyor, öteki getiriyor. O yüzden sadece MRa bakarak sadece filme bakarak yapılan tedaviler ki bunun içinde ameliyatlara varan kadastrofik girişimler de var. Eğer fonksiyon bozukluğuyla bakılmadığı zaman yanlış girişimler oluyor. O yüzden yapılması gereken eklemin fonksiyonlarını yerine getirip getiremediğidir. Yapacağımız doğrudan doğruya manuel diyakoz denen, osteopati ve kayra faxları gerekli olan eklem fonksiyonları yerine gelmiyorsa bu ağrıyla beraberdir. Bu fonksiyonları düzeltecek birkaç girişimle aynı o hiç ağrısız olan ama omurgası berbat çünkü anatomiyi düzeltmiyorum ama fonksiyonları düzeltiyorum. Bunu yapabilmek mümkündür. Manuel tıp işte bu eklemlerin fonksiyon bozukluklarını araştırmaya, anlamaya, hassas ve Zarasız, ağrısız yöntemlerle bunları düzeltmeye yarayan bilim dalının adıdır. Bu yüzden de birçok yerde eklem fonksiyon bozuklukları vardır ve birçok yerde kullanılır.</video:description>
<video:view_count>602</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Manuel-Tipta-Atlas-Kemiginin-Onemi-Nedir--364.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/cihan-aksoy/manuel-tip/manuel-tipta-atlas-kemiginin-onemi-nedir-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101011312628211.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Manuel Tıpta Atlas Kemiğinin Önemi Nedir?</video:title>
<video:description>Manuel tıpta atlas kemiği, yani başın omurgayla birleştiren eklem atlas kemiği. Birinci omurla ikinci omur arasında yuvarlak bir kemik var. Amerikada 	özellikle palmer okulunun o tüccar olan kurmuş olduğu okulun öğrencileri. Bütün vücuttaki o dengesizlikleri, bütün o vücuttaki bozuklukların altında atlas kemiğindeki omurganın kafayla olan uyumundaki bozukluklarından bahsederler. Ve mutlaka ve mutlaka atlas kemiğinin duruşunu düzeltmek için girişimlerde bulunurlar. Tabi modern manuel tıp daha çok avrupanın kabul ettiği ve bilimsel kanıta dayalı yöntemlerle çalışan bu kadar çok önemli bir eklem ama bu müthiş önemi çok vermez. Yine de o eklemi kafayla boyun arasındaki eklemi vücut fonksiyonlarının oluşmasında eklemlerin baş boyun oryantasyonunun oluşmasında çok önemli rolü vardır ve gerçektende muayeneyle tespit edilerek onu düzeltmek, önemli bir gözlemle bir çok şeyin hallolmasına yardımcı olabiliyor. Bu yüzden atlas kemiği kayroplaklar tarafından üzerinde önemle durulan eklem bağlantısıdır. Ama diğer omurga eklemleride oldukça önemlidir. Özellikle boynun üst kısımdakiler. Leğen kemiğinin omurgayla birleştiği yer oldukça önemlidir. Bunlar daha kolay etkilenebilinen eklemler. Yani hareketli yapılardan hareketsiz yapılara göre daha kolay etkilenirler. Daha kolay bozulurlar. Bunları tespit etmek için elle dokunma hekimlik yerine görüntüleme yöntemleri kullanılmaya çalışılır. Görüntüleme yöntemleri ne kadar muhteşem olursa olsun o elin o parmakların insan elindeki duyarlılıktan çok uzak. Evet çok şey gösterebiliyor. Hekimlik sanatını kullanarak, oradaki o kastaki gerginliğin birinci eklemdeki olması gereken hareketin, 2 mm ile 4 mm arasında olmasını eğitimlere görebilmek sadece yeteneği geliştirmekle bağlantılı. Yoksa görüntüleme yöntemleri yeterlidir. O yüzden o kemikler bazı eklemler daha kolay bozulan daha kolay etkilenen ve bir çok mekanizmayı bozan eklemlerdir. Atlas kemiğinin önemi de orada yatan özellikle kayropraktik ve birazda osteopatiden.</video:description>
<video:view_count>924</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Basimiz-Neden-Agirir--365.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/mustafa_ertas/bas_agrisi/basimiz-neden-agrir-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101012562828212.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Başımız Neden Ağırır?</video:title>
<video:description>Başımızda neler var? Bir kere kafamızın içinde beyin var, beyin zarı, beynin içinde büyük damarlar var, bunların bir kısmı ağrılı yapılardır. Beyinin kendisinin ağrı duygusu yoktur ama beyin zarı, beyinin içindeki damarlar, beyinin içindeki sıvıyı çevreleyen zarlar, kafatası, kafatasını örten deri ve kafatasında örtü şeklinde bulunan yapılar ağrılı yapılardır. Ayrıcı başımızda başka organ olarak gözlerimiz, sinüs boşluklarımız, burnumuz ve yapışak dokular bulunur. Kafatasının dışındaki bütün bu yapılar ağrı yapar, dolayısı ile bütün bu yapıları ilgilendiren rahatsızlıklar sonuçta baş ağrısı olarak karşımıza çıkmaktadır. Kuşkusuz bu ağrılar çok değişik şekillerde ortaya çıkabilir.</video:description>
<video:view_count>1598</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Bas-Agrisi-Cesitleri-Nelerdir--366.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/mustafa_ertas/bas_agrisi/bas-agrisi-cesitleri-nelerdir-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101012575428212.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Baş Ağrısı Çeşitleri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Baş ağrısı doğrudan doğruya bir hastalık olarak ortaya çıkabilir. Örneğin migren gibi yada stres baş ağrıları, gerilim baş ağrıları gibi başlıbaşına bir hastalık olarak ortaya çıkabilir. Biz buna primal baş ağrısı, birinci baş ağrısı yani doğrudan doğruya baş ağrısının merkezinde olduğu hastalıklar olarak isim veriyoruz. Bunun dışında başka hastalıklar da kafadaki yapıları etkileyerek baş ağrısı oluşturabilir. Örneğin bir beyin tümorü büyük damarları etkileyip, itip bükerse ağrı yapabilir yada beyinin içindeki bir kanama yine beyin zarlarına yada beyin boşluğuna açılırsa, beyin zarı enfeksiyonları baş ağrısı yapabilir. Bunlara sekonder baş ağrısı diyoruz. Birincil baş ağrıları çok fazla sayıda değildir bunların başında da migren gelmektedir ve onu takip eden sinirsel baş ağrıları gelir. Ancak daha seyrek görülen başka baş ağrıları tipleri de vardır, küme dediğimiz yılın belli dönemlerinde gelen baş ağrısı hastalıkları gibi. Fakat sekonder dediğimiz başka hastalıkların bir yan ürün olarak oluşturdukları baş ağrısı çok sayıda ve çok çeşitli görülebilir, örneğin grip veya boğaz ağrısında baş ağrısı hissedebilirsiniz. Başınızı çarparsınız baş ağrısı hissedebilirsiniz sonuçta göz basıncınız yükselir glokomunuz vardır bu da bir ağrı oluşturabilir. Yani kafayı uzaktan yakından ilgilendiren her şey, her olay ikincil dediğimiz sekonder yani bir yan ürün olarak oluşan baş ağrısı sebebi olabilir.</video:description>
<video:view_count>744</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Kume-Seklinde-Bas-Agrisi-Nedir--367.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/mustafa_ertas/bas_agrisi/kume-seklinde-bas-agrisi-nedir-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101012590628212.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Küme Şeklinde Baş Ağrısı Nedir?</video:title>
<video:description>Küme baş ağrısı; baş ağrısının temel olarak yer aldığı hastalıklar içerisinde en şiddetli ağrılara sebep olan en bir baş ağrısı hastalığıdır. Muhtemelen genetik zeminde olan bir hastalık olduğu kabul edilen çok seyrek görülen ikibinde bir görülen bir hastalık türüdür. Bu hastalığa küme denmesinin özelliği yıl içerisinde belli bir dönemde gelmektedir. Örneğin hastamız diyor ki her sene bir ay ağrı çekerim, her gün bir yada birkaç defa baş ağrısı gelir yarım saat bir saat sürer, başımın hep aynı tarafındadır ve ağrı olduğunda çok şiddetli bir şekilde gözümde, yüzümde hatta dişlerimde bile ağrı hissederim o tarafımda burnumda bir tıkanıklık veya akıntı şeklinde olur ancak yarım saat bir buçuk saat sürer sonra kesilir taa ki bir gün sonra yine yaklaşık aynı saatlere kadar. Bu bir kere de olabilir günde 8 kere de olabilir fakat bu hastalığın özelliği yıl içerisinde geldiği süresi bir yada bir buçuk ay süren kişiye göre değişiklik gösteren kümelenme dönemi hep aynı tarafta gelecektir ve öldürücü şiddette baş ağrılarına sebep olabilir. Aslında tedavisi çok kendine özgü bir hastalıktır. Migrene benzeyebiliyor, hastaların neredeyse hepsi migren tanısı alıyor halbuki migrenden çok farklı ve migren ilaçlarının hiç işe yaramadığı bir hastalıktır kendine özgü bir tedavisi vardır. Migrenden farklı olarak tedaviye başlandığında neredeyse aynı gün atakların sonlandığı bir hastalıktır fakat biraz önce de söz ettiğim gibi çoğunlukla yanlış tanı alıyor bu hastalar. Yüzde doksandan fazlası doktora gitse bile küme tanısı almamış oluyor çünkü çok ender olduğu için doğal olarak hekim bu hastalık hakkında ayrıcı tanı yapmayı bilmeyebilir hasta kendini iyi ifade etmemiş olabilir. Sonuçta bu hastaların yüzde doksan kadarı tanılarını bilmeden bu ağrılarını migren olarak çekiyorlar bunun çok önemli bir özelliği çok şiddetli bir ağrı fakat hiçbir ağrı kesici morfin dahi bu ağrıyı kesmiyor halbuki kendine özgü tedaviye çok hızlı cevap veren bir hastalıktır.</video:description>
<video:view_count>1119</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Gerilim-Tip-Bas-Agrisi-Nedir--368.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/mustafa_ertas/bas_agrisi/gerilim-tip-bas-agrisi-nedir-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101013001428213.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Gerilim Tip Baş Ağrısı Nedir?</video:title>
<video:description>Gerilim tipi baş ağrısı çoklukla stresten kaynaklanan bir baş ağrısı türüdür. Çoklukla başın iki tarafını birden etkileyen, hafif yada orta şiddetli ağrılara sebep olan, daha çok başı cendereye alınmış gibi sıkışma hissi hissettiğiniz bir baş ağrısı şeklidir. Hareket ettirmek başınızın ağrısı arttırmıyor çünkü burada en önemli ayırım migrenle yapılmaktadır. Migren zonklayıcı baş ağrıları yapar, hareket ettirdiğinizde başınız ağrır, bulantı yapar, tek taraflıdır ancak gerilim tipi baş ağrılarında çoklukla iki taraflı hafif ağrılar, bulantısız, başınızı oynattığınız zaman başınızın ağrısının artmadığı yani migrenin tersi bir ağrı karakterine bağlı bir hastalıktır. Ama bu da bir tür hastalık fakat çoğunlukla stres sonucu gelişmekte ve tedavisinde de buna karşı etkili olan anti depresan ilaçlar etkilidir.</video:description>
<video:view_count>955</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Stres-Bas-Agrisina-Sebep-Olabilir-mi--369.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/mustafa_ertas/bas_agrisi/stres-bas-agrisina-sebep-olabilir-mi-05.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101013074528213.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Stres Baş Ağrısına Sebep Olabilir mi?</video:title>
<video:description>Stres baş ağrısına sebep olabilir. Doğrudan doğruya stresin oluşturduğu baş ağrısı tipleri söz konusudur. Bu tiplerin başında gelen gerilim tipi baş ağrılarıdır. Bunlar çoklukla stres sonrasında ortaya çıkan hafif ama bütün başı tutan, çok ısrarlı olabilen hastanın günlerce ahftalarca hatta yıllarca süren baş ağrısı şeklinde görülebilir. Hasta ışıktan pek rahatsız olmaz, bulantı yaşamaz, zonklayıcı bir baş ağrısı hissetmez, ağrılar çoklukla tek taraflı değildir, başını hareket ettirdiğinde ağrıda bir artış söz konusu olmaz fakat sters başka tür baş ağrılarını da tetileyebilir örneğin migren gibi. Migren stersten kaynaklanan bir baş ağrısı hastalığı değildir çok farklı sebeplerden kaynaklanabilir, adetle de gelebilir fakat stres de baş ağrısını tetikleyebilir. Ama bu birincil baş ağrısı hastalıkları dışında stres veya depresyon da kendisini baş ağrısı belirtisi ile gösterebilir. Biz buna psikosomatik belirtiler adını veriyoruz, yani kişi gerilim tipi baş ağrısı ve migrenden farklı olarak depresyon yerini veya depresyonla birlikte baş ağrısını yine bir psikolojik sorun, bir hastalık yada belirti olarak ortaya çıkartabiliyor.</video:description>
<video:view_count>1517</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Kronik-Bas-Agrisi-Hangi-Hastaliklarin-Belirtisi-Olabilir--370.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/mustafa_ertas/bas_agrisi/kronik-bas-agrisi-hangi-hastaliklarin-belirtisi-olabilir-06.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101013091128213.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Kronik Baş Ağrısı Hangi Hastalıkların Belirtisi Olabilir?</video:title>
<video:description>Kronik baş ağrısı dediğimizde tanımlamamız şu şekildedir; Bir baş ağrımız olacak ve bu ağrı ayda 15 gün veya daha fazla olacaktır yani iki günde bir yada hergün başınız ağrıyacak ve bu ağrı üç ay yada daha uzun süredir devam ediyor olacak biz buna kronik baş ağrısı diyoruz. Ama kronik baş ağrıları çok değişik nedenlerle olabilir. Örneğin gerilim tipi baş ağrıları yani sinirsel nedenle ortaya çıkan baş ağrıları kronikleşebilir ve hasta aylarca yada yıllarca geçmeyen bir baş ağrısı yaşayabilir. Migren hastaları eğer sık şekilde ayda on gün yada daha fazla ağrı kesici kullanırlarsa yine ağrılar sıklaşır ve kronik baş ağrısna dönüşür. Ağrı kesici kullanmaksızın migren başka nedenlerle yada kendiliğinden kronikleşebilir ama bu tür birincil baş ağrısı hastalıkları dışında şunlar da kronik baş ağrısına yol açabilirler; örneğin, beyin basıncını arttıran durumlar bunlar ikincil olarak olabilir. Mesela bir beyin tümoru söz konusudur ve buna bağlı bir basınç artışı söz konusudur ve bu hastada sürekli geçmeyen bir baş ağrısı yapabilir. Yada tümör olmaksızın beyin basıncında bir artış söz konusudur buna biz yalancı tümör hastalığı adını veriyoruz, Bu hastalıkta da yine geçmeyen, kişinin sürekli yaşadığı bir baş ağrısı olabilir. Bunun dışında başka sebepler de söz konusu, örneğin iyi bir oksijenlenmenin olmadığı solunum yolu direnci hastalıklarında kişi her sabah baş ağrısı ile uyanacaktır yada başka metabolik hastalıklar da kronik baş ağrılarına sebep oalbilir. Ama öncelikle düşündüğümüz hastalıklar; migren, gerilim baş ağrıları, beyin suyunun basıncında değişikliğe yol açan hastalıklar yada beyinin kendisinde değişiklğe yol açan hastalıklar olacaktır.</video:description>
<video:view_count>1961</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Bas-Agrisi-Tedavi-Yontemleri-Nelerdir--371.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/mustafa_ertas/bas_agrisi/bas-agrisi-tedavi-yontemleri-nelerdir-07.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101013111128213.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Baş Ağrısı Tedavi Yöntemleri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Baş ağrısı tedavisi dediğimizde kuşkusuz ilk yapmamız gerekn hastalığın ne olduğunu ortaya koymaktır yani birincil bir baş hastalığı mı yoksa baş ağrısına sebep olan şeyin başka bir hastalık mı olduğudur. Örneğin göz tansiyonunuz yükselmişse ve bu baş ağrısına yol açıyor ise burada amaç ağrıyı tedavi etmek değil göz tansiyonunu düşürmektir çünkü burada ağrıyı tedavi ederseniz hastanın gözünü kaybetmesine yol açabilirsiniz. Çünkü ağrı bir işarettir bir alarm, sinyaldir dolayısı ile ilk yapılması gereken şey altta yatan sebebi bulmaktır. Ama altta yatan başka bir hastalık yoksa o zaman birincil bir baş ağrısı söz konusu yani migren, gerilim tipi baş ağrısı yada daha seyrek görülen başka baş ağrısı hastalıklarıdır. Bunların hepsi kendine özgü tedavi yöntemleri ile tedavi edilir. Örneğin bir ağrı kesici sinirsel baş ağrısına çok iyi gelir, migren ataklarında çoğu kez hafif dereceli yada orta derecede etkiye sahiptir ama küme baş ağrısında hiçbir etkisi yoktur. Dolayısı ile bütün baş ağrılarında etkili olabilecek temel ilaçlarımız söz konusu değil, hastalıkların hepsi farklı ilaçlara farklı tepkiler verdikleri için öncelikle adını koymak ondan sonra tedavi yöntemini belirlemek gerekmektedir. Çoklukla ilaç tedavisi yeterli olmaktadır fakat bazı baş ağrıları türlerinin tedavisi için ilaç dışı uygulamalar gerekebilir. Örneğin beyin suyu basınç artışının yarattığı bir baş ağrısı eğer tümöre bağlı değilse burada baş ağrısını geçirebilecek en etkili yöntem beyin suyunu boşaltmaktır, belden yapılan bir iğne ile o suyu boşaltarak tansiyonu düşürmektir. Dolayısı ile girişimsel yada ilaç uygulamalarıyla baş ağrısıyla mücadele edilmekte ama önce adını koymak koşuluyla.</video:description>
<video:view_count>1020</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Bas-Agrisi-icin-Agri-Kesici-Kullaniminin-Zararlari-Var-midir--413.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/mustafa_ertas/bas_agrisi/bas-agrisi-icin-agri-kesici-kullaniminin-zararlari-varmidir-08.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101311513228511.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Baş Ağrısı için Ağrı Kesici Kullanımının Zararları Var mıdır?</video:title>
<video:description>Bazı baş ağrısı hastalıklarında ağrı kesici kullanmanın yada ağrı kesiciyi sık kullanmanın bir zararı olmayabilir fakat bazı baş ağrısı hastalıklarında ki migren bunun en tipik örneği ağrı kesiciyi sık kullanmak sonuçta ağrıların dahada sıklaşmasına yol açar çünkü ağrı kesicilerin iş gördüğü uyardığı beyin yapıları beyin resökteri dediğimiz algılayıcı yapılar aynı zamanda beynin migrende ağrıyı bastırmak için kullandığı yapılar dolayısıyla bunu siz ağrı kesicilerle habire oynadığınızda kurcaladığınızda sanki bir musluğun yalama olması gibi beyin kendisi bu yapıyı kullanmaya kalktığında yani ağrıyı durdurmaya çalıştığında artık o musluğu kapatamiycaktır yalama olmuştur ve başarısız olur ve sürekli bir ağrı döngüsü içine girebilir buna ağrı kesici bağımlılığı adı veriyoruz yada ağrı kesici aşırı kullanımı baş ağrısı adını veriyoruz dolayısıyla ağrı kesiciyi kullanmak için altta yatan hastalığı yada baş ağrısına neden olarak hangi hastalığın sebep olduğunun adını bikere koymak gerek migrense ağrı kesici kullanımından olabildikçe kaçınmak gerek gerilim yada stres baş ağrılarında ağrı kesici kullanımı migrene göre daha masum bazı hastalıklarda ağrı kesici kullanımının hiçbir faydası olmuyor ama ikinci birşeyde genel olarak ağrı kesici kullanmanımında dikkat edilmesi gereken ağrı kesici ilaçların çoğu kez alerji sebebi olabilmeleri ve güçlü ağrı kesicilerin bizim nonsteroid yani steroid dışı romatizmal hastalıklarda kullandığımız ilaçlar aynı zamanda mide kanaması yapabilicek ilaçlar dolaysıyla sindirim sistemi üzerine ağrı kesicilerin olumsuz etkisi kesinlikle söz konusu bunun dışında böbrek üzerinde de olumsuz etkileri söz konusu olabilir karaciğer enzimlerimiz yükselebilir fonksiyonunu bozabilir alerji yapabilir ölümlere sebep olabilir anaflaksi dediğimiz bir reaksiyona dolayısıyla ağrı kesiciler çok bilinçsiz kullanılıcak ilaçlar değildir kişinin hayatına bile mal olabilir.</video:description>
<video:view_count>1137</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Bas-Agrisi-Ilac-Kullanmadan-Nasil-Tedavi-Edilir--373.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/mustafa_ertas/bas_agrisi/bas-agrisi-ilac-kullanmadan-nasil-tedavi-edilir-09.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101013140728213.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Baş Ağrısı İlaç Kullanmadan Nasıl Tedavi Edilir?</video:title>
<video:description>Eğer altında yatan başka bir hastalığın belirtisi olarak baş ağrısı ortaya çıkıyorsa altta yatan hastalığı geçirmeden baş ağrısı geçmeyecektir. Siz onu ne kadar tedavi etmeyede çalışsanız günlük olarak olacaktır ya da moralinizi yüksek tutarak görmezlikten gelerek onu kaybedemesseniz. Örneğin bir enfeksiyon bir baş ağrısına yol açtıysa onu durdurmadan enfeksiyonu gidermeden baş ağrısını gidewrmenin yolu olmayacaktır. Ama birincil baş ağrısı hastalıklarında ilaç kullanmadanda ağrı ile mücadele edilebilir. Çok başarılı olurmu başarı şansı yüksek değil ama yinede yardımcı yöntemler olarak ve ya bazen ilaca alternatif yöntemler olarak kullanılabilir. Örneğin gıda ile tetiklenen migreni olan insan tetikleyici gıdaları belirlediğinde baş ağrılarında ciddi bir azxalma kaydedebilir. Ya da kendisini duygusal olarak ağrıya karşı hazırladığında ozaman yine ağrılarını daha az hissedebilir. Ya da stresle tetiklenen baş ağrıları sık olarak çeken bir insan stresle başa çıkma yolları konusunda ilaç dışında yöntemler öğrenirse meditasyon gibi yine ilaçsız olarak ağrının tetiklenmesini engelleyebilir.</video:description>
<video:view_count>843</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Akupunktur-ve-Yoga-gibi-Yontemlerle-Bas-Agrisi-Tedavi-Edilebilir-mi--374.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/mustafa_ertas/bas_agrisi/akupunktur-ve-yoga-gibi-yontemlerle-bas-agrisi-tedavi-edilebilirmi-10.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101013171828213.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Akupunktur ve Yoga gibi Yöntemlerle Baş Ağrısı Tedavi Edilebilir mi?</video:title>
<video:description>Baş ağrısı hastalığının türüne bağlı olarak bu yöntemler etkili olabilir. Örneğin kas kökenli ağrılarda yada daha sinirsel ağrılarda akupunktur etkili olabilir. Migrende akupunkturun etkisi oldukça düşüktür. Baş ağrısı merkezine yapılan bütün bilimsel çalışmalar yalancı akupunktur dediğimiz gerçek akupunktur noktalarına ve protokollerine uyulmaksızın yapılan uygulamadan istatiksel olarak çok farklı bir sonuç alınmadığı ortaya koyulmaktadır. Ama yine bu çalışmalar hastaya ister gerçek akupunktur ister yalancı akupunktur, hangisi uygulanırsa uygulansın migren ağrılarında bir miktar değişim, azalma olduğunu göstermektedir. Akupunkturun böyle bir moral etkisi söz konusu olabilir ve ağrı üzerindeki etkisi de söz konusu olabilir. Migren dışı bazı kas kökenli hastalıklarda akupunktur düzenli uygulandğında daha iyi sonuç verebilir. Yoga ise bir anlamda stresle başa çıkabilmek için uygun bir yöntem olarak kullanılabilir ama yogadaki bazı hareketler eğer sert olarak uygulanırsa baş ağrısını arttırabilir. Bazı yoga pozisyonları migreni tetiklemek için çok uygun pozisyonlardır. Bu nedenle baş ağrısını gidermede yoga baş ağrısını gidermede en etkili yöntem değildir ancak stres baş ağrılarını gidermede oldukça etkili olabilir. Meditasyon gibi yöntemler gerek migren gerekse stres kaynaklı gerilim baş ağrıları için uygun yöntemler olabilir.</video:description>
<video:view_count>777</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Gerilim-Tipi-Bas-Agrisi-Nasil-Tedavi-Edilir--375.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/mustafa_ertas/bas_agrisi/gerilim-tipi-bas-agrisi-nasil-tedavi-edilir-11.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101013183728213.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Gerilim Tipi Baş Ağrısı Nasıl Tedavi Edilir?</video:title>
<video:description>Gerilim tipi baş ağrısı beraberinde kas spazmının olabildiği yada olmadığı türde baş ağrılarıdır. Çoklukla stresten sonra gelişim söz konusudur. Bazen kaslarımızı kötü ve aşırı kullanım sonrasında da gerilim tipi baş ağrılarımız ortaya çıkabilmektedir ama gerilim tipi baş ağrısının kalıcı olarak tedavi edilmesi profilaksi dediğimiz ağrı kesici dışında her gün ilaç kulanarak ağrılar ortadan kalksın veya tedavi edilsin amacı ile yaptığımız tedavilerde kullandığımız ilaç grubu anti depresan ilaçlardır. Fakat anti depresanları kullandığımız farklı baş ağrısı olan migrenden farklı olarak gerilim tipi baş ağrılarında hafif anti depresanlarda yani tek etkili olan sadece serotonin üzerinden etkili anti depresan ilaçlarda gerilim tipi baş ağrısında yeterli olabilir, migren tedavisinde çoklukla yeterli olmazlar migren için daha güçlü anti depresan ilaçlar kullanmamız gerekebilir. Gerilim tipi baş ağrısının temel tedavisi anti depresan ilaçlardır fakat bu tip ilaçlar gerilim tipi baş ağrısının kronikliğine yada şiddetine göre hafif ve daha güçlü ilaçlardan seçilebilir. Ne kadar dirençli, ne kadar uzun süredir yada önceden kullanılmış hafif anti depresanlara yanıtsız bir durumla karşı karşıya isek o zaman güçlü, birden fazla mekanizmayla etkili anti depresanları bazen oldukça yüksek dozlara çıkarak kullanmak zorunda kalabiliriz. Kullanımda en önemli şey uzun süreli kullanımdır asla 6 aydan erken ilaç bırakmak olmamalı ama çok daha uzun 1-2 yıllık kulanımlar olabilir.</video:description>
<video:view_count>1733</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Gerilim-Tip-Bas-Agrisinin-Diger-Bas-Agrilarindan-Farki-Nedir--376.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/mustafa_ertas/bas_agrisi/gerilim-tip-bas-agrisinin-diger-bas-agrilarindan-farki-nedir-12.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101013201928213.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Gerilim Tip Baş Ağrısının Diğer Baş Ağrılarından Farkı Nedir?</video:title>
<video:description>Gerilim tipi baş ağrısı eskiden toplumda çok yaygın bir baş ağrısı olarak kabul edilirdi ama artık biliyoruz ki migrenden daha seyrek görülen bir baş ağrısı türü ama yinede ikinci sırada da olsa oldukça yaygın bir baş ağrısı hastalığıdır. Tipik özelliği başımızın iki yanında yaygın, sıkıştırıcı bir baş ağrısıdır zonklayıcı değildir. Ağrı sırasında başımızı hareket ettirmek migrende ağrıyı çok arttırırken gerilim baş ağrılarında ağrıyı arttırmaz hatta iyi bile gelebilir. Gerilim tipi baş ağrısı olan bir hasta başını oynattığında, boynunu hareket ettirdiğinde hatta spor yaptığında ağrısının çoğu kez hafiflediğini fark eder. Gerilim tipi baş ağrılı bir insanın başındaki ağrı zonklayıcı değildir, beraberinde bulntı olmaz , ışıktan ve sesten birlikte rahatsız olma belirtisi migrende çok tipik iken gerilim tipi baş ağrısında söz konusu değildir. Gerilim tipi baş ağrılı hastalar çoğu kez sesten rahatsız olabilir ama ışıktan rahatsız olmaları söz konusu değildir. En önemli özellik gerilim tipi baş ağrıları genellikle hafif yada orta şiddetli baş ağrılarıdır çok seyrek olarak şiddetli ağrılara yol açabilir. Gerilim tipi baş ağrısında hasta ağrısından dolayı işinden gücünden belki kalmaz fakat her gün her gün yada çok sık yaşadığı için artık ağrıdan uzaklaşır. Hasta sürekli hayatının bir parçası olarak hafif de olsa bir ağrıyla yaşamaya başladığı için o ağrıdan kurtulmak ister şiddeti yüksek olduğu için değil.</video:description>
<video:view_count>796</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Madde-Kullanimina-Bagli-Bas-Agrisi-Nasil-Tedavi-Edilir--377.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/mustafa_ertas/bas_agrisi/madde-kullanimina-bagli-bas-agrisi-nasil-tedavi-edilir-13.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101013213128213.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Madde Kullanımına Bağlı Baş Ağrısı Nasıl Tedavi Edilir?</video:title>
<video:description>Madde kullanımına bağlı baş ağrıları dediğimizde uyarıcı maddeler yada beyni herhangi bir şekilde etkileyen maddelerin oluşturduğu baş ağrıları olarak bir gruba ayırmak lazım. Bir de migrende olduğu gibi ağrı kesici ilaçları yani aslında potansiyel olarak zararlı olmayan, bağımlılık yapma yetisi olmayan ilaçların sık kullanıldığında baş ağrılarını arttırması şeklinde ayrı bir grupta toplamamız lazım. Ağrı kesici ilaçların kullanımı dışında, diğer madde kullanımı baş ağrılarında temel tedavi prensibi madde kullanımını bıraktırmaktır ama madde kullanımını bıraktırmak çok kolay olmayabilir. Buna yönelik psikoterapi yada bu maddeyi bırakmaya yönelik ilaçlar, bu maddelerin bırakılması sırasında vücutta oluşabilecek tepkileri dindirmek için kullanılabilecek ilaçlarla tedavi etmelisiniz. Ama migrende olduğu gibi aşırı ilaç kullanımına bağlı baş ağrıları ile karşı karşıya isek hem migreni tedavi etmemiz lazım hemde aşırı ilaç kullanımını bıraktırmamız lazım. Tek başına birini engellemeye çalışmanın hiçbir etkisi olmayacaktır. Sadece ilaçları bırakmak yeterli değildir çünkü bir süre sonra migren tekrar ağrıalrı sıklaştırır ve tekrar sık bir şekilde ağrı kesici aldıracaktır. Sadece migrene yönelik tedavi sürdürüp ağrı kesici kullanımına izin verirsek yine ağrı kesici kullanımının tetiklemesi nedeniyle oluşan baş ağrısı nedeniyle bu tedavimiz başarısız kalacaktır. Yani her ikisinde de temel hedef madde kullanımını bırakmak ama migren hastalığında altta yatan migreni tedavi etmektir. Diğer madde kullanımlarında ise buna götüren psikolojik sorunları beraberinde tedavi etmektir.</video:description>
<video:view_count>541</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Bas-Agrisi-Bitkisel-Yontemlerle-Tedavi-Edilebilir-mi--378.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/mustafa_ertas/bas_agrisi/bas-agrisi-bitkisel-yontemlerle-tedavi-edilebilir-mi-14.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101013225628213.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Baş Ağrısı Bitkisel Yöntemlerle Tedavi Edilebilir mi?</video:title>
<video:description>Bugüne kadar ağrıyı geçirmek için çok çeşitli bitkisel seçenekler sunulmuştur. İngilizlerin geçtiğimiz yıllarda yaptığı çok güzel bir çalışma sonucu bir derleme yayınlanmıştı, burada neredeyse her bir bitkisel madde tek tek tartışılıyor ve ortaya koyuluyor, bunlarla ilgili çalışmalar sunuluyor ve bunların placebo dediğimiz yalancı etkiden pek bir farkı olmadığı ama kişilerin bunlara yine de yarar görüyor ise kullanmakta bir sakınca olmadığı sonucuna varılmıştır. Çünkü baş ağrısı hastalıkları her zaman çok güçlü altta yatan sebeplerin bir belirtisi olmayabilir. Stres baş ağrısıda hafif de olsa bir baş ağrısı sebebi olabilir ve bu tür ağrılar placebo dediğimiz yalancı ilaçlardan etkilenebilir çünkü sizin duygusal olarak eğer eşiğiniz yükseldiyse, ağrılara karşı kendiniz iyi hissediyorsanız o zaman ağrı uyaracak bir şey sizde ağrı uyarmayabilir ve sizde ağrısız kalabilirsiniz. Buaradaki en tehlikeli şey şu, bazı bitkiler içinde aspirin benzeri ağrı kesici madde içerebilir dolayısıyla siz bunları tükkettiğinizde bizim migren hastalarında çok sık karşılaştığımız bir durum "filanca bitkiyi içiyorum, alıyorum ve çok memnunum ağrımı çok iyi kesiyor ,çünkü onu içmediğim zaman hergün başım ağrıyor." Bu madde kullanımı baş ağrısıdır. Aynı aşırı ilaç ve ağrı kesici kullanımının bir süre sonra kişinin ağrılarını kronikleştirmesi gibi bu tür bitkileri de tükettiğinizde ayda on gün veya daha fazla tükettiğinizde bunlara karşı bağımlı oluyorsunuz ve aslında bu yüzden her gün ağrınız oluyor ve bu bitkileri kullandığınızda ağrınız geçiyor. Bitkileri tekrar kullandığınızda ağrılarınız geçtiği için beyniniz sizden bu maddeyi tekrar almanızı istiyor. Siz bu bitkilerle ağrınızı kronikleştirmiş oluyorsunuz her bitki için söz konusu değil ama bazı bitkilerde bu tehlike söz konusu bu nedenle en iyisi bunlara bulaşmakmak, hastalığın adını doğru koyup buna yönelik doğru, bilimsel ve etkili tedaviler uygulamak.</video:description>
<video:view_count>908</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Migren-Nedir--379.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/mustafa_ertas/migren/migren-nedir-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101013555928213.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Migren Nedir?</video:title>
<video:description>Migren bir birincil baş ağrısı hastalığıdır yani içerisinde baş ağrısının çoklukla temelinde olduğu bir beyin hastalığıdır. Fakat bazı migren türü varki içerisinde baş ağrısı yok ama başka nörolojik belirtiler var neyseki bunlar oldukça nadir türler çoklukla baş ağrısıyla karakterize bir beyin hastalığıdır. Migren hastalığının genetik geçişli olduğu kabul ediliyor. Tanımlayacak olursak hastanın yarım gün ile 3 gün içerisinde değişen bir ağrı atağı yaşadığı bir hastalık. Bu ataklar değişik sıklıklarda tekrarlanıyor kimi hastalar iki ayda bir, kimi hastalar yılda bir iki kimi hasta da her gün gelebilir kişiden kişiye değişebilir. Bazı hastalarda bu ağrıların önünde ve sonunda başka belirtiler olabiliyor. Örneğin ağrı öncesi belirtiler, esneme, uyku hali yada çok tatlı yeme isteği gibi belirtiler onun ardından hemen baş ağrısı öncesinde aura dediğimiz nörolojik bir takım belirtiler, örneğin kişinin bir tarafı görememsi, gözünde ışıklar çakma, çizgiler görme, vücutta bir takım uyuşma hissi hissetmesi gibi belirtiler bunlar 5 dakkika ile bir saat gibi bir süre devam edebilir, ağrıdan sonra ise postrom dediğimiz belirtiler söz konusu olabilir aşırı iyilik hali yada ağrı bittiğinde kendinizi paçavra gibi hissettiğiniz bir dönem bu birkaç saat yada bir gün kadar uzun olabilir. Migren böyle bir ağrı dönemi, ağrı, ağrı öncesi ve ağrı sonrası dönemine bağlı ataklarla seyreden bir hastalıktır.</video:description>
<video:view_count>608</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Migren-Cesitleri-Nelerdir--380.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/mustafa_ertas/migren/migren-cesitleri-nelerdir-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101013571128213.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Migren Çeşitleri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Migren temelde iki ana gruba ayrılıyor; auralı migren ve aurasız migren. Aura dediğmiz şey migrenden hemen önce yaşanan, önceki bir saat içinde yaşanan 5 dakika ile bir saat arası bir süre devam eden nörolojik belirtilerdir. En çok karşılaşılan belirtiler görme belirtileridir yani kişi karşıya bakarken bir tarafı göremediğini farkeder, bir tarafın yazılarını göremez yada kişiye bakarken yarısını görmez yani bir anlamda yarı körlük gibidir. O sırada gözünde bir şeyler uçuşabilir, ışklar patlayabilir, çizgiler görebilir yada hastalarımızın pır pır diye tabir ettiği dalgalanmalar gibi belirtiler olabilir bunlar mutlaka tek taraflı olmak zorunda değildir. Hasta bunu her iki tarafta da görebilir ve aura bu bittikten sonra baş ağrısının başladığı bir dönem. Migren hastalarının çoğunda aura söz konusu değildir doğrudan doğruya baş ağrısı ile ağrı başlıyor. Buna biz aurasız migren adı veriyoruz en yaygın tip budur. İkinci ana grup ise auralı migren yani ağrı öncesinde nörolojik belirtiler. Bu belirtiler çoklukla gözle ilgili olabilir ama daha seyrek olarak bir beden yarısında uyuşma, konuşmada tutukluk, kelime bulamama yada kelimeyi yanlış cıkarma olabilir ve çok daha nadir olarak felç olabilir. Kişi baş ağrısı öncesinde tam bir felçe varan şiddette yüzü, kol ve bacağında felç geçirebilir ve bunun peşinden baş ağrısı yaşayabilir. Yine oldukça seyrek olarak baziler migren dedğimiz migren türünde çift görme, çok şiddetli baş dönmesi, bütün vücudunda uyuşma gibi çok daha ağır belirtiler de aura olarak yaşayabilir. Dolayısıyla auralı migren türü kendi içerisinde çok farklı migren hastalıklarına sahip ama oldukça nadir, toplumda en yaygın olarak görüleni aurasız migren dediğimiz nörolojik belirtilerin olmadığı sadece baş ağrısıyla başlayıp ve baş ağrısıyla sonlanan migren atakları ile seyreden bir diğer hastalıktır.</video:description>
<video:view_count>958</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Migren-Kaynakli-Bas-Agrisi-Nasil-Ayirt-Edilir--381.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/mustafa_ertas/migren/migren-kaynakli-bas-agrisi-nasil-ayirt-edilir-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101013583728213.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Migren Kaynaklı Baş Ağrısı Nasıl Ayırt Edilir?</video:title>
<video:description>Migrenin kendine özgü bir baş ağrısı türü vardır. Örneğin çoklukla yarım baş ağrısına sebep oluyor, çift taraflı görülen hastalar da oluyor fakat çoklukla tek taraflı baş ağrıları yapıyor. Çoklukla zonklayıcı, şiddetli, başınızı hareket ettirdiğiniz sırasında ağrının arttığı, ağrı sırasında bulantının hatta bazen kusmanın eşlik ettiği, hastanın ışıktan sesten rahatsız olduğu ve şiddetli ağrılara yol açıp ağrı kesici almadığınız takdirde ağrının 4 saat ile 3 gün sürdüğü ve 3 günün sonunda ağrının artık bittiği baş ağrılarıyla karakterize bir hastalıktır. Fakat kişinin sadece böyle ağrılarının olması migren hastası olduğu anlamına gelmez. Bu ağrıları nadiren başka hastalıklar da oluşturabilir, kendini migren gibi sergileyebilir o nedenle migren demek için bu ağrıların kendini zaman içerisinde tekrarlayıcı olması lazım. Örneğin biz migren hastalarından ve migren hastası kabul etiğimiz hastalardan bir çalışma yapacak olsak her zaman en az bir yıldan böyle ağrıları olan hastaları alırız ki migren olduğundan daha emin olalım. Bu ne demektir, migren aylardır yıllardır devam etmeli bizim migren tanısı koymamız için uzun bir süredir hastanın bu atakları yaşıyor olması gerekmektedir.Migrene özgü tetiklerle tetikleniyor olmasını bekleriz, örneğin lodos, kadınlarda adet, uykusuzluk, fazla uyku, stres, aşırı ışık, yorgunluk ve bazen kokular tetikleyici olabilir. Migrenin hamilelikte ağrının kaybolması migren için çok belirleyici bir özelliktir. Bunlar varsa migren tanısı koyarız. Sadece ağrının tipiyle değil ağrının zaman içierisindeki gidişi, ağrıyı tetikleyen ve iyileştiren faktörlerin hepsini değerlendirerek migren tanısını oluştururuz.</video:description>
<video:view_count>711</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Migren-En-Cok-Kimlerde-Gorulur--382.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/mustafa_ertas/migren/migren-en-cok-kimlerde-gorulur-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101014004728214.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Migren En Çok Kimlerde Görülür?</video:title>
<video:description>Migren ezici çoğunlukla kadınlarda görülür. Kadınlarda erkeklerin 3 katıdır. Aslında genetik olarak böyle bir kadın seçiciliği söz konusu değildir, örneğin çocuklarda kız erkek aynı oranda görülüyor ne zamanki kızlar adet görmeye başlıyor o yaştan itibaren kadınlarda migren patlıyor. Bu yüzden toplumda kadınlarda erkeklerin 3 katı yani migrenin ortaya çıkmasında en belirleyici faktör östrojen hormon dalgalanmasıdır. Çünkü bu dalgalanma bittikten sonra da menopozdan sonra da kadınların önemli bir kısmında migren kayboluyor ve neredeyse erkeklere yaklaşmaya başlıyor.</video:description>
<video:view_count>691</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Migren-Tedavi-Edilmezse-Nelere-Sebep-Olur--383.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/mustafa_ertas/migren/migren-tedavi-edilmezse-nelere-sebep-olur-05.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101014021928214.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Migren Tedavi Edilmezse Nelere Sebep Olur?</video:title>
<video:description>Migren tedavi edilmezse ciddi bir hayati sorun oluşturmaz ama bazı migrenli hastalarda migren kendiliğinden kronikleşme eğilimi gösterir. Sık ağrı kesici kullanmasa bile yada sık ağrıları olan hastalar her ağrıda ağrı kesici kullanırsa yine ağrıları sıklaşır ve kronik baş ağrılarına yol açabilir. Migreniniz var fakat siz romatizmanız için ağrı kesici kullanıyorsunuz, buda migreninizi kronikleştirebilir. İster baş ağrısı için alın ister başka bir nedenle alın ağrı kesicisiz kalırsanız migren kronikleşebilir. Böyle bir durum olduğunda sıklıkla hastanın yaşadığı bu aşırı ilaç kullanımına bağlı kronik migrenle birlikte bu durum sonucunda yaşadığı ek belirtiler şunlardır; dikkat eksikliği, unutkanlık, ciddi bir enerji eksikliği, kendini yorgun hissetme, kendini dengesiz hissetme ve bunlarıns onucunda da depresif bir durum ve dolayısıyla baş ağrısı hastalığının dışında hastaya birde bu durum eklenecektir. En az öbürü kadar hayatını engelleyici bir durum olarak unutkan, dikkat eksikliği olacaktır ve içine kapanık hastalıklı bir insan olacaktır.</video:description>
<video:view_count>1335</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Migren-Tedavi-Yontemleri-Nelerdir--384.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/mustafa_ertas/migren/migren-tedavi-yontemleri-nelerdir-06.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101014040528214.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Migren Tedavi Yöntemleri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Migren tedavi yöntemleri ezici çoğınlukla ilaçla tedavi yöntemleridir. İlaç dışı yöntemler de uygulanabilir, bazı girişimsel yöntemler içerisinde ilaçsız olarak çok etkili olmasa da akupunktur uygulanabiliyor yada gıda kontrolu migreni düzenleyebilir. Aç kalmak migreni tetikler buna dikkat ettiğinizde migreniniz daha az olacaktır. Bazı gıdalar migreni tetikleyebilir o gıdaları farkettiğinizde onlardan uzak kalmak migreninizi azaltacaktır yada bu gıdalara yönelik bazı yöntemler var immünolojik yöntemler örneğin, gıdalara karşı oluşmuş antikorları saptayıp bunlara karşı gıda düzenlemesi ile migreniniz kontrol edilebilir yada migreni tetikleyen diğer faktörlerden kaçınmak migreninizi azaltabilir ama hastalığın ortadan kalkmasından söz ediyorsak, ciddi bir şekilde engellenmesinden söz ediyorsak ilaç tedavisinden söz etmemiz gerekir. Eğer ağrılar seyrek oluyorsa, kişi ayda 1-2 yada daha seyrek ağrılar çekiyorsa, sadece atak ilacı kullanılabilir. Atak ilaçları da ağrı kesici ilaçlar olabilir yada ağrı kesici dışı triptan grubu dediğimiz sadece migrende etkili olan ilaçları içerir. Ama ataklar ayda ikiden daha sık baş ağrısı yaşayan kişilerde profilaksi dediğimiz önleyici, engelleyici tedavi uygulanır. Bu önleyici tedavi ömünr boyu alınması gereken tedavi anlamına gelmiyor, bundan 6 ay, 1-2 yıl veya daha uzun süre kullanılabilir ama bu sürenin sonunda artık ilacı kesseniz bile migrenin iyi gideceği yani migren ataklarının gelmeyeceği yada seyrek olarak geleceği yani migrenin tedavi olduğu kabul edilebilir. Ama profilaksi ilaçları birbirinden çok farklı gruplarda ilaçlardan oluşur. Hiçbir ilacımız yokki sadece migren profilaksisi için kullanılsın, bunların kimisi antidepresan kimisi tansiyon, kalp, epilsepsi ilacı ama ortak faydaları beraberinde migreni de tedavi ediyorlar.</video:description>
<video:view_count>1208</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Migren-Hastalarinin-Dikkat-Etmesi-Gerekenler-Nelerdir--385.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/mustafa_ertas/migren/migren-hastalarinin-dikkat-etmesi-gerekenler-nelerdir-07.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101014060528214.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Migren Hastalarının Dikkat Etmesi Gerekenler Nelerdir?</video:title>
<video:description>Migren hastası öğün atlamamlı, uykusu düzenli olmalı yani uykusuz kalmak da migreni tetikler fazla uyumakta bunun için zamanında uyumalı ve zamanında kalkmalı. Hafta sonu diye geç kalkar veya geç kahvaltı yaparsa migreni tetikleyebilir. Migren hastası klimadan, rüzgardan kaçınıp kendisini korumalı, çok rodoslu havalarda dışarda fazla dolanmamalı, güneşe çok fazla maruz kalmaktan kaçınmalı çünkü migreni tetiklenebilir. Adet için yapacak bir şey yok fakat doğum kontrol hapları migreni daha çok tetiklediği için adet düzenlenmesi veya gebelikten korunma yöntemi olarak doğum kontrol hapı kullanmaktan mümkünse kaçınmalıdır. Migren hastası stresin üzerine atlamamalır çünkü yine migreni tetiklenecektir. Kardiyo dediğimiz yorucu sporlar, sigara dumanı ve ağır kokulardan uzak durmalıdır bunlar yine migreni tetikleyecektir.</video:description>
<video:view_count>950</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Tansiyon-ile-Migren-Arasinda-Nasil-Bir-Baglanti-Vardir--386.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/mustafa_ertas/migren/tansiyon-ile-migren-arasinda-nasil-bir-baglanti-vardir-08.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101014071528214.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Tansiyon ile Migren Arasında Nasıl Bir Bağlantı Vardır?</video:title>
<video:description>Tansiyon ve migren arasındaki baplantı şu şekilde; tansiyonun kendisi migreni tetiklemiyor ama migren hastalarının büyük bir kısmı ağrı sırasında tansiyon yükselmesinden söz eder. Bu migren mekanizmasıyla biraz da ilintili bir yöntem. Migren sadece baş ağrısı hastalığı değil bu arada otonomik sistem dediğmiz salgılarımızı, damarlarımıza giren sinirleri ve dolayısı ile damar basıncımızı belirleyen ve düzenleyen sistemde de bozukluklar olabiliyor. Bir migren hastasının gözü şişebilir, kızarabilir, salgıları daha fazla olabilir, ishal olabilir, midesi bulanabilir sadece baş ağrısı değil diğer organlarda bundan etkilenebiliyor ve beraberinde tansiyon da bundan payını alabiliyor. Sadece stres nedeniyle değil migrenin oluşturduğu bu organsal etkiler ile tansiyonda da yükselme olabilir. Her hastada için söz konusu değil ama birçok migren hastası ağrı sırasında tansiyonunun yükseldiğinden söz eder ama yine bunu farkederler ki her zaman bu söz konusu değildir bazen de tansiyon normaldir yinede ağrısı vardır yada tansiyonu düşürürsünüz ama ağrı devam eder. Çok nadiren yüksek tansiyon baş ağrısı yapabilir fakat burada çok ciddi tansiyon yüksekliklerinden söz ediyoruz. Tansiyon 200 mm civa olan veya üstü olan yani malign dediğimiz zararlı tansiyon yüksekliklerinde çoğu kez baş ağrısı buna eşlik edebilir. Böyle hastalarda beyin incelendiğinde beyinde minik minik kademe odakları da saptanabilir bu artık bir beyin hastalığı oluşturmuştur ve bu nedenle ağrı yapıyordur. Onun dışında biraz tansiyon oynamalarının baş ağrısı yapması beklenmez ama onun tersine migrende tansiyon yükselebilir, atak bitince de tansiyon normale düşer.</video:description>
<video:view_count>855</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Stres-Astimi-Etkiler-mi--387.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ahmet-rasim-kucukusta/astim/stres-astimi-etkilermi-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101014561428214.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Stres Astımı Etkiler mi?</video:title>
<video:description>Astım hastalığı pek çok dış etkenden etkilenebilen bir rahatsızlıktır. Streste bunlardan bir tanesidir. Fakat şu yanlıştır yani tek başına stres astım hastalığına yol açmaz. Ama astımı olan bir insanda stres astım krizlerini tetikleyebilir veya olan bir krizin daha ağırlaşmasına yol açabilir. Mesela evlerinde sürekli bir tartışma olan anne baba arasında anlaşmazlılar olan çocuğun okulda öğretmeniyle ve arkadaşlarıyla bir takım problemlerin olduğu durumlarda astım krizlerinin çocuklarda daha çok görüldüğünü bunların tedaviye daha zor cevap verdiğini biliyoruz. Hatta yeni yapılan bir araştırmada komşuda meydana gelen kavgaların tartışmaların bir takım olaylarında çocuklarda ki astım ataklarını etkilediği ve bunlarda ağır krizlere yol açtığı gösterildi. Gene tüm uygun tedaviler yapılmasına rağmen astım atakları yoluna sokulamıyorsa hastanın şikayetleri devam ediyorsa gene bunun altında açık olmayan bir stres veya o kişinin psikolojisini etkileyen bir faktör var mı yok mu diye de mutlaka ciddiyetle araştırılması gerekiyor. Astımı tek başına ilaçlarla tedavi edilen bir hastalık olarak görmemek lazım astım hastalığının hem ortaya çıkmasında hem astım ataklarının belirmesinde çevresel faktörlerin hem kişinin solunum yollarını etkileyen faktörlerin hem de onun ruhsal durumunu etkileyen faktörlerin çok önemli etkisi var. Bu hiç bir zaman göz ardı edilmemeli.</video:description>
<video:view_count>670</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Astim-Ilaclari-Bagimlilik-Yapar-mi--388.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ahmet-rasim-kucukusta/astim/astim-ilaclari-bagimlilik-yaparmi-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101016382728216.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Astım İlaçları Bağımlılık Yapar mı?</video:title>
<video:description>Halk arasında astım ile ilgili olsun astım tedavisi ilaçları ile ilgili olsun bir takım hep yanlış inanışlar vardır.Bunlardan bir taneside astım ilaçlarının bağımlılık yaptığıdır bu sorun tamamen yanlış birşeydir. Astım bilindiği gibi bir ömür boyu devam eden bir hastalıktır. Dolayısıyla hastalık herzaman belirti vermese bile uzun süre aylar hatta bazı kişilerde yıllar süren iyilik halleri olsa bile günün birinde tekrar ortaya çıkabilmektedir İlaçların zaman zaman tekrarlanması gerekmektedir.Gene astım hastalıkların bir özelliğide bazı durumlarda çok kronik seyretmesidir astım zaten kronik yani müzmin bir hastalıktır ama bazı kişilerde tüm doğru tedaviler uygulanmasına rağmen astımlı kişinin şikayetleri tamamen düzelmez ve bu kişilerin sürekli ilaç kullanması gerekir belki astım ilaçlarının bağımlılık yapar şeklinde anlaşılmasının bu sürekli ilaç kullanması gereken hastalar yüzünde o şekilde anlaşılıyordur. Birde astım krizlerinin , ataklarının önlenebilmesi için koruyucu ismini verdiğimiz birtakım ilaçlar var.Bunların hastanın şikayeti olmasada kullanılmaya devam etmesi gerekiyor , hasta iyiyim diye bu ilaçları bıraktığı zaman yeterli süre kullanmadan astım atakları tekrar ortaya çıkıyor.Belki tüm bunlardan kaynaklanan düşüncelerle astım ilaçlarının bağımlılık yapabileceğine dair bir düşünce halk arasında var. Birde bu ilaçların özellikle solunum yoluyla kullanılan şekilleride insanlarda yanlış anlaşılmalara yol açıyor , insanlar fıs-fıs olarak isimlendiriyorlar bu tür tedavileri , hasta bir takım aletlerle ilacı solunum yollarına püskürtüyor veya kuru toz şeklinde bunları içine çekiyor. Bunun daha çok bağımlılık yapacağı işte belki bunları insanlar bir takım sigara kullanmakla veya başka türlü solunum yoluyla kullanılan bazı uyuşturu sınıfına giren maddeler var bunlarla belki özdeştiriyorlar bu yüzden bu ilaçların bağımlılık yapabileceği şeklinde bir düşünce var ama bu tamamen yanlış bir düşüncedir. </video:description>
<video:view_count>728</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Obezite-Astima-Yol-Acar-mi--389.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ahmet-rasim-kucukusta/astim/obezite-astima-yol-acarmi-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101016451828216.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Obezite Astıma Yol Açar mı?</video:title>
<video:description>Obezite ile astım arasında da çok sıkı bir ilişki var. Bunu zaten biz günlük hayatta hastalarımız arasında gözlemliyorduk ama bu konuda yapılan ciddi araştırmalarda da astım ve obezite arasında yani şişmanlık arasında bir ilişki olduğu ortaya çıktı. Bu 2 türlü değerlendirilebilir. Bir tanesi astım tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar ki bunlardan bir tanesi kortizon bir taneside antiistaminik diye isimlendirdiğimiz grupta bulunan ilaçlar. Bunlar hem hastanın iştahını açan özellikle de kortizon vücutta su tutulmasına yol açan ve dolayısıyla vücutta ödem yapan vücutta kilo artışına yol açan bir ilaç. Antiistaminik ilaçlar da hani çocuklarda kullanılan hep iştah açıcı diye bilinen ilaçların içinde bulunan maddeler. Bunlar gerçekten iştah açıyorlar. Dolayısıyla bu tür ilaçların uzun süre kullanılması insanlarda astımlılarda kilo artışına obeziteye yol açabilir. Fakat şunu hemen ilave etmek isterim ki astım tedavisinde kullanılan sprey şeklinde kortizonun böyle bir etkisi yoktur. Solunum yoluyla kullanılan kortizonun kilo yapıcı bir etkisi tavsiye edilen dozlar aşılmadığı takdirde yoktur. İkincisi de obezitenin astımla ilişkisi. Obezitenin astıma yol açabileceği şeklinde bir fikir vardır. Bunu gösterende pek çok kanıt vardır. Çünkü astım olsun obezite olsun her ikiside son yıllarda çok adı geçen bir terim var inflamatuar hastalık terimi. Her ikiside inflamatuar hastalıklardır ve burada ortaya çıkan bir takım aracı maddelerin astımı tetiklemesi mümkündür. Gene obeziteyle ilgili leptin isminde bir hormonla astım arasında ilişki olabileceğini gösteren bir takım araştırmalar vardır. Gene obezlerin vücutlarının çok yağlı olması özellikle karında göğüste yağ birikmesi buradaki solunum kaslarının fonksiyonlarının çok iyi yapmasını engellemektedir. Gene özellikle iyi tedavi edilmeyen hastaların çok hareketsiz olmaları spor yapmamaları ve beslenmelerine dikkat etmemeleri de obeziteye yol açabilir. Dolayısıyla astımla obezite arasında birbirinin ikisini etkilemesi şeklinde bir ilişki vardır.</video:description>
<video:view_count>509</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Hangi-Maddeler-Astimda-Alerji-Yapar--390.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ahmet-rasim-kucukusta/astim/hangi-maddeler-astimda-alerji-yapar-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101016493528216.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Hangi Maddeler Astımda Alerji Yapar?</video:title>
<video:description>Astımda alerji yapan maddelerin başında halk arasında ev akarları diye bilinen bizim tıpta dermatofogoides ismini verdiğimiz çok küçük yaratıklar var. Bunlar çıplak gözle görülmeyecek kadar küçük olan yaratıklar. Özellikle sıcak ve nemli ortamlarda ve böyle halı gibi koltuk kanepe yatak şiltesi yastık gibi yünlü tüylü ortamlarda üreyen ve iyi havalandırılmayan ortamlarda daha çok bulunan maddeler. Alerji yapan bu akarların dışkısında bulunan bir takım proteinler. Diyelim ki bunlar halılarda veya şiltesinde çok miktarda ürüyorlar ve dışkılarını buraya bırakıyorlar bunların kuruması ve havaya çok küçük zerrecikler halinde karışması durumunda insanlarbunu solunum yoluyla akciğerlerine almış oluyorlar. İşte astıma yatkın olanlar genetik olarak belli bir süre bu tür alerjenlerle karşılaştıkları zaman o maddeye karşı bir duyarlılık kazanıyorlar. Ve daha sonraki senelerde o maddeyle temas etmeleri durumunda yani soludukları havada bu akar dışkısında bulunan proteinler varsa bunların alınması astım atakalrına yol açabiliyor. Akarlar dışında ikinci önemli bir grupta polenler. Polenler halka arsında çiçek tozları ismiyle bilinen maddeler. Her sene bahar geldiği zaman bazıları büyük polenler olduğu için bizim gözümüzle görebildiğimiz havada uçuşan küçük tanecikler var. Ama astım ve diğer alerjik hastalıklar bakımından asıl önemli olanlar bizim çıplak gözle göremeyeceğimiz kadar küçük olan polenlerdir. Çünkü bu polenlerin akciğerlere kadar gidebilmesi için bunların büyüklüklerinin mikron mertebesinde olması gerekir. Mesela halk arasında böyle kavak ağaçlarının çok alerji yaptığı sanılır bilinir ama bu doğru değildir.Çünkü bizim gözümüzle gördüğümüz kocaman kocaman uçuşan taneciklerin burnumuzdan girmeleri bile mümkün değildir ki düşünün bunların mikrondan daha küçük genişliği olan bronşlar ve akciğer dokusuna nüfuz etmesi hiç bir şekilde mümkün değildir. Özellikle Türkiye de tahıl polenleri çayır polenleri ve bölgesine göre bazı ağaç polenleri daha çok alerji yapmaktadır. İkinci polenlerden sonra önemli bir başka alerjen de hayvanlarla ilgili alerjenler ve bir de küf mantarları ismini verdiğimiz alerjenlerdir.</video:description>
<video:view_count>632</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Hangi-Hayvanlar-Astima-Yol-Acar--391.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ahmet-rasim-kucukusta/astim/hangi-hayvanlar-astima-yol-acar-05.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101016535028216.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Hangi Hayvanlar Astıma Yol Açar?</video:title>
<video:description>Alerjik astımlılarda evde hayvan bulundurulması mesela o kişinin kediye alerjisi varsa veya köpeğe alerjisi varsa sakıncalıdır.Hayvanlarla ilgili alerjenler arasında bütün tüylü hayvanlar bunları rahatsız edebilir ama en başta gelen hayvan tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kediyle ilgili alerjenlerdir. İnsanlar hep kedi tüyünün alerji yaptığını sanır ama esasında alerji yapan kedi tüyü değil kedinin derisinde ki bir takım ter bezleri yağ bezlerinde veya tükrüğünde ki veya idrarında ki salgılarda bulunan bir takım preteinleridr. Bunlar hayvanın tüylerine yapışarak burada kururlar ve daha sonra bunlar havaya küçük zerrecikler halinde karışırlar ve insanlar bunları soludukları zaman bir duyarlılıkları varsa kimisi saman nezlesi şeklinde kimisi astım atakları şeklinde bunlara cevap verirler. Kediler dışında önemli bir alerjen de evde beslenen diğer bütün tüylü hayvanlardır yani köpek olsun maymun olsun sincap olsun veya fare olsun pek çok hayvan var bu şekilde bunların tümünün çeşitli vücut salgılarında bulunan maddeler astımlılar için alerjen olabilmektedir. Tabii evde hayvan beslenilmesi veya bir çocuğun özellikle bir hayvanla ilgilenmesi onun sosyal hayatı bakımından psikolojik hayatı bakımından bir takım şeyleri paylaşması bakımından son derece önemlidir. Ama insanın o kişinin o hayvana alerjisi varsa onunla temasınında mümkün olduğu kadar azaltılması hatta kesilmesi gerekir. Ama bir çok insan bu gün için mesela kedisinden ayrılması adeta çocuğundan ayrılması kadar zor bir durum oluşturmaktadır. Böyle durumlarda hayvanın evin her tarafında gezmesi değilde zamanının tamamını geçirebileceği özel bölümler olması ve özellikle yatak odalarının bu tür hayvanlar tarafından girilip çıkılmasının kesinlikle önlenmesi gerekir. Biz astımlı hastalarımıza özellikle evde akvaryum gibi balık veya su kaplumbağası gibi hayvanların beslenmesinin daha uygun buluyoruz.</video:description>
<video:view_count>871</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Astim-Nedir--392.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ahmet-rasim-kucukusta/astim/astim-nedir-06.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101017370828217.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Astım Nedir?</video:title>
<video:description>Astım solunum yollarının kronik bir hastalığıdır. Her yaşta ortaya çıkabilen bir hastalıktır ama hastaların yarısından çoğunda ilk belirtiler küçük çocukluk çağından itibaren ortaya çıkmaya başlar. Biz buna göre astımı çocukluk çağında başlayan astım ve erişkin astımı diye ikiye ayırabiliyoruz. Çocukluk çağında başlayan astım tedaviye iyi cevap veren ağır ataklara yol açsa bile tedaviyle bunlar çok kısa zamanda düzeltilebilen bir tabloya yol açar. Erişkinlerde yani 30 yaşından sonra başlayan astımlarda ise hastalığın daha kronik seyrettiğini tedaviye daha zor cevap verdiğini daha fazla sayıda ve yüksek dozda ilaç kullanılması gerektiğini biliyoruz. Astım solunum yollarının kronik iltihabi ve alerjik bir hastalığıdır. Astımlıların bir kısmında yapılan testlerle bunların belli maddelere karşı alerjileri olduğu belirlenebilir. Ama bazı kişilerde bu testlerde herhangi bir alerjen ortaya konmayabilir. Bu o kişilerin alerjilerinin olmadığı manasına gelmez. Çünkü bizim alerji yaptığını bildiğimiz bilmediğimiz deneme imkanımız olan olmayan sayısız madde vardır. Bunlarda gene alerjiktir ama o an için bizim bilmediğimiz tanıyamadığımız bir alerjenin burada etkili olma ihtimali oldukça yüksektir. Astımlıların tümünde olan olay hava yolllarında kronik alerjik bir iltihap olmasıdır. Astımlıların hava yolları ısı değişimine karşı son derece hassastırlar. Ve astımın en temel özelliklerinden bir taneside hastalığın ataklarla ve iyileşme dönemleriyle seyretmesidir. Astımlı hasta krize girer çok ağır bir kriz geçirebilir hatta böyle bir hastanın yoğun bakım ünitelerinde tedavi edilmesi gerekebilir ama bu kriz geçtikten sonra akciğerlerde bronşlarda herhangi kalıcı bir bozuklukta meydana gelmez. Bu iyilik halleri kimi hastada günler kimisinde haftalar kimisinde aylar kimisinde ise yıllar sürebilir. Çok iyi bilindiği gibi çocukluk çağında başlayan astım hastalığı hastaların %50'si kadarında veya belki daha fazlasında büluğ çağından sonra tamamen ortadan kalkmaktadır.</video:description>
<video:view_count>595</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Astimin-Belirtileri-Nelerdir--393.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ahmet-rasim-kucukusta/astim/astimin-belirtileri-nelerdir-07.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101017423528217.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Astımın Belirtileri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Astım hastalığının tipik belirtileri öksürük hırıltılı solunum nefes darlığı ve zor çıkan veya az çıkan balgam şeklinde özetlenebilir.Bu belirtilerin özelliği bunların zaman zaman ortaya çıkmasıdır yani astım diyebilmek için bir kişiye bu kişinin mutlaka hastalığı süresince hiç bir şikayetinin olmadığı solunum fonksiyon testlerinin tamamen normal bulunduğu dönemler olmasıdır. Gene bu belirtilerin öenmli bir özelliği de bunların özellikle mevsim değişikliği olan yılın bölümlerinde daha çok ortaya çıkmasıdır. Ki bu bakımdan mesela ilkbahar ve sonbahar astım atakalrının daha çok görüldüğü dönemlerdir. Sonbaharda solunum yolları virüsleri yani nezle grip ve soğuk algınlığı yapan virüslerin yaptığı ataklar ön plandayken bahar mevsiminde ise polenlerle veya gene bir takım başka virüslerle ortaya çıkan atakalar daha önemlidir. Astımlılarda bu belirtiler tümü birden görüleceği gibi bazı hastalarda bazı belirtilerin daha ön planda olması veya hiç olmamasıda söz konusu olabilir. Mesela bazı hastaların şikayetleri daha çok öksürük ve zor çıkan balgam şeklindedir ve bunlarda hırıltı olmayabilir ama nefes darlığı vardır mesela yol yürürken merdiven çıkarken solunum güçlüğü hisseder. Kimi hasta da hırıltı çok daha ön plandadır.Daha siz hastayı muayene etmeden bile karşınıza geldiği zaman onun nefes alıp verişinden o hırıltıları hissetmeniz mümkündür. Gene bu belirtilerin önemli bir özelliği de geceleri veya sabaha karşı bu belirtilerin şiddetlenmesidir. Hastanın gün boyu hiç bir şikayeti olmayabilir her türlü günlük aktivitesini normal yerine getirebilir ama gece yarısı veya sabaha karşı erken saatlerde öksürükle hırıltıyla nefes darlığıyla uykudan uyanabilir.</video:description>
<video:view_count>1549</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Akciger-Kanseri-Nedir-Belirtileri-Nelerdir--394.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ahmet-rasim-kucukusta/akciger-kanseri/akciger-kanseri-nedir-belirtileri-nelerdir-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101017440228217.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Akciğer Kanseri Nedir Belirtileri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Akciğer kanseri dediğimiz zaman akciğer dokusundan kaynaklanan tüm kanserleri anlıyoruz. Akciğerin bir bağ dokusu var buradan kanserler ortaya çıkabilir. Akciğer zarı var buranın kanseri olabilir ama bu kanserlerin büyük çoğunluğu bronşlardan ve bir kısmıda akciğer dokusundan hava keseciklerinden kaynaklanabilir. Onun için akciğer kanseri deyince akla daha çok gelen bronşları ilgilendiren kanserlerdir. Akciğer kanserinin maalesef çok erken veya ona özgü bir belirtisi yoktur. Bu hastalığın temel sebebide sigara olduğu için ve bu hastalar uzun zamandan beri sigara içtikleri için öksürük gibi balgam gibi nefes darlığı gibi hırıltı gibi belirtiler ortaya çıksa bile bunları sigara içmelerine bağlarlar. Hatta halk arasında sigara öksürüğü gibi bir terim bile vardır son derece yanlış bir şey.Öksürük mutlaka anormal bir durumdur ve bir hastalığın işaretidir. Tabii bu kanser olması gerekmez ama bu kanser dışında kronik bronşit veya solunum yollarının diğer hastalıkların bir sebebi olarak mutlaka dikkatle araştırılmalıdır. Akciğer kanserinde öksürüğün sigara içen bir insanda artması veya öksürüğün karakter değiştirmesi balgam miktarının artması balgamda kan görülmesi göğüste nefes alırken batar tarzda ağrı olması nefes darlığının artması ateş terleme gibi şikayetler veya genel olarak vücudu ilgilendiren halsizlik iştahsızlık yorgunluk gibi şikayetler olabileceği gibi bazı durumlarda kanserin akciğerdeki belirtileri değil uzak organlarda mesela bir kemiğe sıçramasıyla veyakaraciğere veya başka bir organa sıçramasıyla ilgili belirtilerle de hastalar doktora başvurabilirler. Esas önemli olan akciğer kanserinin erken ve özel bir belirtisinin olmadığını bilmektir.</video:description>
<video:view_count>1032</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Astim-Hastaligi-Neden-Olmaktadir--395.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ahmet-rasim-kucukusta/astim/astim-hastaligi-neden-olmaktadir-08.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101017453228217.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Astım Hastalığı Neden Olmaktadır?</video:title>
<video:description>Astım hastalığının ortaya çıkmasında başlıca iki temel etken vardır. Bunlardan birtanesi genetik yatkınlıktır. Bir kişinin astım olabilmesi için bunun mutlaka aileden gelen bir takım özelliklerle astım hastalığı olması için yatkın olmasını sağlayan bir takım genlerin bulunması gerekir. Ama astıma her yatkınlığı olan insanın da astım olması diye bir kural yoktur. Astım olabilmek için yani hastalığın belirti verebilmesi için mutlaka olumsuz çevre şartlarının buna eklenmesi gerekiyor ki bu olumsuz çevre şartları dediğimiz şeyde daha insan dünyaya gelmeden etkisini gösteren faktörler mesela annenin gebelik sırasındaki diyeti yediği içtiği şeyler veya çocuğun dünyaya gelme şekli araştırmalar gösteriyor ki sezeryan dediğimiz yöntemle yani bir cerrahi girişimle dünyaya gelen bebeklerde ileriki yıllarda normal doğumla dünyaya gelen bebeklere göre astım olma ihtimali çok daha yüksek yine çocuk dünyaya geldikten sonra anne sütü alıp almaması da astım ve alerjik hastalıkların ortaya çıkmasını belirleyen faktörlerden birtanesi. En az altı ay anne sütü ile beslenen çocuklarda astım görülme ihtimalinin daha düşük olduğunu biliyoruz. Yine çocuğun hayatının ilk geçtiği yıllarda evde bulunan ve evi kirleten birtakım faktörler de çok önemli ki bunların başında evde sigara içilmesi geliyor özellikle çocukla zamanını daha çok geçiren annenin sigara içmesi aynı şekilde hamileliği sırasında annenin sigara içmesi ve hatta sigara içilen ortamlarda zamanının çoğunu geçirmesi de çocukta astım ortaya çıkma ihtimalini arttıran faktörlerden. Yine günümüzde biliyorsunuz ki çocuklara doğduğu günden itibaren bir takım aşılar yapılmaya başlanıyor çocuklar çok steril temiz ortamlarda büyütülüyorlar birçok çocuk tek çocuk aileler kalabalık aile değil ve çocuklara en ufak bir hastalıklarında biraz ateşleri çıktığında boğazları ağrıdığında hemen antibiyotik ismini verdiğimiz ilaçlar veya ağrı kesici ilaçlar verilmeye başlanıyor tüm bunlar çocuğun enfeksiyon geçirmesini önlüyor oysaki hayatın özlellikle ilk yıllarında geçirilen enfeksiyonlar bağışıklığı kuvvetlendirerek bu kişilerin ilerde astım olmasını önleyen önemli faktörlerden birtanesi.</video:description>
<video:view_count>701</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Akciger-Kanseri-Nasil-Teshis-Edilir--396.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ahmet-rasim-kucukusta/akciger-kanseri/akciger-kanseri-nasil-teshis-edilir-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101017470728217.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Akciğer Kanseri Nasıl Teşhis Edilir?</video:title>
<video:description>Akciğer kanserinin teşhisinde en önemli olan şey o kişide kanser olduğundan şüphe edilmesidir. Özellik sigara içen bir insanda akciğerle ilgili bir şikayet varsa öksürüğün artması hırıltı olması nefes darlığı olması göğüs ağrısı gibi. Bu kişi mutlaka akciğer kanseri bakımından titizlikle araştırılmaktadır. Hatta uzun zamandan beri sigara içen insanlar zatürre geçirdikleri zaman bu hastalık tamamen düzelmiş olsa bile bunun ortaya çıkmasını kolaylaştıran faktörün akciğer kanseri olup olmadığıda mutlaka araştırılmalıdır. Akciğer kanserinin teşhisinde elimizde ki yapabileceğimiz ilk yöntem akciğer röntgenidir. Eğer tümör belirli bir büyüklüğe ulaşmışsa veya bronşlarda bir tıkanıklık yapmışsa bura akciğer röntgeninde dolaylı veya direk bulgularını görmek mümkün olabilir. Ama daha ayrıntılı bir fikir edinebilmek ve komşu dokularla kanserin ilişkisini belirleyebilmek için akciğer tomografisi yapılması icab eder. Tabii hiç bir zaman kişilerde akciğer röntgeni veya tomografisiyle kanser teşhisi koymak mümkün değildir. Kanser teşhisi koymka için mutlaka elimizde doku ile ilgili bilgiler olması gerekir. En basit yapılabilecek şey balgam sitolojisi ismini verdiğimiz bir teşhis yöntemi vardır. Burada hastanın balgamında kanser hücreleri aranır. Ama bu çok güvenilen bir yöntem değildir. Hasta yeterli balgam vermemiş olabilir veya hastanın çıkardığı balgamda kanser hücreleri bulunmayabilir. Dolayısıyla böyle bir incelemenin herhangi bir kanserle ilgili bulgu saptanmaması bu kişinin kanser olmadığı manasına gelmez. Esas yapılması gereken şey tümörün akciğerlerde yerleştiği yere göre bronkoskopiyle veya göğüs duvarından bir iğne batırılarak bazen küçük bir cerrahi girişim aracılığıyla akciğerlerden doku alınması yani biyopsi yapılması ve bunun patolojik olarak incelenmesidir. Bu sayede hem akciğer kanserinin türü belirlenmiş olur hemde tedavinin nasıl yapılacağı planlanmış olur. Çünkü akciğer kanserinin tedavisinde hücre tipinin önemi vardır. Bazı akciğer kanseri türleri cerrahi için uygunken bazı türlerinde cerrahinin yeri yoktur. Bunun dışında hastalığın yaygınlığının belirlenmesi bakımından tüm vücut taraması diye de isimlendirebilecek olan pet diye özel bir tomografi çeşidi var bu yapılabilir. Veya başka türlü kan tahlilleri kan incelemeleri yapılabilir. Ama akciğer kanserinin temek teşhisinde ki 2 önemli yöntem akciğer tomografisi ve bronkoskopiyle akciğerlerin incelenmesidir.</video:description>
<video:view_count>988</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Akciger-Kanserinin-Tedavisi-Nasil-Olur--397.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ahmet-rasim-kucukusta/akciger-kanseri/akciger-kanserinin-tedavisi-nasil-olur-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101017491328217.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Akciğer Kanserinin Tedavisi Nasıl Olur?</video:title>
<video:description>Akciğer kanseri tedavisin planlanması için öncelikle kanserin kesinleşmesi yani hücre tipinin belirlenmesi ve hastalığın yaygınlığının hem akciğerde hemde vücudun diğer kısımlarında belirlenmesi gerekir. Tedavide en önemli şey kanserin tipidir. Küçük hücreli olan kanserlerde bir cerrahi girişim çoğu zaman söz konusu değilken küçük hücreli olmayan akciğer kanserinde mümkünse yapılması gereken en iyi tedavi o kanserli kısmın lobun veya akciğerin tamamının cerrahi girişimle çıkarılmasıdır. Buna karşılık küçük hücreli kanser erken dönemde başka dokulara metaztaz yani sıçrama yaptığı için bunlarda çok özel durumlar dışında cerrahi düşünülmez. Cerrahi girişim yapılması mümkün olmayan hastalarda veya bunun hastanın genel durumu itibariyle mümkün olmadığı durumlarda mesela ağır bir kalp hastası böbrek hastası şeker hastası olabilir böyle bir cerrahi girişimi kaldıaramayabilir hasta ve hastanın solunum fonksiyonları böyle bir ameliyat için uygun olmayabilir böyle durumlardaelimizde 2 tedavi yöntemi var. Bunlardan bir tanesi kemoterapi ismini verdiğimiz ilaç tedavisi diğeride ışın tedavisi adıyla bilinen radyoterapi dediğimiz tedavi yöntemleri. Küçük hücreli akciğer kanseri bir cerrahi şansı çok seyrek hasta için söz konusu olsa bile bu hastaların kemoterapiye ve rayoterapiye çok iyi cevap verdiklerini ve tümörün kısa zamanda küçüldüğünü hatta bazı durumlarda kaybolduğunu biliyoruz. Ama bu hastalığın tabii ki geçtiği manasına gelmez hastalık daha sonraki yıllarda nüksedebiliyor. Buna karşılık küçük hücreli olmayan kanserde cerrahi tedavi şansı oldukça yüksek erken yakalanan vakalarda ama böyle bir tedavi şansı yoksaveya ameliyat olduktan sonra göğüs içinde bulunan lenf bezlerinde sıçrama saptandığı için bu kişilere ameliyattan sonrada kemoterapi veya ışın tedavisi yapılabilir. Veya bazı küçük hücreler olmayan akciğer kanserli hastalarda ilk başta ameliyat uygun değil gibi evrelendirme sonucu ortaya çıkabilir ama bunlarda kemoterapi yaptıktan sonra bir kaç kür hastalık cerrahiye uygun bir duruma gelebilir. Tüm bunlar değerlendirilerek hastalığın tedavisi planlandırılabilir.</video:description>
<video:view_count>997</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Astimlilara-Hangi-Ilaclar-Zararlidir--398.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ahmet-rasim-kucukusta/astim/astimlilara-hangi-ilaclar-zararlidir-09.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101017503128217.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Astımlılara Hangi İlaçlar Zararlıdır?</video:title>
<video:description>Astımlılara zararlı olan bir takım ilaçlar vardır. Bunlarıda 2 grupta değerlendirebiliriz. Bir tanesi bazı ilaçların özellikle çocukluk çağında çok fazla kullanılmasının astım riskini artırdığını biliyoruz. Bunların başında antibiyotik ismini verdiğimiz ilaçlar geliyor.Çocuk dünyaya geldiği günden itibaren soluduğu havada bulunan veya çevresinde bulunan bir takım mikroplarla karşılaşıyor. Ve bu geçirilen enfeksiyonlar sayesinde bu mikroplara karşı direnç kazanıyor. Bu da o çocuğun bağışıklığının kuvvetlendiği şeklinde söylenebilir. İşte günümüzde çocuklar hem çok antibiyotik kullanıldığı için hem çok aşılar yapıldığı için hem çok temiz ortamlarda büyütüldüğü için ve aileler kalabalık olmadığı için yani çocukar arasında böyle mikrop alışverşiş olmadığı için çok fazla mikropla karşı karşıya gelmiyorlar. Temas etmiyorlar buda bağışıklığın gelişmesini önlüyor. Gene aynı şekilde günümüzde çocukların her ateşi çıktığında ateşin derecesine ve çocuğu rahatsızedip etmemesine bakılmaksızın hemen ateş düşürücü ilaçlar veriliyor. Özellikle parasetamol grubu oysa bunların uzun süre kullanılmasının yüksek miktarda kullanılmasının astım riskini artırdığını gösteren çalışmaların sayısı her geçen gün artıyor. Onun için çocuklarda antibiyotik veya ateş düşürülücü ialç verilirken bir defa değil beş defa düşünülmesi gerekir. Erişkinlerde ise bazı ilaçların astım atakalrını tetiklediğini biliyoruz. Bunların başında beta bloker ismi verilen ve kalp hastalıkları tansiyon ritim bozuklukları tedavisinde kullanılan ilaçlar geliyor. Bunun yanında bir de aspirin ağrı kesici ve romatizma ilaçları diye bilinen bir grup ilaçlar var.Bunlarda özellikle 30 yaşından sonra başlayan yani erişkin tip astımı olanlarda da astım ataklarının çok önemli sebeplerinden bir tanesi.Son olarakda belirli ilaçlara alerjisi olanlarında bunların başında da penisilin geliyor bu tip ilaçların kullanılmasındanda titizlikle kaçılması gerekiyor.</video:description>
<video:view_count>717</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Akciger-Kanserinde-Erken-Teshisin-Onemi-Nedir--399.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ahmet-rasim-kucukusta/akciger-kanseri/akciger-kanserinde-erken-teshisin-onemi-nedir-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101017505728217.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Akciğer Kanserinde Erken Teşhisin Önemi Nedir?</video:title>
<video:description>Erken teşhis tüm diğer kanserlerde olduğu gibi çok önemlidir. Fakat maalesef ki akciğer kanserini erken teşhis etmek çoğu zaman mümkün olmamaktadır. Bunun sebebide akciğer kanserine özgü erken bir belirtinin olmamasıdır. Mesela meme kanserini erken tespit etmek mümkün olabiliyor hanımlar kendilerini kontrol edebiliyorlar veya ses telleri kanseri erken tespit edebiliyor veya deri kanseri insanın görme alanı içinde olduğu için erken tespit etmek mümkün. Ama akciğer kanseri hem erken dönemde bir belirti vermediği için hemde bu kişiler sigara tiryakileri olduğu için ortaya çıkan öksürük hırıltı nefes darlığı gibi belirtiler sigaraya maledildiği için bunlardaerken teşhis genellikle mümkün olmuyor. Ve birçok hasta geç dönemde hekimlere hastanelere başvurmuş oluyorlar. Tabii ki erken teşhis edildiği zaman tedavisi cerrahi ile mümkün olabilen bir hastalıktır ve bu sayede akciğer kanserinden tamamen kurtulmuş olan kür sağlanmış olan hastalar vardır. Ama hastalar maalesef geç dönemde başvurduklarından hastalık hem akciğerde yayıldığından hem lenf bezlerine sıçradığından hem uzak organlara geçtiğinden bu durumlarda cerrahi şansı ortadan kalkmaktadır. Bu hastalarada ancak kemoterapi radyoterapi gibi tedavi yöntemleriyle yardımcı olunmaktadır.</video:description>
<video:view_count>739</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Sigaranin-Akciger-Kanserindeki-Rolu-Nedir--400.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ahmet-rasim-kucukusta/akciger-kanseri/sigaranin-akciger-kanserindeki-rolu-nedir-05.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101017522128217.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Sigaranın Akciğer Kanserindeki Rolü Nedir?</video:title>
<video:description>Akciğer kanserinde en önemli etken sigaradır. Özellikle sigaraya erken yaşta başlanması sigara dumanının derin olarak içe çekilmesi ve içine miktarın fazlalığıyla ilgili olarak akciğer kanseri riski katlanarak artmaktadır. Ama akciğer kanserinin ortaya çıkmasında pasif olarak sigara dumanına maruz kalmak yani insan kendisi sigara içmediği halde sigara içilen ortamlarda bulunması da yani duman altı olması da akciğer kanseri için bir risk faktörü olarak kabul edilmektedir. Ülkemizde bir kaç yıldan beri sigara yasağı uygulanıyor biliyorsunuz kapalı mekanlarda sigara içme yasağı var. Bu son derece doğru bir uygulama. Çünkü bu sayede hem akciğer kanserinin diğer akciğer hastalıklarının kalp hastalıklarının son derece azaldığını göreceğiz. Bazı kişilerde mesela akciğer kanseri tespit edildiği zaman bunların hiç sigara içmediklerini görüyoruz ama bu kişiler ayrıntılı olarak sorgulandıklarında bu kişilerin özellikle bunlar hanımlardan çıkıyorlar babalarının mesela çok sigara içtiği veya eşlerinin çok kuvvetli tiryaki olduklarını görüyoruz ama bazı durumlarda hiç sigara içmeyen pasif olarak dahi olsa sigara dumanına maruz kalmayan insanlarda da bu hanımlar arasında daha çok çıkıyor akciğer kanseri meydana gelebilmektedir. Akciğer kanserinde sigara dışında yer kabuğunda bulunan radon isimli bir gazında çok önemli etkisi vardır. Türkiye gibi deprem kuşağında bulunan ülkelerden yani yer altının çok hareketli olduğu ülkelerde evlerde radon ölçümünün yapılması mutlaka gereklidir.Çünkü Amerikada yapılan araştırmalar akciğer kanserinin ortaya çıkmasında sigaradan sonra radon gazının çok önemli olduğunu ortaya koymuştur. Bunun dışında bazı hava kirliliği gibi genetik yatkınlık gibi veya gene bir takım kimyasal maddeler ve gazların akciğer kanseri riskini artırması mümkündür.</video:description>
<video:view_count>1184</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Akciger-Kanseri-Tedavisi-icin-Bitkilerden-Faydalanabilir-mi--401.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ahmet-rasim-kucukusta/akciger-kanseri/akciger-kanseri-tedavisi-icin-bitkilerden-faydalanabilirmi-06.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101017533928217.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Akciğer Kanseri Tedavisi için Bitkilerden Faydalanabilir mi?</video:title>
<video:description>Akciğer kanserinin tedavisinde olsun başka hastalıkların tedavisinde olsun son senelerde bitkisel ilaçlar son derece gözde.Ama şunu unutmamak lazım ki ister akciğer kanseri olsun ister başka kanser olsun veya başka bir hastalık olsun bu tür ciddi durumlarda bir hastalığı bitkilerle tedavi etmek veya bir hastalığı bitkilerle önlemek hiç bir şekilde mümkün değildir. Bunlar tamamen doktor olmayan kişilerin bir takım ticari amaçlarla gizli reklamlarla açık reklamlarla yaptığı propagandalarla halk arasında söylenti şeklinde yayılan bir takım ifadelerdir. Akciğer kanseri olsun başka kanserlerin olsun tedavisinde esas olan şey kanserli dokunun cerrahi olarak çıkarılması mümkünse. Bunun mümkün olmadığı durumlarda kemoterapi veya radyoterapi gibi yöntemlerin uygulanmasıdır. Bitkiler akciğer kanserinde veya diğer kanserlerde ancak kişinin bir takım şikayetlerinin önlenmesinde mesela ağızda ki yaraların önlenmesinde veya ne bileyim iştahın açılmasında faydalı olabilir. Ama herhangi bir bitkiyle ne akciğer kanserini ne başka bir kanseri ne de başka bir akciğer hastalığını tedavi etmek mümkün değildir.</video:description>
<video:view_count>936</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Astim-Hastaligi-Nasil-Teshis-Edilir--402.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ahmet-rasim-kucukusta/astim/astim-hastaligi-nasil-teshis-edilir-10.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101017534228217.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Astım Hastalığı Nasıl Teşhis Edilir?</video:title>
<video:description>Astım klinik olarak teşhis edilen bir hastalıktır. Bu şu demektir. Yani bir hasta geldiği zaman siz onu dikkatle dinleyerek tüm anlattıklarını çok iyi değerlendirerek ve onu çok iyi sorgulayarak ve daha sonra onu ayrıntılı bir şekilde muayene ederek astım teşhisini koyabilirsiniz. Astımın teşhisini sağlayan herhangi bir kan tahlili bir alerji testi bir solunum testi herhangi bir radyolojik inceleme yoktur. Oysa bugün günümüzde astımlı hastalara baktığımız zaman görüyoruz ki bunlara astım teşhisi konmadan önce mutlaka çok ayrıntılı kan tahlilleri alerji testleri solunum fonksiyon testleri akciğer röntgenleri hatta son zamanlarda giderek artan sayıda tomografiler sinüs tomografileri yapıldığını görüyoruz. Bunların sadece çok özel durumlarda o da astım teşhisini sağlamak için değil astıma benzeyen bulgu veren diğer hastalıkları dışlamak için yapılan tetkiklerdir. Klasik olarak tipik bir astımlıyı hastayı sadece sorgulayarak dinleyerek ve onu muayene ederek teşhis edebiliriz. Ama astım teşhisi kesin değilse ve başka hastalıklarında böyle bir tabloya yol açabileceği ihtimali düşünülüyorsa o zaman bir takım incelemelerin yapılması gerekiyor. Bunların başında akciğer röntgeni geliyor. İlk defa astım teşhisi koancak bir hastaya bir akciğer röntgeni mutlaka çekilmesi gerekiyor. Astımla ilgili akciğer röntgeninde doğrudan bir bulgu olmadığını özellikle hatırlatmak istiyorum. Astımlı hasta da tomografi yapılmasının son derece gereksiz olduğunu hastaların boş yere ışın aldıklarının gereksiz bir ekonomik kayıp ortaya çıktığını belirtmek istiyorum. 2. önemli bir inceleme solunum fonksiyon testleri dediğimiz inceleme.Bu hem hastanelerde veya doktor muayenehanelerinde yapılabilen bir takım aletlerle uygulanabilir veya hastaların evlerinde kendilerinin de nefes ölçer ismini verdiğimiz bir takım aletlerle solunum fonksiyonları hakkında bilgi sahibi olmaları mümkün olabilir. Bundan daha çok hasta takibinde hastanın iyileşmesinin izlenmesinde faydası olan testlerdir. Ama eğer astım şüphesi varsa bunun mesela kronik bronşitle bronşektaziyle veya başka türlü akciğerin bağ dokusu hastalıklarıyla karışma ihtimali varsa gene solunum fonksiyon testleri bu bakımdan son derece değerli testlerdir. Gene astım olduğu bilinen bir kişide özellikle gençlerde herhangi bir maddeye karşı alerjisi olup olmadığıda bir alerji deri testi yapılarak belirlenmelidir. Bu astım teşhisinden ziyade kişinin duyarlılığının belirlenmesi ve alerjik olduğu bir madde varsa bundan uzak kalmasını sağlamak içindir. Bir takım kan tahlilleride astım teşhisine yardımcı olabilir veya hastanın altta yatan başka hastalıklarının ortaya çıkmasında yol gösterici olabilir.</video:description>
<video:view_count>919</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Astim-Cesitleri-Nelerdir--403.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ahmet-rasim-kucukusta/astim/astim-cesitleri-nelerdir-11.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101019071428219.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Astım Çeşitleri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Astımı çok çeşitli şeylerde sınıflandırabiliriz ama biz klasik olarak astımı alerjik astım ve alerjik olmayan astım diye basitçe iki gruba ayırıyoruz. Alerjik astım dediğimiz hastalık özellikle küçük çocukluk çağında başlayan ailede birinci derecede yakınlarda astım ve ya astıma benzeyen saman nezlesi gibi egzama gibi besin alerjisi gibi başka hastalığın bulunduğu bir tablo anlaşılıyor. Bunlarda deri testleriyle ev akarlarına, polenlere, hayvanlara ve ya küf mantarlarına karşı alerji olduğu belirlenebilir ve hastaların belkide %90 'nında veya daha fazlasında böyle bir alerjen vardır. Buna karşılık ilişkin tipi astım veya alerjik olmayan astım diye isimlendirdiğimiz hastalıkta ise belirtiler ilk kez 30 yaşından sonra başlamaktadır. Bunlarda deri testiyle bir alerjen tespit etme ihtimali çocukluk çağında başlayan astıma göre çok çok daha azdır. Yüzde 20-30'lardadır böyle bir alerjen belirleyebilme oranı. Bunlar tedaviye daha zor karşılık veren astım tipidir. Bunlarda daha çok ağız yoluyla kortizon tedavisi yapılması gerekir ve tedavi daha sürekli olması gereklidir.Gene bu 30 yaşından sonra başlayan astımın özellikle kadınlarda daha çok görüldüğünü biliyoruz.Bunlarda bir takım ilaçlarında astım krizini tetikleme ihtimali daha yüksektir. Bu ilaçlar aspirin, ağrı kesici, romatizma ilaçları gibidir.</video:description>
<video:view_count>869</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Astim-Genetik-midir--404.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ahmet-rasim-kucukusta/astim/astim-genetikmidir-12.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101019094228219.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Astım Genetik midir?</video:title>
<video:description>Astım hastalığı ve diğer alerjik hastalıkların genetik hastalıklar olduğunu biliyoruz.zaten bu insanların çevresinden gözlemlerle de tespit edebieleceği bir durumdur.bir ailede alerjik birisi varsa mesela çok hurla hapşıran , saman nezlesi olan birisi varsa soruşturulduğu zaman bu kişinini kardeşlerinde , annesinde , babasında veya birinci dereceden akrabalarında o hastalıktan veya bu alerjik dediğimiz gruptan hastalıklardan bir tanesinin mevcut olduğunu görürürüz. özellikle bu tür hastalıklar gelişmiş ülkelerde daha çok görülmektedir. ama hastalığın ortaya çıkmasında genetik faktörlerin çok önemli rolü vardır. genel olarak şöyle söyleyebiliriz basit bir akılda kalması bakımından sadece bir ailede alerjik bir hastalık varsa bunun çocuklarda görülebilme ihtimali yüzde otuz iken hem anne hem babada astım , saman nezlesi veya egzama gibi bir alerjik bir hastalık varsa bunun ortaya çıkma ihtimali çok daha fazla olmuş oluyor.yüzde elli altmışlara kadar çıkıyor.ama genetik olarak astıma yatkın olan bir kişinin astım belirtileri gösterebilmesi için genetik olarak alınan özellik hiçbir zaman yeterli değildir.buna mutlaka bir takım olumsuz veya olumlu çevre faktörlerinin etki etmesi gerekir. bundan şunu söylemek istiyorum diyelim astım çok görülen bir ailede dünyaya yeni gelen bir çocuğun astım olmasını engellemek için bazı şeylere dikkat edildiği zaman bunda astım ortaya çıkma ihtimali azaltılmış veya astım ortaya çıksa bile bunun ağır bir hastalık olmasını önlemek mümkündür.veya bunun tam tersine astımın çok görüldüğü bir ailede yeni dünyaya gelen bir çocukta olumsuz çevre faktörleri işin içine karışıyorsa mesela çocuğun yaşadığı dış ortam , iç ortam havası çok kirliyse, evde sigara içiliyorsa , beslenmesine özen gösterilmiyorsa , çok antiyobitik veya ateş düşürücü ilaçlar kullanılıyorsa bu çocukta astım ortaya çıkma ihtimali oldukça yüksek olacaktır.</video:description>
<video:view_count>660</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Astim-Hastaliginin-Tedavi-Yontemleri-Nelerdir--405.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ahmet-rasim-kucukusta/astim/astim-hastaliginin-tedavi-yontemleri-nelerdir-13.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101019121328219.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Astım Hastalığının Tedavi Yöntemleri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Astım hastalığı tedavisinde en önemli şey hastaların astım konusunda bilgilendirilmesidir, eğitilmesidir.çünkü astım bir ömür boyu devam eden bir hastalıktır.tabiki ömür boyu devam eder dendiği zaman hastalık sürekli olarak belirti vermiyor arada yıllarca süren iyileşme dönemleri bulunabiliyor ama sonuç olarak astım bir kişi yaşadığı müddetçe onu günün birinde etkileyebilecek bir hastalıktır.onun için hastaların astımlarını çok iyi tanımaları gerekir. eğitim bu bakımdan çok önemlidir ikinciside astım eğitimlerinde astım tedavisinde kulanılan ilaçların hangi durumlarda ve nasıl kullanılacağıda mutlaka hastalara çok iyi bir şekilde öğretilmelidir. çünkü astım tedavisinde kullanılan ilaçların önemli bir kısmı solunum yoluyla kullanılmaktadır ve bunlarında doğru kullanılması ilacın etkili olması bakımından son derece önemlidir. bizim hastalara ayırdığımız zamanın önemli bir kısmı bu ilaçların hangi durumlarda nasıl kullanılacağını öğretmekle geçer. solunum yoluyla kullanılan ilaçlar doğru şekilde kullanılmadığı zaman bunlar fayda yerine zarar vermektedirler. özellikle bu sprey şeklinde kullanılan nefes açıcı diye bilinen ilaçlar doğru kullanılmadı zaman etkisi tam olmamaktadır.hasta da ilaç tam etki etmiyor diye ilacı çok yüksek dozlarda kullanmaya başlamaktadır.birkaç günde mesela 200 dozluk bir ilacı bitiren pekçok hastayla karşılaştım.tabi buda astımın aksine ağırlaşmasına ve ilaçla ilgili çok ciddi özellikle kalp üzerine olan ; kalp ritmini arttırıcı , kalp kasını hassaslastırıcı etkilerin , tansiyonun yükselmesi gibi etkilerin ortaya çıkmasına ve tehlikeli durumların , ölümlerin görülmesine sebep olabilmektedir. onun için astım hastalarının eğitilmeleri ve ilaçların nasıl kullanılacağı hangi durumlarda nasıl kullanılacağı ve ne zaman hastanın bir doktora veya hastahanye müracaat etmesi gerekeceği hastaya mutlaka öğretilmelidir.gene astım hastalarının özellikle uzun süreli bir seyahata gidecekleri zaman kullanacakları ilaçları mutlaka yanlarında götürmeleride astım hastalarına tavsiye edilir.</video:description>
<video:view_count>695</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Astimda-Hangi-Ilaclar-Kullanilir--406.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ahmet-rasim-kucukusta/astim/astimda-hangi-ilaclar-kullanilir-14.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101019132828219.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Astımda Hangi İlaçlar Kullanılır?</video:title>
<video:description>Astımda kullanılan ilaçları başlıca iki grupta toplayabiliriz. bunlardan bir tanesi kişide astım atağı olduğu zaman yani kişinin öksürük, hırıltı, balgam, nefes darlığı şikayetleri olduğu zaman bunları ortadan kaldırmak için kullanılan ilaçlardır. bunların başında nefes açıcı dediğimiz ve solunum yoluyla kullanılan ilaçlar gelmektedir. hasta bu ilaçları şikayeti geçinceye kadar kullanır.bunlar bazı hastalarda bir gün olabilir veya birkaç gün veya bir hafta on güne kadar devam edebilir. bu nefes açıcı ilaçların hastanın şikayetleri geçtikten sonra mutlaka kesilmesi gerekir. iyi bir hastanın bu ilaçları kulanması gereksizdir. gene ağır astım ataklarında nefes açıcı ilaçların dışında mutlaka kullanılması gereken bir ilaçda kortizondur. bu durumda kullanılması gereken kortizon sprey şeklinde değil tablet veya iğne şeklinde olmalıdır. ama bunun süreside olabildiği kadar kısa ve dozuda olabildiği kadar düşük tutulmalıdır.bu tür tedavilerde yani bir haftayı geçmeyen tedavilerde kortizonun birden bire kesilmesi mümkündür. uzun süre azaltarak tedaviye devam edilmesinin hasta düzeldikten sonra herhangi bir faydası yoktur.astım tedavisinde kullanılan ikinci gruplar ise hastanın hiçbir şikayeti olmadığı halde astım ataklarının , astım krizlerinin önlenmesi için kullanılan ilaçlardır ki bunların başındada sprey şeklinde kortizon dediğimiz ilaçlar gelmektedir.sprey şeklinde kortizon tavsiye edilen dozlar aşılmadığı takdirde ağızdaki veya ses tellerindeki bir takım tahrişler veya mantar üremeleri dışında ciddi yan etkisi olan ilaçlar değildir. ama yüksek dozlara çıkıldığında bunlarında kemikler üzerine göz üzerine vücudun diğer organları üzerine bir takım olumsuz tesirleri meydana gelmektedir.ama tavsiye edilen dozlar aşılmadığı takdirde bunlar her yaştan insanda son derece güvenilen ilaçlardır.</video:description>
<video:view_count>997</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Astimda-Asi-Tedavisinin-Faydasi-Var-mi--407.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ahmet-rasim-kucukusta/astim/astimda-asi-tedavisinin-faydasi-varmi-15.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101019143728219.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Astımda Aşı Tedavisinin Faydası Var mı?</video:title>
<video:description>Astım krizlerinin ataklarının önlenmesinde en önemli tedavi yöntemlerindenbirtaneside halk arasında astım aşısı diye bilienen bizim tıptaki minöterapi ismini verdiğimiz bir tedavi yöntemidir. böyle bir tedavinin uygulanabilmesi için kişiye öncelikle bir alerjik deri testi yapılması ve bu kişinin duyarlı olduğu alerşik maddelerin belirlenmesi gerekir.prensip olarak az sayıda alerjilere karşı duyarlı olan insanlarda özellikle hastalığın yeni başladığı dönemlerde yani çocukluk astımında mesela bu tedavinin erken yaşta başlanması ve düzenli yapılması şartyla çok etkili bir tedavi yöntemi olduğunu biliyoruz.buna karşılık hastalık eskidikce ilerledikce ve bronşlarda tedaviyle olsun başka türlü yöntemlerle olsun düzeltilmesi mümkün olayan bir takım bozukluklar hasarlar meydana geldiği zaman aşı tedavisnde hastalığı önleyici bir etkisi elbette olmamaktadır günümüzde aşı tedavisine karşı olan pek çok uzmanda vardır bu daha çok aşı tedavisinin bazı hekimler tarafından kötüye kullanılması yatmaktadır aşı tedavisi bilinçli yaplıdığı zaman erken başlandığı zaman doğru hastaya düzenli olarak uygulandığı zaman gerçekten astım hastalığının gidişhatını etkileyebilen bu gün için elimizde bulunan tek ve en önemli tedavi yöntemidir çocukluk çağında yapılan bu düzenli aşı tedavisiyle bir çok astımlının hastalığının birdaha hiç belirti vermediğini veya tekrarlasa bile hastalık bunların çok kısa zamanda bir kaç küçük ilaçla geçen ataklar olduğunu biliyoruz.</video:description>
<video:view_count>931</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Astim-Ilaclarinin-Zararlari-Var-midir--408.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ahmet-rasim-kucukusta/astim/astim-ilaclarinin-zararlari-varmidir-16.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101019155328219.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Astım İlaçlarının Zararları Var mıdır?</video:title>
<video:description>Tabi ki her kullanılan ilacın zararı vardır astım ilaçlarıda bundan muaf değildir. özellikle hap olarak içilen veya iğne şeklinde yapılan tedavilerde yan etkiler daha çok ortaya çıkmaktadır. bu durumlarda ilaç kana karışmakta ve vücutta bütün organları etkileyebilmektedir.ama astım tedavisinde kullandığımız ilaçların çoğu bizim solunum yoluyla verdiğimiz ilaçlardır bunların kimisi sprey şeklindedir kimisi kuru toz dediğimiz şekillerdedir. hasta kendi nefesiyle bu tozları içine derin olarak çekmektedir veya bazı durumlarda nebulizatör dediğimiz veya halkın buhar makinası dediği aletlerle sıvı şeklindeki ilaç ayresol haline getirilerek hastalara solunum yoluyla verilmektedir.ilaçların solunum yoluyla kullanılmasındaki yan etkiler son derece az olmaktadır çünkü bu durumda ilacın dozu çok düşük olmakta hastaya verilen hemde bu ilaçların kana geçen miktarı son derece azdır.dolayısıyla başka organların bundan etkilenmesi çok daha seyrek görülmektedir veya etkileri organlara çok az olmaktadır.mesela astım tedavisinde kullanılan nefes açıcı ilaçların en önemli hastayı rahatsız eden etkilerden birisi çarpıntı ve ellerde titremedir. bu hap şeklinde alındığı zaman veya bu ilacın iğnesi yapıldığı zaman günümüzde artık hiç kullanılmıyor. bu durum ciddi şekilde kalp çarpıntısı ve ellerde titreme tansiyonda yükselmeler olabilir ama bu ilacın sprey şeklinde yada kuru toz şeklinde solunum yoluyla alınması durumunda bu tür yan etkiler bazı kişilerde rahatsız edici olabilir ama yüzde doksan oranında hastalar tarafından hiçbir olumsuzluğu hissedilmez. astım ilaçları içinde belki en önemli yan etkisi olan kortizon diye bilinen bir ilaçtır. tabiki kortizonun uzun süre tablet olarak içilmesi ağızdan alınması sayısız yan etkiye yol açabilir ama bu ancak astımların yüzde beş kadarında gerekli olan bir tedavi yöntemidir ki biz bunlarda kortizonu vermediğimiz zaman veya dozunu çok azalttığımız zaman astım atakları çok şiddetlenmektedir.bu kişilerin düşük dozda kortizonu kimisi aylarca , yıllarca veya çok nadiren ömür boyuda kullanabilmektedirler.bu kişiler çok yakından takip edilerek yan etkileri bakımından izlenmelidir.</video:description>
<video:view_count>1274</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Astim-Ne-Gibi-Sosyal-Problemler-Dogurur--409.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ahmet-rasim-kucukusta/astim/astim-ne-gibi-sosyal-problemler-dogurur-17.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101019170328219.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Astım Ne Gibi Sosyal Problemler Doğurur?</video:title>
<video:description>Bence astımın yarattığı en önemli sosyal problem hastaların astımdan korkmaları ürkmeleridir onun için astımın adlarını hekim astım değil allerjik bonşit pastik bonşit aspatifrom bronşit gib değişik isimler vermektedirler oysa astımdan korkmak son derece manasızdır çünkü astım bugün tıbbın tedavi edebildiği hastalıkların bence başında gelmektedir teşhis doğru konduğu zaman uygun ilaçlar verildiği zaman astım tedavi son derece yüz güldürücüdür ancak hastanın çok az bir kısmında sürekli ilaç kullanmak söz konusudur ve hastalık ciddi belirtilere yol açabilir ama %90 hastada özellikle çocukluk çağında başlayan astımda hastaların hemen hemen tamamında tedaviye çok iyi cevap verebilir astımlı hastaların sosyal bakımdan hiç bir kısıntıya sıkıntıya girmemeleri gerekir bence birkere bunların spor yapmalarında hiçbir sakınca yoktur ve astımlılara bizim söylediğimiz tavsiyeler normal insanlarada söylediğimiz ve onlarında daha sağlıklı ve daha uzun bir hayat sürmeleri için gerekli olan şeylerdir mesela deriz ki sigara içilen ortamlarda bulunmayın asla sigara içmeyin beslenmenize dikkat edin katkı maddeli fast food yiyecekleri yemeyin daha çok taze sebze meyve balık yoğurt süt ürünlerini tüketin uykunuza dikkat edin stresten uzak durun spor tapın tüm bu tavsiyeler tüm bu tavsiyeler herhangi bir insan içinde daha sağlıklı olabilmesi için daha uzun bir ömür sürebilmesi için gereklidir doğru ilaçları kullandığı takdirde iyi izlendiği takdirde astımlı insanlar her türlü sosyal faaliyete katılabilirler her türlü sporu yapabilirler hayatlarında hiçbir kısıntıya gitmelerinde gerek kalmaz.</video:description>
<video:view_count>679</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Astimlilara-Hangi-Besinler-Iyi-Gelir--410.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ahmet-rasim-kucukusta/astim/astimlilara-hangi-besinler-iyi-gelir-18.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101019183328219.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Astımlılara Hangi Besinler İyi Gelir?</video:title>
<video:description>Astımın hem ortaya çımasında hem astım ataklarının tekrarlanmsında beslenmenin son derece büyük önemi vardır özellikle günümüz insanları fastfood ve hazır yiyecekleri çok sık tüketmektedirler ve gene diyetimizden özellikle gelişmiş ülkelerde sebzenin meyvenin yeşilliklerin balığın giderek azaldığını ve bunun yerini çok yağlı ve karbonhidratlı hamur işi gıdaların ve nişastalı gıdaların almaya başladığını görüyoruz astımlıların atakları astımları atakları olmasa bile mutlaka beslenmlerine çok dikkatli davranmaları gerekir biz bunlara olabildiği kadar sebze meyve ve yeşillikleri bol miktadrda tüketmelrini öneriyoruz balık gene astımlılar için çok değerli besinlerden birtanesi hatta gebe bir annenin gebeliği süresince balık tüketmeside çocuğunun astım olma riskini azaltan faktörlerden birtanesi bunu yanında yoğurt ayran kefil gibi içerisinde bakteri bulunan probiyotik bulunan besinlerde hem astım hastalığının ortaya çıkmasında hem astım ataklarının azalmasında hemde başka hastalıklarda çok faydalı yiyecekler gene kuru yemişler içerisinde bulunan vitaminler ve diğer antioksidanlar besinlerde astımlıların tedavisinde son derece yararlı şeyler biz astımlıların olabildiği kadar katıkı maddesi ihtiva eden gdo ihtiva eden hazır gıdalardan yağ ve karbonhidrat miktarı yüksek gıdalardan uzak kalmalarını kilo almamalarını tavsiye ediyoruz.</video:description>
<video:view_count>1114</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Keci-Boynuzu-ve-Bildircin-Yumurtasi-Gibi-Besinlerin-Astimdaki-Rolu-Nedir--411.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/videoflv/ahmet-rasim-kucukusta/astim/keci-boynuzu-bildircin-yumurtasi-gibi-besinlerin-astimdaki-rolu-nedir-19.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101019340828219.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Keçi Boynuzu ve Bıldırcın Yumurtası Gibi Besinlerin Astımdaki Rolü Nedir?</video:title>
<video:description>Keçi Boynuzu ve Bıldırcın Yumurtası gibi Besinlerin Astımdaki Rolü Nedir?</video:description>
<video:view_count>1948</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Gebelikte-Astimin-Zararlari-Var-midir--412.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ahmet-rasim-kucukusta/astim/gebelikte-astimin-zararlari-varmidir-20.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101019370128219.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Gebelikte Astımın Zararları Var mıdır?</video:title>
<video:description>Hanımlarda çok görülen bir hastalık ve astımlı bir hanımında günün birinde gebe olmasıda çok sık rastladığımız bir durum bize genç kızlar veya yeni evlenmiş hanımlar astım olanlar hep endişeyle gelirler acaba hamile kaldığımız zaman zorluk çekermiyiz normal doğum yapabilirmiyiz çocuğumuz astım olur mu? ilaç kullanabilirmiyiz diye bu endişelerin tümü yersiz bence çünkü astım tedavisinde kullandığımız ilaçların önemlibir kısmı hatta tamamıda diyebiliriz gebelik süresince eğer gerekliyse kullanılabilecek ilaçlardır ama önemli olan astımlı bir hanımın gebe kaldığı zaman bir takım şeylere daha çok dikkat etmesidir ki bu beslenme burda çok önemli çok fazla kilo almaması spor yapmasısigara içmemesi ve bulunduğu havanın mutlaka temiz olması yediğine içtiğine çok özen göstermesi hem hamileleği bakımından hem çocuğun astım olması bakımından son derece önemlidir ama astım atakları ortaya çıkıyorsa bunlarında mutlaka tedavi edilmesi gerekir çünkü astım atağındasadecee anne sıkıntı çekmez solunum yolları daraldığı için vucuda giren oksijen azalabilir vucuttaki biriken karbondioksit gazının atılması zorlaşabilir ve bebekte anne karnında doğrudan doğruya anne kanıyla oksijen aldığından ve o şekilde geliştiğinden annedeki bu astım atağı çocuğun gelişmesinide etkileyebilir onun için astımlı hanımların gebelikleri sırasında hasta oldukları zaman mutlaka hekimlerine danışmaları ve uygun ilaçları kullanmaları gerekir ilaç kullanmaktan kaçınmamak lazım tam tersine bu astım ataklarını sürekli çekmek hamilelik bakımındanda bebek bakımından da problemlere yol açabilir şunu da hatırlatmak isterim astımlı hanımların bir kısmında gebe kaldıkları zaman astım hastalığının hiç ilaç kullanmayacak şekilde iyi olduğunuda gördüğümüz gibi bir kısım hastada ise gebelikten önce hiç bir şikayeti yokken gebeliğin astım ataklarını tetikleyebildiğine de şahit oluyoruz önemli olan kişinin hastanın durumunun doğru değerlendirilmesi ve uygun ilaçların verilmesidir.</video:description>
<video:view_count>933</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Goz-Kaymasinin-Cesitleri-Nelerdir--414.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/aylin-kilic/goz-kaymasi/goz-kaymasinin-cesitleri-nelerdir-09.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101809514729009.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Göz Kaymasının Çeşitleri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Gözde kaymayı şu şekilde sınıflandırabiliriz; birinci grup özellikle doğumsal başlayan gruptur. Kasların anne karnında yerleşim anomalisi vardır. Bu grup bir yaşa kadar bekletilip cerrahi tedavisi yapıldıktan sonra eğer hiçbir kırıcılık kusuru yoksa %100 cevap aldığınız bir gruptur. Diğer bir kayma grubu tamamen gözlük kullanımı ile düzelebilen reflaktif dediğimiz gruptur. Bu grup özellikle yüksek hipermetroplarda görülür. Çocuk üç yaşında %100 görmesi gerektiği için görmeyi geliştirmeye çalıştırma gayreti içinde uyum yeteneğini kullanır ve göz kaslarını kasarak kayma oluşturtmaya başlar. Aile çok erken davranıp kayma tam oturmadan ilk aylarında hastayı bir doktor ile temasa geçirir ise gözlük kullanımıyla göz tembelliği ve kayma oluşmadan bu vakaları tamamen düzeltebiliyoruz. Uzun yıllar gözlük kullanımı ve gözlük için takip gerektirmekle beraber kaymayı kontrol altında tuttuğumuz bir gruptur. Diğer bir grup ise hem göz bozukluğu olup gözlük kullanımı gerektirir hemde kasların bir miktar anatomik pozisyon bozukluğu olduğu için gözlük kullanımı olan gruptur.Bu grupta gözlük kullanımına ilave olarak cerrahi tedavi gerekmektedir. Bu grup özellikle göz tembelliği ve takip açısından uzun süre doktorla temas gerektirir.</video:description>
<video:view_count>1318</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Goz-Tembelligi-ve-Kaymada-Erken-Teshisin-Onemi-Nedir--415.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/aylin-kilic/goz-kaymasi/goz-tembelligi-ve-kaymada-erken-teshisin-onemi-nedir-08.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101810020729010.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Göz Tembelliği ve Kaymada Erken Teşhisin Önemi Nedir?</video:title>
<video:description>Göz tembelliği ve kayma için erken tanı özellikle çocukluk yaşında çok önemlidir. Akraba evliliklerinde, ailede yüksek hipermetropi varsa veya yakın aile bireylerinde göz tembelliği ve kayması olması durumunda risk oldukça artmaktadır.  özellikle 3 yaş öncesinde göz tembelliği tanısı erken konulduğunda, görme kusuru saptandığında tembellik olmadan da yakalanıp düzeltilebilen bir durumdur. Eğer çocuk 8-10 yaş arasında hiçbir tedavi görmemişse başarı yüzdesi oldukça düşüktür. Erken teşhis ve tedavi çok önemlidir. 3 yaştan sonra kırıcılık kusuru varsa ve tedavi görmemiş ise eksik görme başlar. Biz bunu saptadıktan sonra refraksiyonla yani gözlük kullanımı ile görmeyi çıkarabildiğimiz düzeye kadar çıkartır ardından da gözü eğitici tedavilerimize geçeriz. Bu tedaviler genellikle sağlam olan gözü kapama veya ortoptik tedavi dediğmiz kem cihazların kullanıldığı çalıştırma tedavileridir. Erken yaşta konulan tanılarda tedavi ile %100 sonuçlar mümkündür.</video:description>
<video:view_count>795</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Ileri-Yaslardaki-Goz-Kaymasi-Tedavisi-Zorlasir-mi--416.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/aylin-kilic/goz-kaymasi/ileri-yaslardaki-goz-kaymasi-tedavisi-zorlasir-mi-06.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101810083229010.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>İleri Yaşlardaki Göz Kayması Tedavisi Zorlaşır mı?</video:title>
<video:description>İleri yaşlarda göz kayması tedavileri görme eksik ise daha zorlaşıyor. Cerrahi uygulamalarda problem olmuyor, başarı oranı hemen hemen aynı fakat yapılan cerrahinin kalıcılığı bozuluyor. Örneğin bir göz %100 diğer göz %10 gibi görüyorsa, %10 gören göze yapılmış olan cerrahide gelecek tarihlerde tekrar kayma oluşma riski çok fazladır. Dolayısıyla iyi bir görme cerrahide çok etkili ancak çok iyi gören gözlerde de ileriki yaşlarda başka bir risk daha var. Kaymayı tam düzeltmeye çalıştığınız zaman çift görme oluşabiliyor çünkü beyin kayarak görmeye alışıyor, her iki gözü de kullanmaya alışık oluyor ve siz o düzeni cerrahi yaparak, gözleri paralel hale getirerek bozuyorsunuz. Belki şeklen düzeltiyorsunuz ama beynin kullanımını aynı düzeyde açamadığınız için çift görme riski oluşuyor. Bunların hepsi cerrahi tedaviye başlamadan önce yapılan ölçümlerde saptanabiliyor. Prizmatik cam, botulinum toksin uygulamalarla hastaya geçici tedaviler uygulanması gerekliliği de oluşabiliyor.</video:description>
<video:view_count>2298</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Goz-Tembelliginin-Tedavisinde-Zengin-Beslenme-Etkili-Olur-mu--418.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/aylin-kilic/goz-kaymasi/goz-tembelliginin-tedavisinde-zengin-beslenme-etkili-olur-mu-05.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101810304629010.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Göz Tembelliğinin Tedavisinde Zengin Beslenme Etkili Olur mu?</video:title>
<video:description>Göz tembelliği tedavisi vitamin ve beslenme ile etkilenen bir tedavi değildir. Çünkü ortada organik bir bözukluk yoktur, fonksiyonel bir bozukluk vardır. Göz içindeki belli bir bölgenin kaymaya bağlı kullanılamaması durumudur. Makula dediğmiz bölge 500 mikronluk çok küçük bir bölgedir, 5 derecelik bir kayma da 50 derecelik bir kayma da görme merkezindeki sarı noktanın yerini değiştirdiği için o bölgenin kullanımını engellemektedir. Dolayısıyla beyin o gözü kullanmayı bıraktığı için yeniden o bölgeyi kullandırtmaya çalıştığımızda fonksiyon yerinde değildir. KApama tedavisi yada nörovizyon dediğimiz ileriki yaşlarda uygulanan göz tembelliği tedavisinde bu bölgeyi uyararak görmeyi geliştirtmeye çalışıyoruz.</video:description>
<video:view_count>1065</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Gozu-Kayan-Bir-Bebek-Kac-Yasinda-Goz-Doktoruna-Goturulmelidir--419.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/aylin-kilic/goz-kaymasi/gozu-kayan-bir-bebek-kac-yasinda-goz-doktoruna-goturulmelidir-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101810374629010.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Gözü Kayan Bir Bebek Kaç Yaşında Göz Doktoruna Götürülmelidir?</video:title>
<video:description>İlk üç ayda çocukların füzyon dediğimiz gözleri bir arada ve paralel tutma kabiliyetleri gelişmemiştir. Dolayısıyla ilk üç ayda çocukların gözü her yöne kayabilir. Bazı gün içe bazı günlerde dışa kayabilir, genelde takipleri kötüdür. Bu nedenle o dönemlerde oluşan kaymaları göz ardı etmek gerekir ama üç aydan sonra kayma kalıcıysa ve devamlılık gösteriyor ise mutlaka bir göz hekimi ile iletişime geçmek gerekir. Özellikle çocuğun takibi var mı, kayma ısrarla devam ediyor mu bunları gözlemlemek gerekir çünkü erken yaşta başlanılan tedavideki sonuçlar ileri ve geç vakalara göre çok daha başarılıdır. Ortalama 3-6 ay arasında görmekte olduğunuz devamlılık gösteren kaymalar için mutlaka göz hekimiyle irtibata geçmek gerekir.</video:description>
<video:view_count>743</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Iki-Gozde-De-Kayma-Varsa-Tedavisi-Daha-Zor-mudur--420.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/aylin-kilic/goz-kaymasi/iki-gozde-de-kayma-varsa-tedavisi-daha-zor-mudur-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101810443829010.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>İki Gözde De Kayma Varsa Tedavisi Daha Zor mudur?</video:title>
<video:description>İki gözde de kayma varsa ve gözler değiştirerek bakabiliyor ise biz buna alternan kayma deriz. Aslında işler daha pozitiftir çünkü iki göz de eşit görüyor ve görüyor demektir. Dolayısıyla göz tembelliği ile ayrıca bir savaş vermeye gerek kalmaz. Cerrahi açıdan başarı anlamında iki gözün de eşit görmesi ile cerrahiye başlamak istediğimiz için, varmak istediğimiz noktada başarı oranı daha yüksek olmaktadır. Uygulayacağımız yöntemde kasların pozisyonu değişmektedir.</video:description>
<video:view_count>632</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Ileriki-Yaslarda-Goz-Kaymalarinin-Nedenleri-Nelerdir--421.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/aylin-kilic/goz-kaymasi/ileri-yaslardaki-goz-kaymalarinin-nedenleri-nelerdir-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101810505929010.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>İleriki Yaşlarda Göz Kaymalarının Nedenleri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Göz kayması ileri yaşlarda aniden ortaya çıkıyorsa, bu genellikle gözü hareket ettiren kasları innerve eden sinirlerin beyindeki herhangi bir sebeple felç geçirmesi sonucu oluşur. Örneğin bir şeker hastası, travma, darp gibi hastaların göz hareketlerini yaptıran kasları hareket ettiren sinirlerin geçici olarak veya kalıcı olarak felci göz kaymasına sebep olur. Bu durumda hasta kaymadan çok çift görme şikayetiyle gelir ve hastanın yaşam kalitesini oldukça düşüren bir durumdur. Bu grupta bir müddet kendi kendine iyileşim oluyormu diye takip altında bulundururuz. Önce bir nörolog görür, onun tarafında bir anormallik yoksa biz 3 ay sonra kayma ve çift görme devam ediyor ise cerrahi operasyonla %100 sağlatım sağlayabiliyoruz.</video:description>
<video:view_count>1243</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Kayan-Gozde-Goz-Tembelligi-Varsa-Diger-Goz-Kapatilarak-Tedavi-Edilebilir-mi--422.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/aylin-kilic/goz-kaymasi/kayan-gozde-goz-tembelligi-varsa-diger-goz-kapatilarak-tedavi-edilebilir-mi-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101810590629010.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Kayan Gözde Göz Tembelliği Varsa Diğer Göz Kapatılarak Tedavi Edilebilir mi?</video:title>
<video:description>Kayan gözde göz tembelliği gelişir çünkü görme merkezinin yeri değişir. Dolayısıyla gözde göz tembelliği gelişmiş ise kaymayan ve tam gören sağlıklı gözü kapatarak kayan ve tembelleşmiş gözün görmesini arttırabiliriz. Bu tedavinin süresi 8-10 yaşa kadardır. Dolayısıyla 8-10 yaş öncesinde saptamışsak kapama ve ortoptik tedavi dediğimiz özel çalıştırma programları ile önce görmeyi geliştirir ardından gerekiyor ise cerrahiyi planlarız. İleri yaşlarda olan göz tembelliği ve kayma hastalarında ise, örneğin 18-20, 30-40 yaş arasında, görme arttırma amaçlı bir tedavimiz yok fakat estetik olarak cerrahiyle görmeyi düüzeltebiliriz.</video:description>
<video:view_count>935</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Diyabet-Nasil-Teshis-Edilir--423.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/taner-damci/diyabet/diyabet-nasil-teshis-edilir-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101811044229011.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Diyabet Nasıl Teşhis Edilir?</video:title>
<video:description>Diyabetin tanısı kan şekeriyle yapılır. Açlık kan şekeri 126'nın üzerinde olan ve bu iki kere saptanmış olan herkes diyabetlidir. Ama 126'nın altında olan insnalar diyabetli değil demek değil. Onlarda da diyabet olabilir. Eğer klinik şüphe varsa örneğin çok şişman bir hastaysa, çok su içip idrara çıkıyorsa, ailesinden diyabet öyküsü varsa, gebeyse biz bunları açlık kan şekeri dışında başka tetkiklerle de arıyoruz. Buna yükleme testi deniyor. Hastaya şeker yükleyerek kan şekeri ne kadar yükseliyor ona bakıyoruz ve bu yükselme değişik saatlere göre yükselme düzeyi bize diyabetin var olup olmadığını anlatıyor. Örneğin 2. saat düzeyi 200'ün üzerinde olan bir insan açlık kan şekeri yüksek olmasa bile diyabetlidir ve tedabi olması gerekir. Bu 2. saate kadar olan sürede de 140-200 arasındaysa buna bozulmuş glikoz toleransı diyoruz. Bu da diyabetle normal arasındaki bir kategoridir. Ama bunu da önemsemek lazım çünkü diyabetin altında bir kategori olmakla beraber bozulmuş glikoz toleransı çeşitli komplikasyonlara yol açan özellikle kalp damar hastalıklarını arttıran bir faktördür. Gebelerde hedeflerimiz biraz daha düşük çünkü küçük bir şeker yükselmesi bile bebeğe çok büyük zararlar verebiliyor. Bu yüzden gebelerde daha titiz davranıyoruz. Gebelerdeki hedefimiz açlık kan şekerinin 95, ikinci saat tokluk şekerinin ise 120mg/dl altında olması gerekiyor. Sonuçları daha belirgin oluyor. İnsanların diyabet olduğunun saptanması hayatları ve geleceklerini çok değiştirebilen bir faktör. Dünyadaki diyabetlilerin yarısı diyabet oldupunu bilmiyor ve bunların taramaları yapılıyor. Çünkü erken tanı ve erken tedaviye başlamak diyabetle ilgili bütün diyabete bağlı komplikasyonları önleyebiliyor. Şeker çok yüksek seviyelere çıkmadan belirti vermiyor ama hafif şeker yüklenmelerinde bile çok büyük zararlara yol açabiliyor. </video:description>
<video:view_count>488</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Tip-1-Diyabetin-Nedenleri-Nelerdir--424.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/taner-damci/diyabet/tip-1-diyabetin-nedenleri-nelerdir-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101811072629011.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Tip 1 Diyabetin Nedenleri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Tip1 diyabet ve tip2 diyabet biribirinden tamamen farklı hastalıklar arasındadır. Tek ortak noktaları kan şekerinin yüksek olması ve buna bağlı komplikasyonlardır ama sebebpleri birbirinden tamamiyle farklıdır. Tip1 diyabet bağışıklık sistemimizin bir şekilde yanlış algılama sonucunda insülin salgılayan vücudumuzu yabancıymış gibi algılayıp saldırması ve bunu yok etmesi sonucunda ortaya çıkan bir hastalıktır. Dolayısıyla insülin salgılayan yollar yok olduğu için insülin salgısı yok sıfıra yakın, tip1 tedavisinde sadece ve sadece bu hastalara insülin vermektir. Tip1 diyabet genellikle çocukluk ve gençlik çağında başlasa da yaşlılarda da tip1 diyabet görülebilir. Özellikle bir hasta başvurduğunda zayıfsa kaç yaşında olursa olsun biz onun tip1 diyabet oldupundn şüpheleniriz ve ona göre tahlillerimiz yapıp tedavimizi ona göre düzenleriz. Çünkü tip1 diyabetin tedavisi sadece insülindir. Haplarla yapılan tedaviye tip1 diyabet kesinlikle yanıt vermez. Yaşam beklentisi daha genç hastalarda olduğu için çok iyi tedavi edilmeleri gerekiyor. Normalden çok küçük bir sapma bile uzun vadede bu insanların yaşam kalitesinde ve beklentisinde sorunlara yol açabiliyor. Tip1 diyabette komplikasyonların ortaya çıkması için daha çok zaman vardır. Tedavide sık insülin enjeksiyonları yapılır. Bazı hastalarda insülin pompası dediğimiz sürekli insülin infüzyonu yaptığımız hastalar var. Bunlarda genellikle iyi bir kontrol sağlayabiliyoruz ve tip1 diyabetlilerin kan şekeri regülasyonu sağlandığında diğer insanlardan farksız bir şekilde yaşayabiliyorlar. </video:description>
<video:view_count>668</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Diyabetik-Retinopati-Nedir--425.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/cengiz-aras/retina-hastaliklari/diyabetik-retinopati-nedir-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101811251929011.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Diyabetik Retinopati Nedir?</video:title>
<video:description>Diyabetik retinopati diyabet hastalarında görülen bir mikro anjiyopatidir yani küçük damar hastalığıdır. Hastalığın yaşı ile direkt etkisi vardır. Hastalık yaşı uzadıkça yani hastalık eskidikçe diyabetik retinopatinin ortaya çıkma riski yükselmektedir. Hastalık yaşı dışındaki temel risk faktörlerinin başında diyabet regülasyonunun iyi olmaması gelmektedir. Bir diyabet hastasının gözünde diyabetik retinop başladığı zaman bu hastalık daime ilerleme yönünde  ve kötüye doğru seyretme eğiliminde olacaktır. Bu nedenle diyabetik retinopatinin erken dönemde tanınması ve tedavinin başlanması önemlidir. Hasta orta ve ileri dönemlerine geçince yapılacak olan tedaviler daha riskli olmaktadır ve elden edilen görsel başarı daha sınırlı kalmaktadır. Gebelikte diyabetik retinopati tedavisi olunabilir. Gebelikte diyabetik retinopati vücutta çıkan büyüme faktörleri nedeniyle hızlanmaktadır. Bu nedenle gebelik döneminde diyabetik retinopatili hastaların daha dık kontrolü olmaları önemlidir. Hastalık hızlanmışsa lazer fotokagülasyonla hastalığın hızı kontrol altına alınabilir. Lazer fotokagülasyon tedavisinin bebeklerine bir zararı olmayacaktır ve kendilerini körlükten kurtaracaktır.</video:description>
<video:view_count>534</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Sari-Nokta-Hastaligi-Nedir--426.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/cengiz-aras/retina-hastaliklari/sari-nokta-hastaligi-nedir-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101811304029011.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Sarı Nokta Hastalığı Nedir?</video:title>
<video:description>Sarı nokta hastalığının gerçek ismi makula dejenerasyonudur. isminden de anlaşılacağı üzere hastalık için temel risk faktörü yaştır. Gelişimiş ülkelerde 60 yaş sonrasında merkezi görme kaybının en sık nedenidir. Bunun sebebi ortalama insan ömrünün uzamış olmasıdır. Yaş dışındaki risk faktörlerinin dışında sigara içilmesi, kolesterolden zengin gıdalarla beslenilmesi, kalıtım, açık renk tenli olmak ve kadın olmak diğer risk faktörleridir. Hastalığın başlıca belirtileri meteformopsi başlığı altında sıralayabileceğimiz objelerin küçük, büyük, eğik, kırık, çarpık şekilde görülmesi, seyredilen objelerin ortasının görülemeyip çevresinin daha iyi görülmesidir. Örneğin bir insna yüzüne bakıldığında yüzün tanınmaması fakat kolun, gövdenin seçilebilmesidir.  </video:description>
<video:view_count>620</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Sari-Nokta-Hastaliginin-Cesitleri-Nelerdir--427.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/cengiz-aras/retina-hastaliklari/sari-nokta-hastaliginin-cesitleri-nelerdir-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101811340229011.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Sarı Nokta Hastalığının Çeşitleri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Sarı nokta hastalığı iki şekilde seyir gösterir. %80 olguda kuru tip olarak seyreder. Kuru tipte hastalık hızı çok yavaştır, bir görme kaybı söz konusudur ancak bu görme kaybı yıllar içerisinde tedrici olarak oluşur hiçbir zaman ani, kısa süre içerisinde şiddetli görme kayıpları yaşanmaz. Oysa %20 hastada sarı nokta hastalığı ıslak yada yaş tip olarak seyreder yada kuru tip olarak seyrederken yaş tipe dönüşmektedir. Yaş tipin özelliği, sarı nokta bölgesinde istenmeyen, olmaması gereken damarların yani yeni damarların gelişmesidir. Buna bağlı olarak kanama, damarlardan sızmaya bağlı sarı nokta bölgesinde ödem oluşur. Bu hastalar kısa süre içerisinde şiddetli görme kayıpları yaşayabilirler. </video:description>
<video:view_count>613</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Sari-Nokta-Hastaliginin-Tedavi-Yontemleri-Nelerdir--428.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/cengiz-aras/retina-hastaliklari/sari-nokta-hastaliginin-tedavi-yontemleri-nelerdir-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101811382429011.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Sarı Nokta Hastalığının Tedavi Yöntemleri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Sarı nokta hastalığının 2001 yılında kadar etkin bir tedavisi yoktu. 2001 yılında geliştirilen fotodinamik tedavi bu hastalığın tedavisinde ilk başarı olarak tıp literatürüne girmiştir. Fotodinamik tedavi ne yazıkki hastaların görme artışını sağlayamayan fakat görmesini stabilize eden bir tedavi idi. 2004 yılından itibaren gözün içerisine iğne uygulaması şeklinde verilen başarılı tedaviler gelişti. Bu tedaviler hem görmeyi satabilize etmekte hemde görme artışı sağlayabilmektedir. Günümüzde bu amaçla kullanılan birkaç ilaç vardır. Yeni ilaçlar da bunları takip edecektir. Zaman içerisinde birden fazla ilacın aynı anda kullanımı veya fotodinamik tedavi ile birlikte kombine şekilde kullanımı gündeme girecektir. Sarı nokta hastalığının kuru tipinde güncel olarak başarılı bir tedavi yoktur. Bu hastalarda hastalık hızı çok yavaş olarak seyrettiği için günümüzde kullandığımız tedaviler antioksidan ve vitaminden oluşmaktadır. Bunun amacı hastlaık hızını yavaşlatmak ve yaş tipe dönüşüm riskini azaltmaktır. Sarı nokta hastalığının yalnızca yaş tipinde tedavi uygulanmaktadır. Bu tedaviler de 2001 yılında geliştirilen fotodinamik tedavi ve 2004 yılından sonra geliştirilen göz içerisine enjeksiyon şeklinde uygulanan tedavilerden oluşmaktadır. 2004 yılından önce uygulanan tedaviler hastalarda sadece görme stabilizasyonu sağlarken, 2004 yılından itibaren uygulanan tedaviler hem görme stabilizasyonu hemde görme artışı sağlamaktadır. Günümüz prtaiğinde sarı nokta hastalarına yapılan tedaviler sadece yaş tipe dönüşmüş olan hastalık tipini kuru tipe dönüştürmeyi amaçlamaktadır. Ne yazıkki hastalığı tamamen ortadan kaldırmak mümkün değildir ve zaman zaman enjeksiyon alma ihtiyacı mutlaka olacaktır.</video:description>
<video:view_count>734</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Retina-Anjiyosu-Nedir--429.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/cengiz-aras/retina-hastaliklari/retina-anjiyosu-nedir-05.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101811533029011.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Retina Anjiyosu Nedir?</video:title>
<video:description>Esas olarak anjiyografi bir tetkik yöntemidir. Damarların görüntülenmesini, damarları incelememizi sağlayan bir görüntüleme yöntemidir. Tıbbın bütün alanlarında kullanılmaktadır. Göz damarları da göz anjiyografisi ile incelenebilir. Göz anjiyografisi göz damarlarını tutan bütün hastalıklarda temel yardımcı muayene yöntemidir. Anjiyografi yapılarak hastaların damarlarının tıkanıklık durumu, damararın damar duvarından geçirgenliğine bağlı sızma durumu ve diğer damarlarla olan ilişkiler değerlendirilir. Retinanın başlıca damarsal hastalıkları diyabetik retinopati, yaşa bağlı makula dejenerasyonu, retinal vaedal tıkanıklığı, retinal ven kök tıkanıklığıdır. Bu dört hastalık rahatsızlıkların %80'ini oluşturmaktadır. Dolayısıyla anjiyografi retina hastalarının %80'inde sıklıkla başvurulan bir yardımcı tanı yöntemidir.</video:description>
<video:view_count>2315</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Diyabetik-Retinopati-Nedir--430.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/figen-kucuksezer/diyabetik-retinopati-nedir-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101812030529012.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Diyabetik Retinopati Nedir?</video:title>
<video:description>Diyabetik retinopati şeker hastalığı gözün alt tabakasında, gören tabakasında yaptığı hasara verilen isimdir. Diyabet vücudun tüm damarlarında hasar yapar bunlardan özellikle ince kılcal damarlar, böbrek, beyin sinirleri besleyen damarlar, kalp damarları ve tabiki retina damarlarındaki hasar daha belirgindir. Çünkü ince damarların damar duvarları şekerin yarattığı hasara daha duyarlıdır. oluşan damar hasarı sonucunda dokuda kanamalar, sıvı sızıntıları, dokuda şişme meydana gelebilir ve bu da görmenin bozulmasına hatta zaman içinde kaybına yol açabilir. Diyabetik retinopati tüm şeker hastalarında görülebilen bir rahatsızlıktır. Sadece zaman ve şeker kontrolü bunu denetlememizi, engellememizi veya geciktirmemizi sağlayabilir. Süre derken en az beş yıllık bir sürenin sonucunda diyabetik retinopatinin çıktığını varsayıyoruz dolayısıyla şeker hastası olan herkesin mutlaka ilk 5 yıl içerisinde bir kez kontrol edilmiş olması. Hatta mümkünse diyabeti tanısı konduğu anda bir göz muayenesi geçirmesi gerekmektedir. </video:description>
<video:view_count>524</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Sasilik-Ameliyatindan-Sonra-Gozluk-Ihtiyaci-Ortadan-Kalkar-mi--458.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/aylin-kilic/sasilik/sasilik-ameliyatindan-sonra-gozluk-ihtiyaci-ortadan-kalkar-mi-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101816135529016.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Şaşılık Ameliyatından Sonra Gözlük İhtiyacı Ortadan Kalkar mı?</video:title>
<video:description>Şaşılık ameliyatından sonra belli grupta gözlük gerekliliği ortadan kalkıyor. Bunlar özellikle çok düşük numarada olup küçük kayması olan ve o kaymayı kontrol altında tutabilmek için gayret ettiğimiz hastalar oluyor ama diğerlerinde eğer kırıcılık kusuru mevcut ise gözlük numaraları bir miktar düşmekle beraber gözlük kullanımı devam ediyor.Bu bilgilerde hep ameliyattan önce hastaya veriliyor özellikle hasta yakınları eğer kayma ameliyatı olacaksa gözlüktende kurtulma beklentisi içinde oluyorlar fakat kırıcılık kusuru olupta kaymada bunun üzerinde gelişmişse bu grup özellikle gözlüğü kesinlikle atmıyor. Gözlük kullanımı bazı grup kaymalarda , tamamen kaymayı ortadan kaldırır.Dolayısıyla gözlük kullanıp takip ettiğimiz yüzde yüz gören ve kaymasını hiç gözlükle görmediğimiz hastalar vardır bunlar hiçbir zaman cerrahi gerektirmez. Ancak gözlük kullandığı halde hala kayma devam ediyorsa biz cerrahi öneririz. Dolayısıyla gözlük kullandığı halde kayması devam eden grupta gözlük kullanımı oldukça uzun bir süre devam ediyor bunlar on sekiz yaşına kadar çocuk ise bekletilip ondan sonra refraktif cerrari ile düzeltime uğrayan gruptur.</video:description>
<video:view_count>945</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cocuklarda-Gorulen-Damar-Iltihaplari-Nelerdir--431.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ozgur-kasapcopur/cocuk-romatolojisi/cocuklarda-gorulen-damar-iltihaplari-nelerdir-10.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101812260229012.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çocuklarda Görülen Damar İltihapları Nelerdir?</video:title>
<video:description>Damar iltihapları çocuksal romatizmal hastalıkların başlıklarından birisidir ve çocukluk çağında gördüğümüz iki tane çok az hastalık vardır. Birincisi neden olduğunu bilmediğimiz bir şekilde çocuklarda ana bulgu olarak çocuklarda kalça ve bacaklarda başlayan gergin kızarık döküntülerin eşlik ettiği ve buna ek olarak eklem bulgularının çok etkin olarak karşımıza çıktığı bir tabloyla karşımıza gelir. Bu çocuklarda özellikle küçük damarlar tutulmuştur ve küçük damarlar tutulduğu an hastalarda yumuşak doku şişlikleri karşımıza gelir. Aynı zamanda bir diğer ana bulgu olarak mide bağırsak tutulmalarıdır. Bu tutulmalada çocuklar ağızdan kanlı kusmalarla, kanlı kaka yapmayla karşımıza gelebilirler. Bir diğer bulgu olarakda saha sıklıkla ve hastalığın özellikle ileri dönemdeki komplikasyonlarını arttıran böbrek tutumudur. Böbrek tutumu daha az görülür. Yeterli tedavi edilen ve yeterli takip edilen çocuklarda böbrek tutumu oluşma sıklığı oldukça düşük orandadır. Bu durum da çocuklarımızda benzer bulgularla ortaya çıkabilir. Damar iltihapları aileleri görüntü olarak çok kötü etkilemektedir. Ama izlendiğinde tıp dilinde kendi kendini sınırlayan hastalık dediğimiz, kendi kendine sınırlanır. Gerektiği dönemde hekim kontrolü altında damar iltihaplarına yapılacak olan kısa süreli tedavi ile bütün yakınmalar ortadan kalkar. Çocukluk çağı açısından önemli bir diğer damar iltihabı ise orta boy damarları tutan kawasaki hastalığıdır. Daha nadir gördüğümüz bir grup hastalıktır. Çocuklarda düşmeyen çok yüksek ateşler ortaya çıkar ve buna eşlik eden ağız içi değişimi, gözde kızarıklıklar, kızamık hastalığını yansıtır tarzda bir döküntü oluşabilir. El ve ayaklarda şişlik olup daha sonra el ve ayaklar soyularak düzelir.Buna benzer bulgular ortaya çıktığı zaman hastalığı kawasaki hastalığı olarak değerlendiriyoruz. Bu grup hastalarda da etkin ve çabuk tanı koymak çok önemlidir. Tanı koymakta zorlanırsak en çok dikatimi çeken kroner arter tutulma olabilir. Çocukluk çağında kroner erter hastalığının oluşabileceği tek durumdur. Zamanında tanı koyulur ve tedavi edilirse yakınmalar hızla ortadan kalkacaktır ve düzelme olacaktır.</video:description>
<video:view_count>1374</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cocuklarda-Gorulen-Romatizmalar-Nelerdir--432.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ozgur-kasapcopur/cocuk-romatolojisi/cocuklarda-gorulen-romatizmalar-nelerdir-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101812412329012.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çocuklarda Görülen Romatizmalar Nelerdir?</video:title>
<video:description>

Çocuklarda görülen romatizma hastalıklarını sınıflarken iki ana başlık kullanıyoruz. Birincisi iltihabın eşlik ettiği ikincisi iltihabın eşlik etmediği romatizma hastalıklarıdır. Bunları ayırt ederken özellikle iltihapsız romatizma hastalıklar başlığı altında baktığımızda da iltihabın eşlik etmediği, ateşin yani başka bir sistemik bulgunun olmadığı salt ağrının eşlik ettiği ve özelliklede sabah tutukluğunun olmadığı bir tabloyla karşı karşıya kalıyoruz. Ailelerle karşılaştığımızda onlara sık olarak çocuklarda sabah tutulmaların olup olmadığı sorularının yöneltiyoruz ve bunun olup olmaması ile birlkte değerlendirdiğmiz bir nokta olarak karşımıza geliyor. İltihapsız romatizmalı hastalıklarda daha çok çocukların uzun süreli yorulması sonucunda ortaya çıkan eklem ağrıları ile birlikte karşımıza geliyor. Bunun ana başlığı diyince de ülkemizde çok sık görülen okul çocuklarının %15 ile karşımıza çıkan bir tablo olan hipermobilite sendromu dediğimiz eklemlerin aşırı hareketliliğinden kaynaklı olan ağrılı bir durumla karşılaşıyoruz. Bu çocuklar özellikle çok yoruldukları dönemde yaygın bacak ağrıları ile birlikte aileleler yakınıyorlar ama hiçbir şekilde eklemlerde şişlik, kızarıklık, ısı artışı yada hareket ksııtlığı gibi bir bulgu olmuyor. Ağrılar çoğunlukla dinlenmekle geriliyor, kullanılan ağrı kesiciler bu tip ağrılara çok iyi yanıt veriyor ve bir bir süre sonra bu yakınmaların hızla gerileyip kaybolduğunu gözlüyoruz. Bu çok önemli bir bulgu olarak karşımıza çıkan bir veri.Yine aynı şekilde ortopedik bazı bozukluklar düz tabanlık gibi benzer iltihapsız romatizma başlığı altında değerlendirilebilir. Çocuklarda görmüş olduğumuz bir diğer önemli bulgu eklemlerin aşırı hareketliliğinin yanı sıra büyüme ağrısı dediğimiz bir tablo var. Bu özellikle büyümenin hızlı olduğu dönemde eşlik eden başka hiçbir bulgu bulmadığınız zaman çocuklar sıklıkla büyüme ağrısından yakınıyorlar ve çocuklarda çok sık karşımıza geliyor. Büyümenin hızlık olduğu dönemde özellikle dizden kaynaklanan, dizde yer alan aprıyla birlikte ortaya çıkan bir romatizmal hastalık bulgusu ile karşı karşıya kalıyoruz. Eklem şişliği olmayan, çocuklarda yapılan iltihabın göstergesi olan çeşitli laboratuvar testleri var, bu iltihap teslerinin tümünü normal sınırlarda görüyoruz ve dolayısıyla çocuklarla muayenede ciddi bir veri olmadığı zaman biz bu tabloyu büyüme ağrısı olarak değerlendiriyoruz.</video:description>
<video:view_count>883</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Tip-2-Diyabetin-Nedenleri-Nelerdir--433.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/taner-damci/diyabet/tip-2-diyabetin-nedenleri-nelerdir-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101813432129013.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Tip 2 Diyabetin Nedenleri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Göz, sinir, böbrek, kol ve bacaklarımıza giden sinirlere bağlı komplikasyonlar, kalp damar hastalıklarının çok sık görülmesi gibi komplikasyonlarla giden bir hastalık. İyi regüle edilmesi gerekir.Tip1 diyabetten tamamen farklıdır.Tip1 diyabet insülin salgılayan hücrelerin ortadan kalkması sonucu kendi bağışıklık sistemimiz tarafından yok edilmesi sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır ama tip2 diyabet farklı bir mekanizmayla ortaya çıkyor. İnsülin etkinliği azalmıştır. Aynı insülin başka bir insanda kan şekerini düşürücü etkide bir problem yaşanmazken iki diyabetli hastalarda insülin var olmakta ve hatta artmış olmakla beraber bunun etkisinde bir azalma söz konusudur. İnsülin etkisinin azalması hem genetik bir yapı sonucunda oluşabilir hemde şişmanlık tarafından oluşturulabilen bir etkidir. Kilomuz ve yağ dokumuz ne kadar artarsa vücudumuzda insülin etkinliği o kadar azalır ve insülin bir noktada kan şekerimizi düşüremez hale gelir. O noktada tip2 diyabet başlar. Tedavisi tip1 diyabetten farklıdır. Tip2 diyabette insülin duyarlaştırıcı dediğimiz insülin etkilnliğini arttıran veya kendi pankreasımızdan insülin salgılanmasını arttıran haplar kullanabiliriz. Hastaların %85'inde kalp damar hastalıkları görülür çünkü altta yata insülin direncinin direk damarlara zararlı etkisi vardır hemde kan şekerinin yükselmesinin damarlara zararlı etkisi vardır. Tip2 diyabetli hastalar daha önce kalp krizi geçirmiş bir hasta kadar risk taşır bu nedenle tip2 diyabete daha önce geçirilmiş kardiyovasküler olayı olan ancak diyabeti olmayan bir insan kadar yüksek risk taşıyan hastalar olarak görüyoruz ve tip2 diyabetli hastaları çok yakından takip ediyoruz. Kan şekerinin düşürülmesi bakımından hemde diğer risk faktörleri bakımından. Çünkü tip2 diyabet genellikle tek başına görülmez. Beraberinde hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, obezite gibi kalp damar hastalıklarını uyaran başka hastalıklarla beraber görülür. Bu nedenle bunların hepsinin iyi tedavi edilmesi gerekir.</video:description>
<video:view_count>576</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Tip-1-ve-Tip-2-Diyabet-Arasindaki-Farklar-Nelerdir--434.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/taner-damci/diyabet/tip-1-ve-rip-2-diyabet-arasindaki-farklar-nelerdir-05.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101813475329013.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Tip 1 ve Tip 2 Diyabet Arasındaki Farklar Nelerdir?</video:title>
<video:description>Tek ortak nokta kan şekerinin yükselmesidir. Hastalığın meydana geliş mekanizması tamamen farklıdır. Tip1 diyabet kendi bağışıklık sistemimizin bilinmeyen bir sebebpe insülin salgılayan hücrelerimizi yabancı bir madde olarak görüp saldırması ve onları yok etmesi sonucu ortaya çıkan, mutlak insülin eksikliğiyle karakterize bir hastalıktır. Tedavisi sadece insülindir. Tip 2 diyabette insülin salınımı ve insülin algılayan hücreler var ama ana mekanizma insülin etkisindeki yetersizliktir. Kan şekerini düşürmek için de daha fazla insülin salgılanması gerekiyor. Bu şekilde pankreasımız yorularak yetersiz hale gelerek kan şekerimizin yükselmesi durumu ortaya çıkyor. Tamamen faklı iki hastalıktır ama ortak noktaları kan şekerinin ortaya çıkardığı komplikasyonlardır. Damar, böbrek, sinir ucu ve diğer organlara tutunumu gibi ortak komplikasyonları vardır.</video:description>
<video:view_count>987</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Iltihapli-Romatizmalar-Nelerdir--435.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ozgur-kasapcopur/cocuk-romatolojisi/iltihapli-romatizmalar-nelerdir-05.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101814070529014.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>İltihaplı Romatizmalar Nelerdir?</video:title>
<video:description>İltihaplı romatizmalar vücutta iltihabi bir süreçtir ve bu süreç çoğunlukla iki ana nedenle oluşur. Birincisi dışardan mikrobik uyarı söz konusu olabilir ve bu uyarıya bağlı olarak çocuklarda romatizmal bulgular ortaya çıkabilir. İkinci olarak da hiçbir romatizmal uyarıolmaksızın vücudun kendi kendine ürettiği bir iç iltihabi durum söz konusudur. Bu sürecin en önemli göstergelerinden olan ateşi ve dipğer halsizlik gibi bulguları saptıyoruz ve çocuklarda eklemlerde oluşan şişliklerle ve yerel ağrılarla birlikte karşımıza çıkıyor. Bu durumda çocuklarınıza baktığınızda çok ciddi bulgularla karşımıza çıkan hastalıklarla karşı karşıya kalıyoruz. Çocukluk çağında gördüğümüz iltihaplı romatizma dediğimizde ilk aklımıza gelen juvenil idyopitik artrit olarak karşımıza geliyor. Özellikle çocukluk çağında ortaya çıkan en az 6 haftayı aşan sürede çocukların eklemlerinin tutulduğu tablolar olarak karşımıza geliyor. Çocukluk çağında en çok gördüğümüz kronik hastalıklar astımla birlikte juvenil romatoid artrittir. Bunun dışında vücudu tutan bazı romatizmal hastalıklar var.Bağ dokusu hastalığı dediğimiz özellikle cildi tutan, ciltte serleşmelerle birlikte giden kasları tutan iltihaplı romatizmalar olabiliyor. Çocuklarda Gördüğümüz çeşitli damar iltihapları olabiliyor. Böyle bir genel başlık altında izlediğimiz iltihaplı romatizmal hastalıkları görüyoruz ve çocukluk çağında yeterince tedavi edilmediği zaman ciddi sakatlık ve az da olsa ölüm riskli hastalık olarak karşımıza gelmektedir.</video:description>
<video:view_count>877</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Juvenil-Idyopatik-Artrit-Nedir--436.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ozgur-kasapcopur/cocuk-romatolojisi/juvenil-idyopatik-artrit-nedir-06.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101814215329014.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Juvenil İdyopatik Artrit Nedir?</video:title>
<video:description>Çocuklarda en sık sakatlık oluşturabilen hastalıklarından birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Juvenil idyopatik artritli çocukların bir çoğu eklemlerinde kalıcı eklem hasarları ile birlikte bize başvurmaktadır. Farklı alt tipleri olan bir grup hastalığın ortak adı olarak karşımıza gelmektedir. Hastalığın 7 farklı alt grubu vardır. Birinci grubu sistemik tip dediğimiz yüksek herhangi bir nedene bağlanamayan yüksek ateş ve döküntü ile çocuklar bize başvururlar ve bu çocıklarda çok ciddi eklem tutukluğu söz konusudur. Bir diğer alt grubu oligoartküler dediğimiz, özellikle kız çocuklarında diz yada ayak bileklerini tutan tekli eklem tutulumları ile karşımıza gelir ve çocuklarmızda tek bir eklemde çok belirgin olan kalıcı kısıtlılıklar söz konusu olabilir. Bir diğer alt grubumuz polartiküler dediğimiz çoklu eklem tutulumudur. Çocuklarda çok ciddi eklem tutulumları ve sıtlamalar olur. Diğer grubumuz sedef hastalığına bağlı olarak çocuklarımzda ortaya çıkan romatizmal hastalıklardır. Bu romatizmal bulgularda da çocuklarda parmak şişlikleri ve tırnak değişimleri olarak karşımıza gelmektedir.</video:description>
<video:view_count>816</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Juvenil-Idyopatik-Artritin-Tedavisi-Nasildir--437.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ozgur-kasapcopur/cocuk-romatolojisi/juvenil-idyopatik-artritin-tedavisi-nasildir-07.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101814322029014.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Juvenil İdyopatik Artritin Tedavisi Nasıldır?</video:title>
<video:description>Bu grup hastalarda mutlaka ilaç tedavisinin yanı sıra etkin bir fizyoterapi ile tedavi sürdürülmelidir. Çocuklarda çok ciddi ve etkin bir fizyoterepi tüm yakınmaların ortadan kalkmasını sağlar. İlaç tedavisi çok uzun ve meşakkatli bir tedavidir. Ailelerin mutlaka bu tedaviye tam olarak uyum sağlamaları gerekir ve hastalığın başlangıcında çocuklarda ağrı kesicilerle başlayan bir tedavi vardır. Tedavilerin başında kortizon adinı verdiğimiz grup ilaçlar tedaviye etkilenebilir. Özellikle tek eklem tutukluklarında eklem içine yapılacak enjeksiyonlar çok etkilidir. Son 10 yıldır hekimlerin kullanımında yeni geliştirilmiş olan biyolojik ilaçlar adını vediğimiz bizzat hastalığın oluşma mekanizmasına yönelik olarak kullandığımız ilçalarla birlikte tedavide oldukça etkili sonuçlar almaktayız ve kalıcı eklem bozukluklarının ortadan kalkmasını sağlamaktayız. Mutlaka aile uyumu, aile uyumu ile çocukların etkin ilaç tedavisinin yani sıra etkin bir fizyoterapi ile değerlendirilmeleri çocukların 70 yaşına da gelse aynı eklemleri kullanaçağı için onların fizyolojik hareket yeteneklerinin kurulmasında yarar sağlayacaktır.</video:description>
<video:view_count>793</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Romatizma-Nedir--438.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ozgur-kasapcopur/cocuk-romatolojisi/romatizma-nedir-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101814383429014.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Romatizma Nedir?</video:title>
<video:description>Romatizma insanoğlunun ayakta durmasını, doğa içinde hareketli olmasını sağlayan hareket sistemine ait oluşan bütün yakınmaları kapsar. Hareket sistemi dediğmiz zaman; vücudun ayakta olmasını ve doğa içerisinde hareketli olamsını sağlayan bütün kemiklerimizi, eklemlerimizi ve kaslarımızı anlarız. Romatizma başlığı altında değerlendirdiğimiz bu tip yakınmaların içinde bir çok hastalık yeralır ve bu başlık altında yer alan bir çok hastalık karşımıza romatizmal bulguılar gibi verilerle çıkabilir. Yenidoğan döneminden başlayarak ergenlik ve erişkinliğe geçiş dönemine kadar her yaşta çok faklı romatizmal hastalıkları çocukluk çağında görmekteyiz. Bunların hepsi genel bir kavram başlığı altında değerlendirilir. Kısaca hareket sisteminde yer alan bütün bozuklukları biz romatizma başlığı altında değerlendiriyoruz.</video:description>
<video:view_count>558</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Romatizmal-Hastaliklar-Ne-Tur-Yakinmalara-Yol-Acabilirler--439.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101814595529014.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Romatizmal Hastalıklar Ne Tür Yakınmalara Yol Acabilirler?</video:title>
<video:description>Romatizmal hastalıklar çocukluk çağında karşımıza çıkan eklemlerde şişlik, kzıarıklık, hareket kısıtlığı, ağrı yada ısı artışı olarak karşımıza çıka yada kasları tutan bir hastalık olduğunda kaslarda güçsülükle karşımıza çıkaribilir. Kaslarda oluşan güçsüzlük ilk olarak çocuklarda karşımıza hareketlerde yavaşlamayla birlikte ortaya çıkar ve özellikle merdiven çıkarken zorlanma gibi bulgular olabilir. Kemiklerde oluşan bulgular ise yerel şişlik ve ağrılarla birlikte ortaya çıkar ve çocuklar çok yoğun ağrıdan yakınırlar. Özellikle cildi tutan döküntüler romatizmal hastalıklar açısından çok önemlidir. Cilt hastalıklarında çocuklarımıza çok önemli romatizmal hastalıklar bulgusu karşımıza çıkabilir ama en çok aileye alarm verecektir. Aileleri en çok uyaracak olan bulgu sağlıklı olarak yürüyen bir çocuğun aktivitesinde azalma, çocuğun günlük yaşam içindeki hareketliliğinde azalma, günlük yaşam içindeki azalma, eklemlerin her hangi birisinde ortaya çıkabilecek olan şişlikler, yerel kızarıklıklar ve yerel hareket kısıtlıkları da ana bulgu olarak karşımıza romatizmayı düşündürtücek veriler olarak çıkabilir. Ateş de romatizmal hastalıkların bir ön bulgusu olarak karşımıza gelebilir ve çocuklarda benzer yakınmalar olacaktır. Bu yüzden romatizmal hastalığın tek bir ana bulgusu yoktur, birçok farklı belirtecin bulgusu olarak karşımıza gelebilir. İlk olarak ana bulgu eklem ağrısının olması, eklem ağrısına eşlik eden çocukların hareketinde yavaşlama ve hareket kısıtlığının olmasıdır.</video:description>
<video:view_count>569</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Romatizma-Aileden-Gecer-mi--440.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ozgur-kasapcopur/cocuk-romatolojisi/romatizma-aileden-gecer-mi-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101815110129015.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Romatizma Aileden Geçer mi?</video:title>
<video:description>Romatizmal hastalıkların bir çoğu çok farklı nedenlere bağlı olarak oluşmaktadır ve birçok başlık altında değerlendirilen romatizmal hastalıkların bazıları, özellikle ülkemizde görülen birçok romatizmal hastalıkta aileden geçiş olabilir. Dolayısıyla çocukta romatizmal bir hastalıkla karşılaştığımız anda mutlaka ailede benzer romatizmal hastalığın olup olmadığını sorgularız. Ailede romatizmal hastalığın verisi olması bize önemli bulgular sağlamaktadır o yüzden ailelerden geçişli romatizmal hastalıklar ülkemizde çok sıktır. Bundaki en önemli verilerden bir tanesi akraba evliliğidir. Ülkemizde yaklaşık %25 oranında akraba evliliği ile karşılaşmaktayız ve aile evliliğinin sık olduğu ülkemizde ailesel geçişli romatizmal hastalığa sık rastlamaktayız.</video:description>
<video:view_count>545</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Ailesel-Akdeniz-Atesi-Nedir--441.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ozgur-kasapcopur/cocuk-romatolojisi/ailesel-akdeniz-atesi-nedir-08.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101815192129015.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Ailesel Akdeniz Ateşi Nedir?</video:title>
<video:description>Ailesel akdeniz ateşi ülkemizde en sık görülen genetik hastalıktır.Bütün hastalık belirteçleri çocukluk çağında ortaya çıkan ateş ve karın ağrısı ataklarıdır ve bu atakların %75'ine eklem bulguları eşlik eder. Eklem bulguları ile birlikte ağrılarla  ve az sıklıkla görülebilecek göğüs ağrılarıyla çocuklar bize başvururlar ve bu çocuklarda yineleyen döküntüler karşımıza gelir. Ailesel akdeniz ateşi çocukluk çağından benzer yakınmalarla yinelenirse ilk akla gelecek tanılardan birisidir. Tanıyı geç koyarsak aminodoz adlı eskiden çok sık gördüğümüz hastalığın çok önemli bir komplikasyonu karşımıza çıkar. Vücutta bütün iç organlara yabancı protein adını vediğimiz bir madde çökelir ve iç organ fonksiyonlarının hepsi sırayla bozulmaya başlar. Bu çocukları erken tanılandırır ve erken tedaviye başlarsak çok basit bir tedavisi vardır. Çiğdem çiçeğinden elde edilen hoskin adlı bir madde vardır. Çocuklara çok erken ve hızlı bir şekilde bu maddeyi başlayacak olursak çocuklar hızla düzelir ve bu tip komplikasyonların ortaya çıkması önlenir ve çocuklarda yineleyen karın ağrısı atakları, eklem yakınmalarının hızla kaybolduğunu gözleriz. Bu hastalığı tanımlandırmak çok önemlidir.Unutmamamız gerekn bir nokta da hoskin tedavisi ömür boyu sürecek olan bir tedavidir. Yaşam boyu sürdürülecek olan tedaviden sonra çocuğun tüm yakınmaları hızla kaybolup geriler. Bundan ötürü ailesel akdeniz ateşi yineleyen benzer yakınmaları olan çocuklarda irdelenmesi gereken bir hastalıktır.</video:description>
<video:view_count>988</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Obezite-Nedir--442.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/taner-damci/obezite/obezite-nedir-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101815200729015.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Obezite Nedir?</video:title>
<video:description>Obezite genel olarak beden kitle endeksi olarak tanımlanan bir hastalıktır. Vücut ağırlığının metre cinsinden boyun karesine bölünerek elde edilen beden kitle endeksi diye bir formül vardır.Bunun 18,5-20 arası sağlıklı, 25-30 arası fazla kilolu ama basit veya küçümseme anlamında fazla kilolu değil, artmış bir şekilde sağlık zararları var, 30'un üzeri obezitede şişmanlık olarak kategorize ediliyor, 40'ın üzeri de morbit obez, hastalık derecesinde şişman yada çok şişman olarak kategorize ediliyor. İnsan ne kadar şişmanlarsa, yağ dokusu ne kadar artarsa; örneğin normal aralıkta biri, normal aralığın 18,5-25 arası olduğunu düşünürseniz, 20-23 arasında bir farklılık var yani ne kadar artarsa o kadar zararlı bir hale gelir. Obezite böyle tanımlanan bir hastalıktır. Özellikle yağ dokusunun karında toplanması, bel çevresiyle bunu çok basit bir şekilde ölçüyoruz, hastalık riskini daha da arttırır. Karında toplanmasına erkek tipi şişmanlık denir ama illaki erkeklerde görülmesi gerekmez, kalçada toplanması kadın tipi şişmanlık denir. Ancak erkek yada kadın tipi denmesi ikisinin de kadın ve erkeklerde görülmeyeceğini göstermez. Karında toplanmasının ek bir zararı var bütün kalp damar hastalıkları ve diğer organ bozuklukları karında toplandığında daha da fazla oluyor.</video:description>
<video:view_count>519</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Obezite-Hangi-Hastaliklara-Neden-Olabilir--443.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/taner-damci/obezite/obezite-hangi-hastaliklara-neden-olabilir-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101815240329015.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Obezite Hangi Hastalıklara Neden Olabilir?</video:title>
<video:description>Vücutta aklınıza gelen bütün organların bozulmasına yol açabilir. Örneğin diyabet riski obez insanlarda yada şişmanlarda artar, hipertansiyon, lipid bozuklukları, uyku bozuklukları, beyni ve bacakları içeren kalp damar bozuklukları, anesteziden ölme riski, karaciğer bozuklukları ve karaciğer sirozu, böbrek yetersizliği, kazalardan ölme riski gibi birçok faktörü etkiliyor. Bunların hepsi insan şişmanladıkça artıyor. </video:description>
<video:view_count>427</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Akut-Romatizmal-Ates-Nedir--444.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ozgur-kasapcopur/cocuk-romatolojisi/akut-romatizmal-ates-nedir-09.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101815243629015.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Akut Romatizmal Ateş Nedir?</video:title>
<video:description>Akut romatizmal ateş ülkemizde çoksık gördüğümüz bir halk sağlığı sorunudur. Halk arasında akut eklem romatizması yada romatizma kalbe vurmuş adıyla dile getirilen bir hastalıktır. Çocuklarda en çok görülen boğazda oturan streptokok adını verdiğimiz bir grup mikroptur ve bu mikroba bağlı olarak enfeksiyonlar ülkemizde çok sıktır. En streptokok enfeksiyon yeterince tedavi edilmeyecek olursa çocuklarda yineleyen eklem bulguları ile ortaya çıkan bir grup hastalık olur ve bu grup hastalığa akut eklem romatizması yada akut romatizmal ateş diyoruz. Buradaki eklem tutulumu daha farklıdır. Çocuklar ateşli bir boğaz enfeksiyonu geçirirler, bunun 10-15 gün sonrasında bütün büyük eklemleri yani ayak bilekleri, dizleri, el bileklerini, dirsekleri tutan eklem şişlikleri ve kullanamama olur. Ama hiçrbir şekilde diğer romatizmal hastalıklarda olduğu gibi kalıcı bir eklem sekeri olmaz. Yeterince tedavi edilmediği bu dönemde çocuklar bu eklme yakınmaları ile birlikte ülkemizde genç erişkin yaşlarda en sık gördüğümüz edinsel kalp hastalığı olan romatizmal kapak hastalıkları ortaya çıkabilir. Akut romatizmal yakınması olan çocuklar etkin olarak tedavi edilmediğinde karşımıza çok belirgin olan eklem yakınmaları ile birlikte bu bulgular da çıkabilecektir. Bundan ötürü de etkin olarak tedavisi gerekir. Tedavisi çok ekonomik olan penisilin tedavisidir. Ekonomik olarak bu tedavi yapıldıktan sonra gerekli olan romatizmal tedaviyide aldıktan sonra herhangi bir kalp sekeri oluşmadan hayatlarını sürdürebilirler. Ama kalp sekeri etkin ve yeterli tedavi edilmediği zaman çocuğun ileriki dönemlerinde hayatını etkileyecek olan kapak hastalığı ile birlikte kritik tablolar ortaya çıkabilir.</video:description>
<video:view_count>827</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Obezite-Cinsel-Yasami-Nasil-Etkiler--445.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/taner-damci/obezite/obezite-cinsel-yasami-nasil-etkiler-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101815300229015.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Obezite Cinsel Yaşamı Nasıl Etkiler?</video:title>
<video:description>Obezite tıpkı diyabet gibi insan yaşamını etkiler çünkü bunu iki parçası vardır. Biri psikolojik faktörler diğeri organik faktörler. Psikolojik faktörler gerçekten obez insanlarda çok önemli çünkü cinsel yaşamın en vazgeçilmez parçalarından bir tanesi insanın kendisiyle barışık olması veya kendisine güven duymasıdır. Obez insanlarda burda büyük sorunlar var. İnsanın kendisiyle barışık olması sorunu ve kendine güveni çok etkileyen bir faktör dolayısıyla hem kadınlarda hemde erkeklerde çok neşeli görünen obezler bile aslında kendi içlerinde bunun hesaplaşmasını yapıyorlar ve pek çoğuda başa çıkyyormuş gibi görünsede yetersizlik olarak gördüğü bu faktörle başa çıkamıyor. O y
zden bu cinsel hayatı etkileyen çok önemli psikolijik faktörlerden bir tanesi ama onun yanında organik faktörler de var. Obezite diyabetteki gibi damar ve sinir yapılarını bozan bir hastalıktır. Bu yüzden hem organik hemde psikolojik faktörler sebebiyle obezlerde cinsel yaşamlarda öneml iproblemler vardır. </video:description>
<video:view_count>509</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Obezite-Hastalari-Nasil-Beslenmeli--446.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/taner-damci/obezite/obezite-hastalari-nasil-beslenmeli-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101815322129015.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Obezite Hastaları Nasıl Beslenmeli?</video:title>
<video:description>Obezlerin nasıl beslenmesi gerektiği ile diğer insanlar nasıl beslenmesi gerektiği arasında çok büyük bir fark yoktur. Sağlıklı beslenme herkes için geçerlidir. Obezlerde etkin özellik yağ dokusunun fazla olması ve bunun kaybedilmesi gerektiği o yüzden kompozisyon açısından sağlıklı beslenmeye yönelik gıda çeşitliliklerinde farklılık yok ama miktarında ve kalori alımında farklılık vardır. En önemli faktör kalori alımıdır, çünkü termodinamiğin birinci yasası dediğimiz bir sisteme giren enerjiyle çıkan enerji arasında denge vardır. Eğer bu denge varsa kişi dengede ve sağlıklı demektir. Örneğin aldığımız enerji ile harcadığımız enerji birbirine eşit ise ve biz sağlıklı bir kilodaysak hiçbir problem yoktur. Ama bizim depoladığımız enerji fazlaysa mutlaka aldığımız enerjiyi azaltmamız lazım ki depolar kullanılarak kişi kilo versin veya sağlıklı kilosuna doğru dönüş yapsın.Bu yüzden kalori kısıtlaması vazgeçilmezdir. Hiç diyet yapmadan, kalori ksııtlamadan kilo verdirdiğini vaad den bir takım kişiler ve yöntemler var. Bunlar tamamen kandırmacadır ve buna kesinlikle kanmamak gerekir. Mutlaka ve mutlaka kalori kısıtlaması gerekir.Kalori kısıtlaması bütün bilimsel çalışmalarda ne kadar düşük kalori ile beslenirse insan yada bileşenleri sağlıklı olmak kaydıyla ömrü o kadar uzar ve hastalık belirtisi o kadar azalır. Hiçbir şekilde mucize bir tedavi yoktur. Sebze ve meyveler, sağlıklı et seçimi, basit şeker ve katı yağlardan uzak durmak çok faydalıdır ama tek başına hiç bir gıda unsuru yoktur ki, çeşitli basın kuruluşlarında yada kişiler tarafından verilen demeçlerde bu zaman zaman ortaya atılır, mucize gıda diye bir şey yoktur. Hatta değişken beslenmek, sebzeleri ve et ürünlerini değiştirmek son derece sağlıklıdır. Obezler için söylenecek tek şey değişken ve sağlıklı beslenerek kalori alınımını azaltmaktır.</video:description>
<video:view_count>716</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Obezite-Icin-Nasil-Bir-Ilac-Tedavisi-Kullanilir--447.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/taner-damci/obezite/obezite-icin-nasil-bir-ilac-tedavisi-uygulanir-05.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101815350029015.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Obezite İçin Nasıl Bir İlaç Tedavisi Kullanılır?</video:title>
<video:description>Obeziteli hasta tedavisi yaşam biçimidir ve yaşam biçiminin değiştirilmesidir. Bunun için sağlıklı ve beslenmek ve kalori tüketimini harcadığımızın altına indirmek gerekir. Ama çok altına indirirsek de bir takım problemler ortaya çıkar. O zaman da bazı gıdaların yada bazı gıda bileşenlerine bağlı insanlar hastalanabilir o yüzden bu dengeyi iyi korumak lazımdır.Bu sebepten dolayı buna bir hekimin karar vermesi gerekir çünkü bu kişiden kişiye farklılıklar gösterebilen bir durumdur. Bunun dışında uygun hareketin önerilmesi ve yapılması gerekebilir. Enerji harcanması zayıflama anlamında hemde yaşamın uzatılması anlamında spor yapmak son derece faydalıdır. Kimin hangi sporu yapabileceği kişinin kalp, eklem ve kaslarının durumuna göre iyi bir hekim tarafından karar verilmelidir. Obezite bir hastalıktır ve tedavisi de tıptadır. Hekim yönetiminde yapılmalıdır. Hipertansiyon,astım, kolesterol ilacını nasıl hekim veriyorsa bu da öyle bir durumdur ve böyle görülmesi gerekmektedir. Obezite tedavisinde ilaçlar da kullanılır ama ilaç dedğimiz şey onaylı ve ruhsatlı ilaçlardır. Pek çok bitkisel olduğu söylenen ama insanları öldürebilen ilaçlardır. Masum olduğu söylenen bu ilçalardan yüzünden binlerce hatta milyonlarca insan ölmüştür çünkü bunun bir kaydı yoktur. Mutlaka onaylı ve ruhsatlı olması gerekir. Bunun için de sağlık bakanlığının ilaç onay vermediği hiç bir ilacın kullanılmaması gerekmektedir. Bu konu çok büyük bir pazardır ve ne yazıkki dünyada yeterli kontrol yok, pek çok sağlığa zararlı ürün hekimler tarafından da önerilebiliyor ve insan hayatı tehlikeye atılabiliyor. İlaç tedavisi ikinciildir, birincil olan yaşam biçiminin değiştirilmesidir. İlaç olarak sadece ruhsatlı ve onaylı, yeterli bilimsel çalışmalar uygulanmış ilaçlar kullanılmalıdır. </video:description>
<video:view_count>622</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Surekli-Tekrarlayan-Arpacik-Tehlikeli-midir--448.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/akin-banaz/arpacik/surekli-tekrarlayan-arpacik-tehlikelidir-midir-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101815354829015.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Sürekli Tekrarlayan Arpacık Tehlikeli midir?</video:title>
<video:description>Sürekli tekrarlayan arpacık tabiki , çünkü oradaki her bir arpacık çıktığında oradaki bezler artık normal fonksiyonunu görmekten uzaklaşıyor.Onun için aslında mümkün olduğunca az arpacık çıkması kişinin sağlığı, göz sağlığı açısından iyi ama eğer arpacık çıktıysa bunu mutlak demin bahsettiğimiz gibi ilaç tedavisi ya da cerrahi tedavi ile almak lazım.Çünkü orada bir kısırdöngü oluşuyor.Kirpik dibi iltihabı daha çok arpacık çıkmasına yol açıyor ,  daha çok arpacık oldukça da kirpik dibi iltihabı ağırlaşıyor. Onun için bu kısırdöngüyü kırabilmek için kirpik dibi iltihabı varsa ilaç tedavisi uygulamak gerekiyor.Hemde orada kist haline gelmiş arpacıklar var ise bunları mutlaka cerrahi ile boşaltmak gerekiyor. Bunu yaparkende göz kapağının sağlam dokularına zarar vermeden yanlız orada oluşmuş olan kistleri kapsülleri ile beraber almak gerekiyor. Arpacığın tekrarlamısının en önemli sebeplerinden bir taneside müdahale sırasında kapsüllerin tam olarak alınmaması .Mutlaka kapsüllerin tam olarak alınması.</video:description>
<video:view_count>984</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Obezite-Tedavisinde-Hangi-Cerrahi-Yontemler-Kullanilir--449.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/taner-damci/obezite/obezite-tedavisinde-hangi-cerrahi-yontemler-kullanilir-06.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101815445329015.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Obezite Tedavisinde Hangi Cerrahi Yöntemler Kullanılır?</video:title>
<video:description>Obezite tedavisinde gıda ve kalori alımını azaltmak için bunların emilmesini sağlayan ince bağırsağın bir bölümünün atlandığı, bypass dediğimiz ince bağırsakta gıdaların emildiği bir bölümünün etkisinin ortadan kaldırıldığı, mideden ince bağırsağın bir sonraki bölümlerine geçiş yapıldığı yöntemler kullanılır. Ayrıca mide küçültme operasyonları da kullanılabilir. Buna bariatrik cerrahi adı verilir. Bunlar kilo verme konusunda etkindir fakat herkese uygulanabilir tedaviler değildir. Mutlaka bunun için bir hekim konseyinin karar vermesi gerekmektedir. Tedavinin yan etkileri olabilir ve ileride obeziteyi tedavi ederken başka problemlere yol açabilir. Tıbbi açıdan doğru karar verilmesi gerekir. Bazen hastalar kilo kaybını ve obeziteyi herşeyin ötesinde tutarlar ve uygun olmayan hastalar da ameliyat olabilirler ama bu son derece sakıncalı bir durumdur. Hekimler tarafından uygun hastalar seçilerek uygun cerahi tedavinin uygulanması gerekmektedir.  </video:description>
<video:view_count>490</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Her-Obezite-Hastasi-Mide-Balon-Tedavisi-Yaptirabilir-mi--450.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/taner-damci/obezite/her-obezite-hastasi-mide-balon-tedavisi-yaptirabilir-mi-07.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101815493729015.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Her Obezite Hastası Mide Balon Tedavisi Yaptırabilir mi?</video:title>
<video:description>Balon tedavisi mideye balon yerleştirilerek düşürülen mide kapasitesi küçültülmesidir. Midenin çok büyük esnekliği vardır ve kısa sürede buna adapte olur ve etkisi bir süre sonra ortadan kalkar. Mide balonu kalıcı olarak çok etkili olan yöntemlerden bir tanesi değildir. Çünkü bir süre sonra mide buna adaptasyon geliştirir ve başlangıçta etkili olan tedavi bir süre sonra etkisini kaybeder.</video:description>
<video:view_count>504</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Diyabet-Kadinlarda-ve-Erkeklerde-Cinsel-Sorunlara-Yol-Acar-mi--451.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/taner-damci/diyabet/diyabet-kadinlarda-ve-erkeklerde-cinsel-sorunlara-yol-acar-mi-06.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101815503329015.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Diyabet Kadınlarda ve Erkeklerde Cinsel Sorunlara Yol Açar mı?</video:title>
<video:description>Kesinlikle yol açar çünkü diyabetin en büyük komplikasyonlarından iki tanesi damar komplikasyonları ve sinir tutunumlarıdır. Sağlıklı bir cinsel yalantı için hem kadında hemde erkekte cinsel ogganların iyi kanlanıyor, iyi besleniyor olması lazım hemde uyarıları iyi alıyor olması lazım.Bu da sinirlerle oluyor. O yüzden damarların ve sinirlerin kadın ve erkekte sağlıklı bir cinsel yaşam için iyi olması lazım. Diyabet de hem damarları hem sinirleri tehdit eden en önemli hastalıklardan bir tanesidir. O yüzden diyabetik erkek ve kadınlarda sıklıkla cinsel fonksiyon bozukluklarına rastlanır. Bu çok değişik derecelerde olabilir. Tam bir fonksiyon bozukluğu yada cinsel aktivitenin ortadan kalkması olabileceği gibi bunun biraz daha hafif dereceleri, azalmış cinsel istek ve azalmış cinsel performans gibi sonuçlar da ortaya çıkabilir. Ama mutlaka ve mutlaka her kadın ve erkek bize başvurduğunda yeni veya eski diyabetli olsun, mutlaka cinsel fonksiyon ssorgulaması yapmamız gerekir. Çünkü diyabet cinsel yaşam kalitesini etkilyen faktörlerden bir tanesidir ve bu ülkemizde bir tabudur. Hekim sorgulamazsa hasta tarafından dile geitirilmez. Bu yüzden biraz zorlayıcı bir şekilde sorgularız. Çünkü onun tedavi edilmesi eşlik eden ve tedavini etknliğini bozan depresyonun da azalmasında faydası olacaktır, tedavi etkinliğini arttıracaktır. Bu yüzden diyabet hastalarında cinsel fonksiyon bozuklukları önemlidir.</video:description>
<video:view_count>640</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Gunumuzde-Obeziteye-Neden-Daha-Sik-Rastlaniyor--452.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/taner-damci/obezite/gunumuzde-obeziteye-neden-daha-sik-rastlaniyor-08.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101815523729015.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Günümüzde Obeziteye Neden Daha Sık Rastlanıyor?</video:title>
<video:description>Yaşam biçiminin değişmesinden dolayı. Kötü beslenme, gıda kompozisyonunda ve miktarında kötü beslenme, endüstriyel beslenmeye geçilmesi, işlenmiş gıdaların çok fazla tüketilmesi, hazır gıdaların çok fazla tüketilmesi, bunların yağ ve şeker içeriklerinin çok yüksek olması gibi sebeplerden dolayı beslenme yönünden obezitenin sıklığı gittikçe artıyor. Aynı şekilde teknolojik gelişim, spor olanaklarının kısıtlanması, ekonomik faktöler gibi sebeplerden ötürü insanlar hareketi az yapıyor ve bu iki sebep obezitenin hızla artmasına yol açıyor. Türkiye'de son 10 yılda ortalama olarak kadınlar 6, erkekler 7 kilo aldılar ve bu çok ciddi bir rakam. Obez olmayan, normal sınırındaki insanlar obez yada fazla kilolu sınırına girdi ve hastalık riskleri arttı. Bütün dünyada ve Türkiye'de obezite büyük problem olmaya devam ediyor. Önümüzdeki yıllarda daha da büyük problem olacak. Tedavi ve önlem için ekonomik bir kaynak ayırmak gerekir. Diyabetler nasıl kalkacak artık bunlar tartışılıyor çünkü tedavisi pahalı bir yöntem. Bunları önlemek en iyisidir ve kişinin kendisinde ve yaşam kalitesini arttırması sonucu oluşabilecek şeyler. </video:description>
<video:view_count>588</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Diyabet-icin-Uygulanan-Tedavi-Yontemlerinin-Yan-Etkileri-Var-midir--453.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101815532629015.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Diyabet için Uygulanan Tedavi Yöntemlerinin Yan Etkileri Var mıdır?</video:title>
<video:description>Tabiki vardır. Birçok tedavi yöntemi, haplar, insülin, insülin pompası gibi pek çok tedavi töntemi var. Burada önemli olan hastaya göre tedavi yapmaktır. Hekim olarak herkese aynı tedaviyi verirseniz, başarısızlık kaçınılmazdır. Çünkü her hasta farklıdır özellikle diyabetli hastalarda her hastada ağırlıklı olan faktör faklıdır. Tip1 diyabetli hastalarda insülin vermeniz gerekir, tip2 diyabetli hastalarda hap verebilirsiniz.Bazı tip2 diyabetlilerde insülin de vermeniz gerekebilir. Bunun hekim tarafından iyi ayarlanması gerekir. Bütün tedavilerin yan etkisi vardır sadece diyabet konusunda değil. En sık görülen yan etkiler çok şeker düşmesi (hipoglisemi), kilo artışı, bazı ilaçlarda kalp yetersizliği olan hastalarda bunu arttırıcı etki gibi yan etkiler vardır. O yüzden hastaya göre hekim tarafından uygun tedavinin çok önemli şekilde seçilmesi gerekmektedir. </video:description>
<video:view_count>519</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Diyabet-Tedavi-Edilmezse-Ne-Tur-Saglik-Sorunlarina-Yol-Acabilir--454.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/taner-damci/diyabet/diyabet-tedavi-edilmezse-ne-tur-saglik-sorunlarina-yol-acabilir-08.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101815571529015.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Diyabet Tedavi Edilmezse Ne Tür Sağlık Sorunlarına Yol Açabilir?</video:title>
<video:description>Diyabete tedavi ettiğimiz aslında rakamlar değil, kan şekeri yüksekliği değil bu rakamların temsil ettiği komplikasyonlardır. Yani göğüs tutulması, sinir tutulması, böbrek tutulması, kalp damar hastalıklarının ortaya çıkması gibi komplikasyonlardır. Bunları önlemeye çalışıyoruz.Dİyabet tedavisi koruyucu eğitim hizmetidir, komplikasyonların önlenmeye çalışılması tedavisidir. Bütün bu komplikasyonlar iyi tedavi edilmezse artmış sıklıkla ve artmış ağırlıkla görülür ve hastanın yaşam kalitesini bozup yaşam beklentisini kısaltır. Bu da hastaların yaşamını uzatma ve hayat kalitesini arttırma tedavisidir. Bütün komplikasyonların kan şekeri yüksekliğiyle ilgisi olduğu gösterilmiştir. Ama önemli olan bir konu daha var; yan etkilere yol açmadan bunu tedavi etmek. Çünkü yan etkilerden kan şekerinin fazla düşmesinde ve bunun sık olmasında hastaların yaşam beklentisinin kısalttığını görüyoruz. Yani iki ucu keskin bıçak.Hem yüksek kan şekerini normale getireceksiniz ama çok da düşürmeyeceksiniz diyabet tedavisinin zorluğu da işte burda. Bunun için bir uzmanlık veya hastanın yakından takibi gerekir ve hastaya göre uygun tedavinin biçilmesi gerekir.</video:description>
<video:view_count>561</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Sasilik-Ameliyat-ile-Duzeltilebilir-mi--455.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/aylin-kilic/goz-kaymasi/sasilik-ameliyatla-duzeltilebilir-mi-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101815593829015.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Şaşılık Ameliyat ile Düzeltilebilir mi?</video:title>
<video:description>Şaşılık ameliyatları başarısını biraz hastanın durumu belirliyor. Eğer hasta çok erken yaşta yakanlanmış ve görmesi yüzyüze ulaşmış ve başarılı bir tedavi geçirmiş ise cerrahi sonucumuz aynı oranda daha başarılı oluyor.Yüzde yüz ile sonuçlanan oldukça yüksek vakamız var.Özellikle konjenital ezotropya dediğimiz kasların yerleşim anomalisine bağlı olan kaymalardaki başarı oranımız oldukça yüksek.İleri yaşlarda tembellik varsa oran düşüyor ve tekrar kayma riski oluyor bu bilgilerin hepsi cerrahi öncesi hasta ile paylaşılarak karar verilliyor. Bazı gruplarda ikinci ameliyat gerekiyor bunlarda rimen kaymaya ilave olan durumlar oluşabiliyor örnegin içe kayma varken aynı zamanda yukarı kayma olan hastalarda ikinci ameliyat mutlaka gerekiyor.O zaman yüzde yüze yakın başarımız oluşuyor veya başarı tamamlanıyor diyelim.</video:description>
<video:view_count>2536</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Insulinin-Vucuttaki-Islevi-Nedir--456.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101815595829015.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>İnsülinin Vücuttaki İşlevi Nedir?</video:title>
<video:description>İnsülin vücuttaki çok önemli hormonlardan bir tanesidir çünkü kan şekerini, dolaşımdaki şekeri insüline duyarlı dokulara sokan tek faktör yağ dokusu ve kas dokusudur. Bu çok büyük alan kaplayan, çok büyük hacmi olan dokulardır ve bunu yapan tek şey insülindir. Yani indülin yokluğunda veya eksikliğinde bunu telafi edecek hiçbir hormon yoktur. Bu yüzden vazgeçilmez ve çok önemli bir hormondur. Diğer hormonlar birbirininin yokluğunu kapatabilirler ama insülin için aynı durum söz konusu değildir. Kan şekerini kas ve yağ dokusuna soktuğu için insülin eksikliğinde büyük dokulara şeker girememesine bağlı kan şekeri yükselir doğal olarak. Ayrıca karaciğer üzerinde de etkilidir ve karaciğer açlık durumunda kontrolsüz bir şeker salgılama yeteneğine sahiptir. Bu bizim hayatımızı kurtarır ama insülin bunu kontrolde tutar. Eğer insülin olmazsa karaciğer çok büyük bir hızla depoladığı şekeri kana verir ve kan şekerinin yükselmesine neden olur. O yüzden insülin yoksa hem dolaşımdaki kan şekerinin kas ve yağ dokusuna girememesi hemde karaciğerden depolanmış şekerin kontrolsüz bir şekilde kana girmesi sonucunda kan şekeri çok yükselir. Kan şekeri aslında bir zehirdir. Çok dar aralıkta gerçekleşir. O dar aralıkta ise yani normal bir insandaki şeker düzeyinde ise şeker yada glikoz çok önemli bir moleküldür. Ama onun hafifçe üzerine çıktığında bile dokulara zehir etkisi yaratır.İnsülinin çok hassas bir düzenleme mekanizması vardır ve ondaki ufak bir bozukluk bile insanların şeker hastası olmasına veya şeker düşüklüğü yaşamasına sebep olmaktadır. Bu da hem komplikasyonlara yol açabilir, hemde insanların çok şiddetli belirtiler hissetmesine yol açar.</video:description>
<video:view_count>524</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Gunumuzde-Diyabete-Sik-Rastlanmasinin-Sebepleri-Nelerdir--457.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/taner-damci/diyabet/gunumuzde-diyabete-sik-rastlanmasinin-sebepleri-nelerdir-10.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101816072829016.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Günümüzde Diyabete Sık Rastlanmasının Sebepleri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Diyabet çok korkunç bir hızla artmaktadır. 10 yıl öncesine göre Türkiye'de diyabet %90 arttı. İnsanlığın kurulduğu tarihten beri geldiği noktanın 2 katına neredeyse son 10 yılda çıktı. Bu korkunç bir hızlanmayı ifade ediyor. Bunun sebebi de insanların giderek daha kötü yaşıyor olmaları. Kötü derken sağlıksızlıktan bahsediyorum. Obezite çok büyük bir hızla artıyor bunun sebebi de yaşam biçimi. İnsanlar gittikçe daha kötü besleniyorlar, yüksek kalorili, yüksek yağ içerikli, yüksek şeker tüketimli gıdalarla besleniyorlar ve bu insanların obezite ve diyabet hastlaıklarına yakalanmalarını hızlandırıyor.Şehir yaşamında zaman yokluğu, fırsat yokluğu veya gelişen teknoloji nedeniyle örneğin uzaktan kumanda bile insanların hareketlerini önemli ölçüde azalttı.Asansörler artık her binada var, hemen hemen herkesin arabası var ve ulaşım daha kolay. Tüm bu etkiler günlük yaşamımızdaki hareketleri ve spor aktivitelerimizi kısıtladığı için şişmanlık ve diyabet gibi hastalıklara yakalanıyoruz.</video:description>
<video:view_count>504</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Diyabetik-Retinopati-Neden-Olur--459.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/figen-kucuksezer/diyabetik-retinopati-neden-olur-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101816172629016.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Diyabetik Retinopati Neden Olur?</video:title>
<video:description>Şeker hastalarında kan şekerinin yüksekliğinden kaynaklanan bir hasardır. Damar duvarları kan şekerinin yüksekliğine bağlı olarak hasar görür. Özellikle damarın iç katmanlarında kan şekerinin yüksekliği sonucu bir takım delikler oluşur ve bunlarda damar duvarında geçirgenlik bozulmasına ve dışarı sızılıp bir takım baloncuklar oluşmasına sebep olur. Bu baloncuklar zayıf bölgeler oldukları için doku içerisine sıvı sızmasına ve dokularda şişliklere yol açar ve bu yolla görmenin azalmasına veya kaybolmasına sebep olur. Buna yol açan sebep sadece şeker hastalarında görülür ve şeker hastalığının süresi çok önemlidir. Ne kadar süredir şeker hastasıysanız diyabetik retinopati olma riskiniz o kadar yüksektir. 10 seneyi aşmış olan şeker hastalarının %80'inde diyabetik retinopatinin aşamaları saptanmıştır. 20 seneyi aşmış tip1 ve tip2 diyabetlilerin hemen hemen tümünde az veya çok diyabetik retinopati vardır. Burda önemli olan şekerin kontrolüdür.Hasta şekerini düşük tutarsa ve ne kadar normale yakın seyrederse diyabetik retinopati olma riski de o kadar az olur. Sağlıklı bir yaşam sürmek, ilaçlarını iyi kullanmak, perhizine dikkat etmek, spor yapmak, şekerini kontrol altında tutmak diyabetik retinopatiyi önlemenin en önemli koşullarıdır.</video:description>
<video:view_count>479</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Sasilik-Ameliyatindan-Sonra-Goz-Tembelligi-Duzelir-mi--460.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/aylin-kilic/sasilik/sasilik-ameliyatindan-sonra-goz-tembelligi-duzelir-mi-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101816180329016.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Şaşılık Ameliyatından Sonra Göz Tembelliği Düzelir mi?</video:title>
<video:description>Şaşılık ameliyatında sadece hastanın şekli düzelir. Şaşılık estetik bir cerrahidir. Göz tembelliği tedavisi sekiz ile on yaşa kadar kapama yada ortoptik tedavi ile düzeltilebilir.Dolayısıyla kayma ameliyatı olmuş kişinin şekli düzelir ama göz tembelliği değişmez.O yüzden erken tanı kayması olan çocuklarda çok önem taşır. Çünkü aynı takipte hem göz tembelliğini hem de göz kaymasını düzeltme amaçlı tedavi altında bulundururuz kişiyi.Önce göz tembelliğini ardında göz kaymasını gerekiyorsa cerrahiyle düzeltiriz. </video:description>
<video:view_count>1405</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Iki-Goz-Ayni-Anda-Ameliyat-Ediliyor-mu--552.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/iki-goz-ayni-anda-ameliyat-ediliyor-mu-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102811564930011.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>İki Göz Aynı Anda Ameliyat Ediliyor mu?</video:title>
<video:description>Katarakt ameliyatında genel prensip olarak iki gözü aynı günde ameliyat yapmaktan kaçınırız. Çünkü katarakt ameliyatlarında en korktuğumuz şey gözün içine enfeksiyon girmesidir. Bu on bin de bir ihtimaldir. Çok steril şartlardaki hastanelerde. Ama bu bile göz korkutucu bir ihtimaldir. İki gözde birden olursa, onun için iki gözü ayrı günlerde ameliyat yapmayı tercih ederiz. Çok çok çok özel durumlarda yani anesteziyle yapmamız gereken durumlarda bu hastanın bir daha anestezi alması mümkün olmayacaksa çok çok nadiren iki gözün aynı günde yapılabildiği durumlar olabiliyor. O zaman sanki bir hasta bir ameliyat diğer göz ikinci ameliyat gibi. Her şey tamamıyla odadan değiştirilir. Yepyeni malzemelerle ikinci gözün ameliyatı, yepyeni bir cerrahi hazırlanırmış gibi yapıtımız oluyor ama bu beş senede bir başımıza gelebilecek bir şeydir. Bizim katarakt ameliyatlarında mümkün olduğu kadar en az iki gün arayla mümkünse daha uzun aralarla yapmayı istiyoruz. Bunda iki tane avantajımız var. Birinci gözde hastamızın ameliyatla ilgili reaksiyonunu ölçmüş oluyoruz ve taktığımız merceğin ne kadar hesapta başarılı olduğunu görüyoruz. İkinci gözü hem daha hastamızı bilerek yapıyoruz hem de mercek ölçümüzü daha da mükemmelleştirerek yapıyoruz. Onun için iki gözü ayrı ayrı yapmanın da özellikle avantajları var.</video:description>
<video:view_count>890</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Diyabetik-Retinopatinin-Belirtileri-Nelerdir--461.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/figen-kucuksezer/diyabetik-retinopatinin-belirtileri-nelerdir-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101910150329110.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Diyabetik Retinopatinin Belirtileri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Başlangıçta hiç belirti vermez. Bu retinanızın sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Hiç belirti vermese dahi retinada çok ciddi hasarlar olabileceğini biliyoruz. Kanamalara yol açabilecekyeni damarlar oluşmuş olabilir, görme merkezinde sıvı birikmeye başlamış olabilir ve bu görmenizde önemli bir değişikliğe yol açmamış olabileceği için siz gözlerinizin tamamiyle sağlıklı olduğunu sanabilirsiniz ve kontrollerinizi aksatabilirsiniz. Böyle bir durumu söz konusu olabileceği için biz hastalarımıza mutlaka düzenli aralıklarla göz muayenelerini olmalarını öneriyoruz. Çünkü retinada hasta kendisi hiç farketmeden bizim görebileceğimiz çok ciddi rahatsızlıklar meydana gelebiliyor. Bunların erken safhada önlenmesi hasta açısından çok önemli. Bulanık görme ve görmede eskiye oranla bozulma en önemli bulgulardan bir tanesidir. Görmede dalgalanma yani zaman zaman daha iyi zaman zaman daha kötü görme önemli bulgulardan bir tanesidir. Özellikle şekerin yükselip alçaldığı dönemlerde hasta farklı görme keskinliklerinden yakınabiliyor. Hasta sabah kalktığımda rahat oluyorum, akşama doğru daha kötü oluyorum veya tam tersi bir durumdan yakınabiliyor. Görüntüde bir takım uçuşan noktacıklar, siyah lekeler, hastanın görmediği alanlar retinadaki kanamalı alanlarıdır veya dolaşım bozukluğu olan alanlardır. Gözün önünde siyah mürekkep gibi bişeylerin dolaşması göz içi kanamalarda gördüğümüz bir durumdur. Renk görmede bozulma görme merkezinin ödeminde renk görücü hücreler o bölgede olduğu için renk görmesinde bir bozukluk, eskisi gibi renkleri algılayamama gibi bir takım şeyler farkeder hasta. Gece görmesinde bozulma önemli bulgulardan bir tanesidir. Çevre retinanın bozulduğu hallerde hasta alacakaranlık görmesinin bouzlduğunu hissedebilir. Zaman zaman görme kaybı da önemli bulgulardan biridir ve bazen kalıcı olmaktadır.</video:description>
<video:view_count>821</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Diyabetik-Retinopati-Nasil-Tedavi-Edilir--462.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/figen-kucuksezer/diyabetik-retinopati-nasil-tedavi-edilir-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101910314129110.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Diyabetik Retinopati Nasıl Tedavi Edilir?</video:title>
<video:description>Diyabetik retinopatide en iyi tedavi korunmadır. Tamamiyle bulguları geri döndürecek bir tedavi henüz bulunmuş değil dolayısıyla korunma tedavinin içerisindedir. Hastalarımza her zaman önerdiğimiz şey diyabetik retinopatiye mümkün olduğunca yol açmamak veya geciktirmek için kan şekerlerini çok iyi kontrol altında tutmak, dahiliyecileri ile çok iyi temas halinde olmak, kan şekeri kontrolünü hiçbir zaman elden kaçırmamak ve böylece diyabetik retinopatinin oluşmasını engellemek. Erken safhalarında hiçbir bulgu vermediği için göz kontrollerin çok düzenli yapılması, ihmal edilmemesi, gözümden hiçbir şikayetim yok demeyerek mutlaka şekerin göz hasarı yapabileceğini akılda tutarak göz muayenlerini düzenli olarak yaptırmak korunma açısından önemlidir. Diyabetik retinopati ortya çıktıktan sonra tedavide, erken dönem retinopatide bazaen hiçbir tedavi uygulmayabiliyoruz sadece takip ederek hastalığın ilerleyip ilerlemediğini kontrol ediyoruz. İlerlememesini sğlamya çalışıyoruz fakat ilerleme sürerse erken dönem diyabetik retinopatide öncelikle bölgesel lazerler uyguluyoruz. Sıvı sızıntısının veya oksijenlenmenin bozulduğu alanların sadece olduğu bölgeye lazer uyguluyoruz. Daha sonraki ilerleyen aşamalarda tüm retinanın lazerlenmesi ile tedavi edilmesine sıra gelebiliyor. Tedaviyi hastanın daha konforlu olması için birkaç oturuma bölüyoruz. Bunun sonucunda oksijenlenme azlığı olan bölgelerdeki sıvı sızıntılarının ve oksijenihtiyacının azalmasını sağlamaya çalışıyoruz. Görme merkezinde sıvı sızıntısı sonucu oluşan ödemde, şişmede, doku arasında sıvı kaçması sonucu dokuda kalınlaşmada bazen birtakım ilaçların göz içine zerk edilmesi gerekebiliyor ordaki sıvının azaltılabilmesi için. Göz içi enjeksiyon dediğimiz tedavi ile lazer tedavisini kombine edebiliyoruz. Lazerin yardımcı veya destekleyici etkisinden bu şekilde yararlanabiliyoruz. Daha ileri aşamalarında göz içine uzanan damarların oluştuğu, büyük göz içi kanamaların oluştuğu aşamasında ameliyatlar söz konusu olabiliyor. Gözün içini dolduran jelin temizlenmesi ve retinanın tekrar yatıştırılması ve o sırada da göz içinden lazer uygulaması gibi bir tedavi de kullanılabiliyor.</video:description>
<video:view_count>592</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Diyabetik-Retinopatinin-Evreleri-Nelerdir--463.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/figen-kucuksezer/diyabetik-retinopatinin-evreleri-nelerdir-05.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101910341229110.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Diyabetik Retinopatinin Evreleri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Diyabetik retinopatiyi kabaca iki ana evrede ele alıyoruz. İlki erken evre dediğimiz henüz yeni damar oluşumlarının meydana gelmediği evre, bunuda hafif, orta dereceli ve ileri erken evre olarak 3 ayrı aşamaya ayırıyoruz. Erken evrenin hafif durumunda mikro anevrizma dediğimiz henüz sadece küçük damar baloncukları söz konusudur ve bunlardan küçük sıvı sızıntıları ve yer yer küçük damar tıkanıklıklarına bağlı olarak sinir lifleri katında şişmeler, infilaklar oluşuyor ve küçük noktasal kanamalar meydana geliyor. Bu aşamada henüz hastanın farkedebileceği hiçbir bulgu yoktur ama bu evreyi iyi bir muayene sonucunda bir göz doktorunun faketmesi mümkündür. Bu diyabetin ileri bir aşaması olduğu için hastanın bilmesi önemlidir çünkü bundan sonra daha fazla önlem alınması, şekerin daha iyi kontrol altında tutulması gerekir belki insüline geçilmesi gerekebileceği için göz doktorunun bunu bilip hastaya bildirmesi önemlidir. Genellikle bu aşamada herhangi bir tedavi uygulamıyoruz. Orta dereceli erken evrede kanamalarda mikroanevrizmaların sayısında artış olur. Genellikle artık kaçakların olduğu bölgelere tedavi bölgesel lazer şeklinde gerekebilir. İleri erken evrede yeni damar oluşumlarına yol açabilecek ciddi oksijenlenme bozuklukları söz konsuudur. Daha geniş alanları kapsayan kanamalar ve beslenme bozuklukları mevcuttur. Artık bir sonraki evre olan iler evreye geçiş için bir ön basamaktır. İleri evrede; proliferatif dönem diyoruz çünkü yeni damarlar meydana gelmiştir ve bu damarlar retina yğzeyinden gözün içini dolduran jele doğru uzanmaktadır. Normal yapıda olmayan damarlar oldukları için normal damarlara oranla kanamaya eğilimleri çok daha fazladır hemde büzüşmeleri sonucunda retina üzerinde çekintiler meydana gelebilir. Bu çekintiler sonucunda retinada ayrışmalar meydana gelebilir ve bu ancak ameliyatla düzeltilebilen bir durumdur. Hasta için farklı ve daha zor olabilecek bir tedavi aşamasını gerektirebilir. Her evresinde diyabetin takibinin çok iyi olması önemlidir. Çünkü her evrede durdurabilmek ve ilerlemeyi yavaşlatmak için hastanın uyumu, hekimi ile birlikte davranması ve şeker kontrolü çok önemlidir. </video:description>
<video:view_count>635</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Diyabetik-Retinopati-Risk-Grubuna-Kimler-Girer--464.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/figen-kucuksezer/diyabetik-retinopati-risk-grubuna-kimler-girer-06.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101911210729111.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Diyabetik Retinopati Risk Grubuna Kimler Girer?</video:title>
<video:description>Diyabetik retinopatinin risk grubuna tüm şeker hastaları girer. Tüm diyabetikler eninde sonunda diyabetik retinopati hastalığı olma olasılığına sahiptirler.Hepsi olcak anlamına gelmiyor ama olma olasılığı 10 seneyi aşmış diyabetiklerde %80 civarındadır, 20 yılı aşmış diyabetiklerde ise neredeyse hastaların tümünde az veya çok saptanabilen diyabetik retinopati vardır. En önemli risk şekerin iyi kontrol edilmemesidir. Şekerimiz ne kadar kontrolsüz ve yüksek seyrederse diyabetik retinopatiye yakalanma riskiniz o kadar yükselir. Şeker kontrolü kendinizi güvenceye almak içini gözünüzü korumak için yapmamız gereken en önemli şeylerden biridir. İkinci en önemli risk süredir. Ne kadar uzun süredir diyabetik iseniz diyabetik retinopatiye yakalanma riskiniz daha fazladır. Damar hastalıklarına yol açan diğer risk faktörleri yani hipertansiyon önemli risklerden birini oluşturur. Ne yazıkki diyabetiklerin %50'si aynı zamanda hipertansiyon hastasıdırlar ve iki hastalık birbirini arttırmaktadır. Damar duvarı bozukluklaına yol açan kan yağlarındaki yükseklikler diyabetik retinopatideki riskinizi arttırmaktadır. Bunlardan başka damar yapısını bozan tüm diğer risk faktörleri, en başta sigara içmek diyabetik retinopati olma riskinizi çok arttırmaktadır. Şeker hastalarının mümlün olduğunca sigarayı bırakmalarını, kendi başlarına bırakamıyorlarsa bu konuda yardım almalarını öneriyoruz. Aynı şekilde tansiyonlarının ve kolesterollerinin de kontrol altında olması çok önemlidir. Bunun dışında önemli risk faktörlerinden bir tanesi de ne yazıkki gebeliktir.Gebelikte diyabetik retinopati artabilmektedir. Sebebini henüz tam olarak bilmiyoruz ama gebelikte o zamana kadar herhangi bir problemi olmasa dahi hastanın ilk 3 aylığında mutlaka bir göz muayenesi olmasını, gerekiyorsa ilerki 3'er aylık dönemlerde bu muayenelerin gerekiyorsa tedavilerin tekrar edilmesi önemlidir. Eğer gebelik başlangıcında zaten diyabetik retinopati varsa bunun arttığını sıklıkla görebiliyoruz. Sağlıklı yaşam sürmeki diyetimize dikkat etmek ve egzersiz yapmak diyabetik retinopati riskiniz önemli ölçüde azaltmaktadır. Tabiki düzenli göz kontrolleriniz ihmal etmemek de gerekir.  </video:description>
<video:view_count>455</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Diyabetik-Retinopatiden-Korunma-Yollari-Nelerdir--465.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/figen-kucuksezer/diyabetik-retinopatiden-korunma-yollari-nelerdir-07.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101911304529111.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Diyabetik Retinopatiden Korunma Yolları Nelerdir?</video:title>
<video:description>Diyabetik retinopatiden korunmada en önemli şey şekerinizin iyi kontrol edilmesi yani ilaçları düzgün kullanmanız, diyetinizi düzgün yapmanız, egzersiz yapmanız bu şekilde şekerinizin kontrolüne yardımcı olmanız çok önemlidir. Kan şekerinizi iyi takip edin derken doktorunuzla iyi iletişim içerisinde olun, gereken tedavinizi iyi ugulayını kastediyoruz ama aynı zamanda ilaçlarını düzenli aldığınız için kan şekerinizin hep normal seyrettiğini zannetmemeniz de önemlidir. Yani şekerinizi kendinizin de kontrol etmesi çok önemli.Hastaların çoğu ben ilaçlarımı alıyorum diyor şekeriniz kaç diye sorduğunuzda bun verecek bir cevapları yok çünkü bilmiyorlar. En son 3 ay önce doktorum baktırmıştı demek iyi bir şeker kontrolü sağlayan bir durum değildir. Evde kendiniz ölçümleriniz yapmalısınız, eğer şekeriniz düzgün gitmiyorsa doktorunuzla iletişime geçerek insülin veya ilaç dozunuzun tekrar ayarlanması çok önemlidir. Glikolize hemoglobin dediğimiz 3 aylık şeker deniyor buna halk arasında, takibi çok önemlidir çünkü açlık kan şekeriniz normal seyredebilir yada sizin yaptığınız sırada normal çıkabilir oysa glikolize hemoglobin 3 aylık ortalamanızı vermektedir, şekerinizin kontrolünün gerçekten iyi olup olmadığını bize göstermektedir. İyi bir şeker takibinde bunun 7'nin altında olmasını isteriz. 7'nin üstünde seyreden glikolize hemoglobin genelilkle iyi bir kontrol olmadığını bize gösterir. Bunun dışında kan basıncının ve kolesterolün kontrol altında olması, sigara içiyorsanız sigaranın bırakılması ve egzersiz yapmak korunma açısndan önemli faktörlerdir. Mutlaka hiçbir şikayetiniz olmasa da diyabetik retinopatinin hiç bulgu vermeyeceğini göz önünde bulunarak göz muayeninizi düzenli olarak yaptırmak korunma açısından çok önemlidir.</video:description>
<video:view_count>475</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Argon-Lazer-Yontemi-Tamamen-Iyilesme-Sagliyor-mu--466.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/figen-kucuksezer/argon-lazer-yontemi-tamamen-iyilesme-sagliyormu-08.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101911352929111.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Argon Lazer Yöntemi Tamamen İyileşme Sağlıyor mu?</video:title>
<video:description>Diyabetik retinopaitide argon lazer tedavisi çok etkin bir tedavi yöntemidir. Fakat %100 iyileşmeden kasıt retinanın yeniden normal hale dönmesiyse, böyle bir tedavi ne yazıkki diyanetik retinopatide henüz bulunabilmiş değil. Tedavilerin tümü ilerlemeyi durdurmaya ve varolan durumu korumaya yöneliktir. Yoksa diyabetik retinopati ilerleyici bir durumdur, hayat boyu sürer ve herhangi bir ilaç veya tedaviyle nezlenizi geçirir gibi diyabetik retinopatinizi geçirmeniz söz konusu değildir. Bununla ömür boyu yaşamayı ve kontrolün sizde kalmasını sağlamaya çalışmalısınız ama tamamiyle bundan kurtulacağınızı düşünüyorsanız böyle bir şey yazıkki söz konusu değil. Diyabetiniz olduğu sürece ki biliyorsunuz diyabet tedavi edilebilir, tamamiyle geçirilebilir bir hastalık değildir, aynı şekilde diyabetik retinopatinizde retinanınızın yeniden sağlıklı hale dönmesi mümkün değildir. Fakat argon lazer tedavisinde yaptığımız şey retinanın oksijen ihtiyacını azaltıp oradaki bozuklukların ilerlemesini durdurmak, gözün görme kaybını engellemeye çalışmak, kanamaların ve retinal hasarın belli bir aşamada kalmasını sağlamaktır. Tedavi süresince çok iyi tedavi edildiğiniz, her şeyin yolunda olduğu söylendiği durumlarda bile takip muayeneleri çok önemlidir. Hayatınız bıyunca birlikte yaşayacağınız bir hastalık olduğu için takiplerinizin ve gerekirse ek tedavinizin yapılması çok önemlidir. Argon lazer tedavisinde farklı miktarda veya farklı sayıda argon lazer uygulması yapabiliyoruz. Sadece bölgesel lazer uygulanabildiği gibi bütün retinanın lazerlenmesi söz konusu olabiliyor veya devam tedavilerinde ilave lazerler de söz konusu olabiliyor. </video:description>
<video:view_count>1608</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Gebelik-Diyabetik-Retinopati-Riskini-Arttirir-mi--467.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/figen-kucuksezer/gebelik-diyabetik-retinopati-olma-riskini-arttirirmi-09.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101911382529111.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Gebelik Diyabetik Retinopati Riskini Arttırır mı?</video:title>
<video:description>Gebelik diyabetik retinopati olma riskini arttırabiliyor. Diyabetiniz varsa hiçbir diyabetik retinopati bulgunuz olmasa dahi gebelik süresince gebelik retinopatinin ortaya çıkabildiğini görebiliyoruz veya diyabetik retinopatiniz varsa ve o zamana kontrollü gidiyorsa gebelik süresince diyabetik retinopatinizde artış olması söz konusu olabiliyor. Bunun sebebi tam olarak bilinmiyor yani birtakım büyüme faktörleriyle ilgili değişikliklerin söz konusu olduğu zannediliyor ama hangi gebede olacağı yada olmayacağını önceden kestirebilmek ne yazıkki mümkün değil. Dolayısıyla gebeliğin farkına varıldığı anda ilk göz muayenenizin yapılması çok önemlidir. Dİyabetik retinopatinin olup olmadığının saptanması ve varsa ne aşamada olduğunun görülmesi daha ileriki dönemlerde de kontrol muayeneleri ile ilerleyip ilerlemediğinin görülmesi, gerekiyorsa tedavinin başlatılması gerekir. Lazer gebelik süresince de yapılabilir bebeğe ve anneye bir zarar vermez. Diğer tedavilerde mümkün olduğunca gebelikte anne adayına stres yüklememeye çalışıyoruz ama eğer diyabetik retinopatide bir artış varsa tedavinin ertelenmemesi, mümkün olduğunca zamanında yapılıp hatta göz ameliyatlarının bile söz konusu olduğu çok ağır olgular söz konusu olabiliyor. Bu durumlarda da tedavinin uygun olması çok ileri ağır kanamalı diyabetik retinopatide iyi bir doğum kliniğinde gebeliğin erken sonlanması söz konusu olabilir. Yani bebeğin biraz daha küçükken dünyaya getirilmesi ve iyi bir küvoz bakımıyla sağlığının korunması söz konusu olabilr. ardından da anneye ağır vakalarda ameliyat yapılması söz konusu olabilir.</video:description>
<video:view_count>471</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Lazer-Ameliyati-Sonrasinda-Hasta-Neler-Yasar--468.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/methiye-onder/goz-lazer-ameliyati/lazer-ameliyati-sonrasinda-hasta-neler-yasar-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101914341629114.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Lazer Ameliyatı Sonrasında Hasta Neler Yaşar?</video:title>
<video:description>Lazer ameliyatı sonrasında ameliyat yöntemine göre hastanın bir ameliyat sonrası dönemi söz konusudur.Bu dönem genellikle aslında bir gün , ameliyat sonrasında ; batma , sulanma , bulanık görme şikayetleriyle geçecek bir kaç saatten ibaret.Ertesi gün itibariyle hastalarımızın araba kullanacak kadar , işe gidecek kadar , okula gidecek kadar yani günlük yaşamına başlayacak kadar görmelerini bekliyoruz.Ameliyat yöntemi biraz farklı ise örneğin ; kesesiz lazer ameliyatı uygulanıyorsa bu iyileşme süreci bir günden üç-dört güne kadar uzayabilir.Ancak günlük yaşamımızı engelleyen bir süreç değildir.İşe başlama normal yaşama başlama en geç bir hafta içerisinde gerçekleşir.</video:description>
<video:view_count>728</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Lazer-Ameliyati-Sonrasinda-Dikkat-Edilecek-Hususlar-Nelerdir--469.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/methiye-onder/goz-lazer-ameliyati/lazer-ameliyati-sonrasinda-dikkat-edilecek-hususlar-nelerdir-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101914400329114.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Lazer Ameliyatı Sonrasında Dikkat Edilecek Hususlar Nelerdir?</video:title>
<video:description>Lazer ameliyatı sonrasında ilk gün hastalarımıza önerimiz gözlerinden uzak kalmaları yani ellerini gözlerine götürmemeleri bu çok önemli.Verilen bir takım ilaçlarımız mevcut bunlar antibiyotikli damlalar ,kortizonlu damlalar olup sadece önlemdir.Bir enfeksiyon gelişmesi , istenmeyen bir reaksiyon oluşmasın diye bir damlamız var ki mutlaka kullanılması gereken göz yaşı damlası hastalarımızda kuruluk mutlaka bekliyoruz erken dönemde. Bu süreci ilk üç ayda bekliyoruz bazen altı aya kadar uzayabilir.Özellikle ilk bir ay çok önemli , göz yaşı damlasına hastaların mutlaka devam etmeleri lazım ancak onun dışında ertesi gün itibariyle banyo, duş , araba kullanma , işe gitme , bilgisayarda çalışma gibi aktivitelerine başlayabilirler. </video:description>
<video:view_count>697</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Gozluk-Numarasi-Dusuk-Kisiler-Ameliyat-Olabilir-mi--470.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/methiye-onder/goz-lazer-ameliyati/gozluk-numarasi-dusuk-kisiler-ameliyat-olabilir-mi-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101914453829114.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Gözlük Numarası Düşük Kişiler Ameliyat Olabilir mi?</video:title>
<video:description>Göz numara değerleri düşük hastalar lazer olabilirler.Eğer gözlük taşıyorlarsa veya ihtiyaç bildiriyorlarsa örneğin ; hastanın gözlük numaraları iki taraftada o.75 tir.Bizim lazer için limitimiz 1.00 derecedir.1.00 derece ve üzeri gözlük kullanma adayıdır ve dolayısıyla ameliyat adayıdır.Ancak hastanın iki gözüde 0.75 dir ve sabah kalktığı andan itibaren gözlük yada lens takma gereği duyuyodur yani o hasta kaliteli görmeye yani tam görmeye alışmıştır dolayısıyla aslında bu hasta da lazer adayıdır.Onun dışında 1.00 numara ve üzerinde olan hastalar lazer ameliyatı olmaya adaydırlar.Ancak hasta diyorsaki benim küçük bir numaram var ve bunu sadece gece araba kullanırken ,televizyonun altyazısını görmek için kullanıyorum ama onun dışında bu gözlüğe ihtiyacım yok. O zaman bu şekilde de hayatına devam edebilir hasta. Yaşamında ne kadar gözlüğe ihtiyaç duyduğu bu sorunun cevabıdır aslında.</video:description>
<video:view_count>841</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Botox-Nerede-Yapilir--471.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/levent-akcay/goz-cerrahisi/botox-nerede-yapilir-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101914591529114.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Botox Nerede Yapılır?</video:title>
<video:description>Öncelikle botoksu tanımlamamız gerekiyor. Botoks ilacın ticari adı içinde botulinum toksini dediğimiz içinde özel bir kasları geçici felç eden bir ilaç var.Bu ilacın özelliği uygulanmış olan bölgede o kasları geçici bir süre dört- altı ay arasında felç etmek tabi bunu yüz civarında kullanırsanız, işte kendi üzerimde göstereyim örneğin ; grabella dediğimiz kaş arasındaki çizgilerde , kaz ayağı dediğimiz göz çevresindeki çizgilerde yada alt kapaktaki kırışıklıklarda kullandığınız zaman bu bölgedeki kırışıklıkları geçici bir süre engelliyor.Botoks yasaların ön gördüğü ölçülerde uzman hekimler tarafından örnegin ; of terminot dediğimiz göz hekimleri tarafından , nörologlar tarafından ve plastik cerrahlar tarafından ve birde ciltle uğraşan cilt uzmanları dermataloglar tarafından yapılır bunun dışında güzellik merkezlerinde , hekimin olmadığı yerlerde yapılması yasaktır. Botoks ; hastahanelerde ve ayaktan tedavi merkezlerinde yapılırsa hasta için çok daha iyi sonuçlar verecektir çünkü herhangi bir alerjik reaksiyonda , herhangi bir durumda hastaya müdahale etme şansı ortaya çıkacaktır ama bugüne kadar bizim klinik gözlemlerimizde gerçek ticari botoksu kullandığımızda hiçbir alerjik etki , hiçbir yan etki , hiçbir pozisyon bozukluğunu görmedik. Kurallara uygun davrandığınız zaman hiçbir şekilde botulinum toksini dediğimiz botoksta problem çıkmayacaktır.  </video:description>
<video:view_count>629</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Basarili-Bir-Goz-Estetigi-icin-Nasil-Bir-Altyapi-Gerekir--472.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/levent-akcay/goz-cerrahisi/basarili-bir-goz-estetigi-icin-nasil-bir-altyapi-gerekir-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101915023629115.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Başarılı Bir Göz Estetiği için Nasıl Bir Altyapı Gerekir?</video:title>
<video:description>Göz estetiği alnımızın ve burnumuzun üst tarafını içeren yüz yapısındaki bozuklulukları gidermek için yapılır.Bu cerrahi lokal anestezi yada genel anestezi ile yapılabilir bu nedenle alt yapısı çok iyi şekillenmiş , iyi hekimlerden oluşmuş , uzman kadronun yer aldığı , gerektiğinde hastanın diğer semptomlarına müdahale edebilecek alt yapısı çok güçlü yerlerde yapılması gerekir çünkü pratik olarak basit bir ameliyat görülmekle birlikte ameliyat sonrası kanamalar olabilmektedir.Çünkü cildin bir kısmını çıkaracaksınız , ciltte değişiklikler yapacaksınız , cildi gereceksiniz , kaz ayaklarını ortadan kaldıracaksınız bu süreçte o bölgedeki kanayan damarların çok iyi kapatılması gerekir ve birkaç gün göz üzerine buz masajı yani soğuk kompress yapmanız gerekir bunuda sağlıyacak ekipler muhakkak çok iyi donanımlı , altyapısı iyi yetiştirilmiş hastaneler olmak zorundadır.</video:description>
<video:view_count>688</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Astigmattan-Lazerle-Kurtulmak-Mumkun-mudur--473.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/methiye-onder/goz-lazer-ameliyati/astigmattan-lazerle-kurtulmak-mumkun-mudur-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101915031429115.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Astigmattan Lazerle Kurtulmak Mümkün müdür?</video:title>
<video:description>Astigmatizmanın lazer tedavisiyle kaybolmayacağına dair yanlış olan bir halk inanışı mevcut malesef.Biz astigmatizmayı bugün 6.00 dereceye kadar lazerle tedavi edebiliyoruz.Astigmatizmanın bir başka özelliği diğer kırma kusurlarına göre baş ağrıları , göz ağrıları yapabilmesi bazen sadece bunlardan kurtarmak amacıyla hastayı lazerle tedavi ettiğimizde oluyor.Astigmat bugün için miyop kadar hipermetrop kadar başarıyla tedavi edilebilen bir kırma kusurudur. </video:description>
<video:view_count>810</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Goz-Kapagi-Dusuklugunde-Ameliyat-Kac-Yasindayken-Yapilmalidir--474.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/levent-akcay/goz-cerrahisi/goz-kapagi-dusuklugunde-ameliyat-kac-yasindayken-yapilmalidir-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101915101029115.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Göz Kapağı Düşüklüğünde Ameliyat Kaç Yaşındayken Yapılmalıdır?</video:title>
<video:description>Göz kapağı düşüklüğü ikiye ayırmak gerekir birincisi çocuklar ikincisi erişkinler.Çocuklarda göz kapağı düşüklüğü çok önemli bir konudur. Eğer yeterli bir zamanda kişiye cerrahi uyglanmassa göz tembelliği oluşabilir. Bunu kısaca anlatayım , ben kendi üzerimde göstereyim şimdi çocuk olduğumuzu varsayalım göz kapağımın bir tanesi düşük. Bir tanesi düşük olduğu zaman buradan beyine yeterli imaj gitmeyecektir ve Çocuk kapalı olan gözde görmesi eksik olarak kalacaktır. İki tane televizyon düşünelim bir tanesi çok net gösteren bir televizyon olsun diğeri ise bozuk bir televizyon olsun hangisiyle seyrederiz ? net olanıyla seyrederiz işte beynimizde böyle davranır.Açık olan gözümüzden gelen ışınlar çok rahat bir şekilde görülebileceği için o göz görür ama kapalı olan gözden gelen ışınlar rahat görülemeyeceği için o gözde bir bulanık görüntü olacaktır.Eğer çocukta olan bu kapalı olan kapak görme aksını yani görme düzlemini gerçekten etkiliyorsa yedi yaşından evvel muhakkak müdahale edilmesi ve göz tembelliğinden çocuğun mutlaka kurtarılması gerekir.Yedi yaşından sonra yapılacak olan müdahalelerde görmeyi arttıramayacağız bu nedenle şu şekilde kendimde tekrar göstereyim. Bu şekilde kapalı olan bir kapakta çocuğun bu gözü görmeyeceği için bunun yedi yaşından evvel muhakkak ve muhakkak kaldırılması gerekir. Bunuda ancak uzman hekim anlayabilir çünkü bazı göz kapağı düşüklükleri geç dönemde ameliyat gerektirir bazı göz kapağı düşüklükleri ise çok kısa sürede ameliyat gerektirir. Bu yapılacak olan iyi bir göz muayenesiyle , yapılacak olan iyi bi refraksiyon dediğimiz gözlük muayenesi ile anlaşılır.Bunun yanında çocuklarda sadece kapağın düşmesi görmeyi engellemez , kapak düştüğü zaman gözün üzerine basınç yapar ve çocukda astigmata neden olur. Astigmat da bir görme bozukluğudur iki göz arasında üç numaradan farklı fazla bir fark varsa örneğin sol gözümde kapak düşüklüğü yok sıfır sağ gözümde kapak düşüklüğü var 3 veya daha üzeri bir numara var. Buda bir göz tembelliği etkenidir. Bu şekilde göz tembelliği olmaması için o kapağın acilen kaldırılması ve çocuğa iyi bir gözlük muayenesi ve ardından gözlük verilmesi gerekir.Daha yüksek yaşlardaki erişkinlerdeki cerrahi ise hastanın tipine , yaşına , durumuna göre değişir. Estetik olarak o yaşlarda kaldırmanın büyük faydası olduğuna inanıyoruz eğer görme tembelliği yani göz tembelliği kişide yerleşmişse erişkin yaşta kapağı kaldırsanız bile görmeyi çok fazla geriye getiremeyebilirsiniz ama estetik olarak göz kapaklarını kaldırmak , hastanın görme aksını açmak , eşit olarak görmeden yararlandırmak iyi bir seçenektir.</video:description>
<video:view_count>2052</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Ptosiz-Ameliyati-Sonrasi-Hastanede-Yatmak-Gerekli-midir--475.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/levent-akcay/goz-cerrahisi/ptozis-ameliyati-sonrasi-hastanede-yatmak-gerekli-midir-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101915123729115.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Ptosiz Ameliyatı Sonrası Hastanede Yatmak Gerekli midir?</video:title>
<video:description>Göz kapağı düşüklüğü diğer adıda italyanca ptozisdir.Göz kapağı düşüklüğü ameliyatı yapıldıktan sonra hastaların o gece hastahanede kalmasına gerek yoktur. Kısa sürede hasta ayağa kalkıp evine gidebilir , evinde tedavisini gerçekleştirebilir fakat burada yapılacak olan ilk şey böyle bir kapak düşüklüğü ameliyatı yapıldığı zaman o gece gözün muhakkak kapatılması gerekir eğer iki gözdede kapak düşüklüğü varsa ve kapak ameliyatı yapıldıysa o gece gözler kapatılmalı bir gün sonra açılmalıdır. Tek gözde bir cerrahi geçirmişse sadece o gece göz kapatılmalı sabahı açılmalıdır onun için hastahanede kalmaya gerek yoktur.</video:description>
<video:view_count>781</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Protez-Goz-Diger-Goz-ile-Ayni-Olur-mu--476.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/levent-akcay/goz-cerrahisi/protez-goz-diger-goz-ile-ayni-olur-mu-05.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101915144529115.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Protez Göz Diğer Göz ile Aynı Olur mu?</video:title>
<video:description>Bize çok sık sorulan sorulardan birisi bu öncelikle protezi tanımlamak lazım. Protez görmeyen gözlere yapılan bir ameliyattır yani gözünüzün biri sağlam görüyor diğeri küçülmüş , parçalanmış , trafik kazası geçirmiş , kurşunlanmış , mayına basılmış herhangi bir sebeple kaybedilmiş bir göz. Gözün kendi bütünlüğü bozulmuş yani eğer bu gözde görme olmayacaksa hekim buna karar vermişse. Diğer sağlam gözün renginde , büyüklüğünde bir göz yapmak gerekir işte buna protez göz cerrahisi diyoruz. Protez göz cerrahisi iki basamaktan oluşur öncelikle birincisi gözün kendisi ameliyat edilerek şekli biraz değiştirilmeli içi boşaltılmalıdır bu bir ameliyattır.Yirmi-yirmibeş belkide 30 dakika süren bir ameliyattır öncelikle ameliyatı yapacaksınız. Ameliyattan bir ay sonrada protez yapma işlemine geçeceksiniz. Ayrıntılarını bu şekilde tanımladık peki protez yapıldığı zaman diğer göz gibi olur mu ? Kesinlikle olur eğer ameliyatı güzel bir şekilde yapmışsanız görma kaslarını yukarı aşağı , sağa sola oynatan kasları sağlam bir şekilde yerine bıraktıysanız.Yapılacak olan protezde diğer sağlam gözünüzün renginde büyüklüğünde olacaktır. Bunu ancak uzman bir hekim yakından bakarak anlayabilir.Burada önemli olan konulardan bir tanesi bu tür bir protez göz cerrahisi geçirdikten sonra hazır protez kullanmamaktır. Nasıl bir ayakkabı aldığınız zaman ayakkabıcıda ayakkabı numaranız var ayağınıza uymuyor öbürküsüyle değiştiriyorsunuz. Protezde böyle birşey mümkün değildir.Bu ancak birbirine yakın olabilir kısacası bir protez göz yaptıracaksanız ameliyattan sonraki dönemde muhakkak protezin kalıbının alınması sağlam göze göre renklendirilmesi ve hareketinin sağlanması gerekir. </video:description>
<video:view_count>1872</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Ikinci-Kez-Lazer-Ameliyati-Yapilabilir-mi--477.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/methiye-onder/goz-lazer-ameliyati/ikinci-kez-lazer-ameliyati-yapilabilir-mi-05.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101915145729115.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>İkinci Kez Lazer Ameliyatı Yapılabilir mi?</video:title>
<video:description>İkinci kez lazer ameliyati yapilabilir ancak hangi şartlarda yapılabilir bu çok önemli . İkinci tedaviye çok sıcak bakmayız öncelikle bunu söylemem lazım çok küçük değerler için çok küçük kırma kusurları için 0.25-0.50 gibi değerler için ikinci bir tedavi önermeyiz. İkinci bir tedaviyi lazer ameliyatı olmuş ancak gözünde numara kalmış veya zaman içerisinde numara gelmiş ve hasta tekrar gözlük kullanmak durumunda kalmışsa değerlendirebiliriz. Nedir bu değerlendirme ? Korneo haritaları ,kornea muayenesi ve göz muayenesi sonrasında eğer hastanın gözü ikinci bir ameliyata uygunsa ikinci ameliyatı gerçekleştiririz sorunsuz olarak.Yine ilk ameliyatta olduğu gibi ikinci ameliyattada hastanın göz yapısının uygun olması , korneada bunun için yerinin olması gerekmektedir</video:description>
<video:view_count>1394</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Hareketli-Protez-Hangi-Siklikta-Cikarilir-ve-Denize-Girilebilir-mi--478.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/levent-akcay/goz-cerrahisi/hareketli-protez-hangi-siklikta-cikarilir-ve-denize-girilebilir-mi-06.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101915164329115.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Hareketli Protez Hangi Sıklıkta Çıkarılır ve Denize Girilebilir mi?</video:title>
<video:description>Protez göz cerrahisi sonrasında protezin labaratuvarda şekillendirilerek hastaya takılması işleminden yaklaşık dört ay sonra protez çıkarılıp temizlenmeye başlanabilir.Ameliyatı yaptık , ameliyattan bir ay sonra protezi taktık , protez dört ay - beş ay- altı ay kadar gözde duracaktır bu bir uyum meselesidir.Yine ayakkabıdan bir örnek verelim ayakkabıyı aldığınız zaman ilk gün ayağınızı sıkar ama belli bir süre sonra bu sıkma ortadan kalkar ve ayakabı çok daha iyi bir şekilde ayağınıza oturur. Protezde böyle bir işlemdir bu nedenle ameliyattan sonra , protez yapıldıktan sonra , dört ay kadar bir bekliyoruz ondan sonra mümkünse her ay günde bir defa çıkararak contact lens solüsyonunun içerisine , bir çay bardağının içerisine contact lens solüsyonu koyulabilir onun içerisine protezi bırakarak sabaha kadar kalmasını sağlarsak protez ömrünüzün sonuna kadar sağlam ve güzel bir şekilde kullanılmış halde gelecektir.  </video:description>
<video:view_count>1161</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Ameliyattan-Sonra-Iz-Kalir-mi--479.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/levent-akcay/goz-cerrahisi/ameliyattan-sonra-iz-kalir-mi-07.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101915182229115.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Ameliyattan Sonra İz Kalır mı?</video:title>
<video:description>Protez ameliyatlarından sonra bölgede bir iz kalmaz çünkü yapmış olduğumuz ameliyat göz kapaklarının altındaki bir ameliyattır yani dışarıdan görülebilecek bir ameliyat değildir. Üzerinede protezi kapattığımız için alt taraftaki yapılmış olan ameliyat kesinlikle görülmez ama siz protezi çıkarttığınız zaman orada biz göz olduğunu hareket ettiğini görebilirsiniz , belli bir süre sonra üç ay dört ay sonra hiçbir şekilde o çevrede iz kalmayacaktır. </video:description>
<video:view_count>878</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Gozalti-Torbalari-Alindiktan-Sonra-Tekrar-Olusur-mu--480.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/levent-akcay/goz-cerrahisi/gozalti-torbalari-alindiktan-sonra-tekrar-olusur-mu-08.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101915221929115.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Gözaltı Torbaları Alındıktan Sonra Tekrar Oluşur mu?</video:title>
<video:description>Belli bir yaştan sonra gözümüzün üstünde ve altında torbalanmalar meydana gelebilir bunları estetik olarak düzeltiyoruz çevredeki dokuları fazlalıklarını çıkartıyoruz , göz çevresini geriyoruz ve dışarıya doğru fıtıklanmış olan torbaların bir kısmını alıyoruz.Bu fıtıklanmayı şu şekilde adlandıralım neden göz altı torbaları var?Bunun büyük bir kısmı genetik, ailesel  yani aileden gelen ikinci bir kısmı güneş etkisi ; güneşin altında çok fazla kaldığımız zaman cildin altındaki semptum dediğimiz özel zarlar erime gösteriyor ve gözümüzün altında ve üstünde yağ torbaları var gözümüzü korumak için , bu semtum inceldiği için yağ torbaları dışarıya doğru fıtıklaşıyor. Göz altı torbalarının ve göz üstü torbalarının oluşma sebebi bu iki tane ana nedendir. Birincisi genetik ikincisi dış etkenler örneğin çok fazla gözü kaşımakda bu cilt altındaki septum dediğimiz zarı incelterek belli bir zaman sonra fıtıklaşmayı sağlayabilir.Biz yapmış olduğumuz ameliyatlarda bu göz altındaki ve göz üstündeki torbaların bir kısmını estetik bir şekilde ortadan kaldırıyoruz , cildi düzeltiyoruz ondan sonra kapatyoruz.Bu işlem sırasında eğer uzman hekim işinin uzmanı ve tecrübeli ise çok güzel bir şekilde görülmeyecek bir şekilde açacak ve görülmeyecek şekilde bu ciltteki açıklıkları kapatacaktır. Bunun içinde çok özel noktalar vardır. Alt kapak için kirpik dibini , üst kapak için kapak çizgisini kullanırız. Peki bu ameliyatı yaptık bellir bir süre sonra tekrarlar mı ? Eğer siz çok aşırı şekilde kilo alıp veriyorsanız örneğin birden yirmi kilo alıyorsanız 15 kilo alıyorsanız sonra birden veriyorsunuz. Bu cilt bir gerilecektir bir daralacaktır , bir gerilecektir bir daralıcaktır , belli bir süre sonra tekrar oluşma şansı olacaktır ama sabit kilolarda gidiyorsanız kilolarınız çok fazla fark etmiyorsa ömrünüzün sonuna kadar yapmış olduğunuz ameliyat geçerli kalacaktır. </video:description>
<video:view_count>1569</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Goz-Beyazinda-Cikan-Et-Astigmata-Neden-Olur-mu--481.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/levent-akcay/goz-cerrahisi/goz-beyazinda-cikan-et-astigmata-neden-olur-mu-09.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101915240829115.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Göz Beyazında Çıkan Et Astigmata Neden Olur mu?</video:title>
<video:description>Ülkemizde en büyük sorunlardan bir tanesi göz beyazında et çıkmasıdır buna biz pterjium adını veriyoruz. Şuan resmini gösteriyorum bu bir başlangıç pterjıum yani gözümüzün beyazından gözümüzün korneasına doğru bir et peydah oluyor ve yürüyor. Bu bu şekilde kalmıyor bu başlangıç hali ,bu daha sonra ilerlemiş hali bakın görme merkezine doğru gelmiş hasta hala ameliyat olmamış.Önerilen ameliyatları kabul etmemiş ve tüm gözü tutmuş. Bu tamamen görmeyi engelleyen bir pozisyonda şuanda kesinlikle çok daha önceden ameliyat olması gerekirdi.Şu ilk başlangıç aşamasına dönerken buda görmeyi engellemeye başlamış hali şimdi bütün gözümüzün içerisinde sabit olan bir numara vardır mümkünse bu insanlar için sıfır dereceye tekamül eder.Bunun için bir çok sistem vardır bunu içeride hesaplayan bunlardan birtaneside korneadır yani göz şeffafıdır bu 42 numaralık bir gözlük gibi davranır.Pterjium dediğimiz et dokusu buraya yapışır ve bunu çekmeye başlar kenara doğru o zaman ne olur bu göz şeffafı dediğimiz kornea yamulmaya başlar ve astigmat açığa çıkar yani pterjiumun göz şeffafına korneaya yapışması onun astigmatına neden olur.Bu hastanın görme merkezine pterjium denk gelmese bile muhakkak bu korneayı çektiği için büyük bir oranda astigmatizme neden olur. Siz bu hastaya ne gözlüğü verirseniz verin çok yüksek astigmat olduğundan dolayı bu hasta çok rahat bir şekilde göremez. Yüzde yüz görmesi gerekirken yüzde yirmilerde yüzde otuzlarda görmeye başlar. Örneğin şu resimde astigmatı üç numara iken şu resimde yedi buçuk numara olmuştur bu hastanın yani bir göz sıfır bir göz yedi buçuk yani gözlük vermeniz imkansızdır.Bu nedenle bu tür hastaların mutlak surette iyi bir cerrahi geçirmesi lazımdır. İyi bir cerrahiden kastım şudur ; bu hastalıkta cerrahi yüzde elli tekrarlar o nedenle yapılacak olan işlemin PTEK dediğimiz özel bir cerrahi olması zorunludur.Buradaki ameliyattan hemen sonraki bir fotograf biraz kanlı görüyorsunuz pterjim alınacak turla kornea temizlenecek , üst kapağın altından yedek bir parça alınacak bakın burada gördüğünüz gibi bu bölgeye dikilecek.Bu cerrahiyi yaparsanız yüzde doksan -yüzde doksanbeş başarı şansına erişirsiniz yani bu hastalarda bu eti alıp atmak tedavi sağlamaz muhakkak surette iyi bir cerrahi yapılması gerekir biraz evvel görmüş olduğumuz hastanın bu ameliyat sonrası resmi. Bakınız şimdi bu üç ay sonraki resmi tamamen temizlenmiş , görme aksı açılmış hiçbir problemimiz yok. İyi bir cerrahiyle hem hastadaki astigmattan hem de daha sonra oluşucak olan geçici körlükten yani gözünüzün tam önüne geldiğinde hiçbirşey göremezsiniz , bu hastalıktan kurtulmak için iyi bir yerde , iyi bir hekime , iyi bir cerrahi olmanız şarttır.      </video:description>
<video:view_count>3716</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Sarazyon-Nedir--482.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/levent-akcay/goz-cerrahisi/sarazyon-nedir-10.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101915254229115.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Sarazyon Nedir?</video:title>
<video:description>Sarazyon göz kapaklarımızda kist çıkma hastalığıdır. Öncelikle hastalık hordeolum dediğimiz arpaık şeklinde başlar.Göz kapaklarımızın altında veya üstünde ağrılı şiş bir bölge belirir. Bu dönemde muhakkak antiyobotikli damla ve sıcak pansumanla tedavinin yapılması gerekir.İlk hafta içerisinde antibiyotikli damla ve sıcak pansuman yapmazsanız arpacık bir süre sonra kist haline dönüşebilir.Meibomian bezi dediğimiz özel kirpik diplerimizde gözümüzün salgısını sağlayan bir yapı vardır.Bu meibomian bezleri kirpik diplerimizden salgılanır gözümüzün ön tarafını yıkar , sular , büyütür. Bu bezlerin ağzı mikropla tıkandığı zaman arkasında bir şişlik olacaktır.Bu şişliğin ilk ay içerisinde mutlaka cerrahisi gerekir. İlk ayı geçtikten sonra sarazyon dediğimiz kapataki kisti aldırmazsanız yüzde beş tekrarlama riskine sahip olunacaktır. Şimdi size bununla ilgili bir fotograf göstermek istiyorum şarazyon dediğimiz olay bakınız şu göz kapaklarındaki şişlikler kisttir. Bu kistin dışında bir zar vardır bu zarın içinde de mikrop vardır.Dışarıdan vermiş olduğunuz ilaçlar bu zarı delip içeri geçemez. İçeriye geçip mikrobuda öldüremez bu nedenle şarazyonun hiçbir şekilde ilaçla tedavisi mümkün değildir eğer arpacık dönemindeyse tedavi edebilirsiniz ama şarazyon olmuşsa kesinlikle ilaçla tedavi edemezsiniz.Yapılacak olan işlem kapak içerisinden bu kisti boşaltmaktır.Yaklaşık beş-altı dakika süren basit bir ameliyattır.Bu hastamız tek kapakta bir şarazyon varken bizim cerrahi isteğimizi kabul etmeyip üç-dört ay sonra bize bu şekilde gelmiştir.Gördüğünüz gibi dört kapaktada şarazyon çıkmıştır.Buda demektir ki şarazyon durduğu zaman alınmadığı zaman diğer kapaklara bulaşabilmktedir ve hem sağlığınızı hem de göz estetiğinizi bozmaktadır.Bunun içerisinde yüksek oranda streptokok ve steflokok dediğimiz özel mikroplar vardır.Bu mikroplar kapak patladığı zaman beyninize gidebilir, böbreğinize gidebilir , vücudunuzda onarılmaz hasarlara neden olabilir. Bu nedenle şarazyon gibi bir hastalık çıktığı zaman ilk ay muhakkak cerrahiyle bunların temizlenmesi şarttır.Bu cerrahi lokal anesteziyle yapılır.Yani sadece bu bölge uyuşturulur eğer hastanın yaşı çok küçükse genel anestezi kullanılabilir. </video:description>
<video:view_count>703</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Ilasik-Nedir--483.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/methiye-onder/ilasik-lazer-yontemi/ilasik-nedir-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101915361529115.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>İlasik Nedir?</video:title>
<video:description>İlasik lazer ameliyatlarının en son teknolojilerinden bir tanesi olup göze özel lazer ameliyatıdır bir başka özelliğide buradaki lazer ameliyatının bıçaksız lazer olmasıdır. İki özelliği bir araya birleştirerek ilasik adını almıştır.Bıçaksız lazer onun üzerine kişiye özel , göze özel lazer tedavisi, bundan şunu kastediyoruz örneğin hasta gözlük kullanmasına rağmen gece görmede problem yaşıyorsa , hava karanlık olduğunda görme kalitesi düşüyorsa veya gözlüğüne rağmen görmesi istenilen seviyede değilse bir türlü artmıyorsa ilasik bu hastalar için düşünülmeli değerlendirilmelidir. Bunu şöyle kıyaslayabiliriz standart bir bedene sahip kimseye standart beden elbise uyarken beden ölçüleri farklı kişiye elbisenin dikilmesidir aslında ilasik.Göz haritaları çekilir, bu haritalara göre bir tedavi planı oluşturularak buna göre bir düzeltme yapılır.Beklenen şey görme kalitesinin iyi olması , hastanın gece görme problemlerinin olmaması ve hatta mümkünse gözlüğüyle gördüğünden daha iyi bir görüş sağlanmasıdır.Her hasta buna uygun mudur ? Her hasta buna uygun değildir.Ameliyat öncesi yapılacak lazer muayenede bu uygunluk hekim tarafından belirlenir. </video:description>
<video:view_count>576</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Ilasik-Uygulamasinin-Avantajlari-Nelerdir--484.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/methiye-onder/ilasik-lazer-yontemi/ilasik-uygulamasinin-avantajlari-nelerdir-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101915462929115.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>İlasik Uygulamasının Avantajları Nelerdir?</video:title>
<video:description>İlasik uygulamasının belli hasta gruplarında çok büyük avantajları var. Örneğin gözlük veya lens kullanmasına rağmen gece araba kullanmakta zorluk çekiyorsa bir hasta veya ışıklar azaldığında , hava karanlık olduğunda görme azlığı yaşıyorsa.Gözlük veya lense rağmen istediği kadar göremiyorsa , istediği mükemmellikte göremiyorsa bu hastaların göz yüzeylerinde birtakım düzensizlikler mevcut olabilir.İlasik dediğimiz yöntemle bu düzensizliklerde saptanarak düzeltilir ve hastanın görme kalitesi aynı oranda arttırılması hedeflenir.Dolayısıyla hem gözlükten hem lensten kurtulma ameliyatıdır.Aynı zamanda gözde mevcut olan ve görme kalitesini azaltan kusurların düzeltilmesidir ilasik.</video:description>
<video:view_count>563</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Ilasik-Yonteminde-Gorme-100-Iyilesir-mi--485.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/methiye-onder/ilasik-lazer-yontemi/ilasik-yonteminde-gorme-100-iyilesir-mi-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101916064629116.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>İlasik Yönteminde Görme %100 İyileşir mi?</video:title>
<video:description>Hiçbir lazer yönteminde %100 görmenin iyileştiği iddia edilemez. Amaç %100 iyileşmeyi sağlamaktır ancak her hastada buraya ulaşma şansımız olmayabilir küçük bir olasılıkla dahi olsa yine bir miktar numara kalışı veya istenilen ölçüde iyileşme olmayışı söz konusu olabilir.Hastanın görme potansiyeli burada çok önemli , görme potansiyeli derken gözlük yada contact lensle elde ettiğimiz görmedir.Hasta tam olarak gözlüğünü , contact lensini takar ancak mükemmel bir görüşü yoktur , uzakta detayları çok net göremeyebilir.Bu görme potansiyelinin bir miktar düşük olduğunu bize anımsatır. Bunları arttırmak ilasikde amaçdır ancak bu artış %100 ü bulamayabilir.Bu halde bilerek ameliyata girilmez.Ancak eski görüşünden daha iyi bir görüş bekleriz ilasik önerdiğimiz hastalardan.</video:description>
<video:view_count>639</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Keratokonus-nedir--486.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/methiye-onder/keratokonus/keratokonus-nedir-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101916213929116.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Keratokonus nedir?</video:title>
<video:description>Keratokonus gözün en ön tabakası korneanın ilerleyici ve görmeyi azaltıcı hastalığıdır.Eğer gözümüzü bir kol saati gibi düşünecek olursak nasıl kol saatinin cam tabakası varsa gözümüzün önünde öyle bir cam tabakası var.Biz buraya kornea diyoruz. Korneanın aynen burada görüldüğü gibi kubbe şeklinde olması gerekiyor ancak bu muntazam yapı bir nedenle öne doğru incelip sivrileşirse biz bu hastalığa karetokonus diyoruz. Keratokonusun sevmediğimiz tarafı hastalığın ilerleyici oluşu genellikle on- oniki yaşlarında gözünü kaşıyan çocukların rahtsızlığıdır demek ki ovalama hiç iyi bir egzersiz değildir.Göz arkasında kemik yapının olduğunu düşünecek olursak önden şiddetli yapılan ovalamalarda korneanın arada kaldığı ve bir zaman sonra muntazam şeklini bozup öne doğru incelip sivrileştiğini görüyoruz.Bu hastalığın bildğimiz en önemli nedeni alerjik göz rahatsızlıkları ve buna bağlı olarak hastanın gözünü sürekli olarak ovalaması diğer bildiğimiz nedeni genetik yani ailede bu hastalık varsa çocuklarda da oluşma olasılığı yüde yedi oranında. Tam olarak nedeni şudur diyebileceğimiz bir durum değil bazen genetikte yok , alerjisi yok hastanın buna rağmen keratokonus olabiliyor.Ancak son yıllardaki keratokonus konusundaki en büyük çalışmalar keratokonusun genetik nedenleri üzerine yani genetik olarak biz genini bulmaya çalışıyoruz karetokonusun ki daha çocuk doğduğu anda anne baba veya kardeşlerde varsa çocukta olup olmadığınıda saptayabiliriz. O yaştan itibaren doğduğu andan itibaren keratokonusa önlem alma şansımız var.</video:description>
<video:view_count>564</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Lens-Kullanmak-Keratokonus-Riskini-Artirir-mi--487.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/methiye-onder/keratokonus/lens-kullanmak-keratokonus-riskini-artirir-mi-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101916472129116.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Lens Kullanmak Keratokonus Riskini Artırır mı?</video:title>
<video:description>Lens kullanmak eğer hastanın gözünde alerji yoksa keratokonus riskini arttırmaz ancak keratokonus hastaları en az %80 aynı zamanda alerji rahatsızlığına sahip hastalar yani gözünü sürekli gözlerini ovalayan hastalar. Nasılki biz ovalamayı sevmiyoruz kornea üzerinde hareketi sevmiyoruz contact lens kullandığında bu birnevi hareket ederek yukarı aşağı göz üzerinde ovalama etkisi yapıyor.Artı hastanın alerjisi varsa contact lens de bir alerjen aynı zamanda dolayısıyla çok şiddetli alerji rahatsızlığı olan gözleri kırmızı sürekli ovalayan bir hastanın contact lens kulanması neredeyse imkansızdır.Buna rağmen ısrar eder kullanırsa daha iyi görüş için alerjinin daha da kötü olduğunu görüyoruz.Bu hastalarda yapılması gereken ilkşey mutlaka ilaçla alerjinin tedavisi , bu alerji birkaç günde oluşmadığı için yıllardan beri var olduğu için en az altı ay sürecek uzun bir medikal , ilaçla tedaviye başlıyoruz. Tedavinin sonunda eğer hastanın alerjisi yatışırsa gözleri beyaz ve kaşınmaz hale gelirse contact lens kullanımından bahsedilebilir.Ancak yinede çok dikkatli olmak lazım çünkü alerjiyi contact lens tekrardan başlatabiliyor.Dolayısıyla contact lens kullanımı özellikle yirmili yaşlarda keratokonus hastalığının en hızlı arttığı dönemlerde bizim tedavimizin ilk basamağı değil hiçbir zaman öncelikle hastalık durdurulmalı alerji varsa tedavi edilmeli eğer gözünde contact lens taşıyabileceğine inanıyorsak hastanın ancak o zaman contact lens kullanabilir.Keratokonus hastalığında genetik yükü olan hastalar direk risk altında bu şu demektir ; ailesinde keratokonus olan birincil akrabalarında hatta ikincil yakınlarında keratokonus olan kimselerde ilerki yaşlarda keratokonus çıkma olasılığı mevcut.Bu ilk kuşakta olmayabilir ikinci kuşağa aktarılabilir bu hastalığın bir geni olduğunu biliyoruz ve bu geni bulmaya çalışıyoruz ve çocukluktan hatta doğumdan itibaren bu geni tespit edip önlemlerimizi ona göre alalım. Bir diğer risk faktörü keratokonusta alerjen ortamlarda bulunma ve alerjik göz hastalıkları yani hastanın gözünü kaşımasına neden olan herşey keratokonus hastalığını ortaya çıkarabilir varsa arttırabilir.</video:description>
<video:view_count>736</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Gozluk-Numarasi-Surekli-Buyuyen-Biri-Keratokonus-Olabilir-mi--490.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/methiye-onder/keratokonus/gozluk-numarasi-surekli-buyuyen-biri-keratokonus-olabilir-mi-06.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101917303429117.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Gözlük Numarası Sürekli Büyüyen Biri Keratokonus Olabilir mi?</video:title>
<video:description>Gözlük numarasının sürekli artmasının iki tane nedeni var. Birincisi fizyolojik olarak yani ilkokul,ortaokulda gözlük takmaya başlayan kimseler , vücut büyümesine paralel olarak gözünde büyümesiyle birlikte göz numaralarında artış yaşarlar. Bu ortalama onsekiz- yirmi yaşlara kadar devam eder sonrasında durmasını bekleriz. Gözlük numarasının değişmemesini bekleriz.Bu bizim normal kırma kusurlarında beklediğimiz gelişmedir yani küçük yaşlarda numara ortaya çıkmıştır giderek artmıştır onsekiz - yirmi yaşlarda durmuştur değişmemektedir.Hasta ilk olarak gözlük yada contact lens kullanır ve bunlarda güzel gördüğünü ifade eder.Miyop , astigmatın veya gözlük numaralarının sürekli artmasının bir başka nedeni bizim korktuğumuz korneanın ilerleyeceği hastalığı keretokonustur.Bu hastalığın seyiri biraz daha farklıdır.Hastalık genellikle onbir-oniki yaşında gözünü kaşıyan çocukların hastalığı olarak başlar , yirmili yaşlarda hastanın haberi olur miyop astigmat ortaya çıktı der ancak gözlük kullanamaz çünkü gözlük kullansada görmesi artmaz , gözlükten bir fayda görmez. Bir sonraki muayenede bu numaraların dahada yükseldiğini farkeder.Demekki yirmili yaşlarda genellikle farkedilen , giderek artan , yaş sınırı tanımayan bir durum keratokonus ve hastalar tipik olarak gözlükten , contact lensden , yumuşak lensden fayda görmezler gözlerinde.Bu iki ayrımın çok dikkatli yapılması lazım bu ikisinin tedavisi birbirinden çok farklı .</video:description>
<video:view_count>1065</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Keratokonus-Hastaligini-Durdurmak-Mumkun-mudur--491.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/methiye-onder/keratokonus/keratokonus-hastaligini-durdurmak-mumkun-mudur-07.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101917415229117.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Keratokonus Hastalığını Durdurmak Mümkün mudur?</video:title>
<video:description>Keratokonus hastalığını bugün için durdurmak mümkün çok güvendiğimiz iki tane tedavi yöntemimiz var birtanesi corneal cross linking adını verdiğimiz aslında ultraviyole tedavisidir.Ultraviyole tedavisinin yaptığı şey aslında korneayı güçlendirmektir , direncini arttırmaktır.Böylece gözün ön tabakası öne doğru incelip ve sivrilme şeklinde ortaya çıkan şekil bozukluğunu durdurabilir.Bir diğer tedavi kornea içine halka yerleştirmek eğer hastanın karetokonus rahatsızlığı ileri ise görmeside yeterli değilse o zaman kornea içine halka yerleştirmek hem hastalığın durdurulması hem de görmenin artışı yönünde fayda sağlıyacaktır. Bu iki yöntemle bugün için kornea nakli gibi karetokonusun en son tedavi aşaması olan ameliyatı geciktirmeye yol açmıştır.</video:description>
<video:view_count>747</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Keratokonus-Genetik-Bir-Hastalik-midir--489.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/methiye-onder/keratokonus/keratokonus-genetik-bir-hastalik-midir-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101916530229116.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Keratokonus Genetik Bir Hastalık mıdır?</video:title>
<video:description>Ailesinde keretakonus geni taşıyan kimselerde keretokonus çıkma olasılığı yüzde yedi olarak bildirilmiştir.Son yıllarda yapılan çalışmalarda keretokonusun ortaya çıkmasına yol açan gen araştırılmaktadır.Bu gen bulunduğu zaman doğuştan itibaren çocuklarda keratokonus tanısı konulabilecektir.Ancak genetik öykülerinde ailelerinde keratokonus olmayan ve ilk kez rastladığımız hastalarda yine karetokonusun oluşabileceğini görüyoruz yani genetik tek faktör değildir. Alerji yapan göz hastalıkları buna eklendiğinde hastalık ortaya çıkabilmekte ancak bazen hastada herhangi bir alerji söz konusu olmaması , genetik bir orjin bulunmamasına rağmen hasta keratokonus şikayetiyle bize başvurabilmektedir. </video:description>
<video:view_count>752</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Keratokonus-Olmamak-Icin-Alinabilecek-Onlemler-Var-midir--492.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/methiye-onder/keratokonus/keratokonus-olmamak-icin-alinabilecek-onlemler-var-midir-08.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101917480329117.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Keratokonus Olmamak İçin Alınabilecek Önlemler Var mıdır?</video:title>
<video:description>Keratokonus olmamak için alınacak en önemli tedbir alerjik göz hastalıklarından uzak kalmak eğer böyle birşey gelişmişse , alerji varsa özellikle çocuklarda bunların bir an önce tedavisini sağlamak lazım. Burada alerjiden çok hastanın kendi elinden biz korkuyoruz çünkü ovalamak çok kötü bir egzersiz ve korneanın şeklini direkt olarak bozuyor. Bir kere göz şeklinde bozulma yaşandığında malesef bu süreç devam ediyor kırklı -kırkbeşli yaşlara kadar. Dolayısıyla birinci şart olmazsa olmaz hastada alerji olmayacak ki hasta elini gözüne götürüp kaşımayacak bunun tedavisi çok önemli. Bir diğer faktör eğer ailenizde karetokonus gibi bir rahatsızlığın olduğunu biliyorsak önceden göz tetkiklerini yaparak böyle bir meyilimizin olup olmadığını araştırmak yine özellikle bu çocuklarda çok önemli.Eğer bu varsa önlem alabiliyoruz erken tedavi yaparakda hastalığın durdurulmasını ve görme kaybını engelleyebiliyoruz. </video:description>
<video:view_count>632</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Hamile-Bir-Hastanin-Bebeginde-de-Keratokonus-Gorulur-mu--493.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/methiye-onder/keratokonus/hamile-bir-hastanin-bebeginde-de-keratokonus-gorulur-mu-05.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101917581329117.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Hamile Bir Hastanın Bebeğinde de Keratokonus Görülür mü?</video:title>
<video:description>Keratokonus olduğunu bildiğimiz hamile hastalarımızın çocuklarınında keratokonus olması olasılığı olmayan kimselere göre tabiki daha fazla.Eş de var keratokonus hastalığı veya eşin ailesinde varsa bu olasılık daha da fazla ancak mutlaka çocukda keratokonus çıkacak diye bir kural yok. Bu zemin üzerine çocuğun büyüme yıllarında alerjik göz rahatsızlıkları eklenirse keratokonus gelişme olasılığı belirgin olarak artıyor.Bu nedenle bu çocukların okul öncesi zamandan itibaren çok yakından izlenmesi gerekiyor. Eğer bir gözlük ihtiyacı oluşmuş ise bu oluşan bu ihtiyacın hastalığın başlangıcı olup olmadığına mutlaka bakılması lazım.Nasıl bakacağız buna kornea haritası çekerek bu haritalarda keretokonus başlangıçtaysa bulgularını görüyoruz ve ona göre önlem alıyoruz. En iyi önlem çocuğun özünü kaşımaması varsa alerjisi tedavisi yapılmalı.Bugün çok güzel ilaçlarımız var alerjiyi tamamen ortadan kaldıran tedavi edebilen. Alerjiyi ortadan kaldırdığımızda genetik olarak çocuk yüklü olsa bile keretokonus hastalığı ortaya çıkmayabilir. Ona rağmen hastalık ilerlerse ne kadar küçük yaşta önlem alıp durdurucu tedaviler yaparsak hastalığın ilerde görmeme yapma olasılığını ortadan kaldırmış oluyoruz.</video:description>
<video:view_count>668</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Miyop-ve-Astigmat-Keratokonusa-Neden-Olur-mu--494.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/methiye-onder/keratokonus/miyop-ve-astigmat-keratokonusa-neden-olur-mu-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011101918040929118.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Miyop ve Astigmat Keratokonusa Neden Olur mu?</video:title>
<video:description>Miyop ve astigmatizma keratokonusa neden olmaz ancak keratokonus miyop ve astigmatizma gelişmesine neden olur.Burada çok önemli bir faktör var farklılık nereden bileceğiz gözlük taşıyan bir hastanın miyop astigmatı olan bir hastanın sadece miyop astigmat olduğunu veya altında bir keratokonus olup olmadığını bugün kliniklerimize gelen gözlük taşıyan her hastaya özellikle çocukluk yaş grubunda mutlaka kornea haritası çektiriyoruz. Bu haritadaki amaç hastanın korneasının düzgün olup olmadığı , bir keratokonus zemininin olup olmadığı , korneanın şekil bozukluğuyla ortaya çıkan keratokonusla sonradan ortaya çıkan miyop astigmatizma söz konusu oluyor.Hasta sürekli olarak göz numarasının ilerlediğini ve gözlükleriylede çok net göremediğinden bahsediyor.Buradaki ayrım esas olarak gözlüklerle olan görüşte eğer düz bir miyop astigmatsanız ,ailenizde gözlük takan kimse çok fazla ve sizde de miyop astigmatizma var ve gözlüğünüzü taktığınızda çok net görüyorsanız iki gözünüzlede kabaca çok problem olmadığını düşünebiliriz ancak gözlüğü taktığımızda da çok birşey değişmiyorsa , gözlük numaraları sürekli artıyor değişiyorsa ve hastalar bunun karşılığında da çoğunlukla gözlük kullanmayan hasta grubudur.O zaman altta bir keratokonus aramakta fayda var. Kornea haritası çekerek keratokonusun varlığını kesin olarak gösterebiliyoruz.</video:description>
<video:view_count>1040</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Sonografi-Nedir--495.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ahmet-murat-goksu/01-sonografi-nedir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102616523429816.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Sonografi Nedir?</video:title>
<video:description>Sonografi ses dalgaları kullanılarak oluşturulan bir görüntüleme yöntemidir. İnsan kulağının duyamayacağı frekanslarda ses dalgaları vücuda gönderilerek çeşitli organlardan yansıyan ses dalgaları algılanır.Ve bunlar bilgisayarlar vasıtasıyla görüntüye çevrilir.Oluşturulan görüntü ekrana yansıtılabilir.Ve bu görüntü aynı zamanda fotoğraf kağıdına basılabilir cd'ye de aktarılabilir.</video:description>
<video:view_count>1179</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Sonografi-Hangi-Hastaliklarin-Teshisinde-Kullanilir--496.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ahmet-murat-goksu/02-sonografi-hangi-hastaliklarin-teshisinde-kullanilir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102616575729816.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Sonografi Hangi Hastalıkların Teşhisinde Kullanılır?</video:title>
<video:description>Sonografi insan vücudunda oluşan kistlerin iyi huylu urların kötü huylu urların tanısında kullanılabilir.Ayrıca kalp hastalıklarında damar hastalıklarında yaygın kullanılan bir teşhis vasıtasıdır.Ancak tıp da en yaygın kullanım alanını gebelik sırasında bebeğin anne karnında ki gelişiminin takibinde bulmaktadır.Gebelik sırasında bebeğin anne karnında ki gelişimi suyunun miktarı kordonun durumu eşeyinin yerleşimi beraberinde gebelikle birlikte urların bulunup bulunmadığı anlaşılabilir.</video:description>
<video:view_count>711</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Hamilelikte-Sonografi-Ne-icin-Kullanilir--Faydalari-Nelerdir--497.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ahmet-murat-goksu/03-hamilelikte-sonografi-ne-icin-kullanilir-ve-faydalari-nelerdir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102617014829817.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Hamilelikte Sonografi Ne için Kullanılır? Faydaları Nelerdir?</video:title>
<video:description>Hamilelikte sonografiyle öncelikle beraberinde bulunabilen rahim veya yumurtalıklarda ki urların varlığı anlaşılır.Hamilelik sırasında rahimde veya yumurtalıklarda miyom ur kist gibi iyi huylu ya da kötü huylu kitleler oluşabilmektedir.Yine sonografiyle hamileliğin rahim içine mi yoksa rahim dışına mı yerleştiği yani bir dış gebelik olup olmadığı anlaşılır.Hamileliğin tekiz bir gebelik mi yoksa çoğul bir gebelik mi olduğu değerlendirilir.Daha sonra bebeğin suyu eşeyin yerleşim yeri kordonu ve bebeğin haftasıyla uyumlu olarak büyüyüp büyümediği hakkında fikir edinilir.Hamilelikte esas 20-25. haftalarda 2. düzey 4 boyutlu sonografi önem kazanmaktadır. 2. düzey 4 boyutlu sonografi her ay yapılan normal rutin sonografilerden daha ayrıntılı bir tarama yöntemidir.Bu tarama yöntemiyle 4 ana şekilde tarama yapılmaktadır.Yani bu tarama yöntemi 4 ana bölümden oluşmaktadır.1.'si gebeliğe genel bakış 2.'si fötal biyometri 3.'sü fötal anatomi 4.sü de doppler ölçümleridir.</video:description>
<video:view_count>584</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Sonografinin-Bolumleri-Nelerdir--498.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ahmet-murat-goksu/04-sonografinin-bolumleri-nelerdir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102617550929817.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Sonografinin Bölümleri Nelerdir?</video:title>
<video:description>1. bölüm olan genel bakış bölümünde rahimde gebelikle birlikte bulunabilen ya da yumurtalıklarda gebelikle birlikte bulunabilen miyomların kistlerin urların varolup olmadığı anlaşılır.Bebeğin rahim içinde ki duruşu suyunun miktarı kordonun durumu bebeğin eşinin yerleşimi değerlendirilir.Çocuğun kalp atışları dakikada ki hızı ölçülür çocuğun solunum hareketleri ve genel vücut hareketleri hakkında da bir fikir edinilir.2. bölüm olan fötal biyometri bölümünde bebekle ilgili ölçümler alınır.Burada sırasıyla çocuğun kafasının çapı kafa çevresi beyincik çapı göz çevresi karın çevresi kol ve bacak kemikleri ölçülür ve bunların haftasıyla uyumlu olarak büyüyüp gelişip gelişmediği değerlendirilir.Bu ölçümlerin sonucunda da sonografi otomatik olarak çocuğun kilosunu ve boyunu hesaplayıp verecektir.Ardından bebeğin fötal anatomik yapısı değerlendirilmeye başlanır.Kafa tası beyin beyincik yüz yüz profili burun dudaklar üst damak kulaklar değerlendirilir.Daha sonra göğüse geçilerek göğüste akciğerler kalp ve diyafram incelenir.Kalpte özellikle büyük damarların giriş çıkışı birbirini çaprazlamaları ve kalbin 4 odacığı araştırılır.Karın bölümüne geçildiğinde karında mide bağırsaklar karaciğer safra kesesi böbrek dalak mesane gibi organlar incelenir.En son olarak kollar bacaklar ve genital organ gözden geçirilerek fötal anatomi bölümü sonlandırılır.Son bölüm doppler ölçümleri bölümüdür.Doppler işleminde belirli bir kan damarından geçen akım hızı ve bu akım hızına karşı oluşan direnç hesaplanır.Ve bir şekil halinde çizdirilebilir.Fötal doppler ölçümlerinde esas olarak annenin ve bebeğin damarları incelenmektedir.Annenin rahim damarları incelenerek bu damarlardan geçen kan akımıyla bebeğin yeterince beslenip beslenemediği anlaşılır.Bebeğe ait beyin aort karaciğer bağlantı ve kordon damarlarında ki akım incelenerekte bebeğin sağlığı genel durumu ve yeterince oksijen alıp alamadığı hakkında fikir edinilebilir.</video:description>
<video:view_count>612</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Sonografi-Yontemiyle-Bebegin-Cinsiyeti-Ogrenilebilir-mi--499.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ahmet-murat-goksu/05-sonografi-yontemiyle-bebegin-cinsiyeti-ogrenilebilir-mi.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102617591729817.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Sonografi Yöntemiyle Bebeğin Cinsiyeti Öğrenilebilir mi?</video:title>
<video:description>Kız ve erkek bebeklerin 12 haftaya kadar dış cinsiyet organları aşağı yukarı aynı görünümdedir.Ancak 12. haftadan sonra farklılaşma başlamaktadır.Sonografi yöntemiyle gebeliğin 14. haftasından itibaren bebeğin cinsiyeti rahatlıkla öğrenilebilir.Ancak bazen kız bebeklerin göbek kordonu bacak arasından geçerek yanılgılara yol açabilir.Bu gibi hususlara teşhis koyarken dikkat etmek gerekmektedir.</video:description>
<video:view_count>480</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Hamilelikte-Sonografi-Bebege-Zarar-Verir-mi--500.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ahmet-murat-goksu/06-hamilelikte-sonografi-bebege-zarar-verir-mi.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102618045329818.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Hamilelikte Sonografi Bebeğe Zarar Verir mi?</video:title>
<video:description>Hamilelikte sonografi aşağı yukarı 35-40 yıldır Dünya da güvenle kullanılmaktadır.Sonografi bilindiği gibi ses dalgalarıyla çalışan bir yöntemdir.35-40 sene önce anne karnında ilk defa sonografiyle takip edilen bebekler bu gün artık 35-40 yaşına gelmiş erişkinler olarak aramızda dolaşmaktadır.Ve bunların yapılan takiplerinde herhangi bir sağlık sorunları bulunmadığı anlaşılmıştır.Amerikan ultrason enstitüsü ultrasonografinin gebelikte güvenle kullanılabileceğine dair raporları belirli aralıklarla yayınlamaktadır.Yani gebelikte ultrasonografinin kullanılması bebeğe herhangi bir zarar vermemektedir.</video:description>
<video:view_count>505</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/2-3-ve-4-Boyutlu-Sonografi-Arasindaki-Farklar-Nelerdir--617.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ahmet-murat-goksu/07-2-3-ve-4-boyutlu-sonografi-arasindaki-farklar-nelerdir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201111314551430614.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>2-3 ve 4 Boyutlu Sonografi Arasındaki Farklar Nelerdir?</video:title>
<video:description>2 boyutlu sonografi standart siyah beyaz görüntü veren ilk kuşak sonografi aletidir.4 boyutlu sonografi gerçek zamanlı olarak yani bebeğin hareketli bir şekilde 3 boyutta izlendiği en son kuşak aletlerdir.Burada 4. boyut zamandır.3 boyutlu resimler ve görüntüler 4 boyutlu kayıtların donuk resimleri olmaktadır.Yani 4boyutlu sonografide kaydedilen görüntülerin donuk hali 3 boyutlu sonografilerdir.2. düzey 4 boyutlu renkli sonografi yaklaşık olarak 30-40 dakika sürmektedir.</video:description>
<video:view_count>589</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Kardiyolojide-PET-CT-Nasil-Kullanilir--15.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/omur-carikci/kardiyolojide-pet-ct-nasil-kullanilir-06.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102618355229818.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Kardiyolojide PET/CT Nasıl Kullanılır?</video:title>
<video:description>Miyokart enfarktüsü geçiren hastalarda bypass cerrahisinin planlanmasında petct altın standarttır.Miyokart enfarktüsü geçiren hastanın miyokart dokusunu yani kalp kası içerisinede canlı hücre olup olmadığı dolayısıyla bypass cerrahisinden fayda görüp görmeyeceği pet ile oldukça doğru ve hassas bir şekilde değerlendirilebilmektedir.Petct ile bypass cerrahisi adayı olan hastaların canlı doku canlı miyokart hücresi canlı kalp kası hücresinin varlığının değerlendirilmesi hastayı hem gereksiz cerrahiden korumakta hemde çok başarılı bir şekilde tedaviden faydalanabilmesini sağlamaktadır.</video:description>
<video:view_count>810</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Noropsikiyatride-PET-CT-Kullanimi-Nasildir--16.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/omur-carikci/noropsikiyatride-pet-ct-kullanimi-nasildir-07.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102709451729909.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Nöropsikiyatride PET/CT Kullanımı Nasıldır?</video:title>
<video:description>Epilepsi hastalarında epileptik ilaçlarını kullanmalarına rağmen hala nöbet geçirmeleri devam ediyorsa cerrah planlanır.Ve bu cerrahiye adasy olan hastaların epileptojenik odağının belirlenmesinde yani beyin de epilepsi atağını başlatan hücrelerin lokalizasyonunun yerinin belirlenmesinde petct oldukça hassas bir yöntemdir.Ayrıca demans hastalıklarının ayırıcı tanısında hatta demans hastalarının çok erken aşamada henüz demansif bulguları olmadan bile değerlendirilmesinde petct son zamanlarda kullanılan ve oldukça hassas bir yöntemdir.</video:description>
<video:view_count>533</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/PET-Nedir--10.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/omur-carikci/pet-nedir-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102710132629910.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>PET Nedir?</video:title>
<video:description>Pet Positron emission tomografisinin kısaltılmış adıdır.Positron emission tomografisi hastaya radyoaktif madde enjekte ederek vücuttaki biyodağılımını 3 boyutlu işemlerle inceleyen tomografik işlemin adıdır.Son dönemler de Positron emission tomografisine bilgisayarlı tomografi cihazının entegre edilmesiyle petct dediğimiz sistemden oluşmuş ve bu da hastalıkların tanısında özellikle kanser hastalıklarının tanısında yeni çığır açan bir yöntem olmuştur.Petct özellikle Dünya da ve Türkiye de kanser hastalıklarında ayrıca nörolojide ve kardiyolojide geniş bir kullanım alanına sahiptir. </video:description>
<video:view_count>620</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/PET-CT-Islemleri-Nasil-Gerceklesir--11.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/omur-carikci/pet-ct-islemleri-nasil-gerceklesir-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102710192129910.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>PET/CT İşlemleri Nasıl Gerçekleşir?</video:title>
<video:description>Petct işlemi için hastaya flor 18'de işaretlenmiş glikoz maddesi kısaca FDG ismini verdiğimiz radyoaktif ajan enjekte edilir.Türkiye de ve Dünya da en yaygın kullanım alanına sahip olan radyoaktif madde FDG maddesidir.FDG maddesinin hastaya enjekte edilebilmesi için bir takım şartlar gerekli. Öncelikle hastanın kan şekerinin mutlaka 200 mg/dl'nin altında olması istenir.Bunun sağlanabilmesi içinde hastanın randevu saatinden 6 saat kadar öncesinde aç kalması ve bolca su tüketmesi istenir.Şeker hastaları için kan şekerinin düşüklüğünün sağlanabilmesi amacıyla yaklaşık 4 ile 6 saat önce bir öğünlerini almaları ve arkasından da insülin ya da ağız yoluyla aldıkları diyabetik ilaçları kullanmaları istenir.Ardından 4 ile 6 saat boyunca bolca su tüketmeleri ve çekime geldikleri saatte kan şekerlerinin düşük olması sağlanır.Hasta uygun şartlar sağlandıktan sonra randevu saatinde geldiğinde bu işlem için gerekli şartların hazırlandığı özel odalara alınır.Hastanın bu oda da radyoaktif enjeksiyonundan sonra yaklaşık 1 ile 1,5 saat kadar beklemesi istenir.Damar yoluyla düşük dozda radyoaktif madde enjeksiyonu yapıldıktan sonra hastamız bu özel oda da hareketsiz sakince konuşmadan mümkün olduğunca rahat bir şekilde dinlenmesi istenir.Bu dinlenme safhası sırasında hasta tuvalete gidebilir.Ancak tuvaletten sonra tekrar aynı şartlarda sessizce hareketsizce odasına çekilerek dinlenmesi gerekir.Ardından görüntüleme işlemi gerçekleştirilir.Görüntüleme işlemi hastanın boyuna ve görüntülenecek organın yerine göre değişmekle birlikte 12 ile 30 dakika arasındadır.Bu görüntüleme işlemi süresince hastanın sırtüstü hareketsizce ve normal nefes alıp vererek yatması istenir.Sırtüstü hareketsiz yatamayacak hastalarımız özellikle kapalı alan korkusu olan ya da ağrı nedeniyle sırtüstü yatamayan hastalarımıza anestezi uygulanabilir.  </video:description>
<video:view_count>1146</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/PET-CTnin-Avantajlari-Nelerdir--12.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/omur-carikci/pet-ctnin-avantajlari-nelerdir-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102710433529910.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>PET/CT'nin Avantajları Nelerdir?</video:title>
<video:description>Petct'nin mantığı aslında kanserli hücrelerin normal dokulara göre daha çok şeker kullanması mantığına dayanır.Damar yoluyla enjekte ettiğimiz radyoaktif flor 18 iler işaretlenmiş glikoz yani şeker vücuda verildikten sonra normal dokularda birikim gösterirken kanserli dokularda çok daha hızlı ve çok daha yüksek miktarda birikim gösterir.Dolayısıyla tüm vücut görüntülemesi yaptığımızda normalden daha yüksek miktarda şeker kullanan kanserli dokular ön plana çıkar.Ve oldukça erken aşamalarda çok küçük boyutlardayken bilen kanserli dokuların hangi organda ve ne boyutta olduğunu değerlendirebilmemize yarar.Erken aşamalarda kanserli dokuların yakalanması özellikle hastaların tedavi planlamasında çok ciddi ölçüde zaman kazandırmaktadır.</video:description>
<video:view_count>593</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/PET-CT-Hangi-Hastaliklar-icin-Kullanilir--13.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/omur-carikci/pet-ct-hangi-hastaliklar-icin-kullanilir-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102710501329910.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>PET/CT Hangi Hastalıklar için Kullanılır?</video:title>
<video:description>Petct'nin en ayaygın kullanım alanı Dünya da ve Türkiye de kanser hastalıklarıdır.Kanser şüphesi olan kitlelerde biyopsi yapılmamış veya yapılamayan kitlelerin metabolik olarak değerlendirilmesinde yani kanser olma olasılıklarının incelenmesinde kanser teşhisi almış olan hastalarda tedavi planlaması amacıyla kanser yayılımının hastalık yayılımının değerlendirilmesinde yani tıbbi dille evrelemede kanser tanısı almış ve operasyon gibi radyoterapi kemoterapi gibi değişik tedaviler uygulanmış hastalarda tedavi etkinliğinin incelenmesinde hastalığın tedaviye olan yanıtının incelenmesinde ve bu hastaların uzun süreli takiplerinde herhangi bir nüks olup olmadığının incelenmesinde petct çok sıklıkla kullanılmaktadır.Ayrıca nörolojide ve kardiyolojide özellikle epileptik hastalarda kardiyolojide bypass cerrahisinden fayda görebileceğine inanılan bypassa aday olup olmadıklarının incelenmesinde son yıllarda çığır açan oldukça iyi bir yöntemdir. </video:description>
<video:view_count>553</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/PET-CTnin-Zararlari-Var-midir--14.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/omur-carikci/pet-ctnin-zarari-var-midir-05.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102710552029910.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>PET/CT'nin Zararları Var mıdır?</video:title>
<video:description>Petct'de kullanılan radyoaktif madde flor 18 ile işaretlenmiş glikozdur.Glikoz bildiğimiz şeker olduğu için vücuda herhangi bir şekilde yabancı bir madde değildir.Ve dolayısıyla hiç bir yan etkisi yoktur.Radyoaktif flor 18'in ise Dünya çapında bildirilmiş bir yan etkisi bulunmamakta.Petct sırasında aynı anda bilgisayarlı tomografi çekimi elde edilmekte ve bu bilgisayarlı tomografi çekimi normal tanısal tomografilerden farklı bir yöntem.Petct sırasında çekilen bilgisayarlı tomografi çok düşük dozda sadece Positron emission tomografisinde yani pet görüntülerinde ki elde edilen imajların organ lokalizasyonunu belirlemede kullanılan tanısal amaçlı olmayan düşük doz bir tomografi yöntemi olduğu için oldukça düşük miktarda radyasyon alınmakta.Doktor kontrolünde ve belli sıklıklarla yapıldığı müddetçe petct'nin yarar zarar oranıda değerlendirildiğinde hastaya zararı yoktur aksine faydası vardır.</video:description>
<video:view_count>2871</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Pet-ct-Incelemesi-Nasil-yapilir--17.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/omur-carikci/pet-ct-incelemesi-nasil-yapilir-08.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102711022429911.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Pet ct İncelemesi Nasıl yapılır?</video:title>
<video:description>Petct'nin randevusu için hasta başvurduktan sonra kanşekeri ölçülür.Kan şekerinin 200mg/dl'nin altında olduğu tespit edildikten sonra bu işlem için hazırlanmış özel odalara alınır ve damar yoluyla küçük miktarda radyoaktşf madde enjekte edilir.Bu radyoaktif madde enjekte edildikten sonra kendisi için hazırlanmış olan oda da hastanın tek başına sakin sessizce konuşmadan mümkün olduğunca az hareket ederek dinlenmesi petct'nin görüntü kalitesi açısından oldukça önemli bir noktadır.Hastanın bu şekilde sessizce ve hareketsizce dinlenmesi petct görüntü kalitesinin iyi olmasını sağlar.Gerekli süre tamamlandıktan sonra yaklaşık 1 ile 1,5 saat içerisinde hasta görüntüleme işlemine alınır.Görüntüleme işlemi hastanın boyuna ya da görüntülenecek organ alanına göre değişmekle birlikte 12 ile 30 dakika arasındadır.Hastanın bu süre içerisinde hareketsizce normal nefes alıp vererek ve mümkün olduğunca sakin bir şekilde yatması gerekmektedir.Kapalı alan korkusu olan hastalarda yada ağrı gibi sebeplerle uzun süre hareketsiz kalamayan sırtüstü yatamayan hastalarda anestezi uygulanabilir. Görüntüleme işlemi bittikten sonra görüntüler değişik rekonstrüksiyon işlemlerinden sonra değerlendirilmeye alınır ve hastanın raporlama süreci başlar.Hastanın görüntüleme işlemi bittikten sonra görüntüleri doktor tarafından değerlendirilir.Ve bazı hastalarda bazı durumlarda ek görüntüler elde edilebilir.Hastanın kurumda kalış süresi maksimum 3 ile 3,5 saattir.</video:description>
<video:view_count>1064</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/PET-CT-Goruntuleme-Yapilan-Kisilerde-Bir-Sorun-Olusur-mu--510.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/omur-carikci/pet-ct-goruntuleme-yapilan-kisilerde-bir-sorun-olusturur-mu-09.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102711533429911.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>PET/CT Görüntüleme Yapılan Kişilerde Bir Sorun Oluşur mu?</video:title>
<video:description>Pet/ Ct işlemi sırasında verilen radyoaktif madde çok hızla vücuttan böbrekler yoluyla atılır. Hastanın kuruma geliş süresinden itibaren çekim işlemi bitene kadar, vücudundaki radyoaktif madde hızla atıldığı için normalde işlem bittikten sonra topluma karışma dozuna ulaştığı söylenir. Ancak bu doz yine de hamile bayan ve küçük çocuklara zararlı bir dozdur. Dolayısıyla hasta Pet/ Ct işlemi sonrasında normal günlük hayatına dönebilir. Herhangi bir şekilde herhangi bir rahatsızlık hissetmez. Ancak işlemden sonra ilk 4 ile 5 saat süresince etrafında hamile bayan ve küçük çocuk mevcut ise onlardan uzak durması beklenir. O da tamamıyla radyasyondan korunma çerçevesinde hastadan beklenen bir işlemdir. Pet/ Ct öncesinde hasta uzun süre aç kaldığı için, Pet/ Ct işlemi sonrasında yemek yese bile gün içerisinde dikkat dağınıklığı olabilir. Dolayısıyla o gün içerisinde dikkat gerektiren işler yapmaması beklenir. Ama normal günlük yaşamına hasta geri dönebilir.</video:description>
<video:view_count>1085</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Norovizyon-Tedavisi-Nedir--511.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/aylin-kilic/goz-kaymasi/norovizyon-tedavisi-nedir-07.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102712123429912.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Nörovizyon Tedavisi Nedir?</video:title>
<video:description>On yaştan sonra kapama tedavisinin göz tembelliğindeki etkisi ortadan kalkıyor. On ile elli yaş arasında göz tembelliği olan kişilerde alternatif yeni bir tedavimiz var. Ortalama bir buçuk iki yıldır uygulamaktayız bu tedaviyi eğer kişide göz kayması yok ise daha öncedende yokTU ve cerrahi geçirmemişse , görme oranı belli bir oranın üstündeyse norovizyon diye yeni bir tedavi yöntemimiz var bunu uygulamaktayız. Norovizyon bilgisayar ve internet ağı ile uygulanabilen beynin gördürücü hücrelerini aktive etme amaçlı ve belli periodlarla tekrarlanarak yapıldığında yüzde yetmişe kadar görme artışının oluşabildiği bir tedavi şekli dolayısıyla on ile elli yaş arasında göz tembelliği hastalarında norovizyon tedavisinden faydalanmaktayız.</video:description>
<video:view_count>1354</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Ikinci-Duzey-Sonografi-Yontemi-Icin-Gebeligin-Kacinci-Ayi-Uygundur--512.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ahmet-murat-goksu/10-ikinci-duzey-sonografi-yontemi-icin-gebeligin-kacinci-ayi-uygundur.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102712255529912.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>İkinci Düzey Sonografi Yöntemi İçin Gebeliğin Kaçıncı Ayı Uygundur?</video:title>
<video:description>İkinci düzey sonografi gebeliğin 20- 25. haftaları arasında yapılmalıdır. İkinci düzey dört boyutlu sonografi için en uygun zaman 26 ile 30. haftalar arasıdır. Aslında ikinci düzey dört boyutlu sonografi 20. haftadan sonra rahatlıkla yapılabilmektedir. Ancak en güzel görüntüler 26 ile 30. haftalar arasında elde edilmektedir. İkinci düzey dört boyutlu ultrasonografi için özel bir hazırlığa gerek yoktur. Sadece muayeneye gelmeden önce annenin, meyve suyu içip, biraz yürüyüş yapması yeterli olacaktır. Böylelikle muayene sırasında, anne karnındaki bebek daha canlı ve hareketli olacağından, daha güzel görüntüler hem tıbbi açıdan, hem de estetik açıdan elde edilecektir. </video:description>
<video:view_count>621</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Dis-Plagi-Nedir--513.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ozgur-onder/dis-plagi/dis-plagi-nedir-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102713003929913.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Diş Plağı Nedir?</video:title>
<video:description>Yemeklerden sonra biriken yiyecek artıklarının temizlenememesi sonucu ağızımızdaki bakteri florasıyla beraber kalan yiyecek artıklarının kalsifi olmuş haline diş plağı denir.Diş plakları özellikle fırçalamamaya bağlı olarak gelişir veya fırçalanamayan bölgelerde.Benim ağzım diş plağı çok üretiyor gibi sorular var bunun durup dururken oluşması mümkün değildir mutlaka ağzın temizlenememesiyle ve kalan yiyecek artıklarıyla alakası vardır. Yemeklerden sonra özellikle ilk yarım saat içinde fırçalamadığımızda veya fırçalasakta ulaşamadığımız bölgelerde yiyecek artıklarıyla beraber bakterilerin çökmesiyle meydana gelir.</video:description>
<video:view_count>639</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Dis-Plagi-Nasil-Temizlenir--514.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ozgur-onder/dis-plagi/dis-plagi-nasil-temizlenir-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102713264929913.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Diş Plağı Nasıl Temizlenir?</video:title>
<video:description>Diş plakları ilk önce hastanın kendisinin temizlemesi gereken bir yapıdır.Çünkü yemeklerden sonra ilk 20-25 dakika içerisinde oluşmaya başlamaktadır.Bu saffada çok yumuşaktır.Biz ilk yarım saat içerisinde yemekten sonra dişlerimizi fırçalarsak oluşmuş başlangıç plağı temizlemiş oluruz.Ama böyle olmayıp aradan zaman geçip hastamızın fırçalamasına rağmen sertleşmiş , yoğunlaşmış diş plakları diş hekimleri tarafından temizlenmektedir.Bu işlem iki şekilde yapılabilir el aletleri kullandığımız ,her hangi bir elektrikli cihazı kullanmadan yaptığımız temizliktir yada kavitron cihazı denilen sesten hızlı titreşimli, ucundan su gelen , hızla titreşim yapan aletlerle diş yüzeyindeki plaklar uzaklaştırılır.Aslında birnevi yüzeye yapışmış plaklar kazınır.Bu yöntem diş hekimi tarafından mutalaka yapılmalıdır.</video:description>
<video:view_count>939</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Dis-Plagi-Temizlenmezse-Ne-Gibi-Sorunlar-Olusur--515.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ozgur-onder/dis-plagi/dis-plagi-temizlenmezse-ne-gibi-sorunlar-olusur-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102713341229913.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Diş Plağı Temizlenmezse Ne Gibi Sorunlar Oluşur?</video:title>
<video:description>Diş plaklarının temizlenmemesi uzun dönemde çok ciddi diş kayıpları ve hastalığa sebep olur.Diş taşlarının uzun dönem temizlenmeden ağızda kalması ,dişimizi sarmakta olan kemik , periodontal lifler , bağ doku gibi dokularda enfeksiyona sebep olacağından ,bu enfeksiyonun sonucunda dişimizde çürük dahi olmasa bile etrafındaki dokuların erimesinden dolayı diş kaybına sebep olur.Dişlerimizin sağlıklı bir yapı içerisinde olması için diş etrafında birleşen bakteri plaklarının temizlenmesi gerekmektedir.Temizlenmediği takdirde basit diş iltihabından ileri derecede diş iltihabına seyreden bir süreçle hastalarımız karşı karşıya kalır.Özellikle kırklı yaşlara gelindiğinde ailedende yatkınlık yani genetik olarak bir aktarım varsa bu plaklar sonucunda diş etlerini saran dokular parçalanmaya yok olmaya başlayacaktır. İlk bulgusuda diş eti kanamasıdır ağızda kötü tat ve kötü kokudur, bunlar ileri derecede diş hastalığının belirtisidir.Plaklar ortadan kaldırıldığında eğer çok ileri safhada değilse hastalık diş etleri çok kısa sürede toparlanır.</video:description>
<video:view_count>466</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Dis-Fircalamak-Dis-Plaginin-Olusmasini-Engellemek-Icin-Yeterli-midir--516.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ozgur-onder/dis-plagi/dis-fircalamak-dis-plaginin-olusmasini-engellemek-icin-yeterli-midir-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102713364029913.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Diş Fırçalamak Diş Plağının Oluşmasını Engellemek İçin Yeterli midir?</video:title>
<video:description>Diş fırçalamak diş plaklarının önlenmesi için birinci önceliktir. Sabahları kahvaltıdan sonra, geceleri yatmadan önce hekiminizin size anlatacağı şekilde iyi bir fırçalama yapıldığında diş plağını kesinlikle önlersiniz. Ben fırçalıyorum ama diş plağını önleyemiyorum diyen vakalarda baktığımızda diş fırçalamayı yanlış yaptıkları görülüyor. Onlara biz nasıl fırçalaması gerektiğini anlattığımızda onlarında konsantre olup bunu uyguladıklarında diş plağı vakalarının minimuma indiğini, bazılarında hiç oluşmadığını görmekteyiz. Ancak fırçalamaya rağmen tükürük akışındaki değişkenlikler, hastalarımızın yemek alışkanlıkları, işte karbonhidrat ağırlıklı beslenmeleri, lifli yiyecek hiç kullanmamaları, fırçalamalarına rağmen bazı ulaşamayacakları bölgelerde yine plak oluşumu olacaktır. 6 aylık 1 yıllık diş hekimi kontrollerinde, diş hekiminin bunları temizlemesiyle, hastamızın düzgün fırçalamasıyla bu sorun ortadan kalkacaktır.</video:description>
<video:view_count>485</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Dis-Plagi-Olusumunu-Engellemek-icin-Nasil-Beslenmek-Gerekir--517.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ozgur-onder/dis-plagi/dis-plagi-olusumunu-engellemek-icin-nasil-beslenmek-gerekir-05.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102713394029913.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Diş Plağı Oluşumunu Engellemek için Nasıl Beslenmek Gerekir?</video:title>
<video:description>Mutlaka lifli yiyeceklerle beslenmeliyiz. Örneğin elmayı ısırarak yemeliyiz , havuç gibi yeşil sebzeler ve lifli yiyecekler yediğimizde arayüz bölgelerinde temizlendiği bir ferahlık hissi yolladığı görülecektir.Ama en çok tavsiye ettiğimiz şey elma ve benzeri meyvelerin , havuç ve benzeri sebzelerin ısırılarak yani küçük dilimler halinde değil koparılarak yenmesidir bu sayede hastalarımız birnebzede olsa diş eti problemlerinden kurtulacaktır.Bu yiyecekler plak birikimini önleyecektir.Ancak karbonhidratlı yiyecekler bisküvi , şeker , ekmek , unlu mamüller diş yüzünden yoğun plaka oluşumuna sebep olduğundan yenildikten sonra kısa sürede dişi fırçalamayız yada bu ürünlerden biraz uzak durmalıyız bunlar aynı zamanda diş eti problemi yarattığı gibi diş çürüklerinide arttırmakta çünkü ağızın asidik ortamı karbonhidaratlı yiyeceklerle artmaktadır.Lifli yiyeceklerle daha basic bir ortam sağlanacağından dolayı hem mekanik olarak hem de asitik ortamı düşeceğinden dolayı kimyasal olarak hastalarımız güven içinde olur.</video:description>
<video:view_count>421</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Meme-Kanseri-nedir--518.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/murat-kalemoglu/meme-kanseri/01-meme-kanseri-nedir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102713553529913.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Meme Kanseri nedir?</video:title>
<video:description>Meme kanseri kadınların en sıklıkla şikayetçi oldukları kanser türünü teşkil etmektedir. Özellikle genç yaş hastalarda birinci ölüm nedenini teşkil eder. Meme, süt bezleri ve süt kanallarından oluşmaktadır. Meme kanseri de gerek süt bezlerini, gerek süt kanallarını döşeyen hücrelerin kontrolden çıkarak aşırı çoğalmasıyla oluşan ve daha uzaktaki organlara da yayılıp, orda da gelişmelerine devam eden bir kanser türüdür. Bu hastalıkta en fazla gördüğümüz unsur memede kitledir. Ağrılı olup olmaması meme kanseriyle ilgili ayırıcı bir tanıda olmamızı gerektirmez. Kitlenin oluş zamanı, büyümesi bizi en çok yönlendiren bu konudaki unsurdur. Yaş ilerledikçe meme kanserinin sıklığı da artmaktadır. 70 yaş ve üstü grupta maalesef, her sekiz kadından biri meme kanseriyle karşılaşmaktadır. İleri yaş gruplarında, özellikle 70 yaş ve üstü gruplarda meme kanserini daha sık izliyoruz. Oran olarak vermek gerekirse, her 8-10 kadından birinde bu yaş gruplarında, meme kanseri olma sıklığı mevcuttur. Bu meme kanserinin oluşmasında, ileri yaşın haricinde erken yaşta adet görme, ileri yaşlarda doğum yapma, keza ailesel olarak anne, teyze anneanne, 1. ve 2. derece yakınlarında meme kanseri olması meme kanseri riskini arttıran unsurlardandır.</video:description>
<video:view_count>653</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Meme-Kanserinin-Belirtileri-nelerdir--520.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/murat-kalemoglu/meme-kanseri/03-meme-kanserinin-belirtileri-nelerdir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102713595729913.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Meme Kanserinin Belirtileri nelerdir?</video:title>
<video:description>Meme başındaki çekintiler bir meme kanseri bulgusu yine olabilir. Keza meme başında akıntı olması, bu akıntının spontan yani kendiliğinden olması, keza tek taraflı memeden gelmesi, fark ediliyorsa tek bir meme kanalından gelmesi yine meme kanserinin bir bulgusu olabilir. Her meme kanseri kanlı olacak diye bir şart yoktur. Berrak meme başı akıntılarında da yine incelemeler yapılması gerekmektedir. Her memede ele gelen kitle de meme kanseri bulgusu değildir. Bu gelen kitlenin hızlı büyüyor olması, düzensiz yapıda olması, kitlenin etrafa yapışık olması, ciltte çekinti yaratmış olması meme kanseri yönünden anlamlı olabilir. </video:description>
<video:view_count>1097</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Meme-Kanserinin-Kontrolu-Nasil-yapilir--519.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/murat-kalemoglu/meme-kanseri/02-meme-kanserinin-kontrolu-nasil-yapilir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102714024529914.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Meme Kanserinin Kontrolü Nasıl yapılır?</video:title>
<video:description>Meme kanserinin kontrolü öncelikle kişinin kendi kendini muayenesi ile yapılır. Bundaki en önemli unsur kendi kendine muayenenin yapılacağı tarihtir. Üretken çağdaki kadınların adetlerinin 5 ile 7. günleri kendi kendine muayene için en uygun zamandır.bu zamanda memede şişkinlikler ve ödem daha az olduğu için, daha doğru muayene sonucunun kendilerine verecektir. Kendi kendine meme muayenesini yaparken bayan, öncelikle ışıktan zengin bir ortamda, bir ayna karşısında ayakta durur. Daha sonra ise ayna karşısında ellerini yukarıya kaldırır. Bu esnada her iki memesinde, cildinde oluşacak şişkinlikler keza cildinde oluşacak çöküntüler çok önemlidir. Cildindeki kızarıklıklar, meme başındaki çekintiler, meme başının farklı yönlerde olması keza meme derisinde portakal tarzında görünüm, meme başı ve cildindeki kalınlıklar ve kuruluklar meme kanseri belirteci olacağı için önemlidir. Sadece görüşle bile meme kanseri tanısını bu şekliyle kişi bir ön tanı olarak koyabilir. İlave olarak öne doğru eğilerek yine memedeki çekintiler, memedeki kitleyi bize bir ön bilgi olarak uyarabilir. Yine ayakta olarak ya da yatarak tercih ediyorsa muayene ettiği tarafın kürek kemiğinin altına yastık koyarak, muayene etmediği tarafın eliyle 2. 3. ve 4. parmaklarla, yani daha anlaşılır bir şekilde, sağ memeyi muayene diyorsa sağ kürek kemiğinin altına yastık koyup, sol elinin 2, 3 ve 4. parmaklarıyla dairesel hareketler yaparak, memeyi en dışından meme başına kadar kontrol etmesi ve kitle araştırmasını öneriyoruz. Keza aynı işlem diğer meme içinde yapılacaktır. Bunu her gün değil, ayda bir kez yapılması uygun olacaktır. Diğer türlü kitlelerin büyüyüp büyümediği konusunda bir fikir sahibi olmayacaktır. </video:description>
<video:view_count>1072</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Meme-Kanserinin-Evreleri-nelerdir--521.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/murat-kalemoglu/meme-kanseri/04-meme-kanserinin-evreleri-nelerdir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102714055329914.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Meme Kanserinin Evreleri nelerdir?</video:title>
<video:description>Meme kanserinin evreleri dört grupta ele alınır. Bu evreleme öncelikle tümörün kendi yapısına, tümörün lenf bezleri üzerinde yaptığı yayılıma ve tümörün diğer uzak organlara yaptığı yayılımla, doğru orantılı olarak hesaplanır. Tümör 2 cm&#8217;den küçük ise ve koltuk altı lenf bezlerinde herhangi bir yayılımı yok ise biz buna &#8220;evre 1&#8221; diyoruz. &#8220;TNM&#8221; sınıflandırmasında meme kanserinin evrelendirmesi metodu vardır. Bu &#8220;TNM&#8221; sınıflandırmasına göre meme kanseri sınıflandırması yapıyoruz &#8220;Evre 1&#8221; kanserlerde bu dediğim şartlarda 2 cm&#8217;den küçük, koltuk altı yayılımı olmayan tümörlerde meme koruyucu cerrahi yapılabilmekte ve hastanın tedavi sonrası yaşam süresi çok iyi sonuçlar vermektedir. &#8220;Evre 2&#8221; de ise &#8220;Evre 1&#8221;deki 2 cm&#8217;lik kitle boyutumuz aynı şekilde kalmakla beraber koltuk altı lenf bezine yayılımın olması durumu veya 2 cm, 5 cm&#8217;e kadar bir kitleye kadar çıkıp, ama koltuk altı lenf bezine yayılımı olmaması durumunda &#8220;Evre 2&#8221; diyoruz. &#8220;Evre 2&#8221; kanserlerde de yine memenin tümü alınması yerine meme koruyucu cerrahi teknikleri uygulanabilmektedir. Yine sonuçlar son derece iyidir. &#8220;Evre 3&#8221; meme kanseri ise, tümörün 2cm veya 5 cm olması değil, hem koltuk altı lenflerinde veya meme göğüs kemiği kenarındaki lenf bezlerinde yaygınlıkla eşdeğerdir. 5 cm&#8217;den büyük de olan tümörlerdir. Bunlarda daha ileri meme koruyucu cerrahi, meme cerrahisi ya da diğer sistemik tedavilerin uygulanması gerekmektedir. Keza son evremiz olan &#8220;Evre 4&#8221; de ise meme tümörünün boyutu veya lenf yaygınlığının derecesi çok önemli olmayıp, uzak organlarda yani karaciğer, akciğer, kemik, beyin metastazlarının olması durumunda ifade ettiğimiz evredir. Meme kanserinin en ileri evresidir. </video:description>
<video:view_count>1381</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Implant-Uygulamasi-Nedir--522.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ozgur-onder/implant-uygulamasi/implant-uygulamasi-nedir-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102714073529914.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>İmplant Uygulaması Nedir?</video:title>
<video:description>İmplant uygulaması eksilmiş olan bir dişin yerine suni olan bir dişin yerleştirilmesidir. Bu nasıl olur? Eksilmiş dişin yerinde kalan kemiğin içerisine titanyum malzemesinden yapılmış olan bir kökün cerrahi olarak yerleştirilmesidir. Böylelikle dişini kaybetmiş olan bir hastanın, bu tüm dişlerini kaybetmiş de olabilir, tek bir diş eksiği de olabilir. Eksilen dişinin yerinde kalan kemiği içerisine belli boyutlarda ve belli bir çapta titanyum bir vidanın yerleştirilmesidir. Halk arasında buna şimdi Titanyum İmplant dedik ama vida, çivi tabirleri de kullanılmaktadır. Diş çivisi çakıyor musunuz? Diş vidası uyguluyor musunuz? Gibi sorular gelmekte. Doğru adı İmplant. Bir malzemeyi vücudun herhangi bir yerine uyulmamaya İmplant deniyor. Bu dental İmplanttır.yani eksilen dişin yerine yeni bir organ oluşturmaktır. Suni bir yapıdır. Uygun şartlar, uygun kemik varsa eğer herkese, her yaşta uygulanabilir.</video:description>
<video:view_count>673</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Meme-Kanserinin-Tedavisi-Nasil-Olur--523.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/murat-kalemoglu/meme-kanseri/05-meme-kanserinin-tedavisi-nasil-olur.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102714085629914.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Meme Kanserinin Tedavisi Nasıl Olur?</video:title>
<video:description>Meme kanseri tedavisini iki grupta ele alabiliriz. Birincisi lokal tedavilerdir. Lokal tedavilerden kasıt, memenin cerrahi tedavisini ve memenin radyoterapisini içermektedir. Cerrahi tedavide, erken saptanan tüm meme kanserlerinde, &#8220;Evre 1&#8221; ve &#8220;Eve 2&#8221; meme kanserlerinde, günümüzde meme koruyucu cerrahi yapılmaktadır. Meme koruyucu cerrahiye ilave olarak gerekirse memeden alınan dokunun patolojik sonucuna göre hormonal tedavi ilave edilebilmektedir. Bunun dışında radyoterapi de yapılmaktadır. Sistemik tedavi dediğimiz 2. grup ise tüm vücuda yönelik bir tedaviyi içermektedir. Bu da az evvel meme koruyucu cerrahide söylediğimiz hormonal tedaviyi içermektedir. Bunun dışında kemoterapi tedavisini de içermektedir. Sistemik tedavi unsuru olan hormonal terapi, cerrahi sonrası alınan dokunun patolojik incelemesi sonrası hormon reseptörü pozitif gelen hastalarda kullanılır ve oldukça yüz güldürücü sonuçlar alınmaktadır. Keza uzak metastaz olan gerek koltuk altı gerek meme kemiği yanındaki lenf bezleri, gerekse akciğer, karaciğer, kemik gibi yaygın metastaz odaklarında kemoterapi tedavisini uygulamaktayız. </video:description>
<video:view_count>775</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Implant-Uygulamasi-Hangi-Durumlarda-Yapilir--524.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ozgur-onder/implant-uygulamasi/implant-uygulamasi-hangi-durumlarda-yapilir-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102714104129914.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>İmplant Uygulaması Hangi Durumlarda Yapılır?</video:title>
<video:description>Dental İmplant uygulaması diş eksikliği olan tüm vakalarda uygulanabilir. Dişlerini çeşitli sebeplerden kaybetmiş, çürüğe bağlı kaybetmiş tedavi edilemeyen bir diş, kırığa travmaya bağlı kırıklar yüzünden dişini kaybetmişlerde, diş eti problemi veya yaşlılığa bağlı olarak dişlerinin bir kısmını veya tamamını kaybetmiş herkeste İmplant uygulanabilir.</video:description>
<video:view_count>393</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Meme-Kanseri-Olan-Bir-Hastanin-Dikkat-Etmesi-Gereken-Konular-Nelerdir--525.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/murat-kalemoglu/meme-kanseri/06-meme-kanseri-olan-bir-hastanin-dikkat-etmesi-gereken-konular-nelerdir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102714122529914.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Meme Kanseri Olan Bir Hastanın Dikkat Etmesi Gereken Konular Nelerdir?</video:title>
<video:description>Meme kanseri tanısı konulmuş bir hasta öncelikle psikolojik yönden desteklenmelidir. Bu nedenle meme hastalığı tedavisi sadece genel cerrahların değil, onkologların, radyasyon onkologların, plastik cerrahların ve bir psikologun denetiminde yapılması daha uygun olacaktır. Meme kanseri olduğu tanı olarak kesinleşmiş hastalar mümkün olduğunca alkol ve sigaradan uzak durmaları yerinde olacaktır. Bunun dışında dengeli bir şekilde beslemeleri, sebze ve meyve ağırlıklı diyetlere öncelik vermeleri yerinde olur. Keza kendisine konan tanıya göre bir patolojik sonuçta hormon reseptörünün olup olmaması, yaygınlığın olup olmaması, daman invazyonunun olup olmaması, gibi durumlara karşı kendi doktorunca bir tedavi planlanacaktır. Bu tedavi planı cerrahi, radyoterapi, kemoterapi veya hormona terapinin bir ya da bir kaçını içeren kombinasyonlarla da olabilecektir. Kişi tanı konduktan sonra doktorunun düzenleyeceği ileri tetkik ve tedavi unsurlarını zamanında yerine getirmesi uygun olacaktır. </video:description>
<video:view_count>965</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Meme-Kanseri-Ameliyatinda-Kesin-Basari-Saglanabilir-mi--526.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/murat-kalemoglu/meme-kanseri/07-meme-kanseri-ameliyatinda-kesin-basari-saglanabilir-mi.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102714165129914.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Meme Kanseri Ameliyatında Kesin Başarı Sağlanabilir mi?</video:title>
<video:description>Meme kanseri hastalarının ameliyatlarında erken tanının önemi büyüktür. Erken evrede yakalanan meme kanseri olguları ameliyatla tam kür olabilmektedir. Biz beş yıllık yaşam süresini ele almaktayız. Beş yıllık yaşam süresi erken saptanan meme kanserlerinde ameliyat ve sonra gerekirse radyoterapi ve diğer hormonal terapi gibi diğer tedavi unsurlarının eklenmesiyle kesin tedavi mümkün olabilmektedir. Ancak vaktinde yakalanamayan ve ileri derecede metastaz yapmış olgularda ya da yapılan tedavilere tam yanıt vermeyen hastalarda maalesef bu oran düşmektedir. Bunu gösteren en büyük kriter ise tümörün büyüklüğü ve tümörün yaygınlığı, uzak organ metastazlarının varlığı önemlidir. Keza tümöral dokunun hormon reseptörlerini içermesi, keza büyüme faktörleri reseptörlerinin olup olmaması tedaviye verilecek yanıtı da gösteren unsurlardandır. Hastanın yaşı da yine tedaviye vereceği cevapta yine önemli faktörlerden biridir. Tümörün çoğalma kapasitesi, iki misli büyüme kapasitesi yine tedavide alacağımız yanıtı gösteren kriterlerden biri olmaktadır.</video:description>
<video:view_count>727</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Meme-Kanseri-Ameliyatinin-Riskleri-Var-midir--527.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/murat-kalemoglu/meme-kanseri/08-meme-kanseri-ameliyatinin-riskleri-var-midir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102714200629914.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Meme Kanseri Ameliyatının Riskleri Var mıdır?</video:title>
<video:description>Meme kanseri ameliyatı, her ameliyat gibi riskleri mevcuttur. Ancak bu riskler hastalığın kendisiyle karşılaştırıldığında son derece önemsiz kalmaktadır. Meme kanseri ameliyatlarından sonra oluşabilecek risklerin başında meme yerinin enfeksiyonu gelmektedir. Bu da daha titiz bir çalışma ve antibiyotik profilatisiyle önlenebiliniz riskler arasındadır. Keza meme koruyucu cerrahi değil de memenin tümü alındıysa meme ameliyatı yerinde, bir su birikintisi, biz buna &#8220;seroma&#8221; adını veriyoruz., oluşabilmektedir. Bu da yine 3-5 gün sonra bir enjektör yardımıyla çekilerek kolayca tedavi edilebilecek bir risktir, bir komplikasyondur. Bunların dışında eğer koltuk altına yönelik bir müdahale yapıldıysa, koltuk altı lenf bezlerini temizleme tarzında yine ameliyata ilaveten bir işlem yapıldıysa buna bağlı yan etkiler ve komplikasyonlar oluşabilmektedir. Bunlar ise kolda ödem, kolda şişkinlik, o taraf kolda keza sıcaklıklara daha hassa olma, o taraf kolda uyuşmalar, keza o taraf toplardamarlarda enfeksiyonlar tarzında etkisini gösterebilmektedir. Bunun dışında sinir harabiyetlerine bağlı olarak, o taraf kürek kemiğinde öne doğru kalkmalar izlenebilmektedir. Bunun dışında hasta o taraf kolunu kullanmazsa, o taraf kolunu kullanmaktan kaçınır ise kireçlenmeler oluşmakta, bu omuzdaki kireçlenmelere bağlı donmuş omuz dediğimiz ve fizik tedavi gerektirebilen diğer komplikasyonlar meydana gelmektedir. </video:description>
<video:view_count>851</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Meme-Kanseri-Ameliyatindan-Sonra-Hasta-Nelere-Dikkat-Etmelidir--528.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/murat-kalemoglu/meme-kanseri/09-meme-kanseri-ameliyatindan-sonra-hasta-nelere-dikkat-etmelidir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102714273129914.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Meme Kanseri Ameliyatından Sonra Hasta Nelere Dikkat Etmelidir?</video:title>
<video:description>Burada olunan işlemin türü önemlidir. Basit bir meme biyopsisi ise hastanın dikkat edeceği her hangi bir unsur bulunmamaktadır. Ancak meme koruyucu bir ameliyat değil, koltuk altını da içeren ve memenin alınmasını içeren bir ameliyat kişi olduysa, özellikle koltuk altındaki lenf bezlerinin alınmasına bağlı olarak oradaki lenf bezi dolaşımı bozulacaktır. Buna bağlı olarak o kolda bir ödem oluşacak, o kolda şişmeler oluşacaktır. Bunu önlemek için hastaya öğrettiğimiz kol egzersizlerini yapması gerekmektedir. Eğer bu kol egzersizlerini yapmakta biraz imtina ederse, hem kolda ödem oluşacak, hem de omuzda meydana gelen kireçlenmeye bağlı olarak &#8220;donmuş omuz sendromu&#8221; adını verdiğimiz klinik tabloyla karşı karşıya gelecektir. Hasta kol hareketlerini yapmakta hiçbir şekilde sakınca duymaksızın devam etmelidir. Bunun dışında o taraf kolda, ameliyat olan taraf koldan kan alınması, o taraftan tansiyon ölçülmesi çok doğru olmayacaktır. Keza o taraftan serum da takılmamasını biz önermekteyiz. O taraf kolun lenf damarları, lenf bezelerinin bir kısmı alındığı için enfeksiyona da daha yatkın olacaktır. O tarafla günlük işlevlerin çok yapılmaması, özellikle manikür yaparken veya bir başka işlem yaparken enfeksiyona zemin hazırlayacak işlemlerden uzak durulması yerinde olur. Keza o taraf kol aşırı sıcak ve aşırı soğuktan da uzak tutulmalıdır. Tüm bunlara dikkat edildiği takdirde meme ameliyatının, hastanın kendisine ameliyat sonrası dönemde bir konforsuzluk vermeyecektir.</video:description>
<video:view_count>1238</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Meme-Kanseri-Ameliyatindan-Sonra-Hastalik-Tekrarlar-mi--529.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/murat-kalemoglu/meme-kanseri/10-meme-kanseri-ameliyatindan-sonra-hastalik-tekrarlar-mi.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102714312829914.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Meme Kanseri Ameliyatından Sonra Hastalık Tekrarlar mı?</video:title>
<video:description>Meme kanserinin ameliyattan sonra tekrarlama olasılığı maalesef vardır. Bu özellikle tümörün hormonal reseptörlerine, tümörün büyüklüğüne, tümörün lenf bezlerine yapmış olduğu yayılıma, tümörün karaciğer, akciğer, beyin, kemik gibi uzak organlara yapmış olduğu metastaza tümörün &#8220;Gurowtf Epidermal Faktör&#8221; dediğimiz Herneünün Gen expresyonunun olup olmamasına göre değişkenlikler gösterir. Keza hastanın yaşı da gene bunda önemli faktörlerdendir. Erken evrede yakalanan meme kanserleri yapılacak cerrahi, sonra gerekiyorsa yapılacak radyoterapi veya yapılacak hormona terapi tedavilerinden sonra 5 yıllık yaşam süreleri bakımından oldukça şanslıdırlar ve bunlardan genelde bir tekrarlama beklemeyiz. Ancak saptanma zamanı gecikmiş, uzak organ metastazları olmuş hastalarda ameliyat sonrası dönemlerde nüks oranları maalesef mevcuttur. Tüm bunlardan kaçınmak için hastaların kendi kendini muayene etme, gerekiyorsa 40 yaş sonrasında özellikle önerdiğim mamografi ve meme ultrasonu tarama tetkiklerini yaptırması, 40 yaş öncesi yaşlarda ise kendi kendini muayene ve gerekiyorsa meme ultrasonu ve yine gerekiyorsa, sonuçlara göre Meme MR&#8217;ı tetkiklerine yapılarak kendilerini kontrol ettirmelerinde fayda görüyorum. Bütün tarama tetkiklerinde gerek meme ultrasonu, mamografi olsun gerek meme MR&#8217;ı olsun, bunların yapılması için mutlaka uzman bir hekim muayenesinden sonra karar verilmesi esas olmalıdır. </video:description>
<video:view_count>1597</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Bu-Yontemle-Dogumsal-Sakatliklar-Anlasilabilir-mi--530.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ahmet-murat-goksu/08-bu-yontemle-dogumsal-sakatliklar-anlasilabilir-mi.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102714590129914.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Bu Yöntemle Doğumsal Sakatlıklar Anlaşılabilir mi?</video:title>
<video:description>İkinci düzey dört boyutlu renkli sonografiyle, anne karnındaki bebeğin beynindeki gelişimsel bozukluklara, omurga açıklıklarına, karın duvarının kapanmamasına, yarık dudak, yarık damak gibi anormalliklere, ciddi kalp anormalliklerine, el, ayak ve cinsel organlarda oluşabilecek gelişimsel bozukluklara, özellikle karın bölgesinde karaciğer, böbrek, mide, bağırsaklar gibi iç organlarda, oluşabilecek gelişimsel bozukluklara tanı koyulabilmektedir. </video:description>
<video:view_count>561</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Bu-Yontemin-Ustunlukleri-Nelerdir--531.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ahmet-murat-goksu/09-bu-yontemin-ustunlukleri-nelerdir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102715021929915.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Bu Yöntemin Üstünlükleri Nelerdir?</video:title>
<video:description>İkinci düzey dört boyutlu renkli ultrasonografiyle, yarık dudak, yarık damak, el ve ayaklardaki parmak fazlalıkları ya da eksiklikleri, kafatası anormallikleri, omurga açıklığı, gibi anormalliklere daha kolay ve daha ayrıntılı bir şekilde tanı koyulabilmektedir. Ayrıca bu yöntemle aile, şayet bebeğinde bir anormallik varsa, bunu daha kolay kavrayabilmektedir, daha iyi anlayabilmektedir. Yine İkinci düzey dört boyutlu renkli sonografiyle, anne ve bebek arasında daha kuvvetli bir duygusal bağ oluşmakta ve bazı yayınlarda bu, &#8220;güven tazeleyici muayene&#8221; olarak adlandırılmaktadır. Yani anne ve aile bebeklerinin sağlığının normal olduğu yönündeki güvenlerini bu taramayla, bu görüntüleme yöntemiyle tazelemektedir.</video:description>
<video:view_count>463</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Meme-Ucu-Akintisi-Meme-Kanseri-Belirtisi-Olabilir-mi--20.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/murat-kalemoglu/meme-ucu-akintisi/03-meme-ucu-akintisi-meme-kanseri-belirtisi-olabilir-mi.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102715163829915.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Meme Ucu Akıntısı Meme Kanseri Belirtisi Olabilir mi?</video:title>
<video:description>Evet meme kanserinin belirtisi olabilir. Meme başından tek taraflı olan akıntılarda, sıkarak değil kendiliğinden olan akıntılarda ve meme başına açılan süt kanallarının sadece birinden olan akıntılarda kanlı, yarı kanlı ya da açık renkli olan akıntılarda bu mümkündür. Özellikle kitle de varsa meme kanserinden olan şüphemiz daha da artmaktadır. Burada yapılacak olan ileri tetkikler, meme ultrasonu ve gerekiyorsa duktoskopi tarzında tetkiklerle meme kanallarının incelenmesi tarzında olabilmektedir. Ama tüm bu belirtiler meme kanserini direkt işaret etmez. Meme kanallarının genişlemeleri &#8220;Duct ectasia&#8221; dediğimiz durum, keza meme içi oluşumlar, &#8220;İntra duktal papillon&#8221; dediğimiz iyi huylu memenin hastalıklarında da bu bulgular verebilmektedir. İyi huylu hastalılarda, ilgili süt kanalının çıkarılması tedavi için yeterlidir. Meme kanserinde ise erken evrede saptandığı için, basit meme koruyucu cerrahi unsurlarıyla yine tedavisi mümkündür. Meme kanserinin belirteci olduğu gibi hipofizer bir tümöral oluşumun da habercisi olabilir. Bu durumu prolaktin seviyesini ölçerek saptayabiliyoruz. Hormon profilinde prolaktin düzeyi yüksek ise hipofize yönelik diğer tomografi ve MR tetkiklerini isteyerek hipofizdeki bir patolojiyi ortaya koyabilmekte ve ona yönelik bir tedavi planlanmasına geçilebilmektedir. </video:description>
<video:view_count>788</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Meme-Ucu-Akintisi-Icin-Ilac-Tedavisi-Yeterli-Olur-mu--22.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/murat-kalemoglu/meme-ucu-akintisi/05-meme-ucu-akintisi-icin-ilac-tedavisi-yeterli-olur-mu.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102715255229915.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Meme Ucu Akıntısı İçin İlaç Tedavisi Yeterli Olur mu?</video:title>
<video:description>Meme ucu akıntısı için ilaç tedavisi endikasyon dahilindeki olan hastalarda yeterli olacaktır. Bunlar farmakolojik yönden meme başı akıntılarında keza laktasyon dönemi dışında, yani süt verme dönemi dışında memeden süt gelmesi durumunda yapılacak hormon tetkikinde prolaktin düzeyi yüksekliklerinde en ideal sonuçları vermektedir. Prolaktin düzeyi yüksekse prolaktin düzeyine müdahale edici yönde Bromokriptin ve Ergoalkaloidleri kullanmaktayız. Bunlarda oldukça yüz güldürücü sonuçlar vermektedir. Tüm bunlara rağmen az bir oranda yine meme başından akıntılar hastanın konforunu bozacak düzeyde devam ettiği takdirde, o taraf gelen süt kanalının cerrahi olarak çıkarılması gündeme gelebilir. Bu oldukça düşük bir oranda gerçekleşmektedir. Bu meme başı akıntılarında eğer H2 Reseptör Blokörleri yani ülser ilaçlarına bağlı, ya da antidepresan ilaçlara bağlı ya da oral kontraseptif adını verdiğimiz doğum kontrol ilaçlarına bağlı olarak oluşmuşlarda prolaktin düzeyi normal ise, o ilaç düzeyinin değiştirilmesi, dozajının azaltılması ya da grubunun değiştirilmesiyle de kendiliklerinden tedavi olabilmektedir. Bunların dışında prolaktin ya da Ergoalkaloidleri bu ilaç tedavisinde başrol oynamaktadır. </video:description>
<video:view_count>637</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Menopoz-Doneminden-Sonra-Meme-Ucu-Akintisi-Neden-Olmaktadir--24.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/murat-kalemoglu/meme-ucu-akintisi/07-menopoz-doneminden-sonra-meme-ucu-akintisi-neden-olmaktadir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102715295329915.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Menopoz Döneminden Sonra Meme Ucu Akıntısı Neden Olmaktadır?</video:title>
<video:description>Mamografi memenin bir röntgen tetkikidir. Oldukça düşük dozlar verilerek bu tetkik gerçekleştirilir. Bir memedeki kitlenin niteliğini ortaya koymakta çok önemli veriler verir. Oluşmuş kitleleri ele gelmeden önce, muayenede saptanmadan önce daha milimetrik boyutlardayken bize bir fikir vermesi bakımından bize bir fikir vermesi bakımından tarama testi olarak da kullanılmaktadır. 40 yaşından sonraki hanımlarda her yıl ya da 2 yılda bir, 50 yaşından sonraki hanımlarda ise her yıl mamografi ve meme ultrasonu yaptırılması önerilmektedir. Ailesinde meme kanseri olan yani anne, kız kardeşler, teyze, anneannesinde meme kanseri olanlarda keza genetik tarama testiyle de bu ailesel geçişi saptanmış hastalarda daha önceki yaşlarda da mamografi başlanabilinir. Mamografi hamile bayanlarda kullanılması uygun değildir. Hamile hanımlarda herhangi bir şüphe var ise meme ultrasonu ve meme MR&#8217;ıyla tanıya gitmek daha yerinde olacaktır. Mamografi tetkik olarak hem tanı hem tarama yönünde kullanılmaktadır. Ful dijital mamografiler daha küçük, milimetrik boyutlardaki kitleleri elle olan muayeneden en az 1-2 yıl öncesi bize onla ilgili kanser olabileceği şüphesini vermekte ve ileri biyopsi tetkikleriyle sonuca götürmektedir. Mamografinin en önemli etkinliği de budur. Erken tanıda kullandığımız bir tarama testidir. </video:description>
<video:view_count>637</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Meme-Ucu-Akintisi-Baska-Bir-Hastaligin-Habercisi-midir--19.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/murat-kalemoglu/meme-ucu-akintisi/02-meme-ucu-akintisi-baska-bir-hastaligin-habercisi-midir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102715380129915.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Meme Ucu Akıntısı Başka Bir Hastalığın Habercisi midir?</video:title>
<video:description>Meme başı akıntıları başka bir hastalığın habercisi olabilir. Burada en çok korktuğumuz bir unsur da meme kanserinin bir belirteci midir? Memenin tek tarafında, meme süt kanallarının birinden kendiliğinden oluşan kanlı ya da yarı kanlı ya da &#8220;seroz&#8221; dediğimiz açık renkli akıntılar meme kanserinin bir belirteci olabilir. Memesinde kitleyle birlikte bu tip akıntısı olan hastalar mutlak surette ileri tetkiklere tabi tutulmalıdır. Keza her akıntı, her kanlı akıntı meme kanserinin belirteci olmayabilir. Aslında bu oran da oldukça da düşüktür de. %15, %20 oranlarında ancak bir kanser belirteci olabilir. Bu dediğim niteliklerde. Bunların dışında süt bezleri kanalları içerisinde oluşan, &#8220;İntraduktal papillom&#8221; adını verdiğimiz kanal içi kitlelerde yine bu dediğim belirteçleri bize verebilir. Yapılan tetkikler sonrası ayırıcı tanıda bunların kanser olmadığı ortaya konulur ve bunların gerekli tedavileri cerrahi olarak uygulanır. Bunların dışında süt kanallarının genişlemesinde de yine bu tek taraflı kanaldan spontan kanlı akıntılar oluşmaktadır. Ama bu da iyi huylu bir durumdur ve tedavisi mümkün olan bir unsurdur. Bunların dışında meme ucundaki akıntı hormonal nedenlerle olabilmekte, prolaktin seviyesinin yüksekliğiyle birlikte meme başından akıntı olabilmektedir. Bu durumlarda hipofiz bezinin adenomlarında bunu görmekteyiz. Keza hipofiz bezi hastalıklarında prolaktin hormonunun yüksekliğiyle yapılan tetkiklerde, hipofizel bir hastalık saptanıp, ona yönelik tedavi uygulanabilmektedir. </video:description>
<video:view_count>614</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cocuklarda-Obezite-Nedir--539.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/hasan-unluturk/cocuklarda-obezite-nedir-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102715490229915.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çocuklarda Obezite Nedir?</video:title>
<video:description>Çocuklarda obezite vücutta ki yağ birikiminin artması ve vücut ağırlığının artması olarak tanımlanabilir.Aynı zaman da yağ kitlesinin artması obezite olarak değerlendirilebilir.Tabii çeşitli nedenleri olmaktadır.Her kilo artışı obezite mi? Hayır değil.Çocuğumuzun kilosunun normalden ağır olması obezite olarak tarif edilebilir mi? Hayır.Çünkü boya göre de bir oran olması gerekiyor bu ağırllığın.Örneğin, bunu tespit etmek için beden kitle indeksi dediğimiz bir indeksle hesaplayabiliyoruz.Yani boya göre çocuğumuzun ideal olması gereken kilo %20 daha fazlaysa bunu obezite olarak adlandırabiliriz.Yine bu beden kitle indeksi dediğimiz hesapla ağırlık/boyun karesini alarak belli bir oranın üzerinde çıktığı zaman bunu obezite olarak değerlendiriyoruz.Çocuklarda her kilo artışı obezite olarak görülmemelidir.Aynı zamanda çocuğun yaşı kilosu cinsiyeti de bunda etkili olabilmektedir.Ve biz bunları tabii çocuk hekimleri olarak persantil değerleriyle de hesaplıyoruz ölçüyoruz aynı zamanda beden kitle indeksiyle de hesaplayıp sonucu değerlendiriyoruz.Obezite eğer görülmüşse ve obezite riski varsa ona göre çocuğa belli bir program dahilinde diyet egzersiz programları başlatabiliyoruz.Ve bunları uyguluyarak ileriki yaşlarda oluşabilecek obezite riskini çocukluk döneminde tedavisini veyahutta bu egzersiz ve diyet programlarıyla bilinçlendirerek yaşam şeklini şekillendirerek ileriki yaşlarımızda obezite riskini en minimum düzeye indirmeyi düşünüyoruz.</video:description>
<video:view_count>492</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cocuklarda-Obezite-Hangi-Yastan-Itibaren-Gorulur--540.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/hasan-unluturk/cocuklarda-obezite-hangi-yastan-itibaren-gorulur-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102716054529916.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çocuklarda Obezite Hangi Yaştan İtibaren Görülür?</video:title>
<video:description>Çocuklarda obezite genellikle bebeklik döneminde görülmeye başlanabilir.O yüzden bebeklikte ki beslenme çok önemli.Bizim önerimiz ilk 6 aylık süre içerisinde anne sütü verilmesi.İlk 6 aylık süre de anne sütü alan bebekler genellikle obezite riskini minimum düzeyde yaşarlar.Mamayla beslenen bebekler ilk 6 aydan önce ki dönemler de mamayla beslenen bebeklerde eğer mama yeterli miktarın üzerinde verilirse veyahutta doyduğu halde bebeğimiz annemiz ısrarla sonuna kadar bitirmesini isterse tabii bunlar bir risk kilo alması açısından bebeğin kalorisini normal alması gereken kalorinin üzerinde aldığı süre içerisinde bu risk oluşuyor.Yine mamayı hazırlama şekli de çok önemli.Suyla hazırlamamız çok önemli mamayı.Ama bazı annelerimiz daha çok kilo alması için bebeklere su yerine özellikle süt ya da buna benzer pirinç gibi başka ek gıdalarda katıyorlar.Ve bu da tabii obezite riskini artırıyor.Tabii bunun yanı sıra ek gıdalara erken başlanması obezite riski.Bebeklik döneminde normal başlanması gereken süreden önce başlanan ek gıdalar obezite riskini artırıyor.Yine ek gıda şeklinde beslenmeye geçtiğimiz dönemde özellikle meyve suyu gibi yoğurt gibi bu tarz yiyeceklere şeker eklenmesi çok önemli.Şekerin bu riski artırdığı bilinmekte.O yüzden de 1 yaşına kadar olan sürede şekeri hiç vermemek gıdalara eklememek daha önemli.</video:description>
<video:view_count>461</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cocuklarda-Obezitenin-Onune-Gecmek-Icin-Neler-Yapilabilir--611.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/hasan-unluturk/cocuklarda-obezitenin-onune-gecmek-icin-neler-yapilabilir-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201111314024230614.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çocuklarda Obezitenin Önüne Geçmek İçin Neler Yapılabilir?</video:title>
<video:description>Çocuklarda obezitenin önüne geçmek için ilk önce bebeklik döneminde beslenme şeklinin çok önemli olması ve beslenmenin ona göre düzenlenmesi ve doktorla birlikte anneninde buna uyması çok önemli.Tabii 2. etken besinleri alınması gereken miktarın üzerinde almak ve aynı zamanda yanlış beslenme şekli.Örneğin fast food dediğimiz gıdalarla beslenme abur cubur dediğimiz şekilde beslenme.Bunlar çok riskli ve son derece obezite için risk taşıyan beslenme şekilleri.Aynı zamanda tabii egzersiz çok önemli beslenmenin yanında egzersiz de çocuklara egzersizi çok fazla teşvik etmek gerekiyor.Ve bunun yanı sıra beslenmeyle birlikte egzersizide hayatımızda yeni bir yaşam şekline sokmamız gerekmektedir.Napabiliriz örneğin bizim çağımızda televizyonlar bilgisayarlar çocukların sürekli ekran başında kaldığı hareketsiz kaldığı ve obeziteye neden olabilecek en önemli yanlışlıklar.O yüzden de çocuklarımızı bilgisayar ve televizyon başında genellikle unutuyoruz.Bu unutma yaşam şeklini yanlış şekillendiriyor.Tabii bilgisayar başında televizyon başında olan çocuklarımız ne yapıyorlar? abur cubur yiyorlar hareketsiz kalıyorlar ve böylecede vücutta gereken miktarın üzerinde kalori ve yağlanma oluşuyor.Biz ne yapmalıyız? işte bu alışkanlıklardan çocuklarımızı kurtarmak için onları mümkün olduğunca bilgisayarın ve televizyonun başında az tutmamız yani günde 1 saati geçirmemek gerekiyor.Tabii aile olarak bizlerinde çocuklarımıza örnek olması gerekiyor hem beslenme açısından hem egzersiz açısından çünkü çocuklar bizi örnek aldığı için bizim yaptığımızı yapmaya başladıkları için gördükleri için bizimde buna uymamız gerekiyor.Yanlış beslenme alışkanlıklarından uzaklaşmamız gerekiyor fast food gibi beslenme alışkanlıklarından uzaklaşmamız gerekiyor egzersizleri iyi yapmamız gerekiyor yaşamımızı tabii bu şekle sokmamız çok önemli.Ki çocuklarımızda bizi örnek alsınlar. </video:description>
<video:view_count>541</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cocuklarda-Obezite-Hastaligi-Ile-Sik-Karsilasilir-mi--542.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/hasan-unluturk/cocuklarda-obezite-hastaligi-ile-sik-karsilasilir-mi-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102716151929916.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çocuklarda Obezite Hastalığı İle Sık Karşılaşılır mı?</video:title>
<video:description>Şimdi ülkemizde genellikle çocuklarda obezite oranı son dönemlerde %15-25 arasında bir oran.Ortalama %20 civarında karşılaşıyoruz.Tabii bu gelişmiş ülkelerde daha sık daha yaygın olarak görülmekte.Çünkü bahsettiğimiz konularda olduğu gibi kötü beslenme alışkanlıkları yani fast food gibi abur cubur dediğimiz kalorisi yüksek yiyecekler içecekler bunlar ne olabilir işte kola gibi gazoz gibi bu tarz kalorisi yüksek içeceklerle beslenen bunları laan çocuklarımız normalden fazla kilo alıyorlar.Bir de tabii bunun yanında egzersiz olmaması aktivitenin olmaması yani kötü yaşam koşulları yanlış yaşam şekilleri çocuklarımızın daha da kilo almasına meyil oluyor.Tabii aynı zamanda okullarda da buna dikkat etmek gerekiyor.Çünkü okulda bulunan kantinler özellikle çocukların kontrolsüz olarak bu tarz yiyeceklere yönelmesini sağlıyor.Bunları da önleyemediğimiz veya denetleyemediğimiz süre içerisinde tabii bu tarz obezite riskleri artıyor.Ve obezite vakalrı daha çok görülüyor.O yüzden de hem ailelerin hem okulda ki öğretmenlerin veyahutta yöneticilerin kantinleri de kontrol etmesi veyahutta çocukları sadece otokontrol olarak değil kendi kontrollerinde de bu tarz yiyeceklerden uzak tutmak gerekiyor.Genellikle ülkemizde son dönemlerde çağında getirdiği etkilerden dolayı bu obezite riski artıyor ve son dönemde biraz yükseliyor.Bu oran yükselmeye başladı.Dediğim gibi yanlış yönlendirme ailenin yanlış yaşam şekilleri ev de bulundurduğumuz bu tarz abur cubur dediğimiz yiyecekler çocuklara vermesekte bizde bunlardan besleniyorsak kötü bir örnek teşkil ettiğimiz için çocuklar bu tarz beslenme metoduna alışıyor.</video:description>
<video:view_count>457</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cocuklarda-Obezite-Hangi-Hastaliklara-Neden-Olur--612.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/hasan-unluturk/cocuklarda-obezite-hangi-hastaliklara-neden-olur-05.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201111314100830614.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çocuklarda Obezite Hangi Hastalıklara Neden Olur?</video:title>
<video:description>Çocuklarda obezite genellikle vücuttaki yağ artışı kalori artışına bağlı olarak oluşan yağlanma biliyorsunuz kısaca.Tabii bu yağ artışına bağlı olarak hipertansiyon gibi hastalıklar yine kalori artışına bağlı olarak diyabet ve aynı zamanda kalp hastalıkları ileride risk oluşturabiliyor.Obeziteden sonra görebileceğimiz ciddi hastalıklar gelişebiliyor.Aynı zamanda kilo artışına bağlı olarak ortopedik sorunlarda meydana gelebiliyor.Çünkü vücut ağırlığımız arttıkça tabii eklemlere kemiklere olan baskı arttıkça ortopedik problemlerde görülebiliyor.Yine psikososyal problemlerde çocukta gelişebiliyor çünkü şişman bir çocuk okulda tabii kendi akranları etrafında alay edilebiliyor.Ya da aile ona baskı kurabiliyor kilo vermesi için baskı kurduğu için ne yapıyor çocuğumuz? psikolojik olarak sıkıntılar yaşayabiliyor.Bizimde yapmamız gereken bu tarz riskleri ortadan kaldırmak.Eğer böyle bir risk varsa çocuğu hem doğru beslenmeye yönlendirmek hemde psikolojik açıdan ona destek sağlamak çok önemli.Ailelerimizede bu yüzden son derece büyük bir görev düşmektedir.Çocuğumuza baskı değil teşvik edici moral verici tarzda yaklaşıp onu doğru beslenmeye egzersizlere yönlendirmemiz son derece önemli.Biz şimdi obezite problemi yaşayan çocuklarımıza yapılabilecek ilk şey moral vermek destek olmak ve onu küçümsememek onu dışlamamak onu hor görmemek bu çok önemli psikolojik açıdan ve uygulayacağımız tedavinin olumlu sonuç vermesi açısından son derece önemli.Neden önemli çünkü diyet yapmamız çok önemli obezite hastalığında.Diyet ve beslenme şekli çok önemli bunu yaparken kendimizinde aile olarak bu tarz beslenmeyi çocuğa hem örnek olarak göstermemiz hemde teşvik etmemiz gerekiyor.O yüzdende yağlı gıdalardan aşırı klaorili yiyeceklerden abur cuburdan fast foodlardan uzak hem bizim hem çocuğumuz için son derece önemli.2.si egzersiz.Egzersiz dediğimiz çocuğa her gün akşam öğünü aldıktan sonra en az başlangıç döneminde 15-20 dakikalık bir yürüyüş koşu ardından birkaç gün sonra yarım saat 45 dakika ve 1 saat şeklinde artırarak alışkanlık kazandırmak.Spora yönlendirmek sadece yürüyüş değil onu çeşitli sporlara tenis voleybol basketbol yüzme gibi sporlarada spor öğretmeni eşliğinde alıştırmak.Ve spor aktivitesini artırmak çok önemli.Yine aynı şekilde televizyon bilgisayar gibi bu çağın en büyük problemlerinden biri olan uzun süreli bunlarla muhatap olmasından onu kurtarmamız gerekiyor.Yani günde 1 saatten fazla sürmeyecek şekilde bilgisayar veya televizyon başında durması bence en önemli etmenler.</video:description>
<video:view_count>528</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Obezite-Hastaligi-Olan-Cocuklarin-Psikolojik-Destege-Ihtiyaci-Var-midir--544.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/hasan-unluturk/obezite-hastaligi-olan-cocuklarin-psikolojik-destege-ihtiyaci-var-midir-06.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102716470629916.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Obezite Hastalığı Olan Çocukların Psikolojik Desteğe İhtiyacı Var mıdır?</video:title>
<video:description>Obezite hastalığı olan çocuklarımızın psikolojik desteğe ihitiyacı var.Tabii ki var.Ama bu psikolojik desteği çocukla birlikte aileninde alması çok önemli.Çünkü çocuk hem okulda hem sosyal çevresinde aldığı aşırı kilolardan dolayı bazen alay konusu olabiliyor.Tabii bu çocuğun gelişimi açısından psikolojik gelişimi psikososyal gelişimi açısından büyük bir problem oluşturmakta.Ailemizde evde bunu tetikleyici davranırsa çocuğu küçümserse veya çocuğu eleştirirse daha da psikolojik olarak sıkıntılar yaşayabilir.O yüzden de aileninde bu konuda bilinçli olması ve gerekirse uzmanından çocuk psikayatrından çocuk psikolojisi gibi bu konunun uzmanından destek almaları son derece önemli.Hem aile hemde çocuk bu açıdan destek görürse uygulnacak tedavi diyet egzersiz programlarıda daha faydalı olacaktır.O yüzden çocuk doktorları çocuk psikiyatrları bu konuda son derece önemli.</video:description>
<video:view_count>468</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Obezite-Hastaligi-Olan-Cocuklarin-Beslenmesi-Nasil-Olmalidir--545.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/hasan-unluturk/obezite-hastaligi-olan-cocuklarin-beslenmesi-nasil-olmalidir-07.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102716504829916.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Obezite Hastalığı Olan Çocukların Beslenmesi Nasıl Olmalıdır?</video:title>
<video:description>Obezite hastalığı olan çocukların beslenmesi öncelikle 1 obezitenin tabii nedenleri önemli.Bazı hastalıklarda obeziteyi tetikliyor metabolik hastalıklar olabilir genetik faktörler olabilir.Örneğin ailesinde anne babası obezite olan çocuklarımız %70-80 ihtimal obezite hastası oluyor.O yüzden de hem çevresel faktör hem genetik faktörler çok önemli.Bir de tabii ki beslenme şekilleri çok önemli.O yüzdende beslenme son derece önemli.Öncelikle abur cubur dediğimiz gıdalardan uzak durmak fast food tarzı ürünlerden uzak durmak aşırı kalorili aşırı yağlı yiyeceklerden uzak durmak ve dengeli beslenmek.En önemliside yemek yerken yavaş yavaş ve çiğneyerek yemek son derece önemli bir alışkanlık.Ve faydalı bir alışkanlık.Aynı zamanda öğün aralarını kısaltıp az az ve sık sık beslenmeyi öneriyoruz.Ve günde 6 öğün 3 ana öğün olmak üzere 3 de ara öğün en ideal beslenme metodudur.Aynı zamanda sofradan yemeğimiz bittikten sonra kalkma alışkanlığı edinmemiz son derece önemli.O yüzden de yemeği bitirdikten sonra masa da değilde masadan çocuğumuzu kaldırmaya teşvik edip gerekirse hatta yemekten sonra ailece kısa bir yürüyüş yapmak en faydalısı ve en idealidir.Beslenmenin bu şekilde uygulanması ileride oluşabilecek obezite riskini son derece azaltmaktadır. </video:description>
<video:view_count>645</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cocuklarda-Fazla-Seker-Tuketimi-Obeziteye-Neden-Olur-mu--546.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/hasan-unluturk/cocuklarda-fazla-seker-tuketimi-obeziteye-neden-olur-mu-08.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102716544729916.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çocuklarda Fazla Şeker Tüketimi Obeziteye Neden Olur mu?</video:title>
<video:description>Fazla şeker tüketimi aşırı kalori alımı neticesinde vücudumuzda gerektiğinden fazla kalorinin artması yağ birikimini artıracaktır.Bu da ileride hem diyabet riskini artıracağı gibi obezite riskini de artırıyor.O yüzden de şekerli gıdalar şekerli içecekler aşırı kalorili yiyecekler aşırı şeker içeren yiyecekler son derece riskli özellikle dediğim gibi bebeklik döneminde ilk 1 yıl şekerden uzak durmamız çok önemli.Çünkü bebeklik döneminde başlayan şeker alışkanlığı metabolizmamızı bozmakta ve ileride hem diyabet riskini artırmakta hemde obezite riskini son derece artırmaktadır.O yüzden bebelikten başlamak üzere şekerden ilk 1 yıl özellikle uzak durmak son derece önemli.1 yaşından sonra da aşırı şekerli aşırı kalorili yüyeceklerden sakınmamız ve dengeli düzenli bir beslenme alışkanlığı edinmemiz son derece önemli.Okul çağı çocuklarında özellikle şekere olan ilgi çikolata gibi bisküvi gibi şekerleme gibi yiyecekler son derece sakıncalı ve biliyorsunuz marketlerde kantinlerde bunlar tabii çocukları cezbetmekte.Biz eğer bilinçlendirebilirsek çocuğumuzu veliler olarak çocuklarımızda bunlardan daha uzak durmayı öğreneceklerdir.Ama yasaklama bir çözüm değildir yasakladığımız her şey ona daha cazip geleceği içinde mutlaka bilinçlendirerek teşvik ederek ve kendimiz örnek olarak bunu sağlamamız son derece önemli.</video:description>
<video:view_count>554</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Obezite-Problemi-Olan-Cocuklar-Nasil-Egzersiz-Programi-Uygulamalidir--547.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/hasan-unluturk/obezite-problemi-olan-cocuklar-nasil-egzersiz-programi-uygulamalidir-09.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102716591129916.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Obezite Problemi Olan Çocuklar Nasıl Egzersiz Programı Uygulamalıdır?</video:title>
<video:description>Obezite problemi olan çocuklarda egzersiz çok önemli olduğu için hem ailenin bu konuda iyi bilinçlendirilmesi gerekiyor.Hem de gerektiğinde bir eğitmenin önderliğinde çocuğumuz spora teşvik edilmelidir.Başlangıç olarak akşam yemeklerinden sonra yürüyüşler yarım saat 40 dakika 1 saatlik yürüyüşler koşularla çocuğumuz bu egzersizlere alıştırılmalı.Bununla birlikte tenis gibi voleybol gibi basketbol gibi yüzme gibi sporlarda en az haftada 3-4 kez yapmasını teşvik etmek bir spor eğitmeni önderliğinde bunlara yönelmek çok önemli.Çünkü spor hem ruhumuzu dinlendirdiği gibi hemde aşırı aldığımız kaloriyi veya yağı yakmamız açısından son derece öenmli ve bizim sağlığımız açısından da ileriki yaşlarda da alışkanlık kazanmamız açısından spor alışkanlığı kazanmamız açısından son derece önemli olduğu için spora teşvik etmek gerekiyor.Hangi sporlar dersek dediğim gibi çocukluk çağında özellikle tenis voleybol basketbol yüzme gibi sporlar öncelikle tercih ettiğimiz sporlardır.Tabii anne ve babanında yine evde spor alışkanlığı kazanması çocuklarımız için onları örnek alacağı için son derece önemlidir.O yüzdende bizlerinde aile olarak mutlaka her gün en azından akşam yemeğinden sonra 1 saat 1,5 saat veya 2 saat yürüyüş koşu gibi spor aktivitelerini yapmamız ileride çocuklarımızın yaşam stilini geliştirmesi ve spora olan ilgisini artırması açısından bilinçlenmesi açısından son derece önemli. </video:description>
<video:view_count>531</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cocuklarda-Obezite-Hastaligi-Nasil-Tedavi-Edilir--548.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/hasan-unluturk/cocuklarda-obezite-hastaligi-nasil-tedavi-edilir-10.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102717021729917.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çocuklarda Obezite Hastalığı Nasıl Tedavi Edilir?</video:title>
<video:description>Çocuklarda obezite hastalığının tedavisinde öncelikle nedeni bulmak lazım.Bu beslenmeye mi bağlı oluşan problem yaşam stiline bağlı oluşan bir problem mi yoksa metabolik bir hastalığa bağlı oluşan bir problem mi?Obezite çok önemli bir hastalık o yüzden de ilk önce tedavide eğer metabolik bir problem genetik bir problem yoksa beslenme alışkanlığı diyet çok önemli.Başlangıç olarak diyet her çocukta farklı uygulanabilir, her yaşta farklı uygulanabilir.Bunları hem çocuk hekimleri hemde diyetisyenlerle birlikte aileninde katılımıyla beslenme alışkanlığı kazandırmak gerekiyor.Örneğin bunu da sık sık az az ve düzenli beslenme 3 ana 3 de ara öğünj şeklinde organize etmek ve böyle beslenmeye teşvik etmek gerekiyor çocuğu.Bunun yanı sıra egzersiz son derece önemli tedavide.Obezite tedavisinde egzersiz aktivite spor aktivitesi son derece önemli.Bunu da hem bizim hem ailelerimizin hem de spor hocalarımızın önderliğinde bilinçli ve dengeli ve dengeli bir şekilde spora teşvik ederek her gün spor yapmasını sağlayarak çocuğumuza obezite açısından oluşacak riskleri en minimuma indirmek çok önemli.Aynı zamanda yine evde televizyon gibi bilgisayar gibi bu tarz aktiviteyi azaltıcı alışkanlıklardan minimum derece de zarar görmesi için bunlardan mümkün olursa günde 1 saati geçmeyecek şekilde yararlanması çocuğumuzun ileride yaşayacağı problemleri obezite riskini azaltacaktır.Aynı zamanda tabii psikososyal problemlerde yaşıyordur.Yani bu psikolojik problemler hem çocuk hekimlerinin hem çocuk psikiyatrlarının aileyle birlikte bilinçleneceği eğitimlerle çocuğumuza vererek ileride yaşayacağı psikososyal problemleride en minimuma indirmemiz bu tedavinin temelinde olması gereken başlıklardır.</video:description>
<video:view_count>541</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cocuklarda-Obezitenin-Tedavisi-Icin-Cerrahi-Mudahele-Uygulanabilir-mi--549.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/hasan-unluturk/cocuklarda-obezitenin-tedavisi-icin-cerrahi-mudahele-uygulanabilir-mi-11.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102717061229917.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çocuklarda Obezitenin Tedavisi İçin Cerrahi Mudahele Uygulanabilir mi?</video:title>
<video:description>Çocuklarda cerrahi müdaheleyi çok fazla önermiyoruz.Çünkü başlangıç olarak cerrahi müdahele son derece zor bir müdahele gerekli olduğunda çok ağır vakalarda hekimin karar vereceği pozisyonlar olabilir ama çocuklarda biz cerrahi müdaheleyi düşünmüyoruz.Öncelikle dediğim gibi tedavide 1 çocuğun bilinçlendirilmesi 2 ailenin bilinçlendirilmesi ve beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi çok önemli.Bunun yanı sıra aktivitelerin artırılması egzersizlerin artırılması önceliğimiz.Aynı zamanda beslenme alışkanlığının yanı sıra çocuğumuzu spora teşvik etmemiz son derece önemli.Ve diyetisyen önderliğinde çocuk hekimi önderliğinde oluşturacağımız bir programla çocuğumuzun beslenmesini düzenlememiz ileride oluşabilecek riskli hastalıkları engellemek açısından da son derece önemli tabii.Sadece bunlar değil takipte çok önemli.Yani çocuğun egzersizlerle diyetle obeziteden ne kadar uzaklaştığı riskin ne kadar azaldığı kontrol edilmeli.Sık sık takip edilmeli.Ve aileyle birlikte hekiminde çocuğa destek olması gerekmektedir.Ve anne babamızında ebeveynlerimizinde yine çocuğumuzla birlikte aynı şekilde yaşam stilini ayarlaması son derece önemlidir.O yüzdende cerrahi müdahele çocuklarda en başta düşüneceğimiz bir tedavi metodu değildir.</video:description>
<video:view_count>432</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Cocuklarda-Obezitenin-Olasi-Nedenleri-Nelerdir--550.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/hasan-unluturk/cocuklarda-obezitenin-olasi-nedenleri-nelerdir-12.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102717095129917.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Çocuklarda Obezitenin Olası Nedenleri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Çocuklarda obezitenin olası nedenleri 1 yanlış beslenme alışkanlıkları.Yanlış beslenme dediğimiz fast food tarzı kalorisi yüksek yiyeceklerle oluşan problemlerin getirdiği aşırı yağlanma aşırı kalori birikimi.2 aktivitenin az olması egzersizin neredeyse hiç olmaması bu da olası nedenlerden biri.Yaşam stilimiz.Sürekli evde oturarak televizyon başında bilgisayar başında vaktimizi geçirmek obezite riski açısından son derece önemli.3 etmen anne ve baba.Anne ve babanın beslenme şekli beslenme biçimi yaşam stili çocuğun ilerideki hayatını son derece etkiliyor.Çünkü onu örnek alıyor.Ve bir de metabolik hastalıklar olabilir tabii.Genetik hastalıklar olabilir.Bunlarda obezitenin diğer nedenleri olmaktadır. </video:description>
<video:view_count>586</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Dis-Beyazlatma-Hangi-Yontemlerle-Yapilir--571.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ozgur-onder/dis-beyazlatma/dis-beyazlatma-hangi-yontemlerle-yapilir-01.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102812074430012.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Diş Beyazlatma Hangi Yöntemlerle Yapılır?</video:title>
<video:description>Diş beyazlatma ofis tipi yani diş hekiminin kontrolünde bir diş hekimi muayenehanesinde ya da hazırlanan plaklarla ev ortamında home bleaching denen ev tipi şeklinde uygulanır.Ofis tipi beyazlatma yüksek konsantrasyonda ilaç kullanıldığı için diş hekimi konrtolünde muayenehanede yapılır.Ve bu beyazlatmada daha yüksek sonuç alınır.Ev tipiyle bu desteklenir.Ev tipi buna destek verdiği için daha uzun ömürlü daha kalıcı ve hastanın istediği daha açık renkte bir dişe kavuşulabilir.Kombine uygulanmak zorunda değildir.Sadece ofis tipi dediğimiz diş hekiminin kontrolünde muayenehanede de yapılabilir veya sadece bazı durumlarda hastaların dişlerinin çok hassas olduğu yüksek konsantrasyonun kullanılamayacağı vakalarda sadece ev tipi beyazlatmayla hastalarımızın sorunu çözülebilir. </video:description>
<video:view_count>727</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Kanal-Tedavisi-Yapilmis-Bir-Disin-Rengi-Koyulasir-mi--554.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ozgur-onder/dis-beyazlatma/kanal-tedavisi-yapilmis-bir-disin-rengi-koyulasir-mi-02.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102812135730012.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Kanal Tedavisi Yapılmış Bir Dişin Rengi Koyulaşır mı?</video:title>
<video:description>Kanal tedavisi yapılmış dişlerin rengi koyulaşır.Sebebi canlılığını kaybetmiş diş beslenemdiği için doğal rengini kaybedip gri siyahımsı bir renk alır.Bunun sebebide içindeki dişi besleyen damar ve sinir paketi enfeksiyona bağlı travmaya bağlı olarak öldüğünden yok olduğundan dişler canlılığını kaybettiği için ışık geçirgenliğinde azalma meydana gelir.Ve içeride ki ölmüş sinir ve damar dokunun içindeki boyayıcı maddeler yüzünden dişler de bir koyulaşma meydana gelir.Bunun beyazlatmayla çözümü mümkündür.Ama her vakada tamamen böyle çözülür diye bir çözüm söz konusu değildir. </video:description>
<video:view_count>499</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Diste-Renk-Degisiklikleri-Neden-Olmaktadir--555.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ozgur-onder/dis-beyazlatma/diste-renk-degisiklikleri-neden-olmaktadir-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102812165430012.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Dişte Renk Değişiklikleri Neden Olmaktadır?</video:title>
<video:description>Dişte renk değişikliklerinin bir kaç ana sebebi vardır.Öncelikle beslenme şekli diyet yüksek oranda kahve çay kola renkli içeceklerin tüketimi diş renlenmesine sebep olur.2. ana sebep özellikle çozukluk döneminde olmak üzere tetrasiklin antibiyotiklerin yoğun kullanımına bağlı olarak dişlerde renklenme meydana gelebilir.3.'sü dişlerde meydana gelen özellikle yaş ilerledikçe travmaya bağlı diş gıcırdatmaya bağlı bruksizm deniyor buna diş yüzeyinde ki çatlaklardan renkli malzemelerin yiyeceklerin içeceklerin boyayıcı maddelerin girerek dişlerin renklenmesine sebep olur.3. de kanal tedavisi olmuş veya dişin canlılığını kaybettiği durumlarda dişler de renklenme meydana gelir.Bu renklenmelerin sonucunda fırçalayarak macunlarla vs. hastalarımız bu lekelerin gitmesi için uğraşırlar.Ancak tetrasiklin renklenmeler özellikle antibiyotik ve uzun dönem kahve çay sigaranın lekelenmeleri diş kristal yapısının içerisine nüfuz ettikleri için fırçalamayla geçmiyorlar.O yüzden bize başvurduklarında beyazlatma bleaching sistemini öneriyoruz.Bu sayede diş kristal yapısının içerisine girmiş bu boyayıcı maddeleri oksidasyonla dışarı atıp dişin şeffaf daha beyaz görünümlü olmasını sağlıyoruz. </video:description>
<video:view_count>425</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Dis-Beyazlatici-Dis-Macunlari-Dise-Yararli-midir--556.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ozgur-onder/dis-beyazlatma/dis-beyazlatici-dis-macunlari-dise-yararli-midir-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102812200330012.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Diş Beyazlatıcı Diş Macunları Dişe Yararlı mıdır?</video:title>
<video:description>Dişte ki renlenmelere bağlı olarak hastalarımız bize yüksek oranda bu lekelerden kurtulabilir miyim? dişlerim çok sarı gibi şikayetlerle gelmekte.ve en çok sorulan sorulardan bir tanesi piyasadaki diş beyazlatıcı ürün ihtiva eden macunlar dişlerimi beyazlatmaya yarar mı?Evet kısmi ölçüde belli ölçülerde bazı vakalarda yarayabilir.Bunlarında içinde yine diş hekimlerinin kullandığı aynı malzeme bulunmakta.Ama çok düşük oranda bulunmaktadır.Ama diş beyazlatma evde yapılabilecek kolaylıkta gözükmekle beraber riskleri olan bir çözüm olduğu için mutlaka diş hekiminin bilgisi olmalıdır.Diş hekimi muayenehanesinde yapılan beyazlatmadan sonra o diş macunlarının kullanılması kalıcı beyazlatma ve geriye dönüşü engelleyeceği için daha faydalı olur.Ama koyu bir renklenmesi olan bir hastada etki etmeyecektir. </video:description>
<video:view_count>395</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Sigara-ve-Kahveden-Kaynaklanan-Renk-Degisiklikleri-Kalici-midir--557.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ozgur-onder/dis-beyazlatma/sigara-ve-kahveden-kaynaklanan-renk-degisiklikleri-kalici-midir-05.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102812232230012.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Sigara ve Kahveden Kaynaklanan Renk Değişiklikleri Kalıcı mıdır?</video:title>
<video:description>Sigara ve kahveden kaynaklanan renk değişiklikleri kalıcı değildir.Ancak insanların diş kristal yapıları birbirinden çok farklı olduğu için ve diş ana renkleri çok farklı olduğu için beyazlatma yapıldığında herkesden aynı cevabı alamıyoruz.Kalıcı olmamakla beraber her zaman tüm dişlerde eski beyazlığı olcak diye hastalara bir çözüm önerimiz olmuyor.Çünkü herkesin dediğim gibi kristal yapısı farklı içtiği çay kahve miktarı farklı beyazlatma uyguladığımızda eski halinden daha iyi olacaktır ama %100 biz çözüm olmayabilir.Diş kristal yapısı herkeste farlı olduğundan herkes aynı kahveyi içsede beyazlatma uyguladığımızda aynı cevabı alamayabiliyoruz.Uyguladığımız malzemenin dişe nüfuzunu çok önemlidir.Yeteri derecede kristalize olmuş çok iyi kompakt bir yapıya sahip minelerde uyguladığımız solüsyon yeterince temizleme sağlamayabilir.Sonuç olarak çay kahve lekeri kalıcı değildir ama %100 de dişler eski haline döner diyemeyiz.</video:description>
<video:view_count>428</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Dis-Beyazlatma-Islemi-Nasil-Yapilir--558.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ozgur-onder/dis-beyazlatma/dis-beyazlatma-islemi-nasil-yapilir-06.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102812264530012.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Diş Beyazlatma İşlemi Nasıl Yapılır?</video:title>
<video:description>Diş beyazlatma işlemleri 2 şekilde yapılabilir.Ofis tipi bleaching yapmak home bleaching yapmak.Home bleaching ev de uygulanan türdür ofis bleaching hekimin profesyonel olarak muayenehane şartlarında uyguladığı beyazlatma şeklidir.Öncelikle bu şikayetle başvuran hastamızın bir diş hekimi tarafından mutlaka görülmesi gerekmekte.Piyasaya sürülmüş olan bant şeklinde macun şeklinde plakları hazır şekilde olan beyazlatmaları kontrolsüz olacağı için ve hastalarımızı kendi diş durumlarını bilmedikleri için bir diş hekimi kontrolü olmadan beyazlatmayı önermiyoruz.Diş hekimine geldiğinde hastamız mutlaka önce ağzında bir çürük diş etinde bir problem dfişlerinde çapraşıklık var mı yok mu bunları görmemiz gerekmekte.Çünkü yapılamadığı durumlar var bunun tespiti şart.Diş sinir ve pulpasının çürük dolayısıyla veya travma dolayısıyla açıkta kaldığı vakalarda diş eti hastalığının ileri derece boyutta olduğu diş etlerinde kanama olan vakalarda 15 yaşın altında ki vakalarda bu 18'e de çıkabilir diş beyazlatma yapılamaz.Bu durumların tespiti için mutlaka bir profesyonel gözün yani diş hekiminin muayene etmesi gerekmekte.Muayenenin sonucunda eğer beyazlatma yapılabilir dişlerininiz beyazlayabilir diye bir karar alınırsa diş hekiminin bu durumda uygulayacağı 2 tane yöntem var.Ofis tipini uygulamaya başlamak için ilk önce hastanın ağzında mutlaka bir plak temizliği yapılmalı işlem öncesinde.Daha sonra klinikte bulunan jel diş eti koruyucusu hastaya uygulanır.20-25 dakikalık bir seans belki 2. bir sean eğer hastamızda bir ağrı sızı hassasiyet oluşmamışsa ofis tipi 1 saat içerisinde 2 ya da 3 sean 20'şer dakika uygulanarak bitirilir.Bunun home bleaching tipinde bu ofiste yapılan beyazlatmayı desteklemek amacıyla ağızdan ölçü alınıyor.Hastanın ağzının ölçüsüne göre bir plak hazırlanır.Hazırlanan plakların uyumlaması yapıldıktan sonra hastamıza evde uygulaması için 5 günlük ya da 10 günlük tüpler verilir.Bu tüplerin nasıl kullanılacağı günde kaç saat yapacağı hastamıza hastanın kendi özel durumuna göre belirlenerek anlatılır.10 gün sonra ya da 5 gün sonra hastamız kontrole çağrılır bu home bleachingtir.Ev de kendi kendine televizyon seyrederken otururken iş yerinde günde 1 saat 2 saat duruma göre kullanılır.Home bleaching'i ne zaman tercih ediyoruz?Ofis tipi bleaching'i yapamayacağımız durumlar var.Hastada ki yüksek diş hassasiyetleri soğuk bir şey içtiğinde zaten hali hazırda dişleri sızlıyorsa yüksek konsantrasyon ofis tipi bleaching rahatsız edebileceği için ev tipini kullanıyoruz.Ya da benim uyguladığım gibi ofis tipiyle home bleaching'i kombine uyguluyoruz.Bu kalıcı ve uzun ömürlü bir beyazlama sağlıyor.Böylelikle hastalarımız yaptırdıktan kısa bir süre sonra dişlerim tekrar sarardı diye geri dönüş yapmıyorlar.O yüzden mutlaka bir diş hekimine başvurulmalıdır.Ofis ve home bleaching kombine uygulanabilir.Hastanın kendi özel şartlarına göre birinden biri de tercih edilebilir. </video:description>
<video:view_count>497</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Dis-Beyazlatma-Urunleri-Disin-Yapisina-Zarar-Verir-mi--559.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ozgur-onder/dis-beyazlatma/dis-beyazltma-urunleri-disin-yapisina-zarar-verir-mi-07.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102812292430012.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Diş Beyazlatma Ürünleri Dişin Yapısına Zarar Verir mi?</video:title>
<video:description>Biz diş hekimlerine diş beyazlatmayla ilgili en çok gelen sorulardan bir tanesi,diş beyazlatma ürünleri dişimizin minesine bir zarar verir mi?Bunun sonrasında ileriki döenmde bir sorun yaşar mıyız?Diş beyazlatma ürünleri kesinlikle diş minesine diş minesinin kristal yapısına dişin altında ki diğer dokulara zarar vermez.Ancak diş yüzeyinde ki aşırı çatlak veya kırıklar 15 yaşın altında ki dişin sinir ve pulpa dediğimiz damar yapısının geniş olduğu bu yüzden malzemenin sinirlere kolay ulaşabileceği ve hassasiyet yaratabilecek durumlar halinde beyazlatma ürünlerinin diş minesine bir zararı yoktur.Bunu şöyle örneklendirebilirim yapılan bir araştırmada içtiğimiz kolanın diş mine yüzeyine verdiği zarardan daha az zarar verdiği aslında daha doğrusu tölare edilebilecek düzeyde minede bir işem gerçekleştiği testlerle görülmüştür.O yüzden güvenle uygun şartlar baştan diş hekimi tarafından tespit edilmişse uygulandığında hiç bir sorunla karşılaşılmaz.Ancak yan ürünlerde sorunlarla karşılaşılabilir.Hastalarımız dişlerinin beyazlaması için içinde ne olduğuna bakmadan çeşitli mağazalarda eczanelerde satılan diş beyazlatma ürünleri kullanmakta.Bunların bazıların iri ağır grenler kullanılmakta.Karbonatta bunlardan bir tanesi.Hastalarımız karbonatın iyi geleceğini düşünüyorlar aslında geçici bir süre için beyazlatmış gösterir.Sebebi eskiden annelerimizin kullandığı vim gibi kalın grenler içerir karbonat ve diş yüzeyini çizerek üzerinde ki lekeleri alır.Geçici bir süreliğine dişler beyazladı zannedilir aslında ama diş yüzeyinde oluşan yoğun pürüzlerden dolayı çok kısa sürede çok daha koyu lekeli bir hale dişler döner.O yüzden kesinlikle bilmedikleri ürünleri komşularından arkadaşlarından duydukları ürünleri karbonat gibi ürünleri kullanmamaları gerekiyor.</video:description>
<video:view_count>510</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Dis-Beyazlatma-Islemi-Aci-Verir-mi--560.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ozgur-onder/dis-beyazlatma/dis-beyazlatma-islemi-aci-verir-mi-08.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102812314630012.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Diş Beyazlatma İşlemi Acı Verir mi?</video:title>
<video:description>Diş beyazlatma işleminde doğru karar verilmiş hasta doğru muayene edilmişse herhangi bir acı vermez ancak diş yüzeyinde büyük çatlakları olan zaten hali hazırda büyük diş hassasiyeti olan diş eti hastalıkları olan dişlerinde büyük çürükleri olan vakalarda ağrı yapabilir.Bazen işlem sırasında işlmei yarıda durdurmamızı gerektiren sızlamalar elektrik çarpması gibi ağrılar olmakta.Başlangıçta iyi muayene yapıldığında genelde işlem sırasında ağrıyla karşılaşmıyoruz.Buna rağmen ağrı başlarsa zaten tedaviyi yarıda sonlandırıyoruz.İşlem sonrasında bazen eve gidildiğinde 1-2 saat çok ufak anlık gelen ağrılar olabilir.Ağrı kesiciyle geçen ağrılardır bunlar hastalarımızın karşılaşacağı büyük bir sorun olmaz.Dediğim gibi kişiye göre değişen bir tedavi olduğu için belki bazı vakalarda ağrı kesici kullanmayı gerektiren ağrılar olabilir.Alacakları bir ağrı kesiciyle bu ağrılar ortadan kalkacaktır. </video:description>
<video:view_count>441</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Dis-Beyazlatmanin-Cozum-Olmadigi-Vakalarda-Neler-Yapilabilir--561.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ozgur-onder/dis-beyazlatma/dis-beyazlatmanin-cozum-olmadigi-vakalarda-neler-yapilabilir-09.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011102812343030012.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Diş Beyazlatmanın Çözüm Olmadığı Vakalarda Neler Yapılabilir?</video:title>
<video:description>Diş beyazlatmak için başvuran hastalarımzın hepsinde çözüme ulaşamamaktayız.Ama estetiğide sağlamak zorunda olduğumuz durumlar var.Böyle durumlarda beyazlatmayı yapamayacağımızı anlattığımız hastalarda protetik olarak yani bir takım porselen dolgu malzemeleri kullanarak hastalarımızın istediği şekil ve renge dişlerini kavuşturabiliriz.Bunu yaptığımız malzemelere laminate porselen deniyor.Yaprak porselen halk deyimiyle.Bunlar diş yüzeyinden çok az miktarda doku kaldırılıp diş yüzeyinde ki renkli bölgelerin aşındırılıp geriye doğru alınıp üzerinin tabiri caizse takma bir tırnak gibi incecik porselenlerle kaplanmasıdır.Bu sayede de renk istenilen düzeyde açılabilir.Böylelikle hastamızın kalıcı olduğunu sandığı beyazlatmayla gitmeyen dişleri bembeyaz hale gelir.</video:description>
<video:view_count>393</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Sari-Nokta-Hastaliginin-Cesitleri-Nelerdir--562.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tayfun-bavbek/01-sari-nokta-hastaliginin-cesitleri-nelerdir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011103109354130309.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Sarı Nokta Hastalığının Çeşitleri Nelerdir?</video:title>
<video:description>Sarı nokta hastalığının 2 çeşidi vardır.1 kuru tip sarı nokta hastalığı 2 yaş tip sarı nokta hastalığı.Kuru tip sarı nokta cildimizde ki güneş ultraviyole etkisiyle oluşan benler gibi aynen.Görme merkezimizde renk değişikliği bir takım benler olarak kendini gösterir.Uzun yıllar ciddi bir görme azalması yapmadan seyredebilir.2. tip gene aynen cildimizde gördüğümüz damarlı benler gibidir.Buna da damar olduğu için yaş tip diyoruz.Sarı nokta hastalığında damarlı olması demek kanama ve su toplama ihtimalinin yüksek olması dolayısıyla görmenin çok süratle azalma riskinin bulunması demek.</video:description>
<video:view_count>675</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Sari-Nokta-Hastaliginin-30-Yas-Uzerinde-Gorulme-Olasiligi-Nedir--563.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tayfun-bavbek/02-sari-nokta-hastaliginin-30-yas-uzerinde-gorulme-olasiligi-nedir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011103109413030309.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Sarı Nokta Hastalığının 30 Yaş Üzerinde Görülme Olasılığı Nedir?</video:title>
<video:description>Sarı nokta hastalığının bir diğer adı yaşa bağlı makula dejeneresansı.Yani direk olarak yaşla ilgili ortaya çıkan bir hastalık.30 yaşından sonra özellikle beslenme yetersizliği olan kişiler de ultraviyole ışınlarına güneşe korunmasız maruz kalan kişilerde görülme ihtimali yüksek.Ama özellikle 60 yaşından sonra ortaya çıkıyor.60 yaşından sonra görme merkezimizde maküla dediğimiz baktığımız yeri bize gösteren merkezimizde aynen ultraviyolenin ciltte yaptığı etkilere benzer benler oluşumu ile kendini gösteriyor.</video:description>
<video:view_count>525</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Sari-Nokta-Tedavisi-Sonrasinda-Tamamen-Iyilesme-Saglanir-mi--564.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tayfun-bavbek/03-sari-nokta-tedavisi-sonrasinda-tamamen-iyilesme-saglanir-mi.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011103109452930309.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Sarı Nokta Tedavisi Sonrasında Tamamen İyileşme Sağlanır mı?</video:title>
<video:description>Sarı nokta hastalığının tedavisi sonrasında malesef tamamen iyileşme hiç bir zaman sağlanmıyor.Çünkü esas neden yaşlanma süreci burada.Tedavi sonrasında tamamen iyileşir diyebilmemiz için yaşlanma sürecini durdurmamız lazım.Böyle bir şey söz konusu değil.Sadece sarı nokta hastalığına bağlı görme azalmasının hızını yavaşlatıyoruz.Hatta birçok hastamızda görme azalmasını durduruyoruz.Ve bir miktar tekrar görme kazanımını sağlıyoruz.</video:description>
<video:view_count>769</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Sari-Nokta-Hastaliginda-Fotodinamik-Tedavinin-Etkisi-Nedir--565.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tayfun-bavbek/04-sari-nokta-hastaliginda-fotodinamik-tedavinin-etkisi-nedir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011103109522930309.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Sarı Nokta Hastalığında Fotodinamik Tedavinin Etkisi Nedir?</video:title>
<video:description>Normalde 40 yaşından sonra her sene mutlaka muayene olmamız gerekiyor.Sadece sarı nokta hastalığı için değil glokom katarakt vs. gibi hastalıkların tespiti açısından da mutlaka her sene muayene olmamız gerekiyor.Ama görmemizde herhangi bir değişiklik fark ettiğimiz zaman gözümüzde uçuşan cisimler gördüğümüz zaman düz çizgileri eğri büğrü görmeye başladığımız zaman 2 gözümüz arasında ki görme kalitesinin farklı olduğunu hissettiğimiz zaman mutlaka hemen doktora gitmemiz lazım.</video:description>
<video:view_count>582</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Tedavi-Sonrasinda-Hastalik-Tekrarlar-mi--566.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tayfun-bavbek/05-tedavi-sonrasinda-hastalik-tekrarlar-mi.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011103109553930309.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Tedavi Sonrasında Hastalık Tekrarlar mı?</video:title>
<video:description>Sarı nokta hastalığında uygulanan tedavi seçeneklerinden bir tanesi de PDT dediğimiz fotodinamik tedavi.Fotodinamik tedavi yaş tip sarı nokta hastalığında oluşan patolojik orada olmaması gereken damarlara direk etki ederek tedavi edici etkisini gösteriyor.O damarları esas yok etme sebebimiz patolojik damarlardan kanama herhangi bir sıvı sızıntısı olup görme merkezini etkileyip görmemizi aniden azaltmaması.Dolayısıyla patolojik damarları yok etmemiz lazım.Fotodinamik tedavi de normal sağlıklı bölgelere etki etmeden sadece patolojik damarları yok eden özel bir lazer çeşidi.</video:description>
<video:view_count>524</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Antioksidan-Kullaniminin-Sari-Nokta-Hastaligina-Etkisi-Nedir--567.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tayfun-bavbek/06-antioksidan-kullaniminin-sari-nokta-hastaligina-etkisi-nedir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011103110113130310.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Antioksidan Kullanımının Sarı Nokta Hastalığına Etkisi Nedir?</video:title>
<video:description>Tedavi sonrası sarı nokta hastalığı tekrarlayabiliyor.Onun için tedavi sonrasında mutlaka periyodik kısa aralıklarla hastamızın kontrolü gerekiyor.Gerek enjeksiyon tedavisinden sonra gerek fotodinamik tedaviden sonra hastalarımızı ilk periyotta 1'er ay aralıklarla kontrol ediyoruz.Daha sonra 3'er ay aralıklarla takip ediyoruz.Ve bu arada hastalarımızında kendine bir takım tek gözlerini kapatarak düz çizgilere bakarak veya kareli şekiller oluşturan şekillere bakarak kırık görmelerinde bir artma yei bir kırık görme yeni bir görememe bölgesi var mı yok mu takip etmelerinde de çok fayda var. </video:description>
<video:view_count>537</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Yasa-Bagli-Makula-Dejenerasyonu-Tanisi-Nasil-Konur--568.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tayfun-bavbek/07-yasa-bagli-makula-dejenerasyonu-tanisi-nasil-konur.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011103110181030310.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu Tanısı Nasıl Konur?</video:title>
<video:description>Sarı nokta hastalığında güneş etkisi çok önemli.Yani ultraviyole etkisi çok önemli.Bir diğer etki ise mikronutrisyonel bir takım elementlerin yoksunluğu önemli.Antioksidanlar burada güneşin oluşturduğu bir takım reaksiyonlar hücre içinde güneş ultraviyole etkisiyle oluşan bir takım oksidatif reaksiyonların etkisini azaltarak veya geciktirerek çok önemli bir rol üstleniyorlar.</video:description>
<video:view_count>550</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Vitamin-Alimi-Sari-Nokta-Hastaligindan-Korunmaya-Yardimci-Olur-mu--569.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tayfun-bavbek/08-vitamin-alimi-sari-nokta-hastaligindan-korunmaya-yardimci-olur-mu.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011103110231230310.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Vitamin Alımı Sarı Nokta Hastalığından Korunmaya Yardımcı Olur mu?</video:title>
<video:description>Yaşa bağlı mukala dejeneresansı teşhisi bize görme azalması şikayetiyle başvuran hastalarımızda yapılan muayene sonucu veya hiç bir şikayeti olmadan hastalarımızın farkında olmadığı bir görme azalmasını muayene esnasında tespit ettiğimiz zaman önce floresein anjiografi denilen tetkiki yaparak damardan bir floresein madde vererek göz dibinin fotoğraflarını çekiyoruz.Ve patolojik olmaması gereken damarlar veya sıvı sızıntısı var mı yokmu tespit ediyoruz.2. tetkikimiz ise optik koherens tomografi denilen veya OCT kısaltılmış adıyla bir başka tetkik daha yapıyoruz.Onun amacı da retinamızın görme merkezi makula bölgesinin kesitini alarak kalınlığında herhangi bir artma gözle tespit edemediğimiz herhangi bir sıvı birikimi var mı yokmu onu saptamak amacıyla.</video:description>
<video:view_count>881</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Ne-Zaman-Doktora-Basvurulmalidir--570.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/tayfun-bavbek/09-ne-zaman-doktora-basvurulmalidir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011103110275830310.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Ne Zaman Doktora Başvurulmalıdır?</video:title>
<video:description>Mikronutrisyonel bir takım elementlerin alımı sarı nokta hastalığından belli dönemlerde korunmada faydalı oluyor kesinlikle.Özellikle lütein eksikliği gözümüzün arkasında ki görme merkezinde lütein pigmentinin eksikliği sarı nokta hastalığında çok önemli.Dolayısıyla vitaminlerle beraber lütein alımı da çok önemli.Omega 3 de gözümüzün arkasında görme merkezimizin sağlığı için çok önemli bir element.Bunu da ihmal etmememiz lazım.</video:description>
<video:view_count>491</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Implant-Tedavisi-Guvenli-midir--553.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ozgur-onder/implant-uygulamasi/implant-tedavisi-guvenli-midir-03.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011103111471830311.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>İmplant Tedavisi Güvenli midir?</video:title>
<video:description>Kliniğimize gelen hastaların en çok sorduğu soru &#8220;implant tedavisi ne kadar güvenlidir? Başımıza neler gelebilir? Sonrasında en kötü ne yaşarız?&#8221; İmplant uygulaması uygun şartlar sağlandığı zaman çok güvenilir bir işlemdir. Uygun şartlardan kasıt sterilizasyonun iyi sağlanması, hastanın genel sistemik durumunun uygun olması, eğer bir takım hastalıkları varsa bunların önlemlerinin önceden alınıp hastanın hazır hale getirilmesi, iyi bir cerrahi nosyon, ve iyi bir materyal. Bunlar bir araya geldiğinde, bütün şartlar iyi sağlandığında çok iyi bir yöntemdir. En çok sorulan sorulardan bir tanesi de implant uygulamasının ağız ve kafa bölgesinde, bir titanyum parça taşındığı için, ilerleyen yıllarda bu bölgelerden bir MR çektirmem gerektiğinde, hava limanlarında, alışveriş merkezlerinde, X Ray cihazlarından geçerken, kontrol merkezlerinde herhangi bir zorlukla karşılaşır mıyım? İmplantı vücudum kabul etmeyip herhangi bir enfeksiyona sebep olabilir mi? İmplant uygulanmış vakalarda, araştırmalara bakıldığında herhangi bir komplikasyon, sonrasında her şey yolunda gittikten sonra herhangi bir reaksiyon, buna bağlı olarak büyük komplikasyonlar görülmemiştir. İşlem sırasında herhangi bir cerrahi işlemin riski ne kadarsa bu işlemin implantın riski de o kadardır. X Ray cihazlarından geçmekte, MR&#8217;a girmekte bir sakıncası yoktur. Başa gelebilecek en kötü şey bir dişi nasıl kaybediyorsak implantı da ilerleyen yıllarda etrafındaki kemiğin enfekte olması veya implantın kırılması sebebiyle, implantın kaybı olabilir. Bu durumda tekrar aynı yere implant uygulanabilir bu nedenle güvenle uygulanacak bir sistemdir. </video:description>
<video:view_count>462</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Implantin-Omrunu-Uzatmak-Icin-Neler-Yapmak-Gerekir--572.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ozgur-onder/implant-uygulamasi/implantin-omrunu-uzatmak-icin-neler-yapmak-gerekir-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011103111520630311.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>İmplantın Ömrünü Uzatmak İçin Neler Yapmak Gerekir?</video:title>
<video:description>&#8220;İmplatın ömrü ne kadardır?&#8221; sorusu sık karşılaştığımız bir soru. İmplantlar yapılırken aslında ömürlük olarak planlanır. Ancak elimizdeki veriler 20 yıl, 15 yıl civarında implantın yaygın uygulaması olduğu için 30 yaşında koyulup 75 yaşına gelmiş bir vaka şimdilik yok. Ancak implantın ömrü uygun şartlarda yapıldıysa, uygun iyi bir implant kullanılmışsa, hastamız bakımlarını düzenli yapıyorsa, bu bakımlardan kasıt normal diş bakımı değil, dişlerimizi nasıl fırçalayıp, ara yüz temizlik malzemeleri kullanmamız gerekiyorsa implanta da aynı bakım yapıldığında, hekime de 6 ayda bir düzenli kontrole ve plak temizliğine gidildiğinde implantı biz ömürlük olarak planlıyoruz. Ama nasıl doğal dişlerimizi çeşitli dönemlerde iyi bakım olmadığı için çeşitli travmalar yüzünden kaybedebiliyorsak implantımızı da bu yüzden kaybedebiliriz. Yapıldıktan sonraki dediğim gibi araştırmalar 15- 20 yıl kullanmış vakalar elimizde olduğu için, şu ana kadar bir ömür boyu kullanmış vaka olmadığından dolayı ömürlük demek biraz fazla iddialı olabilir. Ama ömürlük diye başlayıp ama uzun yıllar kullanacağını bilmesini istiyoruz hastalarımızın. </video:description>
<video:view_count>372</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Implant-Yapilmasini-Engelleyen-Saglik-Sorunlari-Nelerdir--573.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ozgur-onder/implant-uygulamasi/implantin-omrunu-uzatmak-icin-neler-yapmak-gerekir-04.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011103111594430311.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>İmplant Yapılmasını Engelleyen Sağlık Sorunları Nelerdir?</video:title>
<video:description>İmplant yapılmasını engelleyen sağlık sorunlarına baktığımızda öncelikle diyabet vakalarını görmekteyiz. Özellikle yüksek derecede seyreden kontrol altına zor alınmış ya da kontrol altına alınmamış vakalarda kemiğin içerisine bir uygulama yaptığımız için ve diyabet hastalarında kemiklerde beslenme sorunları, damarlanma sorunları olduğu için ve enfeksiyona yatkınlıktan dolayı implant vakalarını yapamayabiliyoruz. Kontrol altına alınmış diyabet vakalarında güvenle uygulanabilir. Ancak bunun öncesinde bir dahiliye biriminden bunun kontrol altına alınmış olduğunu görmemiz ya da sağlamamız gerekmekte. Kalp hastalarında özellikle Bypass ameliyatı olmuş, özellikle 1 yılını tamamlamamış vakalarda implant şu an için tamamlanamaz. Ancak bypas ameliyatı olduğu, 1 yılı geçtiği, sağlıklı, kardiyoloji doktoru ile görüşüp kullandığı anti kolgreen ilaçları da kontrol altına alıp uygulanabilir. Onun haricinde beyin ameliyatı yeni geçirmiş, bir takım anevrizma dediğimiz beyin kanaması olasılığı olan, olmuş vakalarda daha kontendikedir. Onda daha basit cerrahi olmayan uygulamaları uygulamalar gerekmekte. Tabi hamilelik de bir hastalık olmamakla beraber, özel bir durum olduğu için bir takım vücuttaki dengeler yerinde olmadığı, değiştiği için hamilelerde implantı yapmıyoruz. Mümkünse hamilelik sonrası dönemde implant uyguluyoruz. </video:description>
<video:view_count>467</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Tamamen-Dissiz-Vakalarda-Implant-Cozum-mudur--574.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ozgur-onder/implant-uygulamasi/tamamen-dissiz-vakalarda-implant-cozum-mudur-06.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011103112044530312.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Tamamen Dişsiz Vakalarda İmplant Çözüm müdür?</video:title>
<video:description>Tüm dişlerini kaybetmiş vakalarda eğer kemik alan müsait, hastanın genel sistemik durumu müsaitse uygulanacak 12- 14 tane implantla takma çıkarma protezden kurtulup hastalarımız sabit, yapıştırılıp tek bir daha asla oynamayacak şekilde protezlerle kurtulabilir. Bunlar porselen krom protezlerdir. Ancak 12-14 tane implantın uygulanamayacağı, kemiğin yeterli olmadığı vakalarda, takma çıkarma protezlerini de kullanmakta zorluk çeken &#8220;yerinden oynuyor, kullanamıyorum&#8221; diyen vakalarda İmplant üstü protez çözümleri vardır. Buradaki protez takıp çıkarılabilen, hareket eden bir protezdir. Uygulanacak her bir çeneye 2 yada 4&#8217;er tane İmplantla bunun üzerine aslında takıp çıkarılabilen ancak İmplantın üzerine oturabileceği içinde özel yuvalar bulunan, hareketli protezler yapıldığında, yemek yerken, konuşurken, yerinden oynayan, hareket eden protezlere son vererek İmplantın üzerinde sapasağlam sıkı bir şekilde duran bu protezler uygulanabilir. </video:description>
<video:view_count>518</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Dis-Implantlarinin-Yan-Etkisi-Var-midir--575.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ozgur-onder/implant-uygulamasi/dis-implantlarinin-yan-etkisi-var-midir-07.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011103112073230312.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Diş İmplantlarının Yan Etkisi Var mıdır?</video:title>
<video:description>İmplantların uygulanması sırasında ya da uygulandıktan sonra herhangi bir yan etkisi var mıdır? Yapılan araştırmalarda implantların bir alerjik reaksiyona sebep olmadığı görülmüştür. En çok sorulan sorularda bir tanesi de &#8220;Benim implantım vücudu kabul eder mi?&#8221; bu bir organ nakli değildir. Vücut buna bir savunma mekanizması geliştirmez. Eğer yapılan ortamda bir enfeksiyon yoksa, kemik kalınlığı ve yüksekliği uygunsa, steril bir ortamda çalışılmışsa herhangi bir yan etkiyle karşılaşılmaz. Ancak her şeye rağmen %3, %4 olasılıkla implantın kemik hücreleriyle tutunamama olasılığı vardır. Görülecek en büyük yan etki ilk 1, 1,5 ay içerisinde implantın kemiğe tutunamamasıdır. Bundan dolayı da hastamız bir zarar görmez. Uygulanan implant yerinden alınır. Bir süre daha beklenip aynı bölgeye uygulanabilir.</video:description>
<video:view_count>405</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Dis-Implantlarinin-Bakimi-Nasil-Yapilmalidir--576.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/ozgur-onder/implant-uygulamasi/dis-implantlarinin-bakimi-nasil-yapilmalidir-08.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011103112105230312.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Diş İmplantlarının Bakımı Nasıl Yapılmalıdır?</video:title>
<video:description>Diş implantlarının bakımı herhangi bir ağzımızda bulunan porselen krom hatta kendi dilerimizin bakımından farklı değildir. Dişlerimizi fırçalamamız, diş arası ürünler, diş ipi, arayüz fırçaları kullanmamız, 6 ay ya da yılda bir duruma göre diş hekimi kontrolü yaptırdığımızda yeterli olacaktır. Özel ekstra bir bakım gerekmemektedir. </video:description>
<video:view_count>376</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Meme-Ucu-Akintisi-Neden-Olmaktadir--18.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/murat-kalemoglu/meme-ucu-akintisi/01-meme-ucu-akintisi-neden-olmaktadir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201111314345930614.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Meme Ucu Akıntısı Neden Olmaktadır?</video:title>
<video:description>Meme ucundan olan akıntılar, bir meme patolojisini gösterebildiği gibi fizyolojik nedenlerle de oluşabilmektedir. Meme başı akıntısını fizyolojik nedenlerle en çok gördüğümüz dönem &#8220;laktasyon dönemi&#8221; yani süt verme dönemidir. Keza süt verme döneminden sonra 2 yıl içerisinde oluşan ve devam eden süt tarzındaki akıntıları çok önemsememekteyiz. Meme kanalları akıntıyı önleyen bir tıkaçla tıkalıdır. Bu tıkacı herhangi bir uyaranla sıkarak, ya da emerek bu tıkaç kaldırıldığı takdirde buradan bir akıntı oluşacaktır. Bu normal bir unsurdur. Eğer ki uyaran ortadan kalkarsa kendiliğinden de düzelecektir. Keza yaşam boyu 2-3 kez oluşmuş akıntılarda çok önemli görülmemektedir. Akıntılarda esas neden kendiliğinden oluşan akıntı mı, yoksa sıkılarak mı olan akıntı? Bu çok önemlidir. Akıntı kendiliğinden oluyorsa bir patolojik anlam taşımaktadır. Keza bazı ilaçlarda meme başından akıntılara neden olabilmektedir. Ülser ilaçları, bulantı giderici ilaçlar, antidepresan ilaçlar, doğum kontrol hapları meme başından akıntılara neden olabilmektedir. Bunların dışında hipofiz bezinin bazı hastalıkları da meme başından akıntıya neden olabilmektedir.</video:description>
<video:view_count>689</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Mezoterapi-Nedir--578.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/burak-basarir/mezoterapi/02-mezoterapi-nedir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011103113594330313.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Mezoterapi Nedir?</video:title>
<video:description>4- 6- 12 mm&#8217;lik iğnelerle cildin orta katmanı dediğimiz mezo katmanına genellikle zayıflama, selülit ya da ağrı tedavisi amacıyla yapılan küçük enjeksiyonların adıdır. Amacınızın ne olduğu ya da hangi bölgede çalıştığınıza bağlı olarak, ya hazır çalışmaları ya da hekim tarafından hazırlanacak kişiye özel karışımları kullanılması şeklinde yapılır. Genellikle haftada1- 2 seans yapılır. En sık yaptığımız bölgeler basen ve bacak arkasındaki selülit bölgeleridir. Erkelerde de daha sık göbek bölgesi talep edilmekte. Mezoterapi İçine genellikle dolaşımı güçlendirici, yağ eritici ve anestezik maddelerden oluşan bir kombinasyon koyulur. Kişinin ihtiyacı da cildinin niteliği de burada çok önemli. Cildin nemlendirilmesi amacıylada yapılabilir. Tedavi amaçlı hem eklemlerde hem de kas ağrılarında ağrı tedavisinde çok yaygınlıkla yurt dışında ve yurt içinde kullanılıyor. Mezoterapi son 10 yılda ülkemizde çok popüler olan bir işlem. Ama şunun altını çizmek istiyorum Mezoterapi ya da herhangi bir başka zayıflama yöntemi hepsinin sonucunda bağlandığı nokta diyettir. Eğer siz belli bir gıda rejimi uygulamıyorsanız Mezoterapi da yapsanız, başka bir makine uygulaması da yapsanız genel anlamda zayıflamanız mümkün değildir. Evet, Mezoterapi selülit tedavisinde etkilidir. Selülit tedavisinde en etkili yöntemlerden birisidir Mezoterapi. Ama mzayıflamak amacıyla Mezoterapi yaptığınız zaman bu kişinin mutlaka ve mutlaka beraberinde bir beslenme rejimine de girmesi gerekir. Bunu göz ardı ederek bu tedaviye girilmesi durumunda istenen sonuçlar elde edilemez. Mutlaka bir beslenme düzeni, hatta mümkünse bir sportif destek de beraberinde verilmesi gerekir. </video:description>
<video:view_count>724</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Yuze-Vitamin-Uygulamasi-Nedir--577.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/burak-basarir/mezoterapi/01-yuze-vitamin-uygulamasi-nedir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011103114041430314.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Yüze Vitamin Uygulaması Nedir?</video:title>
<video:description>Yüze vitamin uygulaması özellikle yüzün alın altında kalan bölgelerine, boyuna ve dekolteye yapılan farklı amaçlarla, farklı ürünler koyulması ya da enjekte edilmesi. Bu cilt üstüne, cilt içine, cilt altına olabilir. Bu ürünün niteliğine bağlıdır. Bir ürünlerden bir bölümü tamamen besleyici vitaminlerdir. Bir bölümü vitamin artı proteinlerdir. Bunlar hem besleyici hem destekleyicidir. Bir bölümü esneklik kaybına karşı esnekliği toparlamak için özellikle sarkmaları, özellikle boyun altındaki gıdı bölgesindeki sarkmaları toparlamak amacıyla yapılan ürünlerdir. Bir bölümü güneş hasarları ya da kimyasal hasarlar ya da sigara vs. güneş, solaryum gibi cildin yaşlanmasını engellemek amacıyla, ince kırışıklıkları engellemek amacıyla, dolgu malzemesine benzer bir şekilde enjekte edilen daha çok su tutucu malzemelerdir. Bu malzemeler botoks ya da dolgu gibi vücutta 6-9 aylık sürede kalmazlar. 2-3 seans tekrar edilirler genellikle. Bazı ürünler daha fazla tekrar edilir. Genellikle verdikleri şey ciddi bir parlaklık, ciltte ipeksi bir dokunuş, aynı zamanda eğer toparlamak gerekiyorsa bir sarkma problemi varsa sarkmada ciddi bir azalma ve ince kırışıklıkların açılması amacıyla kullanılır. En çok sevilen ve tekrar edilen uygulamalardan birisidir. Ciltte vitamin uygulamasının yaşı yoktur. 18-19 yaşından sonra hem fiziksel olarak bu etkenlerle karşılaşan ya da cildinin görüntüsünden memnun olmayan, aşırı yorgun ciltleri olan, çok kuru cildi olduğunu düşünen kişiler tarafından sıklıkla yapılır. Sonuçları da genel olarak çok yüz güldürücüdür. Biraz ağrılı olabilir. Hafif morluklar olabilir. Ama sonuç o kadar yüz güldürücüdür ki bunların hepsi unutuluyor işlem yaptıktan sonra. Vitamin uygulamasını en azından yaptırmayan kişilere mutlaka bir kere denemesini tavsiye ediyorum. Etrafında bu işi yapan hekimlerden birisine gidip danışarak bir kere uygulamasını tavsiye ediyorum. Çok memnun kalacaklarına eminim. </video:description>
<video:view_count>1284</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Estetik-Dolgu-Nedir--579.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/burak-basarir/estetik-dolgu/01-estetik-dolgu-nedir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011103114121030314.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Estetik Dolgu Nedir?</video:title>
<video:description>Estetik Dolgu, yüzün zamanla ya da yaşlılıkla gelişen kırışıklıklara ya da volum kaybına Karşı, bir ince kırışıklıklara ya da daha kalın, derin kırışıklıkların giderilmesi, azaltılması, yumuşatılması amacıyla ya da yüzdeki daha büyük volüm kayıplarının yerine koyulması amacıyla yüze enjeksiyon yöntemiyle, genellikle bu iğnelerle ya da kanüllerle koyulur. Geçici ya da daha uzun süreli kalıcı olabilecek ürünlerin enjekte edilmesidir. Bu genellikle ameliyat öncesi yani plastik cerrahi operasyonlarının alternatifi olarak kullanılıyor. Giderek dünyada çok artan bir miktarda uygulaması yapılmaktadır. Plastik cerrahinin alternatifi olabilmesi, anestezi riskinin ortadan kalkması, insanların çok kısa prosedürlerle bu işlemlerden yararlanabilmesi, yani basitçe söylemek gerekirse bir öğle yemeği arasında bile yüzünüzde çok ciddi gelişmeler kaydedebilirsiniz. Küçük tekrarlarla uzun süre bunu koruyabilirsiniz. Dolguları ve buna benzer işlemleri ben birazcık tabiri caizse aşı uygulamasına benzetiyorum. Bu ne kadar erken yapılırsa bu kişinin genetiğine, cinsine, ayrıca iç ortamda, dış ortamda çalışmasına, vücudundaki yağ hücrelerinin gelişimine, yani çok hızlı kilo alıp vermeye vs. bağlı olmak kaydıyla ne kadar gelişmeden önce başlanırsa bu işlemlerin yapılmasına, özellikle bayanların menopoz öncesi ya da menopozun hemen arkasında kaydedilen çok ciddi volüm kayıplarının ve çok ciddi yüz çökmelerinin engelleyicisidir. Net olarak koruyucu bir işlemdir. Estetik işlem olması genellikle hasar oluşturduktan sonra yapılması nedeniyledir. Yani biz bunu ne kadar erken yaparsak çok daha az miktarlarla, çok daha az maliyetlerle bu işi çözeriz. Ne kadar geciktirirsek maliyetler artar, miktarlar artar, işlemler karmaşıklaşır. Estetik dolgu olarak birçok ürünü koyabilirsiniz. 3 bin tane farklı firma var. Bu şekilde ürün üreten, bir bölümü de Türkiye&#8217;de lisanslı olarak hala hayattalar. Bunların içinden çok farklı moleküller var. Ama en yoğun kullanılan Hyaluronik Asit denilen bir üründür. En az alerjik etki bunda gözükür. Geçtiğimiz yıllara göre çok gelişti bu ürünler. Dolgu malzemeleri. Eskiden çok daha fazla alerji, yanma, kızarıklık gibi şeyler olurken hemen hemen şimdi bu tip şeylere hiç rastlamıyoruz. Dolgu malzemeleri ciddi olarak cerrahinin alternatifi olmaya başladı. Özellikle belli bir zamandan evvel başlanırsa. </video:description>
<video:view_count>574</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Hangi-Estetik-Islemleri-Icin-Dolgu-Malzemesi-Kullanilir--580.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/burak-basarir/estetik-dolgu/02-hangi-estetik-islemleri-icin-dolgu-malzemeleri-kullanilir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011103114164430314.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Hangi Estetik İşlemleri İçin Dolgu Malzemesi Kullanılır?</video:title>
<video:description>Estetik işlemler diye başlarsak bir yüzde, iki vücutta diye ayırabiliriz. Genellikle vücutta kullanımı daha evvel kaza yada kırıklar nedeniyle oluşan volüm kayıpları, ya da doku hasarları. Yani büyük yaralanmalarda vs. bir çökmeyi yerine koymak için, ya da bir kontörü düzeltmek için kullanılabilir. Yüzde ise çok çeşitli bölgelerde kullanılıyor. Eskiden sadece 1-2 bölgede kullanılırken şimdi aklınıza gelen her bölgede biz dolgu işlemi kullanabiliyoruz. Şekil üzerinde gösterirsek eskiden sadece burnun iki yanında bulunan oluklarda dolgu yapılıyordu. Bugün elmacık kemiklerinin dış tarafı, orta yüz dediğimiz göz küresinin hemen altı, göz küresinin içi, şakak kemikleri, dudak, çene kenarları ve yanaklar. Aynı zamanda alın ve kaş arası bölgelerinde volüm vermek, ya da oluşan bazı kırışıklıkların daha fazla kırılmasını engellemek amacıyla ürün koyulabilir. Genellikle il defa ürün koyulan, uygulama yapılan insanlara aşamalı olarak yapılması tercih edilir. Bu tip uygulamaların bayanlarda özellikle menopoz öncesinde başlanmasında fayda var. Erkeklerde volüm kaybı genellikle yüksek miktarda spor yapanlarda olur. Hormonal bir yıkımdan daha çok genellikle spor yapmaya bağlı, vücuttaki ciddi yağ oranı azalmalarında olur. Birde patolojik olarak belli hastalıklarda, yani çok fazla kilo kaybıyla seyreden hastalıklarda olur. Bunların hepsinde prementif olarak uygulanır. Hem kırışıklıklarda hem volümde çok hafif dokunuşlarla, mümkün olduğu kadar az değişikliklerle kontürlerin etrafı çizilir ve insanların psikolojik inanılmaz derecede iyi hissetmesi sağlanır. Bu biracık şeye benziyor. İyi bir kıyafet aldığınız zaman, bu kıyafet de kendinize yakışırsa, aynaya baktığınızda kendinizi çok mutlu hissedersiniz. Estetik dolgu bunu sağlar. Yıllarca dudağının inceliğinden şikayet etmiş bir kadına istediği oranda bir dudak volümü vermeniz büyün cinsel hayatını, sosyal hayatını anlamlı derecede değiştirecektir. Bu değişiklikleri zaten kendisi de gelir size dile getirir. Aynı şey vücudun diğer bölgeleri için de geçerli. Yüzde özellikle çok rahat, az volümlerle sonuç alınabildiği için yüzdeki ifadelerde değişikliğe gitmeden genel bir gençleştirme işlemi yapılabilir. </video:description>
<video:view_count>566</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Estetik-Dolgu-Malzemeleri-Degistirilebilir-mi--581.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/burak-basarir/estetik-dolgu/03-estetik-dolgu-malzemeleri-degistirilebilir-mi.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201111312145030612.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Estetik Dolgu Malzemeleri Değiştirilebilir mi?</video:title>
<video:description>Estetik dolgu malzemelerinin değişikliğini şöyle yorumlayalım. Kalıcı olmayan dolgular yani şu anda yoğunlukla kullanılan molekül ismi olarak Hyaluronik Asit ismini verdiğimiz zaman zaten bu vücutta olan, yıllar içinde azalan bir malzemedir. Molekül olarak aslında bu vücudumuzda var. Vücudumuzda azaldığı için yüzdeki miktarı da dolayısıyla azaldığı için kırışıklıkların ya da ciltteki çökmelerin sebebidir. Biz aslında eksik olanı birazcık yerine koyuyoruz hyaluronik asit yaptığımız zaman. Hyaluronik Asit vücuttaki diğer Hyaluronik Asitle reaksiyona girip su tutar. Su tutucu bir malzemedir. Hidrofil bir malzemedir. Hidrofil bir malzeme olduğu için de bir volüm verir. Bu ürün,ürününe bağlı olarak molekül, farklı birentlerde farklı marka isimleriyle piyasada kullanılmaktadır. Bu ürün 6-9 ay, 9-12, 9-18 ay gibi firmasına bağlı farklı sürelerde ve molekülünün büyüklüğüne bağlı olarak zaten vücuttan elemine edilir. Dolayısıyla bunun yerinin değiştirilmesine ihtiyaç yoktur. Genel olarak geçici dolguda kullanılan ürün budur. Ama daha eskiye gittiğimiz zaman, bir eski jenerasyona, hatta bazen şu anda hala piyasada görüyoruz. Kalıcı dolgu dediğimiz silikon bazlı dolgular bir müddet sonra vücutta reaksiyon yapabilir. Bu yapılan reaksiyon vücutta özellikle yüzde deformitelere sebep olur. Yüzdeki bu deformiteler insanları rahatsız edebilir. Ya da normal dışı şişlikler ya da kızarıklıklar şeklinde ortaya çıkabilir. Bu tip durumlarda bunarın analiz edilip cerrahi olarak çıkartılması söz konusudur. Cerrahinin dışında bu kalıcı dolguların çıkartılması mümkün değildir. Herhangi bir iğneyle çekilmesi, ya da üstüne bir şey enjekte edilerek eritilmesi söz konusu değildir. Kesin olarak cerrahiye gider bu işlemler. Cerrahi sonucunda da temizlenebildiği kadar temizlenir. Bizim tavsiyemiz genel olarak kişilere kalıcı dolguların maliyetine ya da cazibesine kapılmamaları, artık dolgunun süresi oldukça uzadı, eğer yeterli miktarda uygun molekülleri kullanıyorsanız 2 yıla kadar kullanabildiğiniz geçici dolgular var. Bu geçici dolguların üzerine yoğunlaşmaları ve ilerde olabilecek sıkıntılardan kendilerini korumaları. Hiçbir zaman özellikle ilk defa işlem yaptıracak kişilere kalıcı dolgu önermiyorum. Ben zaten genel olarak kalıcı dolgu kullanmıyorum. Ama dolgu kullanılacaksa ürünün ne olduğunu, ürünün içinde hangi molekül olduğunu mutlak ve mutlak yaptırdığınız merkeze sormanız gerekir diyorum. Hyaluronik Asit bu anlamda en güvenilir malzemedir. Hatta şu anda ileri derecede geliştirildi. Çok az üründe olmakla beraber anestezik madde konuldu. Anestezik madde hemen hemen işlemi ağrısız hale getirdi. Hiçbir şekilde ağrı sızı hissetmiyorsunuz. Yani bu bir arabada air condition gibi bir özellik haline geldi. Çok rahat bir işlem haline geldi. O yüzden de tercih edilmesi çok arttı. Sayısal olarak tercihi de çok arttı. Kişilere özellikle tavsiyem yaptırdığınız ürüne dikkat edin. Markasını ve molekülünü sorun. </video:description>
<video:view_count>556</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Botoks-Nedir--582.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/burak-basarir/botoks/01-botoks-nedir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011103114292230314.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Botoks Nedir?</video:title>
<video:description>Botoks bir nakteriden üretilen bir ilaçtır.Aspirinden hiç farklı olmayan bir fabrikada üretilir bakterinin botoks etkisi gördüğümüz proteini bakteriden ayrıştırılır ayrıştırıldıktan sonra bu ürün konsantre edilir belli konsantrasyon yakalandıktan sonra bu proteinler vakumlu bir şişede hizmete sunulur.Botoksun yaptığı etki tam anlamıyla kas sinir ileti noktasında bir kesintiye ya da bir duraksamaya sebep olmaktadır.Başka bir değişle ya iletiyi tamamen kesebilir ya da yumuşatabilir yavaşlatabilir.Bu botoksun dozuyla ya da auygulayıcı kişinin stiliyle ilişkili bir şeydir.Ve anatomi bilgisiyle yüz kaslarına ne kadar hakim olduğuyla ilgili bir şeydir.Bir çok yerde duymuşssunuzdur ve halada rastlıyorsunuzdur botoksa yılan zehiri vs. gibi bir takım şeyler söyleniyor.Çok uzun yıllardır insan vücuduna hayvandan elde ettiğiniz bir malzemenin enjekte edilmesi yasaktır.Bu deli dana hastalığının başlangıcına kadar uzanır eğer siz hayvandan elde ettiğiniz bir malzemeyi ilaç olarak piyasaya sunmak istiyorsanız bunu hiç bir şekilde lisanslandıramazsınız.Lisanslandıramayacağınız içinde piyasaya veremezsiniz.Yani dolayısıyla yılandan elde edilen bir şey değil botoks.Ama bir toksindir.Toksin genel olarak kaba ismiyle türkçe karşılığı aşağı yukarı zehire gelir.Tıbbi adı toksin olmasına rağmen.Ama ona bakarsanız tetanoz aşısıda buna benzer bir şeydir.Yani tetanoz aşısının çok benzeri bir şeyden bahsediyoruz botoks molekülünden bahsederken.Dünya da en çok uygulanan uygulamadır estetik işlemler adı altında.En eski uygulamadır o yüzden de en güvenli uygulamadır.Yani tartışmasız en güvenli uygulamadır.Çünkü yaklaşık 30 yıldan fazla bir süredir kozmetik amaçlı uygulanıyor ondan çok daha eski bir süredir tıbbi endikasyonlarıyla kullanılmaktadır.Dolayısıyla artısını eksisini neler yapabileceğini tıp alemi çok iyi bilir.Bu da ürünün güvenilirliğini sağlar.Yani siz bir insana botoks enjekte ettiğiniz zaman hangi dozu hangi üniteyi nereye enjekte ettiğiniz zaman sonucunun ne olduğunu 3 aşağı 5 yukarı bilirsiniz.Bilinmeyen hiç bir şey yok botoksta.Çok az bilinmeyen şey var botoksla ilgili o nedenle çok güvenli bir uygulamadır bilinenin tam aksine. </video:description>
<video:view_count>530</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Botoks-Uygulamasina-Kac-Yasinda-Baslanmalidir--583.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/burak-basarir/botoks/02-botoks-uygulamasina-kac-yasinda-baslanmalidir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011103114320530314.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Botoks Uygulamasına Kaç Yaşında Başlanmalıdır?</video:title>
<video:description>Bu soru çok sık rastladığımız bir soru gerçekten.Böyle bir yaş yok.Bunda bir sürü faktör var.Mesela mimiklerini çok fazla kullanan genetiği kırışıklığa uygun yani Kuzey Avrupa genetik koduna benzer kodu özellikle açık renkli ve sarışınları kastediyorum.Çok hızlı kırışacaklardır yüzünü her türlü mimiğini çok yoğun kullanan gülerken gözleriyle gülen ya da gözlerini çok fazla kullanan hemen hemen herkes 30'lu yaşlardan önce bu kırışıklıklarla karşılaşmaya başlar.Burada bir de genetik kod var yani aileden gelen genetik kodda bu anlamda çok önemlidir.Bir farklı kriterde dışarıda çalışanlar mesela mimarlar sürekli outlok spor yapanlar yani fiziksel olarak dış etmenlere özellikle güneşe çok fazla maruz kalanlar daha hızlı kırışırlar bu kişiler aynı zamanda açık renkli ve sarışınsa daha da hızlı kırışırlar onun dışında cinsiyet olarak erkekler biraz daha sonra kırışır vücuduna hem içeriden hem dışarıdan iyi beslenme sağlayabilenler iyi su içenler iyi vitamin ve mineral alanlar daha zor kırışırlar.Ama nihayetinde bu size bağlı olan bir şeydir.Botoks tekrar ediyorum bir koruyucu işlemdir.Kırışıklıkların oluşmasını engellemek cilt yaşlanmanızı engellemek anlamına gelir.Cilt yaşlanmanızı engellediğiniz zaman ciltteki çöküşünüz gecikir.Botok geri dönüşümsüz bir işlem de olmadığı için istediğiniz an vazgeçebilirsiniz.Ama şimdiye kadar vazgeçeni gördünüz mü doktor bey derseniz görmedim.Çünkü o görüntü insanların o kadar çok hoşuna giderki genellikle de yorgun ifadesi olan kişileri bir an da yüzünü yukarı çekip yüzünü aydınlatan bir uygulamadır.Bunu eğer ehil kişiler yapmışlarsa genellikle kimsenin anlamsı mümkün değildir.Analaşılmadığı gibi bu size yaptıran kişiye söyle dönecektir yüzünde bir aydınlık var bir hoşluk var çok mu iyi dinlendin çok mu iyi uyudun ya da yüzüne güzel bir krem mi sürdün genellikle botoksun yansıması bu şekilde olur.Ama botoksun yaş sınırlaması yoktur.İstediğiniz yaşta başlayabilirsiniz yeterki geçerli endikasyonunuz olsun hekiminiz bunu uygun görsün ve siz istediğiniz sürece yaptırırsınız.Özellike yoğun kırışıklığı olan kişilere kasları aktif olan kişilere ve birazda geç kalmış kişilere ben şunu öneriyorum botoksu 6 ayı beklemeden 4,5 ayda 3-4 tane arka arkaya düzenli seans şeklinde yapın.Botoksun şöyle bir özelliği var, botoksun eğer periyodik aralığını aksatmazsanız kaslarda bir yavaşlamaya sebep oluyor o kasın biraz incelmesine sebep oluyor o kasların incelmesi mimiklerinde yumuşamasına sebep oluyor.Siz kaslara çalışma izni verirseniz botoks yapmazsanız başka bir değişle kaslar eski gücüne döner dolayısıyla geri dönüşümsüz bir işlem değil istediğiniz an eski halinize döner.Bir de şöyle bir soru geliyor genellikle bu arada botoks yaptırırsam sonra yaptırmadığımdan daha kötü olur mu yaptırdığım için?Asla öyle bir şey olmaz.Yani botoksu uygulatmak ya da bir şekilde hayatında bir kere botoks yaptırmış kişi ondan sonra yaptırmaktan vazgeçerse daha kötü bir durumla karşılaşmaz.Sonuna kadar yaptırmak zorunda değil ama tekrar ediyorum daha yaptırmaktan vazgeçeni görmedim.</video:description>
<video:view_count>1030</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Erkeklere-Botoks-Uygulanabilir-mi--584.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/burak-basarir/botoks/03-erkeklere-botoks-uygulanabilir-mi.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011103114343830314.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Erkeklere Botoks Uygulanabilir mi?</video:title>
<video:description>Erkeklere botoks uygulaması yapılır.Giderek de daha fazla sayıda yapmaya başladık.Çünkü erkeklerde artık dış görünüşlerine en az bayanlar kadar önem veriyorlar.Kırışıklıklarına önem veriyorlar özellikle zaten belli bir yaşın üzerindeki hollywood'da ki tüm sanatçıların bunu yaptırdığına kesin olarak eminiz.Bunun dışında erkekte bir fark şudur.Erkeğin kasları bayana göre biraz daha güçlü olduğu için bayan uygulamasına göre daha yüksek dozlar yapılır.Erkek ifadelerinin ve kas gelişlerinin doğrultusunda işlem yapılır.Yani çok detay farklar vardır.Detay farklar dışında normalde yapılan uygulamdan bir fark yoktur.Ürün aynı üründür biraz dozu yüksektir.Biraz kas açıları farklıdır erkeklerde.İfade ve kasların kullanım şekilleri biraz farklıdır.Bunları dikkate alırsanız zaten erkeğinde en çok yaptırmak istediği bölge kaş arası ve göz kenarıdır.Yani alında ki mimiklerle erkekler fazla ilgilenmez.Yoğun olarak kaş arası oradaki sert dikey çizgileri yok etmek amacıyla yaptırıyorlar ya da göz kenarlarında ki kaz ayaklarını.Ama erkeklerin uygulamsı bayanlar kadar hoş olur botoks da yorgun ifadeyi almanız ya da düşük kaşları kaldırma şansınızın olması düşük kaşları kaldırdığınız zaman bütün yüzün aydınlanması gibi bir sürü avantaj artık erkeklerinde hoşuna gitmeye başladı.Bu nedenle hiç azımsanmayan bir artışla erkeklerde yaptırıyor.Bence çok zamana kalmaz eşitlenecek.Yani bi 3-4 sene içerisinde Dünya da da çünkü çok giderek artmaya başladı estetik ameliyatlarda da erkek sayısı artmaya başladı çünkü dolayısıyla giderek artan bir sayıda erkek işlemi yapıyoruz.Ve genellikle de hastalarımız çok memnun geri dönüyorlar.Yaptırmaya devam ediyorlar. </video:description>
<video:view_count>703</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Botoksun-Yan-Etkileri-Var-midir--585.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/burak-basarir/botoks/04-botoksun-yan-etkileri-var-midir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011103114372530314.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Botoksun Yan Etkileri Var mıdır?</video:title>
<video:description>Botoksun bilinen ciddi yan etkileri yoktur.Uygulayıcı hatasına bağlıdır genellikle yan etkileri.Yani botoks ürünü zaman zaman baş ağrısı yapabilir işlem sırasında oluşabilecek küçük morluklar olabilir küçük kızarıklıklar olabilir onun dışında uygulayıcı hatasına bağlıdır botoksun zararı dediğiniz şey.Yani botoks aslında komplikasyonlarıdır bunlar yani ürünün birebir bir zararı yoktur çünkü bu ürün basitçe yaptığı şey eğer siz doğru alana enjeksiyon yapabiliyorsanız kas ve mimik hareketlerine hakimseniz ve doz uygulamasını vs. iyi biliyorsanız ayrıca hepsinden en önemlisi yaptığınız yüzü iyi analiz edebiliyorsanız çünkü her yüzün ayrı bir botoksu vardır.Her yüzün botoksu birbiriyle ayrıdır.Çünkü o kişinin alın mesafesi kaş aralıkları kaş mesafesi göz kapağı kaş aralığı göz kenarında ki kırışıklık hepsi yöniktir.Yani kişiseldir.Kişisel olduğu için dozlama da kişiseldir.Tamam belli koyulmuş kriterler ve kıstaslar vardır ama bu kişisel bir şeydir.Kişisel bir şeyi siz iyi yorumlayabiliyorsanız botoks kişiye zarar vermez.Ama uygulayıcı hatasına bağlı bir takım zararları olabilir.O yüzden de inanmadığınız güvenmediğiniz yerde kesin olarak emin olmadığınız kişilere bu işlemi yaptırmayın.Özellikle altını çiziyorum enjeksiyonu yapmak zor bir şey değildir.Yüzü analiz etmek zor bir şeydir.Doz uygulaması zor bir şeydir kaslara hakim olmak zor bir şeydir ne yaptığınız zaman neyin ortaya çıkacağını bilmek zor bir şeydir.Bu tecrübe ister belli bir sayıda işlem yapmak ister bir de eğitim ister her şeyden önemlisi.Bunun eğitimi hiç bir zaman bitmez giderekte daha geniş alanda uygulanmaya başladı.Yani sadece kısıtlı bölgelerde uygulanan bu işlem daha geniş alanlarda uygulanmaya başladı.Dolayısıyla botoksun zararından çok uygulayıcının zararı vardır.Uygulayıcının zararı botoks zararı olarak ortaya çıkar.Ya da başka bir değişle uygulayıcı kendi hatasını daha çok ürünün üzerine bırakır.Açıkcası bu böyledir.Ama botoksun uygulama sırasında morarma ağrı ve hafif kızarıklıklar dışında ciddi bir problemi olmaz.Tabii ki yanlış yere enjeksiyon yapılırsa ciddi komplikasyonları olabilir ama dediğim gibi bu uygulayıcıya bağlıdır. </video:description>
<video:view_count>883</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Botoks-ve-Dolgunun-Anlasilmasi-Mumkun-mudur--586.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/burak-basarir/botoks/05-botoks-ve-dolgunun-anlasilmasi-mumkun-mudur.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011103114423930314.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Botoks ve Dolgunun Anlaşılması Mümkün müdür?</video:title>
<video:description>Hem botoksun hem dolgunun ayrı ayrı yapılsada birlikte yapılsada tekrar tekrar yapılsada anlaşılmaması mümkündür.Hatta ben şunu özellikle söylemek istiyorum botoks anlaşılmak istenmezse ya da dolgu anlaşılmak istenmezse anlaşılmaz zaten.Ya uygulayıcı tarafından ya da yaptıran kişi tarafından özellikle anlaşılması istendiği için anlaşılır.Mesela çok yaygın bir kanı çok şiş dudakların botoksa bağlı olması.Yani botoksla dudak şişiremezsiniz.Dudak volümü dolgu maddesiyle verilir.Botoksla bir dudağa ya da bir bölgeye volüm vermeniz mümkün değildir.Bir yanağa volüm veremezsiniz botoksla.Botoks sadece mimik kaslarına bağlı olan dinamik kırışıklıklara etkilidir.Volüm dolguya bağlı olan bir şeydir.Her 2 işlem içinde hem mimik kaslarının bloke edilmesi ya da yavaşlatılması hem vücutta oluşan volüm kayıklarının ya da kırışıklıklarının içinin doldurulması işlemleri eğer özellikle anlaşılsın istenmiyorsa ve bu belli bir ustalığa sahip bir kişi tarafından yapılıyorsa kesinlikle anlaşılamaz.Ama siz bunun özellikle ortaya çıkmasını istiyorsanız özellikle bir takım şeyleri çok fazla abartmak istiyorsanız yaptırıcı tarafından ya da uygulayıcı tarafından da aynı şeyin düşünülmesi gerekir tabii ki o zaman kolaylıkla anlaşılır hale getirebilirsiniz.Ama bir protatip yüz yoktur botoksda da dolguda da.Daha evvelki sorularda da biraz bahsettim hem botoksun hem dolgunun kişiye özelliği vardır.Yani 4 tane yüze aynı ürünü dolgu olarak kullanabilirsiniz 4'ününde dozajı farklı olabilir 4'ününde giriş açısı farklı olabilir uyguladığınız noktalar farklı olabilir.Ve botoksta kesinlikle böyledir.Kişinin mimiklerini göz önünde bulundurmadan işlem yaparsanız herkeste aşağı yukarı aynı işlemi yaparsınız bazılarında tutar bazılarında tutmaz.Dolayısıyla kişisel bir şey bu uygulama yani birazcık diyete benzer bu diyette kişisel bir şeydir.Benim diyetimi 20 yaşında ki bir çocuk yapmaya kalkarsa o kilo alabilir 30 yaşında ki bir sporcu yapamaya kalkarsa kilo verebilir.Farklı farklı reaksiyonlar ortaya çıkar.Botoksda da dolguda da kişisellik söz konusudur.O yüzden yaptığınız uygulama hiç anlaşılmayabilir hiç kimse tarafından hatta eşler tarafından büyük ihtimalle anlaşılmayabilir herkes tarafından da anlaşılabilir bu tamamen kişiye ve uygulayıcıya bağlıdır.</video:description>
<video:view_count>634</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Botoks-Veya-Dolgu-Vucutta-Birikir-mi--587.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/burak-basarir/botoks/06-botoks-veya-dolgu-vucutta-birikir-mi.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011103114455330314.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Botoks Veya Dolgu Vucutta Birikir mi?</video:title>
<video:description>Hem botoks hem dolgu için gelen en sık sorulardan bir tanesi bir kere şöyle söyleyelim eğer botoks biriken bir malzeme olsa 5-6 ay da bir bu ürünü yapmak zorunda olmazdık.Dolayısıyla botoks vücutta birikmez.Her hangi bir etkiside kalmaz.Bütün etkileri botoks ürününün etkisi geçtiği anda ortadan kaybolur.Bu da max. 9 aya kadar olabilir.Ondan nsonra botoksun etkisi vücutta tamamen ortadan kaybolur.Dolgu için kalıcı dolgular evet kalıcı dolgu adı üzerinde farklı ürünler farklı moleküller kullanılır bunlar zaten kalsın diye yapılır kalsın diye yapılan ürün vücutta birikir.Dolgu malzemesi olarak geçici dolgu ya da yarı geçici dolgu tabir edilen bir takım moleküller kullanılırsa daha uzun süre kalabilir 6 ay 9 ay 12 ay 18 ay kalabilir fakat bu zaman içinde giderek azalarak vücuttan atılır.Dolayısıyla vücutta birikimi çok çok minimum olur.Ama siz 12-18 ayı beklemeden tekrar ürünü enjekte ederseniz genellikle ilk yapıla işlemden daha iyi bir sonuç elde dersiniz çünkü daha tamamen erimeden ürüne üzerine bir daha volüm koyduğunuz için ama nihayetinde beklerseniz kesinlikle özellikle geçici dolgu diye tabir ettiğimiz dolguların hepsi vücuttan atılır.Dolayısıyla hiç bir zaman vücudunuzda kaldı ileri yaşlarda bir takım sıkıntılar yaşayacağız gibi sorular gelmesin aklınıza özellikle hiyalüronik asit bazlı dolgulardan bahsediyorum hiyalüronik asidin altını çizmemin nedeni piyasada en fazla ürüne sahip olan molekül olması ve en sık yapılan molekül olması.Tabii burada ürünün geliştirilmesi de çok önemli iyi geliştirilmiş ürünler zaten ürünü geliştirmekten bunu kastediyoruz 10 sene evvel bu ürünler 4 ay kalıyordu şu an da 18 aydan bahsediyorsak bu ürün geliştirilmiş anlamına geliyor.Eskiden çok daha fazla reaksiyon gözüküyordu şu an da reaksiyon gözükmüyor.Demekki yine geliştirilmiş ürün anlamına geliyor giderek daha iyileştiriliyor daha da iyileştirilecek eminimki.Ama vücutta genel olarak bu tip ürünler birikmez.</video:description>
<video:view_count>684</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Lipoliz-Nedir--588.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/burak-basarir/bolgesel-yaglanma/01-lipoliz-nedir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011103114552530314.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Lipoliz Nedir?</video:title>
<video:description>Lipoliz genel olarak en sık kullanılan molekülü söyliyeyim fosfatidilkolin adlı bir moleküldür.Bölgesel yağlanma tedavisinin enjeksiyonla tedavisi olarak kısaca özetlenebilir.Yani bölgesel bir yağ sıkıntınız varsa bölgesel bir şişmanlama varsa bölgesel bir rahatsızlığınız varsa bu da en çok rastladığımız erkeklerde göbek ve göbeğin yanlarında ki çıkıntılar bayanlarda basen.Bu bölgeyi eritmek amacıyla yoğun olarak 4-6 seans gibi aralıklarla bir özel enjeksiyon yapılması.Bu enjeksiyonlar genellikle mezoterapiye göre daha derin enjeksiyonlardır.12-13 mm.'lik iğnelerle yapılır.12-13 mm'lik iğne de kabaca 1 cm'dir zaten.Hiç bir zaman kalçadan yapılan bir enjeksiyon gibi bir enjeksiyon değildir.Bu uygulama o bölge de bir erimeye sebep olur.Kabaca ilacın yaptığı yağ hücrelerinin duvarlarını parçalamak bunun vücuttan atılmasını sağlamak.Lipoliz hafif ağrılı bir işlemdir.Vücutta bir ödem olur hafif bir şişme olur herkes ben zayıflayacağım ya da inceleceğim derken daha çok şiştim diye paniğe kapılır.Fakat 2-3 günde o şişlik iner.Genellikle 2-3 hafta aralıklarla yapılır.Yapılmadan önce ve yapıldıktan sonra bir sonraki seanstan önce mutlaka ölçüm yapılır.Çevre ölçümü.Çok yüksek oranda başarılıdır.Bundan 3-4 sene evvel çok daha popüler olarak yapılmaktaydı.Şu an da bazı bölgesel yağ inceltici makinaların çıkması lipolizin bu kadar yoğunlukla yapılmasını bir kenara bıraktı.Ama lipoliz güvenilir bir bölgesel incelticidir.Kullanılan ürünler farklı farklı olabilir ama genellikle hammaddesi fosfatidilkolin dediğimiz malzemedir.Fosfatidilkolin olmayan bir malzeme kolay kolay lipoliz yapamaz.Çünkü bahsettiğimiz şey yağ hücresinin duvarının parçalanması ve yağ hücresinin o bölgeden azaltılması göbek bölgesinden örnek veriyorsa homojen olarak bir kuşak tarzında mesela 2'şer 3'er cm. aralıklarla enjeksiyon yapılması bunun 15 gün veya 3 hafta sonra tekrar edilmesi 4-6 seansa kadar bazı hekimler 8 seansta yapıyorlar kişinin ihtiyacına bağlı olarak tekrar edilmesi mantığıdır.Hiç bir zaman bir genel zayıflama yöntemi değildir.Yani bölgesel olarak kullanılır lipoliz.Genel zayıflama amacıyla 90 kilo olan bir kişinin 70 kiloya inmesi amacıyla lipoliz yapılamaz.Lipoliz kilosu normal ya da çok hafif fazla kilolu olan kişide bölgesel bir basen problemi ya da bir erkekte hafif bir göbek problemi varsa uygulaması endikasyonu vardır.Yani bir zayıflama yöntemi değildir lipoliz.Sadece bölgesel incelme yöntemidir.</video:description>
<video:view_count>769</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Lipolizin-Zararlari-Var-midir--589.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/burak-basarir/bolgesel-yaglanma/02-lipolizin-zararlari-var-midir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011103115022530315.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Lipolizin Zararları Var mıdır?</video:title>
<video:description>Lipolizin zararları vardır.Lipoliz özellikle karaciğer enzimlerinin kontrol edilmesi gereken bir işlemdir.Karaciğer hastalığı problemi varsa bir kişide ve bu anlamda daha evvel bir hepatit hikayesi varsa ya da yoğun alkol kullanımı varsa mutlaka karaciğer enzimlerinin kontrol edilmesini tavsiye ediyoruz.Onun dışında karaciğer enzimlerinin hafifçe yükselmesine sebep olabilir.Daha sık görülen sıkıntıları ağrı ve hafif şişlik ödem ve morluktur.Onun dışında vücutta lipoliz ürünü birikmez.Uygulayıcının enjeksiyon sırasında ağrı hissedilebilir.Onun dışında yani lipoliz uygulamasına birebir bağlı olarak genel bir sistemik problem gözükmez.</video:description>
<video:view_count>966</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Bolgesel-Zayiflama-Icin-Diyet-Yeterili-midir--590.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/burak-basarir/bolgesel-yaglanma/03-bolgesel-zayiflama-icin-diyet-yeterli-midir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011103115081530315.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Bölgesel Zayıflama İçin Diyet Yeterili midir?</video:title>
<video:description>Bölgesel zayıflama için diyet yeterli değildir.Bölgesel zayıflama değilde buna genel zayıflama olarak değerlendirelim.Bölgesel zayıflama da çok bir işlemle bölgesel incelme mümkün olabilir.Dışardan yapılan bir takım tıbbi işlemlerle bölgesel incelme mümkün olabilir.Bölgesel zayıflama diyetle hemen hemen hiç mümkün değildir.Diyet yaparken bu sizin genetik kodunuza bağlı olarak ve vücudunuzun yağ birikme hızınıza ve sırasına bağlı olarak.Örnek veriyorum bir kişinin çocukluktan gelen göbek bölgesinde yağ var ondan sonra çocukluğun ilerisinde gençlik çağlarında göbek bölgesinden sonra bacak bölgesinde kollarında ve gövdesinde ve başka yerlerinde yağlanma olmuş olur.En sonda yüzü şişmiştir.Şimdi bu kişi kilo verirken diyet yaparken bu sıraya göre genellikle yağı eritir.Yani en son kesinlikle o çocukluktan demin bahsettiğimiz göbek bölgesinden gelen en eskiden beri onunla yaşayan yağlar gidecektir.O ama en çok ona takmıştır zaten.Hep kişiler hemen bu göbeğim erisin derdindedir.Ama malesef öyle olmuyor siz vücudunuzdan yağın hangi sırayla gideceğini diyet yaparak belirleyemezsiniz.Yani şu taleple gelen çok hastamız oluyor ben kilo vermek istiyorum ama yüzümden incelmiyeyim böyle bir şey yok.Özellikle bayanlar fazla miktarlarda kilo verirlerse mutlaka ve mutlaka vücutlarında yağ içeren tüm dokularında incelme olur.Mesela bunun için en sık gördüğümüz şikayetlerden birisi göğüslerin küçülmesidir.Ama göğüs dokusunun %90'ı yağ hücresi olduğu için orada küçülme olur.Bölgesel incelmeden bahsedeceksek bölgesel incelme genellikle medikal işlemler yardımıyla yapılabilir bölgesel zayıflama diye bir şey aslında ana hatlarıyla mümkün değildir sizin yağlanma hızınıza ve yağlanma sıranıza bağlı genel zayıflamada o bölgelerin zamanla kilo verdikçe incelecektir.Tabii sportif aktivitenin buna yararı vardır.Ama sportif aktiviteyle de yeri gelmişken onuda söylemek istiyorum bölgesel bir zayıflama sağlayamazsınız.Başka bir değişle insanlar çok sık şunu yaparlar ben göbeğimi eritmek istiyorum mekik yapacağım.Ya da bacak içlerimi eritmewk istiyorum bacak egzersizleri yapmam lazım kesinlikle bir alakası yok.Yani bölgesel hareket bölgesel yağ eritmez.Bölgesel hareket bir şeye yarar yaradığı şey o bölgedeki kasın güçlenmesidir.Kas tabakasında ki güçlenme üzerinde ki yağı eritmez.O yağın erimesine yardımcı da olmaz.Demin bahsettiğim bölgesel zayıflama sırasında ki sizin yağlanma sıranıza cinsiyetinize aileden gelen genetiğe sizin vücudunuzda ki dolaşım farklılığına mesela alt tarafta daha kötü dolaşım problemi olan özellikle selülit problemi olan kişilerin alt taraftan incelmesi zor olur.Selülit probleminin altında da böyle bir şey yatıyordur zaten.Dolayısıyla bölgesel hareket yaparakta zayıflamanız ya da bölgesel olarak incelmeniz mümkün değildir.Tekrar ediyorum bacağınızı çalıştırarak bacağınızı inceltemezsiniz.Bacağınızı inceltmek istiyorsanız ya da göbeğinizi inceltmek istiyorsanız kardiyo egzersizi yapacaksınız.Kardiyo egzersizi nabzınızız 120'nin üzerine çıktığı egzersizlerin tamamına denir.Bunun içinde koşu bisiklet yüzme kürek her şey girer ama bu sporları yapsanızda be şu bölgeden inceleyim diyemezsiniz.</video:description>
<video:view_count>608</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Karin-Kalca-ve-Bel-Yaglanmalari-icin-Yapilacaklar-Nelerdir--591.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/burak-basarir/bolgesel-yaglanma/04-karin-kalca-ve-bel-yaglanmalari-icin-yapilacaklar-nelerdir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011103115331930315.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Karın Kalça ve Bel Yağlanmaları için Yapılacaklar Nelerdir?</video:title>
<video:description>Öncelikle kişinin yağlanmayı engellemesi gerekiyor.Yağlanmayı engellemeniz için en çok düşünülen vücut yağ alımını azaltmaktır.Fakat bu en önemli faktör değildir.Yani bu çok kişi tarafından doktor bey yağlı hiç bir şey yemiyorum ya da yağ hiç almıyorum vücuduma gene de yağlanıyorum gibi bir mantıkla bu soru bize defalarca yöneltiliyor.Fakat yağlanmanın genel olarak yağ alımıyla etkisi bilinenden çok çok azdır.Yağlanmaya sebep olan en önemli etkenlerden birisi öğün sıklığıdır.Eğer siz metabolizmanızı ve kan şekeri seviyenizi belli bir seviyenin altına düşürmezseniz hiç bir zaman vücut yağlanma prosisine ya da enerjiyi biriktirerek yağa girme prosisine girmez.Bunu yapması için vücudun harcayacağından çok fazla nerjiye sahip olması ya da şekerde ve insülin seviyesinde çok fazla dalgalanmalara sahip olması demektir.Başka bir değişle siz belli bir sıklıkta çok fazla aç kalmadan yani günün önemli bir bölümünü aç geçirmekle değilde gün içinde belli bir sıklıkta 2-3 saatte bir max. 4 saatte bir birşey yiyerek kan şekerinizi belli bir seviyede tutarsınız.Kan şekerinizi bu seviyede tuttuğunuz zaman vücut yağlanma prosisine girmez yğalnam prosisine girmediği zaman bölgesel yağlanma prosisine girmez.Ama bölgesel yağlanmanın en sık görüldüğü konulardan birisi çok yüksek miktarda enerji alımıdır.Bunun en çok etkenleri erkeklerde alkol kadınlarda tatlı ya da hamur işleridir.Yani ağırlıklı olarak erkekler fazla miktarda alkol tüketimine bağlı göbeksel yağlanma yaşarlar bu da enerjinin bir şekilde genetik olarak erkekte daha çok göbek bölgesinde yağ hücresi şeklinde birikmesi gibi bir kodu olduğu için bunu vücut bu şekilde karşınıza koyar ve oradan giderek genişlemeye başlarsınız.Bayalnlarda ise daha çok tatlı türevleri ya da daha çok karbonhidratın yoğun olduğu gıdlarla gereğinden çok fazla enerji alması bir şekilde bölgesel yağlanmaya sebep olur.Bir başka faktör egzersiz eğer yeteri kadar egzersiz yapıp bu fazla aldığınız enerjileri harcayabiliyorsanız gene bölgesel yağlanma yaşamazsınız.Bir diğer faktör su alımı yani su içme nihayetinde vücuttaki metabolizmaya belli bir ivme verceği için ve metabolizma hızına vereceği ivme bir şekilde enerjinin harcanmasına sebep olacağı için sizin cinsiyetinize ya da daha evvelden gelen medikal historinize yani tıbbi geçmişinize fazla bakmadan vücut bie şekilde yağ biriktiremez.Vücuda yağ biriktirme fırsatı vermezseniz bölgesel olarakta yağlanma gibi bir fırsat vermemiş olursunuz.Zaten bölgesel olarak yağlanma eğilimi varsa vücudunuzda en ufak bir yağlanma size bölgesel olarak aynada karşınıza çıkar.Bunun en çok şikayet edilen noktalarından biri göbeğin sağ ve solunda ki yan bölgelerdir.Burada da çok sık görürüz.Burada ki yağların harcanması da çok zordur.Ama nşhayetinde siz öncelikle yağlanmamaya çalışacaksınız.Yağlanmamaya çalıştığınız zaman bölgesel yağlanmanında önüne geçeceksiniz.Kilonuzu takip edeceksiniz.Özellikle de yağ oranınızı takip edeceksiniz.Kilo açısından takip edilen bütün hastaların yaptığı en büyük yanılsama budur.Sizin kaç kilo olduğunuzdan çok oranınızın % kaç olduğu önemlidir.Çünkü aynı kiloda 2 kişiyi farklı farklı yağ oranlarıyla örnekleyelim.50 kilo bir bayan, 50 kilo bir bayan 1. bayanın yağ oranı 530 olsun 2. bayanın yağ oranı %20 olsun.1. bayan 31 beden kot giyer 2. bayan 27 beden kot giyer.Arada ciddi beden farkı vardır.Aynı kiloda olmalarına rağmen.Yağlanma bu kadar önemli bir şeydir.Bu sizin ayna görüntünüzede yansır.Dolayısıyla bölgesel yağlanmayı engellemek genel vücut yağlanmasını engellemenin üzerinden geçer.Bölgesel yağlanma sizin elinizde olmayan bir prosestir.Vücudunuzun bölgesel olarak yağlanma eğilimi varsa mutlaka yağlanır.Ama sizin yağlanmayı engellemeniz mümkündür.</video:description>
<video:view_count>1576</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Dogum-Sonrasi-Yaglanmayi-Onlemek-Icin-Neler-Yapilabilir--592.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/burak-basarir/bolgesel-yaglanma/05-dogum-sonrasi-yaglanmayi-onlemek-icin-neler-yapilabilir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/2011103115364430315.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Doğum Sonrası Yağlanmayı Önlemek İçin Neler Yapılabilir?</video:title>
<video:description>Bölgesel zayıflamada hem cihaz hem işlem olarak çok çok farklı tedaviler var şu an da.Hepsini saymamız mümkün değil zaten.Şu an da ki en popüler işlemlerden bir tanesi kavitasyon.Bu kabaca ses dalgalarıyla bölgesel zayıflama demek.Bir evvel ki jenerasyondan sayabileceğimiz radyofrekans var.Şimdi soğuk ultrason diye yeni bir uygulama çıktı.Bunların hepsi hemen hemen bölgesel olarak yağ hücrelerini atak eden farklı farklı mekanizmalarla enerji mekanizmalarının hayata geçirilmesidir.Bunun içinde iğneli işlemler var daha evvel sorulardan cevap verdiğimiz lipoliz işlemi bölgesel zayıflama yöntemidir.Onun dışında masaj bölgesel zayıflamaya yardımcı olan bir yöntemdir.Özellikle selülit tedavisine yardımcı olan bir yöntemdir.Nihayetinde bölgesel zayıflama birazcıkta bölgesel dolaşımla ilgili bir konudur.Bölgesel dolaşım hızlandırılırsa o bölgenin erimesi ya da o bölgede ki yağların hareket etmesi biraz daha kolaylaşacaktır.Bir eski jenerasyona giderseniz elektroterapi ya da kuantum buna benzer elektriksel uyarıyla bölgesel kas çalışması ve o kasların hareket ettirilmesi ve orada ki yağ hücrelerinin hareket ettirilmesi mantığına dayanan bir mekanizma vardı.Çok çok farklı yeni cihazlar var piyasada.İğneli işlemlerin cihazlara karşı dezavantajı biraz daha ağrılı ve konforsuz olması.Fakat daha kestirme yöntemlerdir.Ama cihaz yöntemleri de şu an da o kadar çok gelişti ki teknolojinin gelişmesiyle beraber son derece konforlu yeter ki güvenilir bir cihaz olsun güvenilir kişiler tarafından güvenilir merkezlerde uygulansın.Mühim olan bu.Fiyatlar ya da ödeme koşulları burada bence en son kriter olmalı.Dikkate alacağınız en önemli şeylerden birisi bölgesel zayıflama cihazlarından kuantumda olsa herhangi bir kavitasyonda olsa soğuk lipolizde olsa enjeksiyonla yapılan lipolizde olsa her ne uygulanırsa uygulansın 1 merkezin yaptırdığınız hekimlerin güvenilirliği 2 yöntemin güvenilirliği.Burada dikkate alınması gereken en önemli 2 konu bu.Tabii ki her bölgesel zayıflama yöntemi herkese uygulanmaz.Genellikle burada en çok yapılan hata şudur.Genel zayıflama ihtiyacı olan kişilerin bölgesel zayıflama için başvurması.Yani 1.60 boyunda ya da 1.65 boyunda bir bayan 90-95 kilo ise bu kişinin bölgesel zayıflamayla bir işi yoktur.Önce en azından bir 20-25 kilo kendisinin zayıflaması gerekir.Ondan sonra eğer bir bölgesel zayıflama ihtiyacı varsa yapılır.Yani bu 2 konuyu birbirinden çok net ayırmak gerekiyor.Bu yöntemlerin hiç birisi obezite tedavisinde kullanılmaz.Hiç biri genel vücut zayıflama için kullanılmaz.Bu yöntemlerin her biri hafif ya da orta derece de bölgesel çevre genişliği olan kişilerde kullanılır.Ve bu uygulamaının amacı kilo vermek değil incelmektir.İkisi farklı konseptlerdir.Kilo vermek tartısal bir hedeftir incelmek ölçüsel bir hedeftir.Birisi sadece bir bölgeyi hedefler birisi vücudun genelini hedefler.Ama bölgesel zayıflama ihtiyacı olan kişilerin sorunlarını şu an da en çok başvurdukları konulardan birisi göbek ve basen en sık yaptığımız uygulamalardan birisi kavitasyon.Kavitasyon son derece etkili bir yöntem burada ki göz önünde bulunduralacak konulardan bir tanesi hangi bölgesel zayıflama yöntemine başvurursanız başvurun mutlaka ve mutlaka sizden özellikle ben şunu unutmamanızı rica ediyorum mutlaka ve mutlaka bir diyet uygulaması beraberinde siz yediğinize hiç dikkat etmeden vücudunuzu kilo alma eğilimine sokarsanız yani başka bir değişle her gün tatlı ve börek yerseniz hangi bölgesel zayıflama yöntemine girerseniz girin başarılı olamazsınız.Yani diyetsiz bir başarılı olan zayıflama yöntemi hemen hemen yoktur.2 yapabildiğiniz kadar elinizden geldiği kadar kişisel bekelentilerinizin oranında yani siz bir manken fiziğinde olmak istiyorum 27-28 beden kot giymek istiyorum diyorsanız o zaman o kişiler kadar çok egzersiz yapmanız gerekir.Ama beklentileriniz o oranda yüksek değilse beklentilerinizin gereği kadar amacınızın gereği kadar egzersizle de yardım etmeniz gerekir.Yani hiç bir bölgesel zayıflama yöntemi yoktur ki bence diyetle ve egzersizle desteklenmeden başarılı olsun.Mutlaka hemen hemen her aklı başında olan merkez sizden bunları rica edecektir.3. olarak sayabileceğimiz şey de sıvı takviyesidir.Yani yeteri kadar su alınmasıdır.Zaten bölgesel zayıflamanın olmazsa olmazlarından birisidir.Nihayetinde vücutta parçalanan yağların atılması için bir gereksinimdir bu.Yeteri kadar su almazsanız gene de vücudunuzda ödemler çözülmez.Bu 3 faktörü hiç bir zaman aklınızdan çıkarmayın.Yöntemlerden bağımsız olarak söylüyorum bunu.Mutlaka ve mutlaka diyet spor ve suyu aklınızdan çıkartmayın.Bunları göz ardı ederek bölgesel zayıflama yönteminden başarı elde edemezsiniz. </video:description>
<video:view_count>524</video:view_count>
<video:family_friendly>yes</video:family_friendly>
    </video:video>
</url><url><loc>http://www.medikalekran.com/video/Bolgesel-Zayiflamada-Hangi-Cihazlar-Kullanilir--610.html</loc>
    <video:video>
<video:content_loc>http://www.medikalekran.com/videoflv/burak-basarir/bolgesel-yaglanma/06-bolgesel-zayiflamada-hangi-cihazlar-kullanilir.flv</video:content_loc>
<video:thumbnail_loc>http://www.medikalekran.com/uploads/videolar/201111312341130612.jpg</video:thumbnail_loc>
<video:title>Bölgesel Zayıflamada Hangi Cihazlar Kullanılır?</video:title>
<video:description>Genellikle gebelik sırasında 1. kriter kişilerin yüksek kiloyla gebe kalmaktan sakınmalarını öneriyoruz.Siz zaten gebeliğe başladığınız an da 10 kilo 15 kilo fazlayla giriyorsanız gebelikte alacağınız ekstra kilolar sizi doğum sonrasında çok zor günlerin beklediği anlamına geliyor.2. şey gebelikte kilo almanızı diyet anlamında söylemiyorum sağlıklı beslenme şeklinde söylüyorum sağlıklı beslenme faktörlerini göz önünde bulundurarakgebelik sırasında kilonuzu şu veya bu şekilde bir uzmanla yardımlaşarak kontrol altında tutmaya çalışmak.Yani ne kadar kontrol altında tutabilirseniz gebelik sırasında kesinlikle ve kesinlikle diyet yapın demiyorum dikkat ederseniz gebeliğin şemsiyesine sığınıp her aklınıza geleni yemeye çalışmazsanız nihayetinde gebelik sonrası işiniz çok kolay olur.Yağlanmayı önlemek genellikle toplumumuzda ciddi bir yanılsama var emzirme sırasında genellikle hanımla 3 ile 6 ay arasında minimum bir emzirme dönemi yaşıyorlar emzirme döneminde süt ihtiyacı olduğu için ihtiyaçlarının çok üzerinde kalori alıyorlar.Aslında basitçe günlük alması gereken kalori yaklaşık 300 kalori civarındadır.Bu da çok anlamlı bir miktar değildir.Ama insanlar sür üretimi ya da sütüm kesilmesin mantığıyla ihtiyaçlarının çok çok üzerinde ve enerji deposu olan ürünler üzerinden enerji alıyorlar.Örnek vereyim herkesin bildiği gibi büyükanneler ya da anneler pekmezler baklavalar vs. gibi enerjisi çok yoğun süt yapıcı olduğuna inanılan fakat asla yapmayan bir takım gıdalarla kişilerin yağlanamsına sebep oluyorlar.Genellikle doğum sonrası yağlanma gebelik döneminde değil emzirme döneminde alınan kilolara bağlı oluyor.6 aydan sonra emzirmenin benim bildiğim kadarıyla daha çok çocuk hekimlerinin konusudur ama yani bebeğede pek fazla bir desteği yok nihayetinde emzirme dönemi boyunca çok yüksek enerji alınmasınada ihtiyaç yok.Hatta emzirme döneminin 3. ayından itibaren eğer bu konuda bilgili bir kişi bulabiliyorsanız bir beslenme uzmanından da destek alınabilir.3. aydan itibaren bir zayıflama ya da yağ eritme projesine girebilir.2.'si gebelik sırasında ve sonrasında mümkün olduğunca hekimlerinizin izin verdiğince hiç bir zaman egzersizden vazgeçmemek gerekir.Yani lohusalık dönemi belki biraz zor geçebilir ama arkasından ilk etapta mümkün olduğu kadar hızlı normal hayatımıza geri dönmemiz gerekir ve egzersiz yapmamız gerekir.Şunu insanlar çok fazla karıştırıyor ben bütün gün bebeğin peşinde koşuyorum ya da çok uykusuz kalıyorum zaten yeteri kadar yoruluyorum yorulmakla egzersiz aynı şey değil.Yorulmak bütün gün vitrin bakarak yorulabilirsiniz ama o gün hiç bir zaman egzersiz yapmış anlamına gelmezsiniz.1 saatlik koşunun ya da 1 saatlik bisiklete binmenin karşılığı değildir o 12-13 saat vitrin bakmak.O daha fazla yorgunluk verebilir fakat egzersiz anlamında o kadar değerli değildir.Hatta hiç değerli değildir.Dolayısıyla gebelik sonrası eğer yağlanmayı engelleyecekseniz önce kiloyu engelleyeceksiniz.Fazla enerji almayı engelleyeceksiniz.Gereksiz fazla enerji almayı engellediğin